DOLAR 0,0000
EURO 0,0000
STERLIN 0,0000
ALTIN 000,00
BİST 00.000
Harun Yılmaz
Harun Yılmaz
Giriş Tarihi : 18-11-2022 09:37

Allah'ın Teveccüh Ettiği Bir Müslüman Olmak

Rivayet odur ki;

Halife Hârun Reşit, kuraklık nedeniyle yağmur duasına çıkılmasını, ancak yağmur duasını da Behlül Dânâ’nın yapmasını ister.

Behlül, bu isteği kabul eder; kendi önde, el açıp âmîn diyecek olan cemaat arkada, çıkarlar meydana.

Behlül duaya başlar, ancak sanki karşısında biri varmış gibi, semaya karşı bir diyaloga girer;

- Dört çoooook, bir olsun…

Kısa bir suskunluktan az biraz sonra görünmez muhatabıyla diyaloga devam eder;

- Üç de çok, bir olsun…

İnsanlar şaşkın izlerken bu durumu, Behlül, karşısındaki görünmez muhatabıyla anlaşır;

- Tamam, hadi iki olsun.

Sonra başlar duaya, cemaat de hep bir ağızdan “âmîn” der.

Şahit oldukları bu hadise karşısında, “Behlül’dür, ne yapsa yeridir.” diye düşünen cemaat, duanın ardından şakır şakır yağmaya başlayan yağmura da sevinir.

Durumu izleyen Halife, “var bunun bir hikmeti diye düşünür,” Behlül’ü çeker kenara, “Neydi o öyle, kiminle konuştun?” diye sorar.

Behlül cevap verir; “Karşımda Mikail Aleyhisselam vardı. Yağmuru indireceğim Allah’ın izniyle, ancak, kendinle beraber salih dört kişinin de âmîn demesi lazım.”

Ben de, “Dört kişi çıkmaz, bir olsun dedim, böyle böyle en sonunda iki salih kulda anlaştık; biri benim, öbürü kim, bilmiyorum.” diye cevap verir.

-o§o-

“Diğer hikâye, yakın bir zaman aittir.”

Halife Harun Reşit zamanında cereyan etmiş midir böyle bir olay, bilemeyiz, ancak bu hikâyenin benzerini, bizzat şahit olan emekli belediye başmüfettişi Necati Abi’nin ağzından dinledim; Avcılar Merkez Camii’nin emekli imamı ve Necati Abi’nin hem amcası hem kayınpederi olan Mahmut Amca anlatmıştı bu hikâyeyi.

Mahmut Amca’nın gençliğinden beri arkadaşı olan Erzurumlu hemşerisi Sofu var imiş.

Sofu Amca’nın Erzurum’da geniş bir çevresi varmış.

Gel zaman, git zaman her ikisi de yaşça kemale ermiş, yaşlanmışlar biraz.

Sofu Amca, eline küçük bir not defteri almış; “Rabbim, benden razı olur ve mahşer günü, bazı arkadaşlarıma dair şahitliğimi kıymetli görür de isterse eğer, işte bu arkadaşlarımın salih mü’minler olduğuna şahitlik ederim.” diyerek, elindeki deftere 150 yâreninin adını yazmış.

“Bunlar zinakar değiller, haram yemezler, yetim hakkına el uzatmazlar, gıybetten hazzetmezler, onun bunun iffetine göz etmezler, şerle uğraşmazlar…” gibi kriterler belirlemiş kafasından Sofu Amca; tüm kriterlere uyduğunu düşündüğü 150 arkadaşını elindeki deftere yazmış.

Gün geçtikçe, bu listede olup vefat edenlerin isimlerinin karşısına bir çarpı atmış.

Listedeki isimler hızla erimiş, vakt-i ecel kendine de erişmiş.

Mahmut Amca’yı çağırmış yanına, “Mahmut, bu listenin serencamı budur. Defterdekilerin 10-15’i sağdır. Muhtemelen yakında emanetçi emanetini almaya gelecek bana; aha bu listeyi sen takip et.” diyerek defteri ona emanet etmiş ve birkaç gün sonra da emanetini Rabbinin vazifeli meleklerine teslim etmiş.

Mahmut Amca, o vakitten sonra Sofu’yu rüyasında görür, rüya âleminde hasbihal ederlermiş.

“Sofu, nasılsın orada?”

“Hamdolsun Mahmut; ben Rabbimden böylesi nimetler beklemiyordum.”

Mahmut Amca, saf, temiz, hinlik bilmeyen, oda dolusu altın verseler meyletmeyen, bir çuval altını saymadan emanet edip, saymadan alsalar, bir tanesi bile eksilmeden sahibine iade eden el-emin bir Müslümandır.

Sofu Amca’dan kalan listeyi takibe başlamış Mahmut Amca; “10… 5, 4, 3, 1 ve son…”

Listedeki isimler bitmiş; Mahmut Amca, yine görmüş Sofu Amca’yı rüyasında.

Ancak Sofu’nun yüzü gülmüyormuş, morali bozukmuş.

Demiş, “Yahu Sofu, ne bu hâl? Niye üzgünsün?”

