DOLAR 0,0000
EURO 0,0000
STERLIN 0,0000
ALTIN 000,00
BİST 00.000
Cevdet Işık
Cevdet Işık
Giriş Tarihi : 08-11-2021 09:47

Milliyetçi Tasavvurları Aşmak-2-

Modern bir tabir olan milliyetçiliğin arketipinde kavmiyetçilik ve ırkçılık vardır. Onun için bu tabirleri birbiri yerine kullanmakta hiçbir mahzur yoktur. Yani bu üç tabir de eşdeğer bir anlamsallığa sahip olan tabirlerdir. Kavmiyetçilik, milliyetçilik ve ırkçılık, faşizmin aynı anlama sahip kök tabirleridir. Bu kök tabirler nasıl ki farklılığı üstünlük telakki eden anlayışlardan oluşmuşsa, farklılığı üstünlük telakki eden anlayışlar da bu kök tabirlerden oluşmaktadır. İki durum da birbirinin hem sebebi hem de sonucu olmaktadır.

İnsanın neden milliyetçi, kavmiyetçi ve ırkçı bir tasavvurla yol aldığını anlamaya çalışmak önemlidir. Çünkü insan bu tasavvuru anladığı zaman, bu tasavvura karşı tedbirler de alabilecektir. İnsan, anlamak suretiyle olgusal detaylara ulaşır. Eğer anlama yetisi olmazsa insanın maruz kaldığı yanlış bağ ve bağlantılar da fark edilmez. Bu şekilde insan neye ve niçin karşı olduğunun da, neye ve niçin karşı olmadığının da bilincine varır. Bilincin devrede olmadığı bütün durumlar, olsa olsa sadece körlükle izah edilebilir. Yani bilincin işlevsiz kalmasını gerçek körlük olarak niteleyebiliriz.

Milliyetçiliğin sevgi üzerinden içselleştirilmesi, günümüzde sıklıkla rastlanan bir durumdur. Evvelemirde bunun bir aldatmacadan ibaret olduğunu ifade edelim. İnsan nasıl ve niçin sever? Sevmek tanımayı, tanış olmayı ve bir ünsiyeti gerektirir. Neticede sevmek bir beğeni meselesidir. İnsan beğendiklerine karşı bir ilgi ve alaka içinde olur. Milliyetçiliğin milletini sevmek olduğunu dile getirmenin bilinçsel bir gerekçesi var mıdır? Millet derken sayısız insan toplulukları akla geliyor. Bu insanların iyisi var, kötüsü var. Bütün bu insanları bir potada toplayıp adı Türk, Kürt, Arap vs. olduğu için onları sevmek veya nefret etmek olabilir mi? Sonra bütün bu insanları tanıyor muyuz? Onun için bir topluluğu, bir kavmi, bir ulusu, bir milleti, adına ne dersek diyelim bazı ‘meziyetler’ ileri sürerek milliyetçilik yapmak, aslında onları metalaştırmak ve onlar üzerinden bir rant devşirmek demektir. Bu hisse sahip herkesin böyle olduğunu söyleyerek haksızlık yapmak istemem. Fakat bu işin fikir babalığını yapanların bu işin ticaretini yaptıklarını söylemek yanlış olur mu? İnsan olmanın gereği yapılanların anlamına varmaktır.

Milliyetçi tasavvuru oluşturan temel hissin “üstünlük” hissi olması ve bu hissin ilk defa İblis tarafından iddia edilmesi, gerekçe olarak da ateşten yaratılmayı ileri sürmesi önemlidir. Bu üstünlük hissine Karun, servet üzerinden sahip olmuştur.  Kimileri ten rengi, kimileri atalar kültü ve kimileri de mistik hasletler üzerinden bu üstünlük hissine kapılmışlardır. En modern üstünlük savları ise kavim-millet-ırk üzerinden yapılmıştır. Başta da belirtildiği gibi milliyetçilik modern zamanlarda kullanıma girmiş bir tabirdir. İnsanların sahip olduklarını düşündükleri üstünlük fikriyle beraber, tarihte akıl ve hayale sığmayan vahşetler yaşanmıştır. Hatta insanlık tarihini hak-batıl ayrımına götüren sebebin de bu üstünlük fikrinden kaynaklandığını söylemek mümkündür.

