DOLAR 0,0000
EURO 0,0000
STERLIN 0,0000
ALTIN 000,00
BİST 00.000
Cevdet Işık
Cevdet Işık
Giriş Tarihi : 27-03-2022 22:59

Dumdum Kurşunu

Dumdum kurşununun bir kurşun olduğunu herkes bilir. Fakat bu kurşunun nasıl bir kurşun olduğunu herkes bilmez. Hatta kimsenin bilmediğini dahi söyleyebiliriz. Tabi özel bir ilgi ve meraka sahip olanlar başka. İbrahim Tatlıses’in aynı ada sahip bir türküsü var. O türküde bir harf farkla “domdom kurşunu” deniyor. Kürtçe’de bir tabir var. “Mot pekmez fark etmez.” Öyle de olur böyle de olur. Bu kurşunun anlam, içerik ve tarihi dikkate alındığı zaman, türkünün ritmiyle oluşan neşenin yerini, tüyleri diken diken eden bir ruh halinin alacağından emin olabilirsiniz.

Bozulan her şey berbat olur. Çünkü bozulma ile birlikte sahip olunan özgünlük de yok olur. Bozulan insan olunca, yitirilen sadece özgünlük olmuyor. Yani insan bozulup özgünlüğünü yitirince iş bitmiş olmuyor. Bozulan insan, cirminin elverdiği ölçüde çevreyi de tahrip ederek yaşanmaz kılıyor: Toplum zarar görüyor. Bitkiler ve hayvanlar zarar görüyor. Daha doğrusu ekolojik unsurların hepsi birden zarar görüyor. İnsanın bozulması gerçekten çok kötü olup, beraberinde çok fenalıklar getiriyor.

Habil Kabil kardeşlerin kıssasından da anlaşılabileceği gibi, insan yapısal olarak bozulduğu zaman herhangi bir sınır tanımıyor. İnsanın içinden başlayan bozulma, dış dünya dediğimiz bütün bir mekânsal çevreyi etkiliyor. İnsan ilişkisel bir varlık olduğu için, bozulan yapı diğer varlıklarla olan ilişkiyi de bozmaktadır. Bozulan ilişkilerin görünen etkisini, hak ihlali, fenalık, kötülük, zulüm gibi kelimelerle ifade ediyoruz.

İnsan için bozulmanın en kötüsünü, zihinsel ve düşünsel bozulma oluşturur. Çünkü insan ilişkilerinin güdüsel bir tarafı olsa da, nihayetinde kaynağı zihindir. İnsanın zihinsel yapısı, neyi nasıl yapması gerektiğini yönlendiren değerlerin oluşturduğu bir yapıdır. İyi veya kötü nitelemeleriyle kararların oluşum merkezi de diyebileceğimiz bu zihinsel yapı, aynı zamanda insanın sahip olduğu tasavvur olmaktadır. İnsan için en kötü bozulmanın zihinsel ve düşünsel olduğunu derken kastettiğimiz şey bu tasavvurdur.

Tarih dediğimiz kitabın sayfalarına baktığımız zaman, insanın bozulmuşluğunun her türlüsünü görebiliriz. Daha doğrusu, tarihe her gün yeni sayfaların eklendiği güncel dünyada devam etmekte olan gidişe baktığımızda da zaten ne denli bir bozulmanın olduğunu görüyor ve yaşıyoruz. Şu an sürmekte olan silahlı-silahsız savaşların oluşturduğu bozulma; fenalığın, hak ihlallerinin, kötülüğün ve dolayısıyla zulmün somut göstergesidir.

Dumdum kurşununun oluşturduğu vahşet, günümüz vahşeti yanında masum kalır. Gerçi vahşetin azı da çoğu da vahşettir. Burada yapılan karşılaştırma, vahşetin boyutsal olarak doğru anlaşılması ve insanın bozulunca ne hallere geldiğinin bilinmesidir.

