tempobet

Talip Özçelik, ‘Büyük cihatta yenilenleri’ yazdı: Takva zannettiğimiz şey meğer parasızlıkmış!

Talip Özçelik, İslami Analiz’deki yeni yazısında küçük ve büyük cihat arasındaki farka değindi

ANALİZ - 24-10-2020 13:54

Talip Özçelik, ‘Büyük cihatta yenilenleri’ yazdı: Takva zannettiğimiz şey meğer parasızlıkmış!
Advert

Talip Özçelik, İslami Analiz’deki yeni yazısında küçük ve büyük cihat arasındaki farka değindi

Işte o yazı:

Bir savaş dönüşü Peygamber(AS)’ın,” küçük cihadı bitirenler hoş geldiniz; şimdi büyük cihat başlıyor.” buyurduğu rivayet edilir.

Niçin günlük yaşamın meşgaleleri; sosyal, siyasi, ekonomik, kültürel hayata ait olan çalışmalar fiili savaş meydanında bulunup cihat etmekten, çatışmaktan, savaşmaktan daha büyük olsun?

Hangisine katlanmak daha kolay acaba? Fiziki şiddet ve eziyete sabredip katlanmak, savaşın zorluklarına, ya da mahrumiyetin zorluğuna şiddetine katlanmak mı daha zor; yoksa mal ve mülkün, neşe ve varlığın, oyun ve eğlencenin ruhumuza uyguladığı şiddete katlanmak mı?

Hangisi daha kolay, ya da hangisi daha zor?

Savaş meydanındaki şiddet ve zorluğa karşı koymak mı daha zor, yoksa şeytan ve ordularının günlük hayatın meşgaleleriyle oyalamasına, galibiyetin verdiği kibir ve övünmeye karşı koymak mı?

Savaş meydanındaki cihadın küçüklüğüne dair çok şey söylenebilir. Mesela savaş meydanında herkes savaşmak zorundadır; en azından hayatta kalması için savaşması gerekir. Bu anlamda sıradan bir insan için cihadın bu şekline küçük cihat denilebilir. Allah yolunda ölümü göze almış bir mümin için ise zaten ölümüne savaş ve şehit olma arzusu söz konusu olduğu için bu cihat küçüktür ve kolaydır.

Niçin “asıl babayiğit güreşte hasmını yenen değil, öfke anında nefsine hakim olandır” buyrulmuştur. Neden Mekke'de her türlü eziyet, zor, işkence ve şiddete maruz kalan sahabeden peygamberi (as) terk eden kimse çıkmıyor da, Medine’ye hicretten sonra dinden dönenler ve münafıklar ortaya çıkmakta?

 Yakın zamanda kullanılmış olan şu cümle çok önemli aslında."Takva zannettiğimiz şey meğer parasızlıkmış".

Kur'an'da denizde fırtınaya tutulduklarında gönülden Allah'a yalvaran insanların karaya çıkıp selamete ulaşınca şirk koşmaya devam ettikleri niçin anlatılıyor?

1994 yılında, savaş döneminde gittiğimiz Bosna'da Boşnak bir öğretmen “Saraybosna'ya bombalar düşmeye başladığında pek çok kişi namaz kılmaya başladı, bombalar kesilince çoğu eski haline döndü ve namazı bıraktı” diye anlatmıştı.

Niçin fiili savaştan eve döndükten sonraki cihat daha büyük acaba?

Karşımızda bir ötekinin, bir düşmanın olmamasından mı kaynaklanıyor? Çünkü en basit ve kolay ayakta kalma, var olma biçimi düşmanın varlığı sebebiyle var olmaktır.

Bu büyüklük biraz da sanıyorum iç dünyamızın, manevi dünyamızın sınırlarının dış dünya yani fiziki dünyamızın sınırlardan daha büyük olmasından kaynaklanıyor. Fiziki-maddi dünyada yapabileceklerimizin, fiiliyata dökebileceklerimizin, davranışlarımızın bir sınırı olmasına rağmen ruhi-manevi dünyamızın ya da tahayyül dünyamızın sınırları neredeyse sonsuza uzanır.

Tefekkür dünyamızın sınırları da böyledir. Sonsuz değil tabii ki. Ama ikisi arasındaki fark, birkaç kova suyla büyük bir göl arasındaki fark gibidir. Bu farkın sebebi belki de Rabbimizin cesedimize ruhundan üflemiş olmasıdır. İlahi ruhun üflenmesiyle sahip olduğumuz ruhi-manevi dünyamızın sınırlarının, çamurdan olan maddi-fiziki dünyamızın daracık sınırlarına eşit olabileceği düşünebilir mi?

Yoksa büyüklüğünün farkında olmadığımız iç dünyamızın bu kadar büyük olması mı cihadı büyük kılan?

Belki de buradaki savaşın ne kadar büyük olduğunu bilen İblis Allahuteala’nın karşısında bu denli-yani densizce,büyük iddialarla-konuşabiliyor.

