Ramazan DEVECİ
Ramazan DEVECİ
Giriş Tarihi : 06-08-2017 15:09

Hz. Ali Örnekliğinde: Tevhid, Adalet ve Vahdet

“Ben konuşan bir Kuran’ım”

Hz. Ali

Muaviye’nin asi ve baği ordusu Sıffın’da savaşı kaybetmek üzere iken Amr B. As’ın hilesi ile mızrakların ucuna Kuran yapraklarını takmış Kuran aramızda hakem olsun demişlerdi. İmam Ali daha önce defalarca Kuran’ın hakemliğine çağırdığında, Kuran’ın hakemliğini kabul etmeyenler, Sıffın’da yenilgiden kurtulmak için Kuran’ı hilelerine alet olarak kullanıyorlardı. İmam Ali hilenin farkına idi. Ama cahil ordusuna sözünü dinletememişti. Ogün o cahil topluluğa Sad Bin Kays, tarihe mal olan şu sözü söylemişti. “Siz deri parçalarına yazılan bu harfleri Kuran’mı zannediyorsunuz? Kuran İmam Ali’nin kendisidir, Kuran Rebeze’de yatan Ebuzer’dir”

İşte İmam Ali’nin “Ben konuşan bir Kuran’ım” sözü Sad b. Kays’ın bu sözü ile birlikte düşünüldüğünde daha iyi anlaşılır diye düşünüyorum.

Fatiha suresinde “Yarabbi bizi doğru yola ilet, kendilerine nimet verdiklerinin yoluna” ayeti Nisa-69 ile birlikte düşünüldüğünde “Kim Allah’a ve Peygambere itaat ederse, işte onlar, Allah’ın kendilerine nimet verdiği peygamberlerle, sıddîklarla, şehidlerle ve iyi kimselerle birliktedirler.  Bunlar ne güzel arkadaştır.” İmam Ali’nin kendilerine nimet verilenlerden olduğu, Fatiha suresinde ifade edilen dosdoğru yol için bir örneklik olduğu görülecektir. Dosdoğru yolun Kuran olduğunu bilinen bir gerçeklik. Ama Kuran’ı doğru anlamak için Peygamberimizin ve onun yol arkadaşlarının onu nasıl anladığına bakmamız gerekiyor. Bu noktada Hz. Ali, Peygamberimizin ifadesi ile ilim şehrinin giriş kapısıdır. 

İmam Ali konuşan bir kuran ve kendisine nimet verilenlerden olan biri olarak kendisinde bizim için güzel örnekler olan bir öğretmendir. İmam Ali’nin vahyi esas alan, vahdet ve adalet anlayışı büyük önem arz etmektedir.

Şehit Ali Şeriati İmam Ali’nin hayatını üç bölüme ayırmaktadır. Şeriati’ye göre İmam Ali‘nin hayatının Yirmi üç yılı Tevhid için mücadele, yirmi beş yılı vahdet için sabır, beş yılı adalet için devrim olarak nitelendirilebilir.[1] Belki buna birde İmam Ali’nin çocukluğunu eklemek gerekir.

Şeriati’nin İfadesi ile: “Ali, insanlık tarihindeki mazlum adaletin tecessüm etmiş şeklidir. Ali sadece konuşan Kuran değildir, konuşan özgürlüktür, konuşan adalettir, konuşan aşkın insanlıktır.”[2]

İslam’ın esası tevhid ve adalettir. Müslüman olmanın esası ise vahdettir.

İşte bu üç kelime İslam’ın özlü bir ifadesi olduğu gibi, İmam Ali’in hayatının da özetidir. Esasen Müslüman’ın hayatı bu üç kelime ile anlam kazanmaktadır.

Tevhid

Tevhid bir olan eşi ve benzeri olmayan Allah’a imam edip hayatın merkezine Allah’ı koyarak, salih amellerle dolu bir hayat yaşamak, hayatında sadece ve sadece Allah ibadet edip Allah’a kulluk yaparken, İnsanları sadece ve sadece Allah’a kulluk yapmaya davet etmektir. Yani imanı hayata dönüştürmektir.

