DOLAR 0,0000
EURO 0,0000
STERLIN 0,0000
ALTIN 000,00
BİST 00.000
Cevdet Işık
Cevdet Işık
Giriş Tarihi : 30-11-2020 09:31

Öznelliğin İktidarı-1

Her insanın yaşamı kendi öznelliğinin çizdiği, benimsediği, kabul ettiği sınırlarda devam eder. Sürdürdüğü yaşamı öznellik vasfıyla sıkı bir şekilde bağlı olmasına rağmen, sanki mutlak hakikatmiş gibi davranır insan. Onun için kendi öznelliği ile uygunluk arz etmeyen diğer öznellikleri geçersiz, batıl ve yanlış sayarak, onları düzeltmek adına imha etme yoluna da zaman zaman meyleder. Bu anlayışın bir gereği olarak hangi öznellik gücü eline geçirebilmişse, diğer öznellikleri ya yok etmiş ya da hükmü altına almış/almaya çalışmıştır.

Her insanın kendi öznelliğini bildiği doğrular çerçevesinde oluşturma hakkı her zaman bakidir. Bu en temel insani haktır. Fakat bu temel insani haktan doğan yorum ve yargıların başkalarına dayatılması, en popüler tabirle faşizmdir. Bu dayatma her ne adına olursa olsun yanlıştır. Vatan, millet, devlet, din, mezhep, meşrep, cemaat veya iktidar gibi hiçbir gerekçe buna haklı bir gerekçe olarak gösterilemez. Burada her insan doğru bildiklerini doğru olduğuna inandığı için kabul etmektedir. Önemli olan insanın doğru bildiklerini başkalarının da doğru bilmesi için herhangi bir zorlamada bulunmamasıdır.

İktidar sorunu hem bireysel ve hem de toplumsal manada üzerinde anlaşmaya varılan değer, hedef ve amaçlarla ilgili bir sorundur. İktidar sahibi olmak için güç sahibi olmak gerekir. Güçsüz bir iktidar mümkün olsa bile, dışarıdan gelebilecek tehlikeleri savma yeteneğine sahip olması mümkün olmaz. Her nerede bir iktidar varsa orada bir gücün olması da kaçınılmazdır. Gücün varlığını illa da kas gücü olarak düşünmek gerekmiyor. Asıl güç ortak amaç ve hedeflerin oluşturduğu, temelinde değerlerin yer aldığı güçtür. ‘Değer’ler varoluşu anlamlı kılan ilkelerden oluşmaktadır. Örneğin biz Müslümanlar için iman ve imanın içeriğini oluşturan tevhid, hayatı bütün boyutlarıyla kuşatan dinamiksel bir ‘değer’dir. Eğer Müslüman olmanın doğal sonucu olan gerçeklikler söz konusu değilse, bu, tevhidin sadece lafza indirgenmesi ve içeriğinin bilinmemesinden kaynaklanmaktadır. Dolayısıyla ‘değer’ odaklı gücün asıl güç olduğunu ve etki bakımından kas gücünden daha etkili olduğunu belirtmiş oluyoruz.

Bireysel anlamdaki iktidarın öznesi insanın kendisi olmaktadır. Burada insan, kendi kendisinin iktidarını oluşturur. Öznelliğin bireysel planda iktidarı dediğimiz olgudan bunu kast ediyoruz. Bu süreçte insan kendi kendisiyle bir iç çatışma yaşar. Bu iç çatışma aklın rehberliğinde soru ve sorgulamalar şeklinde olur. Neticede varoluşsal bütün soru ve sorunlara cevaplar bulmaya çalışır. Örneğin Müslüman nitelemesine sahip bir kimse, yaşadığı böylesi iç çatışmaların neticesinde, Allah’ın varlığı ve birliği, O’nun mutlak tek ilah olduğu hükmünün bilincine varır. Böylece Müslüman nitelemesiyle birlikte oluşan bir teslimiyet söz konusu olur. Bu teslimiyet, kas gücünün zoruyla değil, irade gücünün sarf ettiği güçle oluşan bir teslimiyettir. İnsan ne yapıyor? İnsan aklını kullanıyor, okumalar yapıyor ve bilgi temelli farkındalıklara ulaşıyor. Böylece ikna olduğu kanaatlere sahip oluyor. Söz konusu teslimiyete böyle bir emek ve çaba ile varıyor. Yoksa acziyetin oluşturduğu korkuya dayalı bir teslimiyet değil.

Her bireyin kendi iç dünyasında sahip olduğu paradigmatik disiplin, bireylerin öznellik bağlamındaki iktidarını oluşturur. Bu bireysel iktidarın sahip olduğu bakış açısına göre oluşan gerçeklikler, diğer bireylerin sahip olduğu gerçekliklerle ne kadar uyumlu ise toplumsal yaşam da o kadar çatışmalardan uzak ve barışçıl olur. Toplumsal yaşamın barışçıl yüzünü oluşturan konsensüs/uzlaşı benimsenen ana ilkeler üzerinden olmaktadır. Hiçbir zaman homojen olan bir toplumsal yapı tarihte görülmüş değildir. Toplumları homojenleştirmek için yapılan faaliyetler, sömürü odaklı faaliyetlerdir. Bu amaçla yapılan mühendislik çalışmaları her zaman benzersiz zulümleri beraberinde getirmiştir. Modernizmle birlikte halklara dayatılmış olan ulusçuluk projesi, netice itibariyle bir homojenleştirme projesidir.

Toplumsal manada iktidarlar çok farklı şekillerde oluşabilmektedir. İktidarın temsiliyet vasfına göre nitelikleri de farklılık arz eder. Otoriter, totaliter, monarşik, oligarşik, demokratik iktidar biçimleri değişik yer ve zamanlarda hüküm sürmüşlerdir. Toplumsal manada oluşan iktidarların hem oluşma şekilleri ve hem de içerikleri adil yönetim için büyük bir önemi haizdir. Hz. Peygamberin vefatıyla birlikte başlayan hilafet döneminde, Müslümanlar biat etmek suretiyle halifeyi seçiyorlardı. Saltanatın sürdüğü yönetimlerde biat göstermelik bir koşula dönüşmüştü. Demokratik idarelerde yapılan seçimlerde ise seçmenin tercihi belirlenmiş ve dayatılmış paradigma tarafından ipotek altına alınacak şekilde belirlenmiştir. Dolayısıyla bu tür iktidarlar kim tarafından kullanılıyor olursa olsun fark edecek çok şey olmuyordu.

İster bireysel ve isterse toplumsal olarak var olan bütün iktidarlar, öznelliğin iktidarları olmaktadır. Çünkü iktidarları sınırlayan bütün kurum ve kurallar birilerinin hassasiyetiyle oluşturulmuş kurum ve kurallardır. Dolayısıyla bütün insanlığı kapsam alanına alan ve herkesin teslimiyet göstereceği bir iktidar mümkün değildir. Bütün detaylarını Allah’ın belirlediği bir iktidar bile olsa, yine de öznellik sıfatından yakasını kurtarması mümkün görünmemektedir. Bunun sebebine baktığımız zaman karşımıza akıl ve irade çıkmaktadır. Akıl ve iradenin devrede olduğu durumlarda herkesi her konuda bir paydada toplamak mümkün olmayacaktır. Şunu hatırlayalım ki, Şeytan direkt olarak Allah’ın hitabına muhatap olmasına rağmen, bile bile yan çizmeyi tercih etmişti.

 

NELER SÖYLENDİ?
@
Gazete Manşetleri
Yol Durumu
E-Bülten Kayıt
ARŞİV ARAMA