DOLAR 0,0000
EURO 0,0000
STERLIN 0,0000
ALTIN 000,00
BİST 00.000
Harun Yılmaz
Harun Yılmaz
Giriş Tarihi : 14-10-2022 19:06

LGBTQ+ Dayatmasına Karşı Aileyi Korumak

18 Eylül 2022, Pazar günü, saat 14.30’da İstanbul Saraçhane’de toplanan kalabalık, Fikirde Birlik ve Mücadele Platformu tarafından tertip ve organize edilen ve 150’den fazla STK tarafından desteklenen, “Çocuklarımızın, LGBT dayatmasından korunması için yürüyoruz” programına katılarak, Beyazıt Meydanı’na kadar yürüdü. Bir ikileme rağmen ben de katıldım.

Neden ikilem?!.

Buraya bir virgül koyup, ülkemizin başka bir dualitesinden bahsedelim;

“Cenaze namazlarında iki caminin ismi sembolik bir önem arz eder ve arafta kalmış bir hâli anlatır; Fatih ve Teşvikiye camileri…

Teşvikiye’den kalkan cenazeler daha çok “Onlardan ölen kimsenin cenaze namazını kılma ve dua için de mezarı başında durma! Çünkü onlar Allah'ı ve peygamberini inkâr ettiler, fasık olarak öldüler.” (Tevbe 84) formatındadır ve kalabalık, kara gözlükleriyle kombine siyah kıyafetler giyerek, öbür mahalleye alkışlı göndermeler yaparlar.

Fatih Camiî’nden ise tekbirler, salavatlar eşliğinde genel olarak muhafazakâr mahallenin cenazeleri kaldırılır. Ancak bu cenahın dirileri, Teşvikiye cemaatine pek takılmaz, onların alkışlarını duymaz, göndermelerini umursamaz…

Teşvikiye cemaati, öbür mahalleye karşıtlık kimliğinde birleşerek toplaşırlar cami avlusuna ve ölülerine alkış tutarlar; pek Fatiha bilmezler ve okumazlar da… Zaten kıldıkları cenaze namazına abdestli hazırlandıkları da pek vaki değildir; öbür mahalleye alkış sesi duyurma çabası vardır Teşvikiye cemaatinde…

Fatih Camiî cemaati ise, musalladaki cenaze için kılınan namazı, getirilen tekbir ve salavatları bir gövde gösterisine dönüştürme niyetiyle hareket etmez; hem farz-ı kifayeden bir ibadettir ifa ettikleri hem de bu vatanın aslî sahibi olduklarına inanırlar. O yüzden kendilerini kasmazlar, endişelenmezler, cenaze namazları, öbür mahalleye karşı “ayağınızı denk alın haa” boyutuna evirilmez. Musalladaki cenaze için rutin olan ne varsa o yapılır ve cenaze sahipleri emanetlerini alıp defnetmeye götürürler.

Aslında bu düalizm, örtülü bir konsensüstür; Teşvikiye cemaati elittir ve Fatih cemaatinde tecessüs eden bu milletin kahir ekseriyetinin inancını, yaşam tarzını hiçbir zaman laik bünyelerine münasip görmemişlerdir. Onlar açısından bu milletin geneli “göbeğini kaşıyan, bidon kafalı, hülooooğğ…” tayfasıdır ve esas olarak kendilerinin ayak işlerini görmesi gereken çoğunluktur.

Ancak bu çoğunluğun üzerinde tam tahakküm kuramadıkları için beraber yaşamayı metazori kabullenmişlerdir. Fatih cemaati ise, inanışlarını formüle ettikleri “ezan susmayacak, bayrak inmeyecek, vatan bölünmeyecek” umdesinin getirdiği güven ve aidiyet duygusuyla, öbür yakanın tadını kaçıracak aksiyonlara pek girişmeden, beraber yaşama kültürünü daha çok sindirmiş olan taraftır ülkenin bu düalizminde.

Arada, tekçi rejimin icbar ettiği düalist bir sınır çizgisi vardır; Teşvikiye cemaati, ölülerini asla Fatih Camiî’ne getirmez; bu mahallenin çocukları da ‘er ya da hatun kişi niyetine…’ diyerek Teşvikiye Camiî musallasının ardında safa durmaz.”

Şimdi virgülden devam edelim; LGBT dayatmasına karşı aileyi, çocukları korumak amacına matuf, Saraçhane’den Beyazıt Meydanı’na kadar yürüdük.

Ancak bu yürüyüşte, yukarıda bahsettiğim tenakuzu, düalizmi görür gibi oldum.

