DOLAR 0,0000
EURO 0,0000
STERLIN 0,0000
ALTIN 000,00
BİST 00.000
Cevdet Işık
Cevdet Işık
Giriş Tarihi : 30-03-2022 13:52

Bir Yolcu Gelir Gibi...

Her sene bir yolcu gelir gibi geliyor Ramazan. Hem de her zamankinden daha erken geliyor. Böyle erken gelmenin bir müphemiyeti olsa da inanan her algının kendince bir değerlendirmesi vardır muhakkak. Belki müminlerde oluşan hasretin bir an önce giderilmesidir söz konusu olan. Kim bilir belki de hiçbir zamanın gönül koymaması için bütün zamanlara yayılmış. Kesin yargıların uzağında ve alabildiğine umudu besleyen bakışlardaki canlılığın devamı için belki bu müphemiyet gerekiyordur. Her ne olursa olsun, her sene bir yolcu gibi hayatımıza giren Ramazan’ın, şöyle veya böyle hayatı yönlendirmesi, bir değişim ve dönüşümü gerçekleştirmesi, bakışlarımızı ötelere, çok ötelere, fizik olanın da ötesine çevirmesi, körlüğü, sağırlığı ve robot misali mekanik bir varlık olmayı engelliyor.

Gerçek körlük gözlerin görmemesi değil; görülmesi gerekeni görmemesidir. Yani çevre dediğimiz yaşanan mekânda olup bitenleri görmezden gelmesidir. Tabiat görmezden geliniyor böylece: Hayvanlar, bitkiler, dağlar… En önemlisi de insanlar! Burası çok önemlidir. Çünkü söz konusu olan insanın heybesinde akıl, irade ve özgürlük bulunmaktadır. İnsan insana karşı kör olunca, güneşin aydınlığı bile işe yaramaz: Artık her taraf zifiri karanlıktır. Sonuç olarak varlıklar yanlış değerlendirilir, köklerinden koparılır, birer tehdit unsuruna dönüşür. Her ne ki bilerek ya da bilmeyerek görmezden geliniyorsa, aslında yapılan şey körlüğü tercih etmektir. Bunun gibi tarihsel manada hikâye olma vasfına sahip bütün olaylar, ya görmeye ya da görmemeye dayalı olarak oluşuyor. Her insan teki hayatını bu minval üzere devam ettirerek varlıksal bir uğraş içinde oluyor.

Ramazan bir bakıma bir görme ameliyesi gibidir. Görülmesi gerekeni görmeyen gözleri açma ameliyesi. Önce yanılsamaları buharlaştırır. Sonra yıkıma uğratılmış zamanlara dikkat çeker. Böylece Ramazan, görülenin, görülmesi gereken mi yoksa görülmemesi gereken mi olduğunun önünü açar. Bir göz doktoru gibidir Ramazan. Oluşan kataraktları temizleyerek aydınlık dünyanın ziyafetine davet eder. “Hiç görenlerle görmeyenler bir olur mu?”

Sağırlık da körlük gibidir; gerçek olanı ve sahte olanı vardır. İnsan dünyaya gelirken bir ses cümbüşü içinde bulur kendisini. Her sesin çıktığı bir kaynak ve ifade etmek istediği bir mesaj vardır. Elbette iradesiz varlıkların fıtratlarının gereği olan seslerin de bir anlamı vardır. Bizler insan olarak doğadaki seslerin tam olarak ne demek istediğini anlamasak da hissiyatımıza dokunan bir taraflarının olduğunu da biliyoruz: Bir bahar vakti ile bir kış vaktinin seslerini düşünün. Sesin işitilmesi, özellikle insanların seslerinin işitilmesi çok önemlidir. Çünkü duyusal olmasa da anlamsal sağırlık, toplumsal yapıların önemli bir hastalığı sayılabilir. Sağırlaşmış bir kişi veya topluma işittirmek olağanın ötesinde bir durumdur.

Ramazan bir bakıma bir işittirme ameliyesi gibidir. İşitilmesi gerekeni işitmeyene, kulakları açma ameliyesi. Kulaklar işitir vaziyete gelince, mazlum ile zalimin sesleri de ayırt edilebilir hale gelir. Sağırlaşmış olana kim işittirebilir? Ramazan, işitilmesi gereken ile işitilmemesi gerekeni öğretir. Böylece insan, hangi sese kulak vereceğini ve hangi sese kulak vermeyeceğini öğrenir. Ramazan bir kulak burun boğaz doktoru gibi, doğru düzgün bir işitmenin yolunu gösterir. “Hiç sağırlarla işitenler bir olur mu?”

İnsan dünya gerçekliğine doğarak yola düşer. Dünya gerçekliğini doğru idrak etmek, yolculuğun sıhhati için vazgeçilmez bir öneme sahiptir. Bilgi ve bilincin şemsiyesiyle dünya gerçekliğinden sapmadan güvenli bir hayat sürdürebiliriz. Dünya gerçekliğinin en önemli yüzünü geçicilik oluşturur. Şayet insan dünya hayatını sonsuz bir hayat gibi idrak ederse, işte o zaman dünya gerçekliğinden sapmış olur. Büyük bir gaflet akıntısına kapılmış olur. Bu gaflet akıntısının çağdaş adlandırması sekülerizm şeklindedir. Muvakkat/geçici olanın yerine sonsuz olan ikame edilince, insan o zaman dünyanın bir aparatına dönüşür. Ramazan, insanı seküler sapmalara karşı uyarır: İnsanın mekanik bir varlık değil, akıllı bir varlık olduğunu hatırlatır. İnsanın kalbi/ruhi tarafının eğitimini verir. Şehevi arzu ve istekleri değil, hakikatleri işaret eder. Hakikatten yoksunluk en büyük yoksulluk olduğu için, Ramazan bir bakıma zenginleşmenin olduğu bir özel zaman olmaktadır. Bu zenginleşme alıp biriktirme şeklinde değil, verip azaltma şeklinde olan bir zenginleşmedir. Bunun sırrını bu dünyadaki zaman ve mekân imkânlarıyla anlamak mümkün değildir. Onun için bakış açısının ölüm sonrasına odaklanması gerekmektedir.

Bir yolcu gibi her sene elimizden tutmak için kapımızı çalıyor Ramazan. O, keyif çatmak için gelen bir misafir değil, yardım etmek için bir yıllık mesafeden gelen bir misafirdir. Bizden bir şeyler koparmak için değil, bize bir şeyler vermek için gelmiştir. Onun sevinci de üzüntüsü de bizim ona karşı takınacağımız tavırla ortaya çıkacaktır. Ramazan, ikramlarla gelir kapımıza. Yıkık dökük taraflarımızı onarmak, hastalıklarımıza ilaç olmak için gelmektedir. Bize düşen, bir yolcu gibi gelen Ramazan’ın ellerinden tutmak, içeri davet etmek ve kucaklamaktır. Eğer Ramazan doğru ağırlanırsa, diğer ayların hepsi de Ramazan gibi olacaktır şüphesiz. Zaten gerçek amaç da budur zaten.

Hoş geldin ey yolcu!

Hoş geldin Ey Ramazan!

İnşallah hoş bulursun!

 

 

 

NELER SÖYLENDİ?
@
Gazete Manşetleri
Yol Durumu
E-Bülten Kayıt
ARŞİV ARAMA