Atasoy Müftüoğlu, Geleceği Özgürleştirmek kitabında şu hususlara dikkat çekiyor: “Milliyetçilikler, mezhepçilikler ortak sorumluluğu imkânsız kılıyor, karşılıklı yabancılaşmaları derinleştiriyor. Böylece kapsayıcı fikir ve dayanışmalar gerçekleştirilemiyor. Müslümanlar böylece birbirlerini tecrit ediyor. Yapılan eleştiriler, öneriler, çözümlemeler provakatif yorumcuların terörü ile susturulmaya çalışılıyor. (…) Barışa, birlikte yaşama kültürüne hizmet eden bir milliyetçilik yoktur. Her homojenleştirme girişimi büyük bir yanılsamadan ibarettir. Irkçı kalıplara, mezhepçi kalıplara mahkûm olmak, bizleri doğal niteliğimiz olan insanlığımıza yabancılaştırır. Aynılığın bir ölçüt haline getirilmesi faşizmle ilgilidir. Farklıyı, muhalifi kategorize etmek, bir ayrışma projesinden başka bir şey olamaz.” (s.93) Aynı kitapta şu önemli tespitlere de yer verilmektedir: “Ulus devlet kutsallarından söz ederken, ulus devletlerin sömürgeci bir icat olduğunu kaydetmek önemlidir.”(age, s.104) “Milliyetçilik ufuksuzlukları derinleştiriyor. Hangi milliyetçilik olursa olsun, milliyetçi tarih yaklaşımları ve disiplinler ancak mitolojiler yoluyla savunulabiliyor.”(age, s.108) “Her milliyetçilik, birbirlerinin kaderlerine yabancı topluluklar oluşturuyor.”(age, s.153) “Modern tarih ve sömürgecilik, insanı metaya, mala ve paraya dönüştüren ırkçı barbarlığın tarihidir.”(age, s.174)

Mustafa İslamoğlu, İslami Hareket Anadolu II adlı kitabında milliyetçiliğin insanı ihanete varacak kadar nasıl insanlıktan çıkardığını Yahudilerin Filistin’e göçü üzerinden dile getirmektedir: “Milliyetçilik adına milliyetçiler tarafından öz milletine ihanet etme olayı tarihte görülmemiş şeylerden değildir. Yahudilerin Filistin’e göçünü sağlamak için ırkdaşlarının katliamı pahasına Siyonistlerin Hitler’le anlaşması o gün bu gündür her yerde anlatılıp da hiç kimsenin yalanlamadığı bir olay.”(s.472) Yine aynı kitapta şunları da okuyoruz:”Genelde “asabiyet ilhadı” diyebileceğimiz saf ırkçılığa müslümanlar itibar etmemektedirler. Geriye “asabiyet şirki” diyebileceğimiz bir ortaklık (şirket) türü kalıyor ki asıl yaygın olan budur.”(s.422) “Nasıl ki İslam’ın en büyük düşmanı “cehalet” ise İslami vahdetin en büyük düşmanı da “asabiyet”tir.(age, s.411)

Cemaleddin Afgani, İslam’ın milliyetçiliğe ihtiyacı olmadığını ve Müslümanların dinlerinden başka milliyetlerinin olmadığını dile getirir. M. Selahaddin, Müslüman adlandırması üzerinde durarak, Müslüman kelimesinin bir ırk veya bir milletin adı olmadığını, iman edenlerin kimliği olduğunu söyler. Adnan Demircan ise kabileciliğin Arap toplumunun İslam’ı kabul etmesinin önündeki en büyük engel olduğunu belirttikten sonra, alınan bütün tedbirlere rağmen yine de bireysel ihtidaların önüne geçmeyi başaramadıklarını belirtiyor. Demek ki, kavmiyet bağının hakikat karşısında direnme gücü ilânihaye değildir.