Yürüyüşe iştirak ettiğim için gönül rahatlığıyla birkaç cümle söyleyebilirim:

Evvelen; yürüyüşü tertip eden Fikirde Birlik ve Mücadele Platformu mensuplarının Allah’a ve onun dini olan İslam’a olan samimiyetlerinden, insanlığın ifsadına karşı duruşlarından zerre kadar şüphe etmiyorum; bunu sorgulama haddinde ve niyetinde değilim. Allah, çabalarından dolayı onlardan razı olsun ve gayretlerinin ötesinde hayırlı neticeler ihsan etsin.

İslami bir saik yerine, insani bir vazifeyi mezcederek programa iştirak edenlerin, evlatlarını bu meş’um sapkınlıktan koruma amaçları ve gayretleri de takdire şayandır.

Saniyen; çift cinsiyetli yaratılan/doğan bireylerin durumu farklı değerlendirilmelidir; onlar bu yazının konusu değil. Ayrıca bireysel olarak cinsel tercihi kendi hemcinsine karşı olup, bunu kapalı kapılar ardında yapanların hesabı Allah’a aittir. Burada yekten karşısında durulması gereken şey; bu sapkın fiilin aleni işlenerek, propagandasının yapılması, evlatlarımızın bizden çalınması, sapkınlığı topluma yayma amaçlarına meşruiyet kazandırma niyetleri, organize bir topluluk hâline dönüşerek, terörize bir karaktere bürünmesi, tüm karşıtlarını sindirmek için onlara “insanlığın temel hak ve özgürlüklerine karşı suç işledikleri” yaftası vurmaya çalışmaları, bizim mahalleyi, Aile Bakanı’nın ifadesinde mündemiç “nefret söylemi”ne sahip olmakla itham etmesidir.

Ancaaaak; ister zahiri, ister gizli olsun, bir sapığın pedofilik olmasına, çocuklara karşı suç işlemesine hiçbir şart altında izin verilemez; çünkü bu cürüm, insanlığın ve tüm insanlık değerlerinin açıkça katledilmesidir.

Salisen; muhafazakâr çoğunluğun manipülasyona maruz kalması ihtimalidir. Manipülasyon, kişilerin/topluluğun/kitlelerin algısını, düşüncelerini ve davranışlarını, onların fark edemeyeceği şekilde aldatma yöntemiyle değiştirmeyi hedefleyen bir etkidir. Bir başka ifadeyle duygularımızı, zaaflarımızı ve inandığımız değerleri hedef alarak bakış açımızı değiştirmeye ve gerçeği, manipülatörün istediği yöne doğru şekillendirmeye yönelik eylemlerdir.

Hülasa, etken tarafın, karşısındakine istediğini yaptırabilme sanatıdır; ancak edilgen taraf, kendisinin istediği şeyin olduğunu sanmalıdır.

“Örneğin; asla uçakla yolculuk yapmayı sevmeyen, bundan çekinen siyasi bir lideri, bir uçak kazası süsüyle öldürmek isteyen bir yapı olduğunu düşünelim. Bu yapının içindeki bir manipülatör, o lidere en yakın ve onun en sevdiği kişiyi markaja alarak, manipüle eder ve onu, liderini uçak yolculuğuna razı ettirmeye, ona ne kadar büyük bir iyilik yapacağı fikrine yönlendirir. Bir başkası kendisine uçakla seyahat teklif edecek olsa, uçağa asla binmeyecek olan o lider, çok sevdiği yakın kişinin, iyilik yapmak aşk ve şevkine yenilerek, uçağa biner ve uçak düşer.

Liderini uçağa binmeye razı eden kişi hain değildir aslında, manipüle edilmiştir ve bir ömür “Keşke onu uçağa binmeye razı etmeseydim.” pişmanlığı içinde dövünür durur; işte manipülasyon budur.”

İşte bu yürüyüşte de böyle bir manipülasyon havası var gibi.

Bu havayı ilkin programın isminden sezmek mümkün; “Çocuklarımızı, LGBT dayatmasından korumak için yürüyoruz.

Oysa programın adının açıkça, “LGBT kapatılsın, faaliyetleri yasaklansın!” şeklinde olması daha münasip olurdu.

Çünkü ilkinde, LGBT’nin sapkınlık içinde olduğuna inanan topluluğun, sapkınlarla birbirlerine ilişmeden, aynı şehirlerde, kendi kurtarılmış alanlarında beraberce yaşamaya alıştırılması manipülasyonu vardır; yani, bir yakada Teşvikiye, öbür yakada Fatih aynı anda varlığını devam ettirir…

Başka bir ifadeyle, manipülatörlerin istediği şey; Fatih cemaatinin, LGBT ile bir arada yaşamayı öğrenmesi, aynı şehirde birbirlerine dokunmadan yaşamayı sindirmesidir… Velev ki, Fatih cemaati, onlara sapkın/sapık demeye devam etsin; problem değildir bu.

