DOLAR 0,0000
EURO 0,0000
STERLIN 0,0000
ALTIN 000,00
BİST 00.000
Harun Yılmaz
Harun Yılmaz
Giriş Tarihi : 04-07-2024 21:18

Kayseri’deki Vatan Müdafileri Ne Yapmış Oldular?

Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK), Şah Fırat Operasyonu ile 22 Şubat 2015’te Suriye’ye girdi ve bugüne kadar İdlib’in güneyinden Rasulayn’a kadar 1.000’den fazla yerleşim birimini kapsayan 8.835 kilometrekarelik alanda güvenli bir bölge oluşturdu.

Türkiye’nin sadece İdlib(Afrin, Cinderes, Raco) bölgesindeki askeri üs ve gözlem noktalarının sayısı 70’ten fazla olup, aynı şekilde, El Bab, El Azez, Cerablus, Tel Abyad, Rasulayn’da da onlarca üssü bulunmaktadır.

(https://www.suriyegundemi.com/tsk-idlib-gueneyinde-benin-koeyuende-yeni-bir-askeri-ues-insa-ediyor)

MSB tarafından açıklanmasa da bu üslerdeki asker sayısının 7 bin ile 10 bin arasında olduğuna dair farklı gözlemci yorumları bulunuyor. Desteklenen Özgür Suriye Ordusu (ÖSO)’nun mevcudu ise 40 binin üzerinde.

TSK’nın Suriye’deki askeri varlığının maliyeti hakkında MSB tarafından açıklanmış bir rakam yok. 14 Nisan 2018’de ABD, İngiltere ve Fransa’nın Suriye’deki bazı noktalara düzenlediği hava harekâtının maliyeti yaklaşık 240 milyon dolar. Türkiye’nin bir operasyonunun bu kadar maliyetli olduğu düşünülmese de katlandığımız maliyetler açısından bir fikir sunabilir.

Bu, sadece TSK’nın kullandığı asker ve ekipman maliyetinden ibaret değil elbette; oradaki siviller için yapılan imaretler, sosyal yardımlar, istihbarat maliyetleri, ÖSO mensuplarına verilen maaşlar ve öngörülemez maliyetler milyarlarca doları buluyor desek, yanlış bir şey söylemiş olmayız.

Bütün bunlar bir yana; bir de maliyetlendirilemeyen asker kayıplarımız var. Ana babaların emek emek büyüttüğü ciğerparesi çocuklarımızın kaybının telafisi, maddi bir bedeli yok. İstatistiklere yansıyan asker kayıplarımız 300’ün üzerinde. Gayrıresmî olarak bunu daha yukarıya çıkaranlar var. Ayrıca Suriye ve Türkiye vatandaşı olan sivil kayıplar da çok fazla.

2015’ten önce Suriye topraklarından Kilis’e, Antep Karkamış’a atılan füzeler, havan topları, taciz atışları, Türkiye’yi sınır ötesine girmeye, orada üs inşa ederek kalmaya mecbur etti. Türkiye’nin bu askeri harekâtının ilkesi, gerekçesi şuydu; “Türkiye’nin savunulması sınırlarımızdan değil, Şam’dan, Bağdat’tan, Kırım’dan başlar.”

TSK, 2015 öncesinden başlayan ve hâlihazırda devam eden bir süreçte, yüzlerce askerimizin toprağa düşmesi pahasına ilmek ilmek, santim santimbir güvenlik alanı inşa etti. Asker orada hâlâ.

Neden?

Kayseri’deki ırkçı salaklar da dâhil, milletimiz, terörden kaynaklı güvenlik kaygısı içerisinde olmasın diye.

Ancak basiretsizliğin bir sonucu olarak, ağır bedeller ödenmiş, ödenmeye de devam edilen, askerimizin katlandığı bu zahmetli emek, siyasetçi maskesi takmış bir ajan-provokatörün parti kurup, “sadece” Suriyeli düşmanlığını ince ince, sinsi sinsi işlemesiyle heba olma mecrasına girmişti zaten. Bu adamın tutuklanması, yargılanması ve yargı marifetiyle ağır bir bedel ödettirilerek, içeriye alınması, etkisinin, fitnesinin sıfırlanması gerekiyordu; Osman Kavala gibi veya kışkırtma şekliyle benzer olan Selahattin Demirtaş gibi… Aynı nev’iden cürüm işleyen Demirtaş içerideyken, bu kişinin dışarıda dolaşması kesinlikle âdil değil.