İmam Ali’nin tevhidi şöyle anlatır:

“O vardır, ancak birileri o’nu var etmemiştir. Mevcuttur, ancak yokluktan var olmuş değildir. Her şeyle birliktedir ancak beraber değil. Her şeyin dışındadır ancak ayrı değil.”

“Dinin başlangıcı, temeli O’nu bilmektir. O’nu bilmenin, tanımanın kemali ise O’nu tasdik etmektir. O’nun tasdikinin kemali ise O’nu birlemektir. O’nu birlemenin yolu O’na ihlâslı olmaktır. O’na olan ihlâsın kemal yolu O’ndan noksan sıfatları uzaklaştırmaktır. Bilinmelidir ki, hiçbir sıfat O’nu tam anlamıyla tanımlayamaz. Sen akıllarda sona eren bir Allah değilsin ki, akılların düşüncesinin esintisiyle bir şekle bürünesin; hatırlarının düşüncelerine girmezsin ki, sınırlı ve idare edilen olasın.”[3]

Hz. Ali Peygamberimizin evinde büyümüş çocuk yaşta Müslüman olmuştu. Vahiy ile birlikte büyüyen Hz. Ali’nin hayatının 13 yılı Mekke’de 10 yılı Medine’de bu tevhidi anlayışın anlaşılması ve hayata hakim olması için geçmişti.

Hz. Ali, Mekke’de Allah Resulünün tebliğ çalışmalarında hep yanı başında olmuştu. O Medine’ye hicrete giderken, onun yerine, onun yatağına, onu öldürmek isteyenlere karşı siper olarak yatmıştı.

Medine’de Allah Resulünün bütün savaşlarına katılmış, savaşların hep ön cephesinde yerini almıştı. Hayber onun kılıcı ile fetih edilmişti. Fedakarlıklarla dolu bir 23 yıl onun tevhid mücadelesinin şahididir.

Adalet:

 “Ey iman edenler! Allah için adaleti ayakta tutacak şahitler olun. Bir topluluğa olan kininiz, sizi adaletten ayırarak günaha sürüklemesin. Adil olun. Çünkü bu, Allah'a kulluktaki samimiyetin en iyi göstergesidir. Allah'a kullukta samimiyetinizi sürdürün. Çünkü Allah yaptıklarınızdan haberdardır.” (Maide 8)

“Ey iman edenler! Kendinizin, ana-babanızın veya akrabalarınızın aleyhine bile olsa, Allah için şahitlik ederek adaleti ayakta tutun…” (Nisa-135)

“Rabbimiz birilerine olan kiniz ve sevginiz sizi adaletten şaşırtmasın” buyurmaktadır. İşte adaletin gerçek ölçüsü budur. Düşmanında olsa hakkını vereceksin, kardeşinde olsa haksızlık yaptığında karşı durmasını bileceksin. Düşmanına yapılan haksızlığa karşı çıkamıyorsan, sevdiklerinin haksızlıklarına görmezden geliyor kılıf buluyorsan, İslam’ın adalet anlayışından bahsedemezsin.

İmam Ali “Bin kez zulme uğraşanda bir kez zulüm yapma” diyor.

Bir Müslüman bana zulüm yapıldı öyle ise bende zulüm yapayım diye düşünemez, düşünmemelidir.

Rahmetli bilge kral Aliya sırplar bizim kadınlarımıza tecavüz ediyor çocuklarımızı öldürüyor diyen dostlarına tarihe geçen şu sözle cevap vermişti; “Onlar bizim öğretmenimiz değil, düşmanımızdır.”

Müslümanın adaleti yoksa tevhid anlayışı da zedelenmiş demektir.

Onun için İmam Ali Hz. Osman'ın vefatından sonra kendisine biat için gelen Müslümanlara “Benim adalet anlayışım size ağır gelir. Siz en iyisi başka birini seçin ve ben de ona ilk biat edenlerden olayım” demişti ve adalet şartı ile biat almıştı. Ve o hilafeti döneminde zerre miktarı adaletten şaşmamak için çalıştı.

