DOLAR 0,0000
EURO 0,0000
STERLIN 0,0000
ALTIN 000,00
BİST 00.000
Hazım Koral
Hazım Koral
Giriş Tarihi : 21-11-2022 15:54

Terör Ve Kısas

13 Kasım 2022 tarihinde İstanbul - İstiklâl Caddesi'nde gerçekleştirilen terör eyleminin hemen akabinde, halkımızın bu elim hadiseye bakışını ölçmek için Kudüs TV adına bir dizi sokak röportajları gerçekleştirdik.

Terörle ilgili üç çeşit soru sorduk:

1 - "Yaşanan menfur terör eylemi hakkında düşünceniz nedir?

2 - "Ülkemizde belirli aralıklarla yaşanan terör eylemlerinde dış mihrakların parmağı var mıdır?"

3 - Terör eylemlerinin önü alınması için yasalar daha caydırıcı olması gerekmiyor mu?"

Birinci sorumuzla alakalı aldığımız cevaplar genel olarak terörün asla tasvip edilmemesi ve lânetlenmesi gereken bir olay olduğu vurgulanmaktadır. Savaşın bile kendi koşullarına göre bir hukuku varken ve normal savaş koşullarında sivillerin dokunulmazlığı varken yapılan terör eylemleri ile masum insanların katledilmesi insanlık dışı bir katliam olarak elbette asla tasvip edilemez. Aleni bir şekilde bu vahşeti tasvip eden olursa o kişi mutlaka tutuklanıp yargılanmalıdır. İkinci sorumuza ilişkin aldığımız cevaplarda ise başta büyük şeytan ABD ve Filistin işgalcisi Siyonist çetenin bu vahşet eylemini bizzat organize ettikleri iddia edilmekte. Özellikle verilen cevaplarda ABD'nin gerek Irak ve gerek Suriye'nin kuzeyinde terör örgütlerini eğitip donattığı kamuoyumuz tarafından bilinmekte olduğu vurgulanmakta. Nitekim Suriye'deki iç savaşı organize eden bu iki şer odağı olduğu herkes tarafından dile getirilmektedir. Merhum Erbakan Hocamız daha açık bir şekilde defaatle "Eğer Suriye'de iç kargaşa ve iç çetışma çıkarsa bilin ki sıra Türkiye ve İran'da olacaktır" diyerek dikkatleri şer odağı olan dış mihraklara çekmekteydi. Konuya ilişkin bir başka demecinde ise, "Nerede terör varsa bilin ki orada Siyonizm ve ABD vardır" diyordu. Görüldüğü gibi eşgüdümlü olarak İran ve Türkiye karıştırılmak ve kaos ortamı oluşturulmak isteniyor.

Merhum Erbakan'ın temellerini attığı ASELSAN, ROKETSAN ve TÜBİTAK gibi askerî alandaki hizmet kurumlarının ürettiği silahlar (İHA'lar ve SİHA'lar) ile yeni teknoljilerle gelişim sağlayıp bir hayli mesafe kat edilmesi şeytanî dış mihrakları ziyadesiyle rahatsız etmektedir. Aynı şekilde İran'ın ambargolara rağmen atom reaktörleri tesis ederek uranyum zenginleştirmesi ve kıtalar arası balistik füzeler geliştirmesi şer odaklarını öfkelendirmektedir.

Onların tek isteği Müslüman ülkeler kalkınmasın, güçlenmesin ve sürekli kendilerine muhtaç durumda olsun. Bu şekilde onlar bize patronajlık taslamaya devam etmek istemektedirler. Hatırlayınız, Merhum Erbakan'ın D-8 projesine engel olmak için içimizdeki omuzu demirli piyonlarını kullanarak 28 Şubat darbesini yaptılar...

