DOLAR 0,0000
EURO 0,0000
STERLIN 0,0000
ALTIN 000,00
BİST 00.000
Harun Yılmaz
Harun Yılmaz
Giriş Tarihi : 18-04-2024 20:48

Yirmibeş Kuruşun Hikâyesi...

Seferberliğin ilanıyla beraber, Ayvalık’taki 9. Tümen’e bağlı 23. Alay, ağırlıklarıyla birlikte Soma’ya gelerek, trenle Bandırma üzerinden Tekirdağ’a sevk edildi. 23. Alay’ın Burhaniye’de bulunan bir piyade taburu, mesafenin daha kısa olacağı hesabıyla, Burhaniye, Edremit, Çanakkale yoluyla cepheye sevk edildi.

Kumandan, bu tabur yürüyüşe geçmeden önce, geçecekleri yollara yakın köylere, gönderdikleri çavuşlar vasıtasıyla, geçecekleri gün ve saat belirtilerek, köylülerden asker için yemek ve misafir olarak geceleyecekleri yerler hazırlamalarını istedi. Böylece yürüyüş sırasında, asker için iaşe ve ibate (yeme ve barınma) telaşından bir ölçüde kurtulunmuş olunuyordu.

Aynı şekilde, o yıllarda henüz bir köy olan Havran’a gelen çavuşlar, muhtardan kendilerine kaç kişilik, yemek ve yatak hazırlayabileceklerini sorunca, muhtar;

- Burasının köy olduğuna bakmayın. Burası büyük bir köydür. Sizin taburun hepsini ağırlayabiliriz, yedirir içiririz. Merak etmeyin” deyince askerler, köyden ayrıldı.

Gerçekten de belirtilen günde Havranlılar, bir tabur askeri doyuracak kadar yemek hazırlamışlar, yatacak yerlerini hazırlamışlardı.

Tabur, Havran yakınlarına geldiğinde, tabur kumandanı, Edremit’in çok yakın ve çok daha büyük olduğunu düşünerek, Havran’a sadece bir bölük asker yollamıştı. Bir taburluk hazırlanan yemek, bir bölüğe göre çok çok fazla gelmiş, artmış, hatta ertesi güne bile kalmıştı.

Bir taburluk yatacak yer hazırlayan Havran Muhtarı, gelen askerleri sadece büyük evlere taksim ederek, küçük ve fakir evlere yük olmasın diye askerleri göndermemişti.

Bölük kumandanı şöyle anlatıyor; Ben her zaman, seferî durumlarda en geç yatar ve en erken kalkarım. Askerleri evlere dağıttıktan sonra, sokaklarda dolaşmaya başladım. Yavaş yavaş evlerin ışıkları sönüyordu. Asker yatmaya, uyumaya başlamıştı. Aydınlatma olmadığı için sokaklar zifiri karanlıktı. En son birkaç evde ışık kalmıştı. Onlar da sönünce ben de gidip yatacaktım. Sokakta, birden, iki büklüm, bastonuna dayanarak yürüyen, ihtiyar bir kadına rastladım. Neredeyse çarpışacaktık. Aklıma çeşit çeşit şeyler geldi. Kadına;

- Nene, sen bu saatte sokakta ne arıyorsun, diye sordum.

- Evlatlarımı arıyorum… Oğullarımı arıyorum…

- Kim senin evlâtların?

- Dün bana muhtar, askerler gelecek, sana da misafir etmen için dokuz evlât vereceğim, dediydi. Onlara yataklar hazırladım, yemekler hazırladım, ama gelmediler… Onları arıyorum.

Bir tabura göre hazırlık yapan muhtar, bir bölük asker gelince, ağırlık olmasın diye, bu ihtiyar nineye, misafir etmesi için asker yollamamış. O yıllarda, kadınların hiçbir sosyal güvenceleri yoktu. Kimsesiz kadınlar, çok zor durumda kalıyorlar, çok zor geçiniyorlardı. Hiçbir gelirleri olmayan, bu yaşlı ve yoksul insanlar, bazen zeytinler silkelendikten sonra gidip yerlerde kalan zeytinleri toplayarak, biraz gelir elde etmeye çalışıyorlar, buna da “başakçılık” deniyordu. Bu nene de böyle birisi olduğu için, muhtar acımış, yükü artmasın diye ona asker göndermemişti.

Ancak nene “askeroğullarım, evlatlarım gelecek” diye büyük bir sevinç içinde dokuz kişilik yer ve yiyecek hazırlamıştı. Nenenin çok üzüleceğini anladığımdan, ışıkları henüz sönmemiş bir eve gidip, daha yatmamış olan dokuz askeri neneyle birlikte yolladım. Kadıncağız nasıl sevindi bir görseniz…

Ertesi gün sabah erkenden bölüğü yol üzerinde topladım. Yoklamayı yaptıktan sonra, tam yürüyüş emri verecekken, iki büklüm, yaşlı bir kadın, bastonuna dayanarak elinde bir torba ile yanıma geldi. Galiba akşam karşılaştığım nene idi;

- Kumandan oğlum! Bu torbada, evdeki bütün zeytinleri, ne varsa koydum. Üstüne de biraz çökeleğim vardı, onu koydum. Bunları benim asker oğullarıma yedir, e mi?!

Almasam, nenenin çok üzüleceğini anladığımdan, çavuşlardan birine işaret edip, elindeki torbayı aldırdım. Nene bu sefer, sevinç içinde, avucunda sımsıkı tuttuğu bir mendili açtı. İçinden tek bir yirmibeş kuruş çıktı.