Hz. Ömer beyt-ül maldan Müslümanları belirli ölçülere göre sınıflandırarak maaş bağlamıştı. Bu sınıflandırmada Bedir ashabından olmak bir ayrıcalıktı. Hz. Osman ise beyt-ül maldan akrabalarına lütufkar davranarak toplumdaki adalet duygusunun zedelenmesine yol açmıştı.  Hz. Osman dönemindeki huzursuzlukların temel nedenlerinden biride, adalet duygusunun zedelenmesi idi.

İmam Ali halife olunca herkesi aynı maaşı bağlamış Allah’a yakın olanlar bu yakınlıklarının ödülünü Allah’tan alsınlar demişti. Beyt-ül maldan ama olan kardeşi Akil’e bile ayrıcalık yapmamıştı. İmam Ali’nin bu tavrını kabullenemeyen Akil Muaviye’ye gitmişti.

Yakınlarına ayrıcalık yapmayan İmam Ali, kendisine ihanet ve hakaret edenlerden, alaya alanlardan, iftira edenlerden bir tekinin bile maaşını kesmemişti.[4] Bu gerçekten hayret verici bir şeydi. İşte İmam Ali’nin adaleti böyle bir ince çizgide duruyordu. O toplum o gün İmam Ali’nin adalet anlayışını anlayamamıştı. Ama bugün bunca zaman sonrada ne yazık ki hala anlayamadılar, anlayamadık.

Bugün demokrasi libaralizm, insan hakları söylemlerini bayraklaştıranlar Ali’nin bu tür davranışları karşısında ezildiler. Bu söylemi dinlendirenler hiçbir dönemde bu adalet ölçüsüne ulaşamadılar. Müslümanlar daha sonraki süreçte, Ali’nin bu adalet anlayışını ortaya koyamadıkları için demokrasi libaralizm, insan hakları söylemlerini bayraklaştıranlar karşısında bu üstünlüklerini sürdüremediler.

Ne yazık ki İslam dünyası adil bir yönetim örnekliği ortaya koyamadı. Bugün Müslümanlar pratik uygulamayı bırak düşünsel olarak İmam Ali’nin adalet anlayışının çok gerisinde kalmaktadır.

İmam Ali kendisini tekfir eden, bu insanları Müslüman olarak görüyor, beyt-ül malda hak sahibi olarak görüyordu. Onların hiçbirini tutuklamıyor, özgürlüklerini kısıtlamıyor, onlara eziyet etmiyor, sadece suç işlendiği zaman suçun şahsili ilkesi ile hukuka göre cezalandırıyordu. İsyan ederlerse onlara karşı savaşıyordu. Çünkü suçun cezasını vermek ayrı bir şeydi. Ama insanların maaşları kesildiği taktirde aileleri de cezalandırılmış olurdu.

Şeraiti der ki, “Ali Hiçbir şeyin olmadığı ve bir kenara itildiği yirmi beş yıl boyunca muhafazakârdı, büyük bir imparatorluğun yönetimini elinde bulundurduğu gün ise devrimci olmuştu.”[5] Bu, diğer tüm insanların tersini yaşadığı bir yazgıdır. İnsanlar muhalefette iken, yada yönetimde sorumluluk makamında değilken devrimcidirler, iş başına gelince muhafazakârlaşırlar.

Sizin kendinizi adil görmeniz önemli değildir. Çünkü insanlar her zaman adaletsizliklerine kılıf bulup adalet gibi göstermeye zorlanmazlar. Adaletsizlikleri meşrulaştıracak bir maslahat her zaman bulunur. İşte burada düşmanlarınız, muhalifleriniz, düşüncelerinizi kabul etmeseler de adaletinize şahitlik ediyorlarsa siz gerçekten adilsiniz demektir.

İmam Ali yönetimde olduğu 5 yıl boyunca devrimci bir anlayışla adaleti maslahata kurban etmeden, düşmanlarının bile adaletine şahitlik ettikleri adil bir yönetim ortaya koydu…

İmam Ali'nin adalet anlayışına o kadar çok ihtiyacımız var ki...