"…kullarını saptıracağım",

 "…yollarının üzerine oturacağım",

"…hiçbirine kulluk eder bulamayacaksın".

Şu soru oldukça önemli; yokluğun, fiziki baskı ve zorlamanın şiddetine direnmek mi veya  bunlarla savaşmak mı daha kolay, yoksa varlığın zenginliğin, paranın, dünya nimetlerinin baskı zorlama ve şiddetine direnmek ve onlarla savaşmak mı?

Koreli yazar Byung Chul Han Şiddetin Topolojisi isimli kitabında tam da bu durumun sosyolojik, psikolojik ve ekonomik boyutlarıyla ilgili olarak önemli tespitlerde bulunuyor.

"Şiddet azalmadan sürüyor, yalnız ağırlık noktası içe kaydı."

“Şiddet... Derinin altına çekilir, kılcal damarlara, ruhun iç mekanına sinmeye başlar.”

“ İyi yaşama endişesi, hayatta kalma histerisi.”

“ Başarı ve performansın esas alınmasıyla ve insanın sonuna kadar kendi kendini sömürmesi ile kendisine uyguladığı şiddet.”

“Başarı ve performansa odaklı özne ise hiç kimsenin kulu değildir artık, aslında herhangi bir zora da tâbi değildir.”

 Bu şiddet “ruhu ayartır.”

B.C. Han normal hayatta şiddetin ve zorun topolojik bir dönüşüme maruz kaldığını belirterek buna “olumluluğun şiddeti” diyor. Fiziki savaş, kavga ve çatışmaya ise “olumsuzluğun şiddeti.”

“Olumluluk şiddeti olumsuzluğun şiddetinden daha beterdir çünkü kendini özgürlük olarak takdim eder.”

“ Savaşın gümbürtüleri -davulları- susmamıştır; ama bu ses, her türlü hükümdardan ve düşmanlıktan azade bir muharebeye, tekil bir savaşa aittir.”

“İnsan kendi ile savaşır, kendine şiddet uygular.”

Sıradanlığın, gündelik hayatın, aynılığın, tüketimin ve bunlar aracılığıyla özgürlükmüş gibi görünen istediğini yapmanın insana uyguladığı şiddeti, ya da insanın kendine uyguladığı şiddetin bu türünü “olumluluğun şiddeti” olarak isimlendiren yazar, bir başka kitabının girişinde ise şu cümleyi kullanır; “istediğim şeyden koru beni.” Sosyalist olmasına rağmen dua eder sanki...

Eskiden beri polisin sorgulama tekniği olarak iki yöntemden söz edilir. Cevap almak için birinci yöntem kaba dayak eziyet ve işkencedir ve buna tehdit korkutma ve benzerleri de ilave edilebilir. Diğeri ise yumuşak yöntemdir. Karşınızda oturan güler yüzlü, size çay ve sigara da ikram eden polisin sohbet ederek sorduğu sorulara cevap almasıdır.

Yumuşak yöntem ya da “olumluluğun şiddeti” kişinin iradesinin zayıflatılmasını esas alır. Mesela polis sorgusunda karşınızdakini yumuşaklığı sebebiyle düşman olarak görmez ve tüm korunma ve savunma duvarlarınızı yıkarsınız. Sorguda yumuşak yöntemin daha da gelişmişi teknik-tıbbi-olarak yapılır. Bu teknik iradeyi zayıflatan ilaçları vücuda zerk ederek uygulanır.

Polis veya istihbaratçılar iradeyi zayıflatıp cevap alma işini ilaç enjekte ederek yaparken politik iktidarlar iradeyi zayıflatma ve hatta etkisiz hale getirmeyi eğitimle, reklamla, propaganda ve “medya uyuşturucularıyla” yapıyor. Küresel şirketler ise dünya ölçeğinde propaganda, gıda ve ilaç politikaları, sosyal medya ve buradan topladıkları bilgileri kullanarak yapıyorlar.

Bunlar şeytanın yeni yüzleri. Aslında konunun özü tam da buradadır. İrademizi, hayatın her alanında ilkelerimiz doğrultusunda tercih yapma yönünde kullanmak. Bu iradi davranışlar köklü bir bilinçle ve halis yaşantılarla olabilir. Dünya meşgaleleri her yönden, sağımızdan solumuzdan, önümüzden, arkamızdan tam da yolumuzun üzerinde oturup hücum ederek bize bunu unutturuyor, sürüklüyor, yani iradesizleştiriyor. Artık irademizle değil alışkanlıklarla, uyumla, aynılıkla, herkes gibi, ayırtılmış ruhumuzla ve bahaneler üreten nefsimizin istekleriyle hareket etmeye başlıyoruz.