Üçüncü sorumuzda yasaların caydırıcı olmasına ilişkin verilen cevapta ise, ezici çoğunluk idam yasasının geri gelmesini istiyor. Çok istisna olarak bazıları da idam yasasının geri gelmesi ile ilgili, "çağdışı bir uygulama olur" diyor. Biz idam yasasının verilen cevaplara göre analizini yapacak olursak olay iki boyutlu olarak karşımıza çıkmaktadır. Birincisi saik, "caydırıcı" olması hasebiyle çoğunluk uygulanmasından yana. "Asılmasın da bizim verdiğimiz vergilerle besleyelim mi?" diyenler çoğunlukta. "Ateş düştüğü yeri yakar" darb-ı meselinden yola çıkacak olursak, katil hapiste de olsa yaşadığı süre yakınları katledilen mağdur aile "adalet gereği gibi yerini bulmadı" diyerek daha çok acı çekecektir. Katil idam edilse maktul yakınlarının yüreği kısmen de olsa serinleyecektir. Olayın bir boyutu da böyle. Ayrıca şunu da düşünenler var, "efendim katil idam edilse kurtulmuş olacak." Ahiret inancı olanlar için mesele böyle yorumlanmamalı, zira katili, idam edildiği andan itibaren yani mezarında başlamak suretiyle onu çok feci bir azap beklemektedir. Bakınız, intikam hırsı insanın fıtratında vardır. Yani intikam duygusu ontolojiktir. Siz birilerine acı verdiyseniz bunun karşılığı en azından misliyle olmalı. Her şeyden önce yaşam hakkı kutsaldır, kimsenin bunu sonlandırmaya hakkı yoktur. Allah Teâlâ insanı "eşref-i mahlûk" olarak yaratmıştır. Hayat insana bahşedilmiş kutsal bir emanettir ve dokunulmazlığı vardır. Bu yüzden Rabbimiz buyuruyor ki: "Taammüden bir insanı öldüren bütün insanlığı öldürmüş gibidir." (Mâide: 32) Bu feci cürmü işleyen için Rabbimiz yine buyuruyor ki: "Bir insanı taammüden öldürenin yeri ebedi cehennemdir." (Nisâ: 93) Bu şiddetli ikazı duyan biri kalbinde zerre kadar ahirete imanı varsa bu cinayeti nasıl işleyebilir? Atalarımız boşuna dememiş, "Kork Allah'tan korkmayandan." Bir insanda Allah korkusu, cehennem endişesi yoksa ondan her türlü kötülük beklenmelidir.

Bu yüzden katilin cezasını Yüce Rabbimiz sadece ahirete bırakmıyor ve "kısas" emrini veriyor, ayrıca "Kısasta hayat vardır" diyor. Evet, ancak kısas cezası ile hayat güvence ve teminat altına alınabilir. "Kısasta sizin için hayat vardır, ey akıl sahipleri, umulur ki sakınırsınız." (Bakara: 179) "Kötülüğün cezası da misli kötülüktür, fakat her kim afvedip ıslâh ederse onun da ecri Allah'adır, her durumda o zalimleri sevmez." (Şûrâ: 40) Ayette görüldüğü gibi, Allah Teâlâ kısası maktul ailesinin tercih ve insafına bırakıyor. Maktul yakınları katili isterse afvedebilir. Elbette yukarıda da ifade ettiğimiz gibi intikam duygusu ontolojiktir, bu yüzden afvetmek çok istisnai bir durum olarak ortaya çıkmaktadır. Ayrıca konumuz terör olması hasebiyle hiçbir terörist afvı haketmemektedir. Zira tasarlıyarak/kurgulayarak plânlar yapıp ve tamamen suçsuz insanlara yönelik bombalı eylem sonucu yapılan katliamın asla afvı olamaz. Bu gibiler en hafifiyle idam edilmeliler. Röportaj yaptığımız birçok şahıs böylesi caniler için, "ibret olsun diye bunlar Taksim Meydanı'nda asılmalılar" diyor. Ve ekliyorlar, "ibret olsun ki, bir daha bu canavarlığa kimse cüret edemesin."