Bu minapülasyonu fark etmeyerek taviz veren bizim mahalle için ikinci hamle, nefret söylemine sahip bir topluluk olarak marjinalleştirilmemiz, sonrasında terörize bir azınlık sayılmamız olacaktır (bkz. Lut Aleyhisselam’a karşı Sodom ve Gomore halklarının tutumu).

Oysa İslam ve fıtrat beraberce yaşamayı kabul etmez; ya bu yaka galip gelecek ve onlar, pisliklerini kapalı kapılar ardında yaşayacak ya da biz, azınlıkta kalsak da mücadele ederek, Allah’ın, “o şehri terk edin” dediği kullarından olacağız, onlar ise geride bırakılacak; Allah’a düşmanlık ile taraftarlık arasında “gri tavır” yoktur. Sapkınlıkta Lut kavmini bile aşan işler yapanlara karşı sadece, ‘ya sabır!’ çekmek, Lut’un mücadelesine katılmamak, geride bırakılanlardan olma riskini havidir.

Çünkü âyet açıkça şöyle bitiyor; “Orada (kurtarılmaya layık), Müslümanlardan bir hane halkından başkasını bulamadık.” (Zariyat 36) Bir başka ifadeyle, sapkınlığı fiilen işleyen elit azınlığı ve onlara karşı sessiz kalan çoğunluğu kurtarmadık.

Rabian; yürüyüşün güzergâhı eksiktir. Programın adının, bu sapkınlığa kökünden reddiye getirmek yerine, birlikte yaşamaya münasip kaypak kelimelerden oluşmasının yanında, yürüyüşün Saraçhane’den başlayıp, Beyazıt’ta sonlanması da bir tavizdir, şehri bölüşmektir.

Saraçhane ve Beyazıt, muhafazakâr kesimin eylem ve varlık alanıdır geleneksel olarak; İstiklal ve Taksim ise öbür mahallenin sakinlerinin kurtarılmış bölgesidir.

Eğer kesin ve toleranssız bir reddiye getirilecekse, o yürüyüşün Saraçhane, Beyazıt, Sultanahmet güzergâhını takip etmesi, Galata Köprüsü’nden geçerek, Teşvikiye cemaatinin zımnen mahallesi sayılan İstiklal’den Taksim’e doğru akması gerekirdi.

Böylece, sapkınlıkta Sodom ve Gomore halklarını bile şaşkınlığa düşürecek kadar haddi aşanlara, “Bu ülke toprakları bizim mahallemizdir; ne Taksim’de, ne Eskişehir’de, ne İzmir’de açıktan açığa yapmakta ve yaymakta olduğunuz azgınlığınıza müsaade etmeyeceğiz!” mesajı en kuvvetli şekilde verilmiş olurdu.

Hamisen; katılımın ihatası ahde vefa gözetilerek, daha da geniş tutulabilirdi. Bu ülkede daha hiç kimse CEDAW’a, İstanbul Sözleşmesi’ne, Lanzarote Sözleşmesi’ne, 6284’e, GENDER/toplumsal cinsiyet eşitliği ve nötr cinsiyet projelerine uyanmamışken, aile ve toplum ahlakında, yaşamında nasıl bir ifsat tasarlandığını gündemimize sokan Akademisyen Mücahit Gültekin, senelerini insani ve İslami bir saf tutuşa tasarruf etmiş olan Av. Muharrem Balcı,* Ahmet Hakan Çakıcı, Sema Maraşlı, Prof. Dr. Burhaneddin Can, hem bir ahde vefa hem de bizden çok daha örgütlü ve devasa bütçelerle toplumu, çocuklarımızı sarmakta olan bu küresel fitneye karşı mücadele yöntemleri konusunda Platform’a ihtiyar azaları olarak dâhil edilmeli, her daim fikirlerine başvurulmalı, istişare kurullarında varlıkları asla unutulmamalıdır.

Sadisen; bir soruya da cevap bulunmalıdır; bu ailelerin çocukları büyüdüğünde ne olacak? Yürümenin ve benzeri etkinliklerin marjinal kalması durumunda ne olacak? Hz. Lut’un mücadelesinin aynı şehirde uzlaşı içinde yaşamayı değil, sapkınlığı engelleme çabası olduğunu anlamak yerine, sadece slogan atmanın işe yaramayacağını anladığımızda ne olacak? Sapkınlığın yayılmasını engelleyecek güçlü organizasyonlar ve ittihat olmadan yürümenin yetmediğini gördükten sonra, her şey için geç olmayacak mı?

