Nevzat ÖZKAYA
Nevzat ÖZKAYA
Giriş Tarihi : 23-08-2017 16:04

Okumak Farkındalıktır...

Bazı gazeteler her gün kuruma gelir, okumayı seven sakinlere bunlar ücretsiz dağıtılır.

Bir sakin dikkatimi çekiyor; her sabah, bulduğu gazetelerden alıp gidiyor. İsmini bilmiyorum. Ama düzenli gazete okuduğunu gördüğümde kendisini merak ediyorum. Hatta hayranlık da duyuyorum.

Bir gün sahaf arkadaşım dedi ki, “Darülaceze’de bir arkadaşım var, seni sordum, iyi tanıdığını söyledi.” O arkadaşının isminin de Aytekin olduğunu söyledi. Bu bahsettiği arkadaşın kendisinden sürekli kitap aldığını, kitap okumayı çok sevdiğini de anlattı.

Benim için muhteşem bir bilgiydi bu. Her sabah daha da dikkat ediyorum tavırlarına ve anlamaya çalışıyorum. Bana geldiğinde selam verir ve çok kibar bir şekilde gazetesini alır ve ayrılır oradan. Bir gün eve giderken Aksaray’da karşılaştım, selamlaştık, ayaküstü muhabbet ettik.

Beni çok etkilemişti Aytekin abi. Bir sabah yine gazete almaya geldiğinde dedim ki: “Aytekin abi, eğer müsait isen bir çay içelim birlikte.”

Oda, “memnuniyetle” dedi.

Çaycımıza da söylemeden, gidip kendi elimle iki bardak çay aldım ve karşılıklı oturduk.

Çaylarımızı yudumlarken, “sevgili abim, kendinden bahseder misin biraz?”dedim.

Önce, çay için teşekkür ederek başladı.

“1954 Ankara doğumluyum. Ankara'da uzun süre kalamadık. Babamlar İstanbul’da Balat’ta oturuyorlardı. Doğrum için babam annemi Ankara’ya, dedemlerin yanına getirmişti. Benim doğrumum sırasında doktorlar, kritik bir doğum olacağını söylemişler o yüzden, dedemler, dayımlar Ankara’da olduğundan orada yardımcı olurlar diye gelmişler.

 Ben sezeryanla doğmuşum. Hastanenin o zamanki başhekimi, bütün aile bireylerini karşısına alarak anneme; “kızım senin doğrumun çok zor oldu. Çocuğu da seni de çok zor kurtardık. Ölüm riski çok yüksekti. Yeni hamileliğin daha da tehlikeli olacak.”diyerek uyarıda bulunmuş.

Takdiri ilahinin önüne geçilmiyor tabi ki. Annem kız kardeşime hamile kalıyor. Henüz annem yirmi dört yaşındaydı. Annemin sancıları başladığında babam alıyor, Haseki’ye acile götürüyor. Çocuk sağ ve esen dünyaya geliyor ama annem hayata gözlerini yumuyor. Mekanı cennet olsun, Allah tahsiratını affetsin. Kalan cemil cümleye sağlık afiyet versin. Kız kardeşim beş aylık bebekti. Çocuk, haliyle, bakıma, ihtimama muhtaç. Konu komşunun elinde çocuk helak oldu. Beş aylık bebek iken vefat ediyor. Hayatta hiç kimsem yok. Baba tarafından kimseyi tanımıyorum. Belki kütükten araştırsak akrabalarıma ulaşabilirim ama, bu güne kadar onu da yapmadım. Bu şekilde öğrenmek kabil olabilir ama, benim öyle bir merakım da olmadı. Buna gerek de duymadım. Akrabalarım olmasa da yalnız değilim. Bu kurumu çok seviyorum.

Dedemler, annem vefat ettikten sonra dedem babamı ikna ederek beni yanına aldı. Babam zaten dünden razıydı. Babamla hiçbir zaman iftihar etmedim. Zaten öyle iftihar edecek, övünecek bir meziyeti yoktu. Ama annem, muhteşem bir kadındı. Çok fazla annemi hatırlamasamda arkadaşları ve yakından tanıyanlar ondan övgüyle bahsederler. İyi bir terziymiş annem. Hatta bir çok sanatçının da o zaman elbiselerini dikermiş. Ben o zaman dört buçuk yaşındaydım. Dedem, annanem ve dayım beni yetiştirdi.