Vahdet….

 “Allah'ın ipine hepiniz sımsıkı sarılın. Dağılıp ayrılmayın. Ve Allah'ın sizin üzenizdeki nimetini hatırlayın. Hani siz düşmanlar idiniz. O, kalplerinizin arasını uzlaştırıp ısındırdı ve siz O'nun nimetiyle kardeşler olarak sabahladınız. Yine siz, tam ateş çukurunun kıyısındayken, oradan sizi kurtardı. Umulur ki hidayete erersiniz diye, Allah, size ayetlerini böyle açıklar.” (Al-i İmran 103)

Allah’ın ipine ister Kuran diyelim, İster İslam diyelim sonuçta bu ayet açık bir şekilde Müslümanlara vahdeti emretmekte dağılıp ayrılmayı yasaklamaktadır. Bu ayete rağmen hiç kimse bir başka Müslüman’ı dışlayamaz, vahdet çağrılarına muhalefet edemez.

Hangi mezhepten, hangi cemaatten olursa olsun, ben Müslümanlardanım diyen herkes bizim kardeşimizdir anlayışı ile hareket etmeliyiz. Kardeşlerimizle nasıl bir ve beraber oluruz diye düşünmeli, birlik ve beraberliğe katkı sağlayacak davranışlar içerisinde olmalıyız.

Hepimizin bildiği bir hadiste Sevgili Peygamberimiz; “Bir birinizi sevmedikçe iman etmiş olmazsınız, iman etmedikçe cennete giremezsiniz” buyuruyor.

Burada birbirinden kasıt senin cemaatin yada mezhebin değil, ben Müslümanlardanım diyen herkestir. Kimsenin imanını sorgulamadan ben Müslümanlardanım diyeni sevmek zorundayız. İmanı sorgulayacak olan sadece alemlerin rabbidir. Tekfirci bir anlayıştan uzak durmalı, bizi sevmese bile Müslümanları sevebilmeliyiz.

Hatta Habil gibi bizi öldürmeye gelen kardeşimize, sen beni öldürsen de ben seni öldürmeyeceğim, ben alemlerin rabbinden korkarım diyebilmeliyiz.  "(Habil) Eğer beni öldürmek için elini bana uzatacak olursan, ben seni öldürmek için elimi sana uzatacak değilim. Çünkü ben, alemlerin Rabbi olan Allah'tan korkarım." (Maide 28)

Günümüzde Müslümanlar arasında fitne bu kadar artmışken ben Habil olmayı seçtim diyecek Müslümanlara o kadar çok ihtiyacımız var ki.

Habil olmak kardeşini nefsine tercih etmektir. Habil olmak ümmetin maslahatını, birliğini her şeyin üzerinde tutarak gerekirse haklı olduğunda bile susmasını bilmektir.

Habil olmak bir anlamda İmam Ali gibi davranmaktır. İmam Ali gibi haklı olduğuna inandığın halde Ümmetin vahdeti için, fitne ve tefrikalara düşmeden, ümmetin birliğini her şeyin üzerinde tutarak susmasını bilmektir.

İmam Ali Hilafetin kendi hakkı olduğuna inandığı halde, Kendisinden önce yapılan üç halife seçimine de itirazı olmasına rağmen, Ümmetin birliğini düşünerek susmayı tercih etmiştir. İmam Ali susmayı tercih ettiği gibi, hiçbir dönemde fırsatçı düşünmemiş, halifelerin zafiyetlerini bekleyip hilafete sahip olmanın hesabını yapmamıştır.

İmam Ali Hz. Ebubekir halife seçildiğinde Ebu Süfyan’ın kışkırtıcı sözlerine kıymet vermemiş, git İslam düşmanı sen hiçbir zaman İslam’a dost olmadın demiştir.

İkinci halife Hz. Ömer İran seferine katılmak istediğinde sen Halifesin hilafetin merkezinde kalmalısın demiştir. İmam Ali, ikinci halife Hz. Ömer’e “Yöneticinin konumu boncuk dizilen ipin konumu gibidir. Boncuklar ona dizilirse boncukları ip bir araya getirir. İp koparsa düzen bozulur”[6] diyerek İran savaşına gitmemesini istemiş Hz. Ömer’de gitmemiştir.