Şu bir gerçek ki, özellikle ahlâk, edep ve nezaket kurallarından uzak yaşayan ve şiddete teşne topluluklar için yasalar sert olursa ancak o zaman suçta azalma olur. Yasaların caydırıcı olması için cezaların ağır ve misliyle olması lazım. Bakınız kadim tarihlerde yazılmış, Hammurabi Kanunları'nda bile "göze göz, dişe diş" diye bir ceza hükmü geçmektedir. Bizim toplumumuz genel anlamda nezaket ve naiflikten uzak ve şiddete meyyâl hâle gelmiş. Hak, hukuk, nezaket bilen çok az insan var. En ufak bir tartışma bile şiddete evrilebilmektedir. Bunu en çok trafikte görüyorsunuz. Oysa Yüce Rabbimiz Lokman Sûresi'nin 19'ncu ayetinde ses tonunun yükseltilmesini, bağırıp çağırmayı haram kılmış bulunmaktadır. Aynı şekilde Abese Sûresi'nin daha ilk ayetinde insanın insana kızgın bakması men edilmektedir. Zira ses tonunu yükseltmek ve kızgın bakmak/surat ekşitmek psikolojik terördür. Kimsenin kimseyi bu bağlamda bile rahatsız etmeye hakkı yoktur. Sevgili Peygamberimiz, "Şaka yollu ile de olsa kimseyi korkutma." diyor. Daha bundan ötesi var mı? Nezaket ve hassasiyet budur. Müslüman bu minvâl üzere bir hayat yaşamalıdır. İslâm sevgi ve merhamet dinidir. Bir darb-ı meselde geçen, "Müslüman karıncayı bile incitmez" sözü yanlış telaffuz edildiği söylenir. Zira cümle içinde geçen "bile" ifadesi karıncanın baside alındığı söylenmektedir. Evet, her canlının hürmeti ve dokunulmazlığı vardır. Keyfi olarak hiçbir canlı rahatsız edilmemelidir. Ya teröre, ya yapılan bu canavarlığa ne demeli? Nasıl bir acımasızlık böyle? Zerre kadar merhameti olan bir insan böyle bir şey yapabilir mi? O ölen masum insanların yakınlarının ciğerlerini yaktınız. Lânet olsun size. Elinize lânet edilmekten başka ne geçti?! Ama asılsanız da asılmansanız da, mevcut yasalarla bu dünyada hakkınızda adalet tahhakkuk etmese de sizi çılgınca yanan cehennem azabı bekliyor. Hem vallahi, hem billahi bekliyor. Orada ölmek isteyeceksiniz, cayır cayır yanarken sizi her yönünüzden ölüm çevreleyecek ama ölemeyeceksiniz, çünkü yandıkça size yeni deriler, yeni bedenler verilecek. (Nisâ: 56)

Eğer uyarılsaydınız, eğer size bu hakikat anlatılsaydı büyük olasılıkla bu canavarlığı yapmamış olacaktınız. Bu yüzden biz diyoruz ki, her şeyin başı eğitim. Eğitim elbette okuldan önce ailede başlar. Âlemlere rahmet olarak gönderilen Sevgili Peygamberimiz buyuruyor ki: "Allah Teâlâ, çocukların ahlâk ve edeple ilgili eğitimlerinin ihmâl edilişine gazaplandığı kadar hiçbir şeye gazaplanmamıştır."

Allah Teâlâ'ya karşı saygı, sevgi ve haşyet duyacak şekilde yetiştirilen çocuklar elbette nezaketi, görgü kurallarını ve sosyal davranış kalıplarını bilmiş olacak ve ona göre şiddete temayülden uzak erdemli bir hayat yaşayacaktır.

Ufak yaştan itibaren ilgi ve sevgiden mahrum yetişen çocuklar günün birinde içerisinde bulundukları topluma sadece yük değil belâ da olabilmektedirler. İlgi ve sevgiden mahrum yetişen çocuklar çok kolay kandırılıp devşirilmektedir. Bu gibiler çok rahat bir şekilde terör örgütlerinin ve bunların taşeronluk yaptığı küresel şer odaklarının tasmalı piyonu olabilmektedir.

Uzun yıllar bizzat rejim tarafından dil, kültür ve kimlikleri yok sayılan ve asimile edilmek istenen Kürt halkının içerisinden bir kesim Türk etnisite kimliğine karşı farklı bir konumda kendilerini tanımlama yoluna giderek bölücülük zihniyeti ile Kürt halkı adına otonom kapısı açmanın derdine düştüler. Bizzat kurucu iradenin temellerini attığı Türk milliyetçiliği karşısında kendilerini "ötekileştirilmiş" hissedip bu duygulara kapılarak kendi etnik kimliklerinin tanınması için bölücü politika ve söylemler geliştirdiler ve işi terör eylemlerine kadar taşıdılar. Bilindiği üzere Suriye'de PYD/YPG olarak isimlendirilen grubun Türkiye ayağı PKK ismiyle temayüz etmiş bulunmaktadır. PYD/YPG Türkiye'ye sızıp eylemler yaptığı ve buna mukabil Türkiye'nin Suriye'nin kuzeyinde kendilerine operasyon çektiği bilinen bir gerçek. Bir başka gerçek ise bize "müttefikiz" diyen ABD 50 bin TIR dolusu silahı bu terör örgütlerine vermekle yetinmeyip üstüne üstlük bir de askerî enstitüler açıp bu teröristlere savaş ve TNT patlayıcı eğitimi vermektedir. Bölgemizde terör ve her türlü suikast konusunda sicili tescilli çıbanbaşı ABD'dir. ABD terör ve şiddete teşne grup ve şahıslara çok rahat bir şekilde ulaşabilmektedir. Topraklarımız bu konuda çok verimli.