Kuran Bayram’ın ikinci günü annannem vefat etti. Annannemin cenazesinde dedem bana; “Oğrum ben de artık fazla yaşamam” dedi. Bende; “Ağzından yel alsın dede.”dedim. Dedemle anannem teyzeoğlu teyze kızıydı. Aralarında müthiş bir sevgi saygı vardı. Üç ay sonra da dedem vefat etti.  Olacakların önüne geçemeyiz. Hepimiz faniyiz.

Annannem ve dedem benim annem babam gibiydi. Bunların vefatları beni çok etkiledi. İki koltuk değneği düşünün, iki koltuk değneğini kaybetmiş, yürüme özürlü durumuna düştüm adeta. Bu olay beni o kadar etkiledi, ama hiç bir zaman hayata tutunmaktan vazgeçmedim. Hayata dört elle sarıldım.

Dedemlerden sonra küçük dayımın yanında kaldım bir müddet. Dayımın pastanesi vardı. Aksaray’da daha sonra Osmaniye’de onunla birlikte çalıştım. Dayımın bende çok emeği var. Askere gidip geldikten sonra ise İstanbul’a döndüm.

Evet, bişe sahibi olamadım, hiç evlenmedim, tahsilimi de tamamlayamadım. Okulu bıraktımsa da okumayı hiç bırakmadım.Okumayı çok seviyorum.

İnsanlarla medeni ölçüler içerisinde sağlılıklı diyaloglar geliştirerek öğrendiklerimi paylaşmak itiyorum. Ufak tefek ticaretle de uğraştım ama onda da başarılı olamadım. En nihayetinde kiralarımı bile ödeyemez hala geldim. Çaresiz kaldım. O yüksek kalın duvarları aşamayınca, enerjim, nefesim gücüm yetmeyince artık çaresiz kaldım, naçar ve düçar,  kuruma yerleşmeye karar verdim.”

Aytekin abi bunları anlatırken öyle güzel, öyle akıcı sözcükler dilinden dökülüyor ki, pür dikkat dinliyorum.

“Pazarlarda tezgah açmak zorlaşınca, kağıt toplamaya başladım” diyor. Tabi bu işi yaparken de sıradışı çalışıyor. “İnsan onuruyla çalıştıktan sonra her iş birdir.”diyor.

“Gençler günde iki üç çuval kağıt, plastik topluyor, ben ise bir çuvalı zor dolduruyorum. Günlük kazancım on beş, yirmi liraya kadar indi. Bu işi yaparkende çok zorlanmaya başladım. Bitkin düşüyordum iyice. Günüz sıcakta çalışmak zor oluyor, o durumda gece çalışıyorum.

Bir gün kağıt toplama arabam elimde, Aksaray’ı dolaştıktan sonra Muratpaşa Camisi’nin yanındaki parka geldim. Dinleniyorum. Elimde de kitap var, dinlenirken onu okuyorum. Gecenin sakin havasında kitap okumak güzel oluyor.”

Burada antiparantez açalım, kağıt toplarken elinde bulunan poşette de kitabı, gazetesi ve sözlüğü bulunuyor. Vakit buldukça kitap okuyor. Hatta, ‘boş vakit demek ne demek’ diyor. ‘Boş vakit olur mu?’ diyor. “Vakit en büyük servettir” diyor.

“Gece saat üç buçuk civarı, beni parkta gören bakkal arkadaşım da yanıma geldi. “Uykum kaçtı, biraz muhabbet edelim” dedi. Biz onunla konuşurken takım elbise giyinmiş biri geldi karşı banka oturdu. Bize baktığını farkedince, “”mahsuru yoksa muhabbetinize katılabilir miyim?” dedi. Biz de “tabi” dedik. Sohbet ilerleyince bakkal arkadaşım uykusunun geldiğini söyleyerek müsade istedi. Biz o arkadaşla sabah yediye kadar sohbet ettik. Marmara Üniversitesi’nden emekli doçentmiş kendisi. Tabi bu arada telefonlarımızı da alıp verdik birbirimize. Dostluğumuz ilerledi.