Merhum Nuri Pakdil ağabeyi anlatırken Hüseyin SU şu cümleyi kullanır; “Her an gerilmiş bir yay gibiydi”. Bu cümle hem Nuri Pakdil’i çok iyi anlatır, hem de onun yaptığı her eyleme her işe yüklediği bilinci ifade eder. O gerginlik yaptığı her şeyi iradi olarak yapma dikkatidir, bilincidir. Bu bilinç sebebiyle şöyle der Pakdil; ”Nöbet tutmaktayım kimliğimin her noktasında.”

Kimliğin her noktasında nöbet tutmak; savrulmamak, sürüye katılmamak, büyük cihadı başarmak için her an iradi olmak, her an tetikte olmaktır.

“Kimliğimiz kişiliğimizdir. Onu da ilkelerimiz belirler.” diyor, Edibe Sözen. Kimliğin her noktasında nöbet tutmak, ilkelerimizin yaşatılması için her an teyakkuz halinde olmak, her an Allah'ın gördüğünü unutmamak, her an Allah’ı görüyor gibi hareket etmek ve her an Allah'a yakın olmak demektir. Yani her an “gergin bir yay” gibi. Cihadı büyük kılan “her an gergin bir yay gibi olma” dikkatidir.

Böyle olmazsa ne mi olur? Her taraftan yaklaşan, damarlarımızda dolaşan İblisin iğvasına karşı koymak mümkün olmaz. Her yaptığımız hareketi iblis ve orduları “algı operasyonuyla” öyle bir güzelleştirir ki pek çok mazereti peş peşe sıralayıveririz. Her türlü davranışımıza bir kılıf bulup hareket ederiz. “Şeytan onlara amellerini süslü gösterir” ayeti neuzubillah bizim üzerimizde tecelli eder.

"İstediğim şeyden koru beni"

Euzubillahimineşşeytanirracim.

Advert
Neler Söylendi?
DİĞER HABERLER
Pakistan'da İmran Han, tecavüzcülerin hadım edilmesini onayladı..

Pakistan'da İmran Han, tecavüzcülerin hadım edilmesini onayladı..

26-11-2020 - DÜNYA

Akıncı Üssü davasında karar: 4 sanık, 79'ar kez ağırlaştırılmış müebbet hapse çarptırıldı..

Akıncı Üssü davasında karar: 4 sanık, 79'ar kez ağırlaştırılmış müebbet hapse çarptırıldı..

26-11-2020 - GÜNCEL

Selman’dan Netanyahu’ya: İran’a karşı mücadelede birlikteyiz, Türkiye’nin Filistin’deki etkisini sınırlayacağız..

Selman’dan Netanyahu’ya: İran’a karşı mücadelede birlikteyiz, Türkiye’nin Filistin’deki etkisini sınırlayacağız..

26-11-2020 - DÜNYA

Atasoy Müftüoğlu: Bugünün Türkiye’sinde eleştirel entelektüel dilden bahsetmek vatan hainliği ile suçlanıyor.

Atasoy Müftüoğlu: Bugünün Türkiye’sinde eleştirel entelektüel dilden bahsetmek vatan hainliği ile suçlanıyor.

26-11-2020 - Atasoy Müftüoğlu

‘Asker üniformasını giyip emperyalizme karşı savaşırım’ diyen dünyaca ünlü futbolcu Maradona hayatını kaybetti

‘Asker üniformasını giyip emperyalizme karşı savaşırım’ diyen dünyaca ünlü futbolcu Maradona hayatını kaybetti

26-11-2020 - DÜNYA

Aile Akademisi Derneği uyardı: Kadına şiddetin esas sebepleri bunlardır!

Aile Akademisi Derneği uyardı: Kadına şiddetin esas sebepleri bunlardır!

26-11-2020 - GÜNCEL

Ali Bulaç Yazdı: Ahlaki Krizimizin Sebepleri

Ali Bulaç Yazdı: Ahlaki Krizimizin Sebepleri

25-11-2020 - Ali Bulaç

Adana Öze Dönüş Derneği İdlipte Mülteciler İçin 50 Adet Yaşam Evi Yaptırdı..

Adana Öze Dönüş Derneği İdlipte Mülteciler İçin 50 Adet Yaşam Evi Yaptırdı..

25-11-2020 - SİVİL TOPLUM

TOKAD: Altın Arama Faaliyeti Erbaa’nın Eşsiz Tabiatını Yok Edecek...

TOKAD: Altın Arama Faaliyeti Erbaa’nın Eşsiz Tabiatını Yok Edecek...

25-11-2020 - SİVİL TOPLUM

Abdulbari Atvan yazdı: Netanyahu Suudi Arabistan'da, İsrail ile istediğiniz kadar normalleşin, pişman olacaksınız!

Abdulbari Atvan yazdı: Netanyahu Suudi Arabistan'da, İsrail ile istediğiniz kadar normalleşin, pişman olacaksınız!"

25-11-2020 - ANALİZ