İmam Ali Hz. Osman’ın Hilafeti döneminde yapılan yanlışlar konusunda onu uyarmış, nezaketli bir dille Mervan’ın yanlışları konusunda uyanık olmasını istemiştir. O Hz. Osman’a “Vallahi sana ne söyleyeceğimi bilemiyorum benim bildiklerimi sende biliyorsun. Senden önceki halifeler senden daha evla değillerdi. Hatta sen akrabalık olarak Resulullah’a daha yakındın. Kendine acı ve zulmeden bir yönetici olma. Bu ümmetin öldürülecek imamı olma, Mervan’ın istediği yere yönlendirdiği biri olma”[7] demiş,  isyancılarla konuşup onları ikna etmesini söylemişti. Ve Hz. Ali, Hz. Osman’a karşı gelen isyancılara engel olmaya çalışmıştı. Hz. Osman'ın vefatından sonra kendisine biat için gelenlere  “Benim adalet anlayışım size ağır gelir. Siz en iyisi başka birini seçin ve ben de ona ilk biat edenlerden olayım” demişti.

O hiçbir dönemde fırsatçılık yapmamış, yönetim zafiyeti oluşsun da ben halife olayım diye düşünmemişti. O sizin dünyanızın, sizin dünyevi saltanatınızın benim gözümde “bir keçinin aksırı kadar bile bir değeri yok” demişti.

İmam Ali’nin bu tavırları, yöneticilik konusunu put haline getiren, Müslümanlar arasında tefrika nedeni kılan bizlere çok şey öğretmesi gerekiyor.

Onun vahdet anlayışı bütün siyasi hesapların üzerindedir. İmam Ali adalet konusunda hiçbir zaman maslahatçı olmamış ama vahdet konusunda maslahatçı olmuştu. Çünkü İmam Ali’ye göre Müslümanların birliği tevhid ve adaletten sonra belki de en önemli şeydir.

O ömrünün 25 yılını vahdet için sabrederek geçirmişti. Şeriati’nin ifadesi ile “Bir adam bin üç yüz yıl önce gece yarısı tek başına şehirden çıkıp hurmalıklara giderek ağlıyordu; feryadını içine gömdüğü boğazında düğümleniyordu. Nefesi tutuluyordu, aşağılık kulakların duyabileceği korkusuyla başını kuyuya daldırıyor, içindeki ukdeleri orada açıyor, dertlerini kuyuya döküyor, rahatlıyor, hafifliyordu. Yuvasına ve yavrusuna dönen bir kuş gibi, boş kursağına dert taneleri toplayarak halifenin şehrine dönüyordu, hâlâ yalnızdı.”[8]

O şahsına yapıldığını düşündüğü haksızlıklara sabrediyor, dertlerini kuyulara anlatıyor ama ümmetin birliğini bozacak davranışlardan sakınıyordu. Halifelere danışmanlık yapmaktan da geri durmuyordu, gördüğü kimi yanlışlarını da uyarıyordu.

Kendini tekfir edenleri bile tekfir etmediği gibi, halifeliği döneminde, kendini tekfir edenlerin beyt-ül maldan aldıkları maaşlarını da kesmemişti. İmam Ali gibi Tekfirci anlayışlardan uzak durmamız gerekiyor. Bugün İmam Ali adına İmam Ali’nin tekfir etmediği gibi danışmanlık yaptığı insanları tekfir edenlere İmam Ali’nin bu tavırlarını hatırlatıyor, ya İmam Ali’yi örnek alın yada İmam Ali’den uzak durun diyorum

Bugün İmam Ali’yi örnek alarak Vahdet için kardeşlik için, Habil olmayı tercih edecek, Ben Müslümanlardanım diyenleri beni sevmeseler de ben onları seviyorum diyecek, Bin kez zulme uğraşanda bir kez zulüm yapmayacak, İmam Ali gibi kötülüklere iyilikle karşılık verecek Müslümanlara ihtiyacımız var. 