Sömürgecilik, bozulan insanın vahşi yüzünü gösteren en somut göstergedir. Sömürgecilik olgusunu, sömüren ve sömürülen oluşturur. Burada söz konusu olan, sömürenin güç kullanarak sömürdüğüdür. Sömürünün düşünsel alt yapısına girmeden, gücü oluşturanın sadece silah olmadığını belirtmekle yetineyim.

Sömürü veya sömürgecilik denince akla ilk gelen Batı olmaktadır. Batı derken bir coğrafi yönden veya bir halktan söz etmiyorum. Sözünü ettiğim şey bir zihniyettir. Öyle bir zihniyet ki fenalığı, kötülüğü ve her türlü haksızlığı içine alan, nesep olarak da Kabil’e kadar giden bozulmuş bir zihniyet. Bu zihniyet, insan hayatını sadece bu dünya yaşamından ibaret sayan bir zihniyettir. Oluşturmak istediği ‘cennet’ hedefine varmak için her şeyi mubah gören bir zihniyet.

Sömürgecilik denince akla ilk gelen İngiliz sömürgeciliği olmaktadır. İngilizler silah gücünden başka, özellikle ajanları vasıtasıyla da sömürgecilik faaliyetini sürdürmüştür. İngiliz sömürgeciliğinde Hindistan’ın özel bir yeri vardır. Öyleki burada sömürgeciliğin bütün enstrümanlarını görmek mümkündür. Yani ekonomiden eğitime ve bilgiden siyasete kadar ne gerekiyorsa yapmışlardır. Aslında sömürgecilerin başarılı olmalarında, en çok sömürülenlerin sömürülmeye elverişli olmaları önemli bir role sahiptir.

Dumdum kurşunu ile ilgili Talal Asad Sekülerliğin Biçimleri kitabında şunları yazıyor: “Sırası gelmişken, 1897 yılında İngiliz Hindistan’ında icat edilen “dumdum” kurşunu, o kadar etkiliydi ki, Avrupalılar vücutta büyük delikler açan bu silahı birbirlerine karşı kullanmayacak kadar zalimce görmüş ve yalnızca Asyalılara ve Afrikalılara karşı kullanmışlardı.” (s.142) Bu kurşun Hindistan’daki Dundum denen yerde üretildiği için, bu adla anılmıştır.

Batılı zihniyet, 1492’de başlayan ve halen dünyaya vaziyet eden bir zihniyettir. Çok ilginçtir, bu tarih iki önemli olayın da miladını oluşturmaktadır: Bir tanesi Müslümanların İspanya’dan çıkarılmaya başlandıkları tarihtir. Diğeri ise Eski Hint Adaları valisi Kristof Kolomb’un Amerika’yı keşfettiği tarihtir. Gerçekten bu iki önemli olayla birlikte insanlığın, tarihin ve kültürlerin soykırımı yapılmıştır. Bu anlamdaki tarihsel şahitliklerin hafızasının korunması çok önemlidir. Çünkü yeni dijital sömürü yoluyla gelecek kuşakların zihinsel dünyaları ifsat ediliyor. Geçmişin ve en önemlisi de değer’lerin üstüne kalın bir örtü çekilmektedir.

Geçmişte insanlığı en acımasız yöntemlerle katledenlerin mirasçıları, bugün kurdukları dijital ağlarla insanlık zihinsel bir sömürüye tabi tutuluyor. Zihinlere sıkılan sanal olan dumdum kurşunlarla, insanlar gönüllü sömürü nesnesi olmaya koşullanıyor. Yukarıda da belirttiğimiz üzere zihinsel bozulma bütün anlamlarıyla kötülüğün en önemli kaynağını oluşturuyor. Bu zihinsel esaretten kurtulmanın en önemli ilacının sahih bir iman olduğunu belirterek söze noktayı koyalım.

 

 

 

NELER SÖYLENDİ?
@
Gazete Manşetleri
Yol Durumu
E-Bülten Kayıt
ARŞİV ARAMA