Celalettin Vatandaş, Tevhid ve Değişim adlı kitabında çok ilginç bilgilere yer veriyor:”Kitlelerin İslam’a girmeleri ile gündeme gelen en önemli bidatlerden birisi ırkçılık(kavmiyetçilik) olur. (s.142) “Haccac İbni Yusuf:”Arap olmayanlar camilerde imamlık edemezler.” (s.142) “Irkçılık o boyutlara varır ki, Arap olmadıkları belli olsun diye başka kavimlere mensup bazı insanlar, İslam’a girdikleri zaman damgalanırlar. (…) Mevali müessesi doğar. Arap olmayan birisinin İslam’a girdikten sonra İslam devletinin vatandaşı kabul edilebilmesi için bir Arabın kölesi olması gerektiği inanç ve uygulaması yaygınlık kazanır.”(s.143)

Ali Bulaç, Din ve Modernizm alı kitabında milliyetçiliği şu şekilde değerlendiriyor: “Milliyetçilik insanı kör bir zindana hapseder. (…) Milliyetçilik, fizyolojik materyalizmdir; çünkü “milli çıkarlarımız”ın temel referansı tek tek bireylerin fizyolojik güdüleridir. “Biz” ve “öteki”ler veya “başkaları” fikri, bugün evrensel ölçeklerde ortak sorunları olan bütün insanların sahici çıkış yolu olamaz” (s.228)

Kelim Sıddıki, İslam’da Devlet ve Siyaset adlı kitabında milliyetçiliği çok net cümlelerle izah eder: “Milliyetçilik, milli sosyalizm, milli kapitalizm, milli demokrasi ve milli kültür gibi diğer yaygın belaların da köküdür.” (s.144) “Dünya Müslümanları, milliyetçiliğin “küfr” olduğunu anlamalıdırlar, milliyetçilik duygusunun, küfrün egemenliğini kurduğu tarih kesitindeki eğilime ait olduğunu kavramalıdırlar ve modern milli devletlerin Müslümanların küfr güçlerince yenilgiye uğratıldığı ve boyunduruk altına sokulduğu bir tarihsel dönemin ürünü olduğunu görmelidirler.” (s.114) “Modern dünyanın en büyük siyasal küfrü milliyetçiliktir.” (s.90)

Milliyetçi tasavvurun daha iyi bir şekilde anlaşılması bakımından Antony Giddens’in Sosyoloji kitabından bir cümle arz edeyim: “Irk merkezci anlayış diğer toplumları yargılamak için kişinin kendi toplum veya kültürünü ölçüt olarak alan görüştür.” (s.30) Burada Giddens’in dile getirdiği “kendi toplum ve kültürü”ndeki, “kendi” kelimesine dikkatlerinizi çekmek istiyorum. Çünkü burada insanın hem kendisine ait kılma ve hem de kendisini ait kılma tasavvuru söz konusudur. İnsanın kendisine ait olanı da, kendisinin ait olduğunu da üstün görme güdüsü açığa çıkmaktadır. Tabii ki bu da insanın körleşmesini, yani dışında kalanı doğru ve insaflıca değerlendirmesini engelleyen bir duruma sebebiyet verir. İşte Kur’an işin tam burasında insanı uyarır. İnsana sınır çizer. Hiçbir şeyin mülkünün insana ait olmadığını ve her şeyin insanın elinde birer emanet olarak bulunduğunu dile getirir. Gerçekte insanı insanlıktan çıkaran ayartıcı bütün durumlar gibi, milliyetçilik de öncelikle tasavvurdaki yerinden edildiği zaman, yani tasavvurda milliyetçilik aşıldığı zaman, hayatın da sağaltılması ve böylece adaletin yerini bulması mümkün olacaktır.

 

NELER SÖYLENDİ?
@
Gazete Manşetleri
Yol Durumu
E-Bülten Kayıt
ARŞİV ARAMA