Bir kaç gün sonra bana, “Sen bu sıkıntıları çekme. Darülaceze’yi biliyor musun? Oraya götüreyim seni. Odada kal. Mevcut sıkıntılarında giderilmiş olur.”dedi. İlk başta hiç düşünmedim. Sonra iyice kendimi dinlediğimde, dışarda yaşamamın çok zor olduğunu, Darülaceze’nin benim için daha uygun olacağına kanaat getirdim. O arkadaşı aradım, kararımı verdiğimi söyledim O da “hayırlı olsun, git arabayı hurdacıya ver, ben hemen geliyorum. Darülaceze’ye gidiyoruz” dedi.

Arabayı hurdacıya verdim, o dostumla Darülaceze’ye geldik. Allah razı olsun, o dostum buradaki arkadaşlara kendini tanıttı ve “ne tür sıkıntısı olursa beni arayın” dedi. Sonra müracaatım da olumlu bulundu ve burada kalmaya başladım.

Abdülhamid Han’dan Allah razı olsun. Bu güzide kurumu, bu tarihi kurumu ihdas edenler nur içinde yatsınlar. Ben bu kurumda çok çok mutluyum. Personeller güzel, başkanımızda, idari personel çok iyi. Burada kalan sakinlerle dostluğumuz güzel. Burada yapılanlar, buranın koşulları hep bizim iyiliğimiz için düşünülmüş, herşey bizim için yapılıyor. Çevre düzenlemesi olağanüstü güzel. Bu çalışmaları büyük bir iftiharla gözlemliyoruz. Buraya katkısı olanlar elbette ki büyük bir iş yapıyorlar. Burada yapılan çalışmalar, sunulan imkanlar bizim rahatımız için, daha konforlu yaşamamız için. Bu da bizi mutlu ediyor, bize kıvanç veriyor. Başkanımız Hamza Cebeci’ye teşekkür ediyoruz. Başkanımızın şahsında tüm çalışanlara minnet borçluyuz.

 