Nedense, bu adamın toplumu provoke etmesine (bir şekilde) göz yumuluyor, sessiz kalınıyor.

Bu şahsın, camilerde Atatürk provokasyonları yaparak, menfaatlerini koruduğunu iddia ettiği Türk milletini, gerçekte (ve sadece) Suriyelilere karşı kışkırttığı, provokasyonlarına karşı tedbir alınması gerektiği birçok âkil insan tarafından dile getirilmişti.

Bu şahsın Türk milletinin menfaatlerini savunma hususunda samimi olmadığını, amacının ayrıştırmayı, ötekileştirmeyi, düşmanlaştırmayı ve fitne çıkarmak suretiyle çatışma ortamı oluşturmayı amaçladığını hemen bir iki örnekle delillendirebiliriz;

Küreselci Bill Gavats’a ve benzerlerine, yabancılara, Hazine’nin ve akılsız çiftçilerin habire toprak sattıklarını, bunun vatana ihanet anlamına gelebileceğini hiçbir zaman dile getirmedi. Oysa billboardlar, kamu spotları, mitingler, medya yayınları vs ile çok kolay bir şekilde bilinçli bir kamuoyu inşa edebilir, “Buna devam ederseniz, yarın çocuklarınızı, sattığınız topraklardan kovarlar, o toprakları ekip biçerek karnınızı doyurmanıza izin vermezler, hem bugün, sizin sattığınız topraklar için yarın çocuklarınızın savaşma hakkı olamaz…” diyebilirdi. Çok da tutarlı olur ve kesinlikle toplumsal karşılık bulurdu. Hiç duydunuz mu bunu ondan ve partililerinden?

İkinci olarak; amacı yabancı düşmanlığı ise eğer, devamlı surette (sadece) Suriyelileri gözümüze gözümüze sokan bu menfur ve mel’unşahıs, topraklar alarak ülkemize yerleşen İngiliz, Fransız, Amerikalı, Çinli, Belçikalı, Ukraynalı, İsrailli ve daha bilmem ne yamyam, yağmacı millet varsa, bunları gözümüze soktu mu, uyanın ey millet dedi mi hiç?

Örneğin, Direniş’in, yaşam konforlarını bozduğu Siyonist Yahudilerin birçoğunun Türkiye’ye kaçıp yerleştiğini, daha da fecisi, TC vatandaşı kimlikli en az 4 bin Yahudi teröristin Gazze’ye bebek, çocuk, sivil öldürmeye gittiğini, bunların vatandaşlığının iptal edilmesi, dönenlerinin yargılanması gerektiğini dile getirip, “Ülkemde Siyonist Yahudi istemiyorum!” dediğini duydunuz mu hiç?

Aklımızı kullanalım; bu ülkenin en büyük Türkçüsünün, Türkçülük propagandacısının Munis Tekinalp, Muhlis Tekinalp, Tekin Alp takma isimlerini kullanan MoizKohen olduğunu, Ümit Özdağ isminin de gerçekte “Ümit ve Özdağ” olmayabileceğini düşünmediğimiz müddetçe, bu millet asla ittihat edemez (birlik olamaz). İttihat ettiğimiz yegâne şeyler, filenin sultanlarının, A Millilerin başarılarını (!)kutlamak için konvoylar oluşturup, kornalara basmak, meydanlara toplanıp “ooooley, oleyoleyoleyyy” diye bağırmaktan ibaret kalır. Temelsiz ittihat, bizi millet değil, köle yapar, MoizKohen’lerin avı yapar, kolay gaza geliriz; Kayseri’deki içi kof milliyetçilik (hatta milliyetçilik bile değil, ırkçılık) gibi…

İşte Kayseri’de bir grup aptalın, hainin, akılsız, şuursuz kalabalığın taşkınlıkları tam da böyledir. Devletin Suriye’de ağır bedeller ödeyerek, on yıllardır ilmek ilmek işlediği bu çabanın içine ettiler. Vatanı mı savunmuş oldu şimdi bu müptezel magandalar?