Peki ne yapmalı? Sadece cezaları ağırlaştırmak yeterli olur mu? Kısmen yeterli olunsa da can güvenliği için nihai sonuç bu değildir. Kalıcı çözüm için aidiyet değerlerimize tezat teşkil eden politikalardan ve yönetim tarzından kurtulmak zorundayız. Sadece Türkiye bu sorunu tek başına çözemez. Zira sorun sadece Türkiye sınırları içerisinde vuku bulmamaktadır. Sorun bölge ülkelerini de kapsamaktadır. Şu hâlde bölgesel işbirliği kaçınılmaz bir zorunluluktur. Bir de bu işbirliği palyatif olmamalı. Sorunun kalıcı bir şekilde çözüme kavuşması için son derece kapsamlı ve sağlam temeller üzerine konsorsiyum oluşturulmalıdır. Merhum Erbakan Hocamız, içerisinde terör sorununun hâlline ilişkin çözüm önerileri olan geniş kapsamlı proje anlamına gelen D-8'i bir yönüyle bu amaca matuf olarak kurmuştu. Zira bazı sorunlar var ki, başattır ve onu hâllettiğinizde diğer ufak sorunlar da onunla ilintili olarak hâlledilebilmektedir. Yoksa 40 küsur yıldan beri süren bu terör sorunu asla çözülmeyecektir. Zira Erbakan Hocamız'ın deyimiyle, "yara kangren olmaya doğru gidiyor, bu iş pansumanla olmaz." Tek çare D-8 projesinin hayata geçirilmesidir. Bu olursa göreceksiniz, terör de biter, anarşi de biter ve bölgemiz sadece güvenlik alanında değil en başta ekonomik kalkınma olmak üzere her alanda güç ve istikrara kavuşmuş olacaktır. Bölgemizin güvenliği, barış ve huzuru buna bağlıdır. Birleşirsek güçlü oluruz ve bu güç yeni bir konsorsiyum ile bütün etnik kökenli halklara yansıyacak, faşizan eğilimler, ayrıştırıcı düşünceler ise anlamını yitirecektir.

Bir olursak iri ve diri oluruz. "Adalet temeline dayalı güç" biz İslâm ümmetinin elinde olacak ve merhametle güç birleşince dünya patronajlığı Müslüman ümmetin inhisarında olacak. Ancak bu şekilde Al-i İmrân Sûresi'nin 110'ncu ayeti tahakkuk edecek. "Siz insanlar için çıkarılmış hayırlı bir ümmetsiniz iyi olanı tesis eder olumsuz olanı bertaraf edersiniz."

 