Rabbim dinini kitabını doğru anlayıp doğru yaşamayı, nasip etsin.

Rabbim özgür Kudüs’ü ve Dünya Müslümanlarının birliğini görmeyi nasip etsin….

İmam Ali’ye ve evlatlarına selam olsun…

 

[1] Ali Şeriati Ali  s.343

[2] Ali şeraiti Ali  s.343 .

[3] Nehcül belağa asr y. 1. Hutbe s.39

[4] Ali Şeriati Ali s. 345

[5] Ali Şeriati Ali  s.343

[6] Nehcül Belağa Asr y. 146. hutbe

[7] Nehcül Belağa Asr y. 164. hutbe

[8] Ali Şeriati Ali Fecr y. S. 568

NELER SÖYLENDİ?
@
Ramazan DEVECİ

Ramazan DEVECİ

DİĞER YAZILARI İslamofobi Ve İslam’a Saldırılar… 15-10-2020 07:17 Yusuf’un İmtihanı Züleyha… 07-09-2020 08:47 Konuşan Kuran Hz. Ali Kitabını Niye Yazdım? 06-08-2020 10:46 Müslüman Ahlak İlişkisi ve Riya, İhlas Arasına Sıkışan Amellerimiz .. 07-07-2020 16:43 Filistin’e Sadece Türkiye mi Sahip Çıkıyor? 01-06-2020 13:19 Amerika’ya Karşı Olmak, Küresel Adalet Mücadelesi Vermektir… 08-05-2020 07:53 Adalet İçin Mücadele Örneği: Hılfu’l-Fudûl… 07-03-2020 13:16 41. Yılında İran İslam Devrimi: Başarıları Ve Başarısızlıkları? 03-02-2020 08:40 Cemaatten PY'ya, PY'dan Terör Örgütüne FETÖ, FETÖ Mücadelesinde Yapılan Adaletsizlikler 20-01-2020 08:43 Türkiye’de Dindarlaşma Niye Azalıyor… 17-12-2019 08:53 Takva Adalet Sahibi Olmak, Adalet Mücadelesi Vermektir.. 21-10-2019 08:10 Nijerya İslami Hareketi ve Şeyh İbrahim Zakzaki… 17-07-2019 18:16 Şehitlerin Mesajı: Tevhid- Adalet- Vahdet- Özgürlük- Kudüs 04-05-2019 00:08 31 Mart seçimlerinin düşündürdükleri… 15-04-2019 05:35 İmam Humeyni Düşüncesinde ve İslam Devrimi'nin 40 Yıllık Sürecinde İslami Vahdet 06-03-2019 08:20 Doğum Günü ve Ölüm Günü... 22-01-2019 00:13 Kadın Sorunu Mu, Erkek Sorunu Mu? 17-12-2018 12:25 Günümüzün Kerbela’sı Yemen’in Serencamı ve Ümmetin Duyarsızlığı… 10-10-2018 06:56 Hz. Osman’ın Kanı Üzerinden, Hz. Ali’den İstenen Adalet mi, Yoksa Adaletsizlik mi? 05-09-2018 21:24 Ak Parti ve 24 Haziran Seçimleri... 03-07-2018 21:52 ‘Türkiye- ABD İlişkilerinin Psikolojisi’ Kitabı ve Büyük Şeytan Amerika’yı Tanımak… 28-05-2018 13:03 Erzincan İzlenimleri Erzincan Candır…. 28-04-2018 00:09 Bize de Ali’nin yalnızlığı düştü… 16-03-2018 09:59 Piri Aşk’ın, Davası Devrimden Özgür Kudüs’e… 09-02-2018 15:21 Üstad Bediüzzaman’ı ve Risale-i Nur’ları Doğru Anlamak… 15-01-2018 00:46 Kudüs İçin ne Yapmak gerekiyor, Kudüs eylemleri Müslümanların gazını mı alıyor? 21-12-2017 19:52 Yalnız Devrimciler Ali ve Ebuzer 11-11-2017 09:57 Ümmetin Dirilişi ve Direnişi Kudüs’ten Geçer… 01-10-2017 00:07 Kurban Yaklaşırken, İbrahim’in İmtihanına Hazır Mıyız? 