Üstelik kamyonlarla başka mahallelerden, Suriyelilerin yoğun olarak yaşadığı Danişment Gazi Mahallesi’ne taşınan provokatörlerden gözaltına alınan 474’ünün 285’i sabıkalıymış meğer. Hem de ne sabıkalar; göçmen kaçakçılığı, yaralama, uyuşturucu, yağma, hırsızlık, mala zarar verme, cinsel taciz, dolandırıcılık, parada sahtecilik, tehdit, hakaret, kişiyi hürriyetinden yoksun bırakma gibi… Cinsel tacizciler, cinsel tacizde bulundu diye Suriyelileri dövmeye, öldürmeye gidiyor; ironiye bakın!

Ödenen ağır bedellerin heba edilmesinden başka maliyetleri de var bu provokasyonun. Güzel bir atasözü vardır; “Camdan köşkün varsa, komşunun penceresini taşlamayacaksın.” Bizim milletimizin modern fertleri gibi her evde tek çocuk, çocuk yoksa köpek, kedi beslemiyor Suriyeliler; senin burada evini yaktığın ailenin, Suriye’deki tırlarını, askerlerini tarayacak, bayrağını indirecekeli silahlı akrabaları var aptal adam! Senin Kayseri’de yaptığını sandığın vatan savunması (!) aptallığının bedelini, orada askerin ödeyeceğini bilmiyorsan, sebep-sonuç ilişkisi kuramayacak kadar aptal bir müptezelsin sen! Senin Türk askerine dostluğun, yanına ayıyı arkadaş olarak almış bir aptala ayının dostluğu kadardır.

Oturup düşünebilecek misin; ben burada ilgili ilgisiz Suriyelilerin evlerini, dükkânlarını, arabalarını yakarsam, onların Suriye’deki silahlı akrabaları askerimizi vurur, tırlarımızı tarar, şoförlerimizi öldürür diye?

Hani ÇOCUĞA sahip çıkmak için terörize olmuştun ya… “Bir ÇOCUK taciz edildi, yapan da Suriyeliymiş.” diyerek Kayseri’yi ateşe veren aptal! Taşladığın, yaktığın evin içinde de bir sürü ÇOCUK vardı oysa. O güzel, masum ÇOCUKlara yaşattığın korkunun, (Allah, kendi gazabından muhafaza etsin bizi) gökten öfke olarak sana ve bu millete dönme ihtimalini düşünemiyor musun? Allah’tan korkmuyor musun?

Üstelik olayın bir taciz olmadığı, Suriyeli amcasının 5 yaşındaki yeğenini çişe tuttuğu da anlaşıldı sonradan.

Türklerden daha müreffeh bir hayat yaşıyor dediğin Suriyelilerin büyük bir kısmı, geçinmek için senin beğenmediğin her işte çalışıyorlar, senin TÜRK işvereninin asgari ücretten daha düşük verdiği maaşla, senin TÜRK ev sahibinin kira zulmüne direnmek için iki, üç, bazen dört aile aynı evi paylaşmak zorunda kalıyorlar.

“Onların yüzünden kiralar yükseldi” dediğin Suriyeliler değil konut zulmünün sebebi; depremden mağdur olmuş ve başka şehirlere sığınmış TÜRK ailelere, (Allah’ın dünyalık olarak kendilerine emanet ettiği) evlerinin kirasını % 400, % 500, hatta daha fazla zamlarla kiralayan TÜRK ev sahipleridir. Daha sorunun kaynağını tespit edemeyen sen, TÜRK’eTÜRK’ten başka dost yok masalını höykürürken, kiracısına zulmeden ev sahibinin de TÜRK olduğunu atlıyorsun, kafan buna bile basmıyor; bir de gidip vatan savunuyorsun. Hadi oradan!

Şimdi Suriye’de taranan tırların, resmî plakalı araçların, darp edilen ya da öldürülen şoförlerin bedelini telafi edebilecek misin? Mehmetçik’in, yıllardır bedel ödeyerek oluşturduğu güvenlik konseptine zarar verdiğini düşünebilecek misin?

Türkiye sathına yayılmış bu dost ayılara birkaç örnek üzerinden sorular da soralım mı?

Soru bir;

Kayseri’nin Talas ilçesinde 21 Eylül 2009’un Ramazan Bayramı’nın ikinci günü, Ahmet Tuna (8) ve Dilruba Tekin (6) kardeşler ile arkadaşları Türkan Ay (10), bayram şekeri toplamak için gittikleri bir evde alıkonulup, ev sahibi Uğur Veli Gülışık adındaki sapığın Türkan’a tecavüz ettiği, üçünü de öldürdüğü ve kendi doğum yeri olan Yozgat’ın Çayıralan ilçesindeki Yahyasaray Göleti’nin kenarında toprağa gömdüğü 556 gün sonra tespit edilmişti.