NELER SÖYLENDİ?
@
Hazım Koral

Hazım Koral

DİĞER YAZILARI Atatürk'ün Son Meclis Konuşması İle İlgili Tartışmalar Aliya İzzetbegoviç'i Rahmetle Anmak... İran'da Yaşanan Olaylar ve Türkiye Kıyaslaması... T.C'nin Siyonist Çete İle İlişkileri Misyonumuz Evrensel Nitelikte Müesses Bir Nizam Kurmak Olmalı... Allah'a Koşunuz... Suriye ve Diğer Arap Ülkelerinin Filistin'e Bakışı... Takva Mücadeledir 28 Şubat Darbesinin Hatırlattıkları.... Biz Neyin Derdindeyiz Suud Ve Avanesi Ne Yapıyor? Haya İmandandır... Merhamet İnsanın En Temel Hasleti Olmalı... Allah'a Koşunuz Azerbaycan ABD Ve Siyonist İsrail Kıskacında... Tarih Tekerrür Ediyor ve Taliban'lı Yeni Dönem Evlilikte Liyakat Ve Sadakat.. Bosna Savaşı ve Srebrenica Katliamı... Ey Allah'ın Kulları Kardeş Olunuz... Ateşkes Filistin'i Unutturmamalı... Sicili Bozuk Ve Küstah ABD Erbakan'ı Tanımak Tarım Ve Ekolojik Sorunlarımız Sürdürülebilir Aile Yuvasının Ön Şartı İyi Geçimdir.. Batıl Ehlinin İslâm'a Ve Peygamberimiz'e Olan Düşmanlığı... İftira Dezenformasyon Ve Tezvirat Olguları Üzerinden İran Düşmanlığı.. Kısasta Hayat Vardır Kerbelâ Kıyamını Anlamak... Istanbul Sözleşmesi Mi, İslam Sözleşmesi Mi.... Bir Hukuk Skandalı Ve 22 Yıllık Hasret... Aile Mahremiyeti Üzerine Dünya Kudüs Günü Ve Asıl Mesele Oruç Ve Nefs Tezkiyesi.. Koronavirüs (Kovid-19) Hakkında... Mayın Eşeği Olmamak İslâm Devriminin 41'nci Yılı Muhasebesi İran'ın Suriye'de Ne İşi Var? Kadına Şiddet Ve Evlilik Hayatını Bitiren Faktörler... Nikâh Akdi.. Evlilikte Liyakat Ve Sadakat.. Kadına Şiddet Ve Kadın Cinayetleri Önce Ahlâk Ve Maneviyat... Takva İslam’ı En İyi Şekilde Yaşamaktır Gürültü Kirliliği Ramazan Ayı Ve Oruç Tesettürün Cılkının Çıkarılması Ve Müstehcenliğin Yaygınlaşması Üzerine... Şer Ekseni İslâm Devrimi’nin 40. Yılı Nikâhta Keramet Vardır Uygurlu Müslüman Türklere Uygulanan Çin Zulmü Evliliğe Giden Yolda Kıskançlık... Unutulan Vecibe Emr-İ Maruf -Nehyi Münker Ve Nasihat.. Akraba Ve Komşuluk İlişkileri Art Niyet - Suizan Veya Önyargı Emin, Güvenilir Ve Nezaket Sahibi Olmak Gelin Ve Damat Mevzusu Yarınlar Bizim Siyonistlerin Kuklası Küstah Trump Evlilik Oyunu (!) Geçimsizlik Ve Boşanma Hadiseleri Anlamlı Ve Bir O Kadarda Stratejik Ziyaret... Evlilik Huzurun Teminatıdır… Evlilik İçin Mümeyyiz Olmak… Medeniyetimiz Ve Ufak Ayrıntılar Eşler Arasındaki Kıskançlık Ve Duygu Kontrolü... Sevgi Ve Aşk Üzerine Kısa Bir Analiz.... Farkındalık... Mesuliyet Hissi Ve Merhamet Duygusu.. İnsanı Ve Misyonunu Tanımak. Terör Ve Şiddetin Meşruiyeti Yoktur. Fethullah Gülen’in İnanç Ve Psikolojisi... Kerbelâ’da Âşura Öncesi Azmettirici ABD Tetikçi FETÖ Destekçi NATO İşgalci Siyonist İsrail İle Anlaşmaya Hayır.. Kanlı Darbe Girişimine Bir Başka Açıdan Bakış... Kanlı Darbe Girişimi Hangi Amaca Matuf.. Sıbgatullah; Allah'ın Boyası.. Ramazan Ve Oruç İkra Önce Ahlâk Ve Manevîyat Edep Erbain Yürüyüşü Kerbelâ’yi Anmak Bidat Mi? Kûr’ân Ve İmâm Hüseyin Üst Kimlik Manifestomuz.. Teberrâ Ve Tevellâ Uhuvvet Ve Tasavvuf Ümmet Birlikteliğinin Önündeki Engeller Diyalog Ve Uhuvvet'in Ön Şartları… Tekfircilik Hastalığı (2) Tekfircilik Hastalığı -1- Tevhid Selâm Terör Örgütü Mü?
Gazete Manşetleri
Yol Durumu
E-Bülten Kayıt
ARŞİV ARAMA