Bana uzattı;

- Kumandan oğlum biliyorum, çok az, ama bütün param bu kadar. Bunu al, benim asker oğullarıma, hiç olmazsa bir çay içir, olur mu?

Şaşırdım. Biliyordum ki, nenenin başka parası yoktu. Bütün servetini getirmişti. Yirmibeş kuruşu aldım. Kaldırarak bölüğe gösterdim;

- Bölük! Bakın neneniz, size bütün servetini bağışladı. Bunu ona helâl ettirin!

Yürüyüş emrini verdim. Nene arkamızdan el sallıyordu. Bölüğüm. O yirmibeş kuruşu helâl ettirdi; yarısından çok fazlası Çanakkale’de, Gazze’de şehit oldu.

-o-

“İnsan” aleyhine deccalist planlar kuran küreselci elitler ve onların her devlete yerleştirdikleri kimseler, ellerindeki gücü, serveti, medyayı, ünlüleri, yasaları, kurumları, okulları, tıp sistemini kullanarak;

Yediğimize, içtiğimize, giydiğimize, soluduğumuz havaya o kadar çok zehir kattılar;

Ekinimizin, neslimizin genetiğiyle öyle bir oynadılar;

Sömürgeci batılı elitlere o kadar çok toprak satıldı ve tarımı, hayvancılığı öyle talan ettiler;

Aileyi, içtimai ve ferdi ahlakı, eğitimi o kadar çok bozdular;

Kadın hakları deyip kadınları, çocuk hakları deyip çocuklarımızı bizden öyle bir kopardılar;

Hayvan hakları (!) deyip, insana, toprağa, suya, havaya, vahşi doğaya hiçbir faydaları olmadığı bir yana, külli zararları olan, sivri dişli 15-20 milyon başıboş dev parazitleri çoluk çocuğumuza öyle bir musallat ettiler;

Helali din kitaplarına, cami hocalarının ağızlarına sıkıştırıp, haramı günlük yaşamın en meşru parçası hâline öyle bir getirdiler;

Geçim derdine düşürerek nefes alma, tefekkür etme, mefkûre sahibi olma alanımızı o kadar daralttılar ki;

Çok azımız dışında ne böyle bir millet kaldı, ne böyle bir asker, ne bu askere böyle kumandanlar…

Bu ruhu, bu şecaati, bu fedakârlığı bütün dünya ve biz sadece Gazze’de izliyoruz artık.

-o-

 

NELER SÖYLENDİ?
@
Ercan 1 ay önce
Allah razı olsun senden
Harun Yılmaz

Harun Yılmaz

DİĞER YAZILARI Yine Bir Ramazan, Yine Bir Sahurun Vakti Filistin, İsrail Ekseninde Türkiye... Bizi İsrail Değil, Ebu Ubeyde Mahvedecek! Prof. Dr. Kâbus Süleyman Salih Zoroğlu ve Hucurat 6 Daldan Dala Bir Toplumuz! Pacta Sund Servanda; Ahde Vefa.. Ey İnsan! Sana Verdiğim Evladı İnşa Et! DSÖ’nün Dişine Kan Değdi Bir Kere!-2 Yeni Dünya Düzeni Projesinin Üç Ayağı... Yitik Bir Meziyetimiz; Dürüstlük ve Hakkaniyet Diyarbakırlı Hacının Şeytanla Arkadaşlığı ve Şeytanın İnsana Düşmanlığı... Geldiğimiz Nokta! Allah'ın Teveccüh Ettiği Bir Müslüman Olmak LGBTQ+ Dayatmasına Karşı Aileyi Korumak Müslüman Mahallesinde Domuz Eti Satılıyor mu?-2 Ben, Dr. Orhan Koyuncu; Zırhlı Memurlarla Eşit Can Güvenliği Hakkı İstiyorum.. DSÖ’nün Dişine Kan Değdi Bir Kere -1- Müslüman Mahallesinde Domuz Eti Satılıyor mu? -1- Engelleri Aşanlar, Engeline Takılanlar... Müntehir Enes Kara ve Ülkemin Mal Bulmuş Mağribileri.. Küfrün İhsanı Olmaz.. Müşfik Bir Millet(tik) Biz; Ne Oldu Bize? Zaman Çok Kısa; Ye, İç, Gül, Oyna… Bir Daha mı Geleceksin Dünyaya? Koronavirüs, Hastalık Değil, Servetin El Değiştirmesi Aracı Olabilir mi? Sahurun Vakti.. Abid Özmen, Sevda Kuşun Kanadında ve Bilderberg Toplantısı Her İnsan, Yapmadığı Tüm İyiliklerin Suçlusudur* Ziyanda Olan Kitlelerdir, Şahsiyetler Her Zaman Kazanır Yine Bir 24 Kasım Daha Geldi... Conseil Français Du Culte Musulmane veya Müslümanların Birlik Sorunu Türkiyeliler Defolsun! Baba Ne İşe Yarar?* Toplumsal Cinsiyet Eşitliği - STK'lar Uyanıyor mu? Atam Lut Gibi Bir Mürteciyim Ben! Dünyanın Öbür Ucundaki Kardeşlerimizin Ayağına Diken Battı LGBT’nin Onur Yürüyüşü İnsan Birey midir, Şahsiyet midir? Dilin Kavramsal Bütünlüğünün Bozulması Hac mı, Panayır mı? İnsan Bu! Yaprak Misali: Ya Şimale Savrulur Ya Kıbleye Eğilir! Pacta Sund Servanda İdam Cezası Neden Getirilemez? Sırat Köprüsü Nerededir, Bilir Miyiz?
Gazete Manşetleri
Yol Durumu
E-Bülten Kayıt
ARŞİV ARAMA