Kayserili magandaya soralım; bu Kayserili sapıktan dolayı tüm Talas’ı, Çayıralan’ı ateşe verdiniz, Yahyasaray Göleti’ni kuruttunuz mu? Kayseri’de yaşayan ne kadar Yozgatlı varsa öldürmek ister misiniz?

İkinci soru;

1996’nın Ağustos’unda Manisa’da, Bölge Lokantası’nın sahibi Oktay Tayfun Bölge, ikisi de 10 yaşında olan iki erkek ÇOCUĞA tecavüz edip, Mustafa’yı boğazlayarak keserken, diğer ÇOCUK kaçıp kurtulmuştu. Öldürdüğü ÇOCUĞUN cesedini lokantasına götürüp, doğrayarak, pişirdiği yemeklerin içine katmış, Kırkağaç halkına ve Mustafa’yı arayan cinayet bürosu ekiplerine 10 gün boyunca aradıkları Mustafa’nın etini yedirmişti.

Oktay Tayfun Bölge tahliye oldu, aramızda dolaşıyor ve kendisine “kader mahkûmu” diyor.

Kahraman Kayseri halkı, Oktay’ı arayıp bulmayı düşünüyor musunuz? Bu sapık yüzünden tüm lokantaları ateşe verecek misiniz?

Üçüncü soru;

13 Haziran 2024’te Eskişehir’in Odunpazarı ilçesinde Merve Karabaş (31) ve 7 yaşındaki oğlu Alp Karabaş, evin önünde sokakta bekleyen babası Osman Nuri Karabaş tarafından öldürüldü.

Tüm babaları yakalayıp öldürecek misiniz?

Dördüncü soru;

28 Haziran 2024’teKasım Avcı, Adıyaman, Samsat’ta, karısı Tuğba Avcı ve kayınbiraderi Abidin Avcı ile kayınbiraderinin oğlu 9 yaşındaki Mustafa’yı öldürdü.

Bütün kocaları öldürmeyi düşünür müsünüz?

Beşinci soru;

27 Aralık 2023’te Adıyaman’da,İsmail Mustafa Akkı (40), 16 yaşındaki Suriyeli işçisi Abdullah El Hamuud’u 11 yerinden bıçaklayarak öldürdü.

Tüm patronları öldürmek fikrine ne dersiniz?

Altıncı soru;

İzmir, Bornova’da anne Mine Durak (28) ile sevgilisi Serkan Elçetin (39), 5 yaşındaki Eymen Sadık Durak’ı öldürmüş, ÇOCUĞUN cenazesini poşete koymuş, ekmek tandırında saklamışlar. Serkan Elçetin adındaki sapığın, cennet kuşu, zavallı Eymen’e defalarca tecavüz ettiği de tespit edilmiş.

Mine adındaki tüm kadınları, Serkan adındaki tüm erkekleri öldürmeyi ister misiniz?

Yedinci soru;

43 yaşındaki TÜRK katil Hasan Cingöz, Mersin’de 12 yaşındaki Suriyeli ÇOCUK Halid Hayanıketb’ikaçırıp, 400 bin € fidye istemiş, parayı alamayınca da ÇOCUĞU boğarak öldürmüş.

ÇOCUK Suriyeli olunca, Mersin’i ateşe vermezsiniz değil mi?

Sekizinci soru;

Adana’da, iki grup arasındaki silahlı çatışmada, bebek arabasındaki Yusuf Arda’ya mermi isabet etmiş ve BEBEK ölmüştü.

Yine, Mardin’in Kızıltepe ilçesinde maganda kurşunuyla 12 yaşındaki ÇOCUK Onur Başboğa öldürülmüştü.

Ülkedeki tüm magandaları öldürmek için kamyon kamyon provokatör taşıyacak mısınız?

Dokuzuncu soru;

Balıkesir’in Savaştepe ilçesinde Ayhan Yakar (43) ile ağabeyi Seyhan Yakar’ın (45), 10 yaşındaki iki ÇOCUK Büşra Karabacak ve Tuğçe Yıldırım’ı,tecavüz ettikten sonra öldürmüşler ve 11 yıl sonra yakalanmışlar.