Sofu Amca cevap vermiş;

“Mahmut, Rabbim, hak etmediğim kadar bolca nimet verdi bana burada; hamdolsun, ben razıyım. Ancak, hani sana bir liste vermiştim ya; Rabbim benim şahitliğimi isterse eğer, ben onların imanlarına şahidim, diyecektim…”

“Ee, onun için mi yüzün yerde yani?”

“Evet, çünkü işte onların sadece dördü kurtuldu… İşte bu yüzden üzgünüm.”

Bu bana, Vakıa suresinin 13 ve 14’üncü âyetlerini hatırlatır hep; “Cennete gireceklerin çoğu eski ümmetlerdendir, az bir kısmı da sonrakilerden!”

Bu hikâyenin şahidi Mahmut Amca çok yaşlandı, ama hâlâ sağ…

Rabbim, elden ayağa düşmeyeceği hayırlı, uzun ömürler ihsan etsin kendisine…

-o§o-

Son olarak iki hikâye ile bitireyim;

Bir gazete haberi olarak okumuştum.

Gazeteci, Karacaahmet Mezarlığı gassalı olan bir müezzinine sormuştu; “Canezeleri yıkadığınız bu teneşir tahtasında hiç unutamadığınız meyyitlerle karşılaştınız mı?”

“Çok cenaze yıkayıp kefenledim teneşirde. Çok kötü cenazeler gördüğüm gibi, artık nadirattan hâleti hoş meyyitlere de şahit oldum. İki tanesini anlatayım.” diyor gassal;

25 yaşında vefat etmiş gencecik bir cenaze getirdiler teneşire, trafik kazasında vefat etmiş; yıkadım, gülsuyu ve güzel kokular döktüm; kefenin yüzünü kapatmadan önce ailesi gelsin görsün son kez diye dışarıya haber gönderdim.

Mesleği doktorlukmuş; 60-65 yaşlarında bir adam geldi yanına; eğilip, oğlunun alnından öptü, saçlarını okşadı, yanaklarını okşadı…

Mırıldanarak Allah’a şöyle yakardı; “Rabbim! 13 yıl evlat hasreti çektim. Sonra bana burada cansız yatan oğlumu ihsan ettin. 25 yıl boyunca bana evlat sevgisini tattırdın. Sana hamdolsun. Allah’ım! Verdiğini geri aldın… Ben bir baba olarak oğlumu güzel bir ahlakla yetiştirmeye çalıştım. Verdiğin emaneti şimdi Sana uğurluyorum; onu rahmetinle karşıla!”

Sonra da defin işlemleri için cenazesini alıp çıktı.

-o§o-

Bir keresinde de ömrü boyunca fukara bir hayat yaşamış, seyyar satıcılıkla geçinmeye çalışmış 80 küsur yaşlarında, pamuk sakallı bir dedenin cenazesini yatırmışlardı teneşirde önüme. Ancak hiçbir ölüde görmediğim bir güzellik vardı bu dedenin cenazesinde. Tebessüm eden meyyit görmüştüm az da olsa, ama bu dede kahkaha atar vaziyetteydi. Ölüm melekleri acep kendisine nasıl göründüler ki, onları kahkahayla karşılamıştı bu dede?

Cenazesini yıkamaya başladım. Suyu döktükçe cemaline kan geldi, sanki ‘sabah oldu, hadi kalk’ desem uyanacak gibiydi. Ilık suyu vurdukça gasilhanedeki bilindik ölü kokusu yerini, daha önce hiç bilmediğim güzel bir kokuya bıraktı. Ben ömrüm boyunca böyle güzel bir kokuya hiç şahit olmadım.

Gasil işi bittikten sonra yüzündeki kahkaha hâlini düzelteyim istedim, ama mümkün olmadı, öylece kefenledim. Cenazenin sahiplerini çağırdım gelip alsınlar diye.

İçeriye giren yakınlarına yaklaşıp “Ben ömrüm boyunca böyle bir cenaze görmedim; Allah aşkına, bu dede sağ iken nasıl bir hayat yaşadı?” diye sordum.

Aldığım cevap çok sadeydi; “Namazlarını hep cemaatle kılardı, asla kimsenin gıybetini yapmazdı, kim kendisinden yardım istese koşardı. Ötesini bilmeyiz.”

-o§o-

Peki, Allah’ın böyle teveccüh edeceği bir cenaze nasıl olur? Bakara suresinin 3 ilâ 5’inci âyetleri bu soruya cevap veriyor;

“Gayba* inananlar; namazı ayakta tutanlar; kendilerine verilen rızıktan Allah yolunda infak edenler; sana indirilene de senden önce indirilenlere de inananlar; ahirete kesin olarak inananlar; Rabb'lerinden (gelen) bir doğru yol üzeredirler ve kurtuluşa ermişlerdir.”

Behlül Dânâ’ya, Sofu Amca’ya, doktora ve oğluna, bir de ihtiyar dedemizin ervahına El-Fatiha!

-o§o-

(*) (Allah’a, cennete, cehenneme, meleklere, kıyâmetin olacağına…)

 

NELER SÖYLENDİ?
@
Mehmet Hulûsi OYPAN 1 hafta önce
selam
Gazete Manşetleri
Yol Durumu
E-Bülten Kayıt
ARŞİV ARAMA