Oysa biz Müslümanlar biliriz ki, “Şeytan, kendisiyle beraber ateşe sürüklemek için, insanları taraftarı olmaya çağırır.” (Fatır 6)

Onun taraftarı olmayacağımız gibi, bize düşmanlık eden şeytana ve ona uyanlara karşı (âyetin ilk cümlesindeki emre uyarak) düşmanlık edeceğiz; bir başka deyişle, beraber yaşamayı kabullenmeyeceğiz, sapkınlıklarını normalleştirmelerine, yayılmalarına müsaade etmeyeceğiz, Sodom ve Gomore halkı gibi Hz. Lut’un mücadelesini kenardan izlemeyeceğiz. **

Bu yürüyüşün, muhafazakar kesimin kendini rahatlattığı marjinal bir yürüyüş olarak kalmaması, sızmalara ve mecrasını değiştirmesi risklerine karşı temel ilkelerin, harekat seyir ve yönetiminin nasıl olacağı belirlenmelidir. Gelecekte kim lider olursa olsun, kim tertip ederse etsin, bu temel ilkelerden saparak şiddete yönelmenin ve terörize olmanın önü daha en baştan alınır ve böylece ilkesel duruşu bozacak kişilerin topluluk ve hareket içinde sırıtarak, dışarıya atılması sağlanır.

İş yürümekle, dövizler taşıyıp, sloganlar atmakla sınırlı kalmamalıdır; çocuklarımızı çalarak bizden almaya çalışan her türlü yapıya karşı, tüm çocuklarımızı kuşatacak, anında onlarla iletişim kurarak anlatacak, rehberlik edecek platformlar kurulmalı, bu tür yürüyüşlerin toplumsal atalet oluşturmasına izin verilmemelidir.

Sözün özü şudur; elimize iki üç tane çeyrek altın geçtiğinde, çalınmasın, kaybolmasın diye köşe bucak onları saklamak için gösterdiğimiz gayreti ve ihtimamı, çocuklarımızın bu sapkın örgütler tarafından çalınmasına da göstermek zorundayız.

 

(*) Konuyu tüm boyutlarıyla anlamak, farkındalık edinmek isteyenler, bir bilgi hazinesi olarak buraya bakabilir; https://www.muharrembalci.com/toplumsalcinsiyetesitligi.php

(**) Muhammed 35: “Üstün (ve şerefli) durumdayken gevşeklik göstererek (zillete düşüp) barışa davet etmeyin.”

 

NELER SÖYLENDİ?
@
Hasan Uğur Türkmenli 4 ay önce
İnanç değerleri, insani değerler ve sosyolojik açıdan doğru tesbitler ile hakikat penceresinden ele alınarak kaleme alınan yazınız için teşekkür ederim.
Harun Yılmaz

Harun Yılmaz

DİĞER YAZILARI Diyarbakırlı Hacının Şeytanla Arkadaşlığı ve Şeytanın İnsana Düşmanlığı... Geldiğimiz Nokta! Allah'ın Teveccüh Ettiği Bir Müslüman Olmak Müslüman Mahallesinde Domuz Eti Satılıyor mu?-2 Ben, Dr. Orhan Koyuncu; Zırhlı Memurlarla Eşit Can Güvenliği Hakkı İstiyorum.. DSÖ’nün Dişine Kan Değdi Bir Kere -1- Müslüman Mahallesinde Domuz Eti Satılıyor mu? -1- Engelleri Aşanlar, Engeline Takılanlar... Müntehir Enes Kara ve Ülkemin Mal Bulmuş Mağribileri.. Küfrün İhsanı Olmaz.. Müşfik Bir Millet(tik) Biz; Ne Oldu Bize? Zaman Çok Kısa; Ye, İç, Gül, Oyna… Bir Daha mı Geleceksin Dünyaya? Koronavirüs, Hastalık Değil, Servetin El Değiştirmesi Aracı Olabilir mi? Sahurun Vakti.. Abid Özmen, Sevda Kuşun Kanadında ve Bilderberg Toplantısı Her İnsan, Yapmadığı Tüm İyiliklerin Suçlusudur* Ziyanda Olan Kitlelerdir, Şahsiyetler Her Zaman Kazanır Yine Bir 24 Kasım Daha Geldi... Conseil Français Du Culte Musulmane veya Müslümanların Birlik Sorunu Türkiyeliler Defolsun! Baba Ne İşe Yarar?* Toplumsal Cinsiyet Eşitliği - STK'lar Uyanıyor mu? Atam Lut Gibi Bir Mürteciyim Ben! Dünyanın Öbür Ucundaki Kardeşlerimizin Ayağına Diken Battı LGBT’nin Onur Yürüyüşü İnsan Birey midir, Şahsiyet midir? Dilin Kavramsal Bütünlüğünün Bozulması Hac mı, Panayır mı? İnsan Bu! Yaprak Misali: Ya Şimale Savrulur Ya Kıbleye Eğilir! Pacta Sund Servanda İdam Cezası Neden Getirilemez? Sırat Köprüsü Nerededir, Bilir Miyiz?
Gazete Manşetleri
Yol Durumu
E-Bülten Kayıt
ARŞİV ARAMA