Savaştepe’ye savaş açacak mısınız, 11 yıl boyunca katilleri yakalayamayan adalet mensuplarına hesap soracak mısınız peki?

Onuncu soru;

Mete Tüysüzoğlu adındaki katil, Samsun’un Çarşamba ilçesinde, alkol alıp, husumetlisine açtığı ateşle 9 yaşındaki ÇOCUK Enes Tayyip Oflaz’ı öldürmüş.

Alkol satan ve alıp içen herkesi öldürmeye ne dersiniz?

On birinci soru;

Tekirdağ’da Burak Tekler (25), boşandığı eşi Cansu Sezer (24) ile 3 yaşındaki oğlu Selim Ali Tekler’i bıçaklayarak öldürmüş.

Bıçak üreticilerini ve boşanma hükmünü veren yargıcı mesul sayıp ortadan kaldırmaya ne dersiniz?

On ikinci soru;

TÜRK katiller Birol Karacal ve Celal Baş, Sakarya’nın Kaynarca ilçesinde, tecavüz ettikleri 8 aylık hamile, Suriyeli Emani El Rahmun’u ve 10 aylık bebeği Halaf Al-Rahmun’u canice öldürmüşlerdi.

Hangi Türk’ün, hangi Sakaryalının evini ateşe verdiniz mesela?

On üçüncü soru;

Kilis’te, okuduğu ilkokulundan dönen 9 yaşındaki Suriyeli ÇOCUK Gina Mercimek, iki TÜRK tecavüzcü katil Azittin Altınöz ve Hüseyin Boğuç tarafından tecavüz edilip öldürülmüş ve bir kuyuya atılmıştı.

Kamyonlara doluşup, Kilis’i basmaya ne dersiniz?

On dördüncü soru;

Hatay’ın Belen ilçesinde, Havva Zor (35), kocasıve bir çocuk babası Mikail’i (40) bıçaklayarak, öldürdükten sonra cesedini 4 parçaya bölüp, oturdukları binanın arka bahçesine gömmüş, komşularının arka bahçeye bir şeyler gömdüğünü ihbar etmesi üzerine tutuklanmıştı. Kadın hakları (!) platformlarıyla birlikte avukatı Mehtap Sert, “Kızımızı taciz etti, ölümle tehdit etti, de” diyerek yönlendirmiş, buna rağmen 15 yıl hapse çarptırılmış olan müvekkili Havva için adliye önünde açıklama yapmıştı; “Havva, haklı (!) davasında beraat edene kadar mücadelemiz devam edecek!”

Tüm nikâhlı kadınları hedefe koyup, katilin salınması için çabalayan avukatları ne yapmayı düşünürsünüz mesela?

On beşinci soru;

2018 yılında Ordu’da, 20 yaşındaki Ceren Özdemir, (kendi ifadesiyle) “yetimhanede büyüdüğü için mutlu çocuklara düşmanlık besleyen” Özgür Arduç (34) tarafından kalbinden bıçaklanarak öldürüldü. Katil, cinayetten yattığı açık cezaevinden firar etmiş; sırf insan öldürme zevkini tatmin etmek için insan avına çıktığını, o gün annesinin elinden tutan, bir elinde balon olan 6 yaşındaki çocuğu öldürmek istediğini, ama fırsat bulamadığını söylemiş.

Yetimhaneleri basmayı, cinayetten yatan bir katili kapalıdan, açık cezaevine alan yargı üyelerini öldürmeyi de düşünür müsünüz?

On altıncı ve son soru;

19 yaşındaki canparesi Özgecan Aslan’ı bilmeyenimiz yoktur (bilmiyorsanız ayıptır); öldürülmek pahasına iffetine sahip çıkan yiğit kızcağız Özgecan.

22 Ekim 1995’te, hukuk okuduğu üniversiteden çıkıp, evine dönmek için bindiği dolmuşun sapık şoförü Ahmet Suphi Altındöken tarafından tecavüz edilmek istenmiş, amacını gerçekleştiremeyeceğini anlayan sapık tarafından önce bıçaklanarak, sonra demir sopayla dövülerek öldürülmüş, sonrasında iki kişinin daha yardımıyla cenazesi yakılmış, katil yakalanarak Adana Kürkçüler E Tipi Kapalı Cezaevi’ne tıkılmıştı.