NELER SÖYLENDİ?
@
Nevzat ÖZKAYA

Nevzat ÖZKAYA

DİĞER YAZILARI Rüyada ekmek paylaşmanın hikmeti... 27-02-2020 22:23 İşte en güzel reçete… 30-06-2019 23:24 Siyasal iletişimde beden dili 02-02-2019 11:29 Örgütlerde Duygusal Sermaye 15-09-2018 12:22 Umutlar yeniden filizlendi... 29-05-2018 11:59 Bu Ramazan hüzünle geldi... 22-05-2018 13:06 Türkiye’de Devletin Çalışma İlişkileri İdeoloji- 2- 23-03-2018 21:47 “Türkiye’de Devletin Çalışma İlişkileri İdeoloji -1- 20-02-2018 16:02 Bir söz ola yüreğimize ve dokuna 15-12-2017 16:50 ‘Aile, Toplum ve Devlet’sempozyumu 01-11-2017 17:05 İşte Yeni Yaşam Tarzımız... 27-09-2017 11:20 Okumak Farkındalıktır... 23-08-2017 16:04 Okulların hali içler acısı… değil mi? 25-07-2017 10:38 Okullarda öğrenciler mağdur ediliyor! 12-06-2017 09:55 İslamın şartı beş ise altıncısı haddini bilmektir.. 08-05-2017 15:13 İnsan alışır(mış)... 29-03-2017 19:57 Tarihi Güne Şahitlik Etmek... 22-03-2017 13:10 Halka inanların sesi daha gür olmalı... 08-02-2017 14:50 O’na aitiz ve O’na döneceğiz. 06-01-2017 09:46 Acı hep Müslüman coğrafyada 30-11-2016 21:46 Ulus aşırı işgalcilerin “Kurtarma” gösterisi... 22-10-2016 23:32 İyi ki Her Şey Geçici 23-09-2016 15:58 “Gün”e şahit olmak... 15-08-2016 12:06 Sevdiklerinizi zehirlemeyin... 25-05-2016 12:31 Bir dava adamı: İlhan Akıncı 05-04-2016 16:25 Batı’nın gerçek yüzü 01-04-2016 16:04 Hamd-ü sena… 08-03-2016 19:51 O’nu an(la)mak… 17-02-2016 16:06 Soğuk havada sıcak tebessümler... 29-01-2016 22:26 Şehirli olmak, inşa olmaktır 05-12-2015 14:39 26-10-2015 09:19 Baharla başlayan sıcak günler... 31-08-2015 06:34 Şehr-i Güzide… Malatya 19-06-2015 06:03 Kütüphaneleri nasıl seveceğiz? 28-04-2015 08:42 Çocuklar nazlıdır… 16-04-2015 07:49 Güncemde susuşun var 13-03-2015 22:24 İstanbul hüner pazarı 27-02-2015 22:00 Geride bırakılan bir gün 26-01-2015 19:02 “Muhabbet” olsun 19-01-2015 16:38 İstikametimiz... 12-01-2015 17:27 Bir dostun ardından… 06-01-2015 22:19 Soğuk, içimizi ısıtsın 04-01-2015 10:11 Şehrin temiz nefesi 23-12-2014 12:31 Kitap müzayedesi... 04-11-2014 00:01 Bir İstanbul valisi vardı 19-09-2014 17:20 Kendimiz nasıl bir "dost"uz? 24-08-2014 12:19 Kutsal Yolculuğu Yaşamak 08-05-2014 23:50 Bâb-ı Şefkat 119 yaşında 13-03-2014 21:50 Teyzelerimizin, annelerimizin ve anne adaylarımızın “her” günü kutlu olsun 09-03-2014 14:43 Sahafçılık artık “net”te 20-02-2014 09:53 Kardeş olduğumuzun farkına varmak… 15-02-2014 21:52 Yoğun bir Cumartesini geride bırakırken… 08-01-2014 07:52 Yolunuz da bahtınız da açık olsun 30-12-2013 21:17 Bağlanacaksın... 13-12-1901 22:42 Mutlu mu olmak istiyoruz? 13-12-1901 22:42 En anlamlı dil “ŞÜHEDA”nın dili 13-12-1901 22:42 Ramazan, İnsan hayatında muhteşem bir manzume 13-12-1901 22:42 Söylenti mi? Koskoca bir gerçek! 13-12-1901 22:42 Taksim ve ötekiler... 13-12-1901 22:42 Kur’an’da aşk var mı? 13-12-1901 22:42 Dostlarım, anneciğim için bir dua… 13-12-1901 22:42 10 Haziran’daki Bursluluk sınavında yanlış soru var 13-12-1901 22:42 Kim olmak değil, kendin olacaksın öncelikle… 13-12-1901 22:42 Güneşe seslenmek 13-12-1901 22:42 Üstad Abdurrahim Karakoç hakka yürüdü... 13-12-1901 22:42 İnsanları bağımlılığa özendirmek insanlık suçudur! 13-12-1901 22:42 Affetmekten utanmayın 13-12-1901 22:42 Rızık korkusu mu? Allah var… 13-12-1901 22:42 Ak Parti… Babuşçu… Fatih Altaylı… “Yanılmışım.” 13-12-1901 22:42 Canım dediklerime, canımdan can verdiklerime… bana elini ver 13-12-1901 22:42 Rabbimiz! Yalvarıyoruz, yakarıyoruz, Affet! 13-12-1901 22:42 Daha özgür dünya için faşist zihniyetin izi silinsin 13-12-1901 22:42 Dillerde Fetih, “dîl”lerde Fatih 13-12-1901 22:42 Çizginin Ustası TDED’de… 13-12-1901 22:42 Anne yardan kurtaran bir yârdır 13-12-1901 22:42 İtirazım var 13-12-1901 22:42 Senden yine sana şikâyetle adalet istiyorum 13-12-1901 22:42 Ben Leylama gidiyorum çekil önümden Leyla 13-12-1901 22:42 Bir duayen daha gözlerini yumdu 13-12-1901 22:42 Akıl bazen başa bela olur 13-12-1901 22:42 Friedrich W. Nietzsche diye bir adam yaşamış, “farzedelim.” 13-12-1901 22:42 İnsanlar birbirlerini öldürsün ve “kan tüccarları” ceplerini doldursun(!) 13-12-1901 22:42
Gazete Manşetleri
E-Bülten Kayıt
ARŞİV ARAMA