24-08-2017 10:33 Hz. Ali Örnekliğinde: Tevhid, Adalet ve Vahdet 06-08-2017 15:09 15 Temmuz Darbe Girişiminin Düşündürdükleri… 14-07-2017 17:57 İktidarın Dayanılmaz Cazibesi ve İslamcılardaki Değişim.. 01-07-2017 18:01 İyi olmak kolaydır zor olan adil olmaktır…. 12-06-2017 00:43 Devletin Dini adalettir, dinin devleti de özgürlüktür... 17-05-2017 08:49 Emperyalizm ve Sömürgecilik Karşısında İnsanlığa Umut Olmak… 08-04-2017 22:55 İmam Ali ve Nefsini Tanımak… 03-03-2017 08:28 Şubat Ayı Şahadet Ayıdır; Şahadet Kudüs’tür…. 04-02-2017 22:33 İnsanı Tanımak mı Zor Yoksa Anlamak mı? 01-01-2017 07:23 Aşk Yolculuğu Kerbela... 04-10-2016 08:47 Kuran’da Sevgi ve Aşk.. 17-09-2016 22:56 Ali’nin Adaleti, Muaviye’nin Maslahatçılığı… 04-08-2016 10:09 Medeniyet ve Modernizm Üzerine ….. 08-07-2016 11:50 Ramazan Ayı Kuran Ayı… 06-06-2016 08:55 İmamı Azam Ebu Hanife’nin Siyasi Mücadelesi... 18-05-2016 09:27 İmamı Azam Ebu Hanife… 06-05-2016 00:02 Müslümanların Kardeşliği ve Vahdet 01-02-2016 00:01 Çağdaş Medrese; İslami Değerler Akademisi… 01-01-2016 00:26 İslami Mücadelede Metot 01-12-2015 10:45 Ebul Fazl Abbas; Kerbela’nın Yiğit Savaşçısı 23-10-2015 00:04 Mustafa İslamoğlu hoca ve Uydurulmuş din-İndirilmiş din söylemi… 09-10-2015 00:01 Ak saçlı bilge: Atasoy Müftüoğlu 12-08-2015 19:00 İran Gezi Notları 30-06-2015 18:28 Miraç, Namaz ve Kudüs 15-05-2015 08:17 Aşka ve Sevgiye Dair 06-04-2015 08:22 Kuran'da Müslüman 28-01-2015 22:27 Fıtratın İlahi Yanı; Kamil İnsan Olmak 25-12-2014 10:37 Hz. Zeynep; Babasının Süsü…. 24-11-2014 09:00 Kerbela ve Kuran 25-10-2014 06:31 Kurbanda İbrahim’ce Bir Duruş… 26-09-2014 05:52 Kudüs, İslahiye Ve İstanbul 23-08-2014 06:06 Kuran Rehberliğinde Huriyi Doğru Anlamak 11-08-2014 19:36 Kudüs Sevdamız Aşkımız Hayalimiz Bizim. 25-07-2014 00:59 Bireysellik Ve Bencillik 23-06-2014 04:57 Hayat Sigortamı Annemi Kaybettim 07-04-2014 00:06 Dostluk Üzerine 25-03-2014 00:02 Nisa Suresi Tevhid Adalet ve Kadın 03-03-2014 07:51 Dünya Sevgisi ya da Dünyevileşme 02-02-2014 11:01 Kadınlardan Yönetici Olur mu? 21-12-2013 08:34 Oruç Tutmak İhram Giymek Gibidir 29-09-2013 07:06 Annem.... 01-08-2013 07:03 Müslümanların Suriye İmtihanı 19-04-2012 07:08 Hz. Fatıma Timsali Bir Anne ve Onun Çocuk Eğitimi 25-06-2013 07:09 Bebeğini Özleyen Anne 28-05-2013 07:10
Gazete Manşetleri
E-Bülten Kayıt
ARŞİV ARAMA
tempobet