Burada soru sormaya gerek yok!

Çünkü 11 Nisan 2016 tarihinde, aynı cezaevinde yatmakta olan Gültekin Alan, bu masum kızcağızın intikamını alma şerefini, bize ve sizin gibi kahraman vatan müdafilerine bırakmadı!

Sonuç;

“Allah’ım! İçimizdeki beyinsizler yüzünden bizi de mi helak edeceksin?” (Araf 155)

“Öyle bir fitneden sakının ki, içinizden sadece zalimlere dokunmakla kalmaz, (hepinizi yakalar).” (Enfal 25)

Allah, zalimlerle birlikte olmayanları, zalimlerin yaptıklarını övmeyenleri, zalimlere yardımcı olmayanları, zalimleri ve onları sevenleri sevmeyenleri muhafaza etsin.

 

NELER SÖYLENDİ?
@
Harun Yılmaz

Harun Yılmaz

DİĞER YAZILARI 7 Ekim, HAMAS ve Türkiyeli Muhafazakârlara Köyümden Bir Bakış... Yirmibeş Kuruşun Hikâyesi... Yine Bir Ramazan, Yine Bir Sahurun Vakti Filistin, İsrail Ekseninde Türkiye... Bizi İsrail Değil, Ebu Ubeyde Mahvedecek! Prof. Dr. Kâbus Süleyman Salih Zoroğlu ve Hucurat 6 Daldan Dala Bir Toplumuz! Pacta Sund Servanda; Ahde Vefa.. Ey İnsan! Sana Verdiğim Evladı İnşa Et! DSÖ’nün Dişine Kan Değdi Bir Kere!-2 Yeni Dünya Düzeni Projesinin Üç Ayağı... Yitik Bir Meziyetimiz; Dürüstlük ve Hakkaniyet Diyarbakırlı Hacının Şeytanla Arkadaşlığı ve Şeytanın İnsana Düşmanlığı... Geldiğimiz Nokta! Allah'ın Teveccüh Ettiği Bir Müslüman Olmak LGBTQ+ Dayatmasına Karşı Aileyi Korumak Müslüman Mahallesinde Domuz Eti Satılıyor mu?-2 Ben, Dr. Orhan Koyuncu; Zırhlı Memurlarla Eşit Can Güvenliği Hakkı İstiyorum.. DSÖ’nün Dişine Kan Değdi Bir Kere -1- Müslüman Mahallesinde Domuz Eti Satılıyor mu? -1- Engelleri Aşanlar, Engeline Takılanlar... Müntehir Enes Kara ve Ülkemin Mal Bulmuş Mağribileri.. Küfrün İhsanı Olmaz.. Müşfik Bir Millet(tik) Biz; Ne Oldu Bize? Zaman Çok Kısa; Ye, İç, Gül, Oyna… Bir Daha mı Geleceksin Dünyaya? Koronavirüs, Hastalık Değil, Servetin El Değiştirmesi Aracı Olabilir mi? Sahurun Vakti.. Abid Özmen, Sevda Kuşun Kanadında ve Bilderberg Toplantısı Her İnsan, Yapmadığı Tüm İyiliklerin Suçlusudur* Ziyanda Olan Kitlelerdir, Şahsiyetler Her Zaman Kazanır Yine Bir 24 Kasım Daha Geldi... Conseil Français Du Culte Musulmane veya Müslümanların Birlik Sorunu Türkiyeliler Defolsun! Baba Ne İşe Yarar?* Toplumsal Cinsiyet Eşitliği - STK'lar Uyanıyor mu? Atam Lut Gibi Bir Mürteciyim Ben! Dünyanın Öbür Ucundaki Kardeşlerimizin Ayağına Diken Battı LGBT’nin Onur Yürüyüşü İnsan Birey midir, Şahsiyet midir? Dilin Kavramsal Bütünlüğünün Bozulması Hac mı, Panayır mı? İnsan Bu! Yaprak Misali: Ya Şimale Savrulur Ya Kıbleye Eğilir! Pacta Sund Servanda İdam Cezası Neden Getirilemez? Sırat Köprüsü Nerededir, Bilir Miyiz?
Gazete Manşetleri
Yol Durumu
E-Bülten Kayıt
ARŞİV ARAMA