Alptekin Dursunoğlu
Alptekin Dursunoğlu
Giriş Tarihi : 31-07-2017 08:56

‘Fiili durumlar’ diyarında bağımsız Kürdistan kumarı

Bölge tarihi, kalıcı hale gelmesi umuduyla fiili durumlar yaratarak kumar oynayan yerel aktörlerin bölge dışı aktörlerin yarattığı fiili durumlar sebebiyle ellerindekini de kaybetmesinin örnekleriyle de dolu.

Mesud Barzani’nin bağımsızlık referandumu kararından vazgeçmemesi halinde, Kürtlerin modern tarihteki tek ‘de jure’ kazanımı olan Kürdistan Bölgesi, 25 Eylül’den sonra bir ‘de facto’ duruma dönüşecek.

Kürdistan Bölgesi, 2005’te hazırlanan Irak anayasasının sonucu olduğu için ‘de juro’ idi. Yani ilgili tüm tarafların tanıdığı bir hukuksal zemine dayandığı için yasaldı.

25 Eylül’de yapılacağı açıklanan bağımsızlık referandumu ise Barzani’nin tek taraflı kararı olduğu için ‘de facto’ yani yazılı hukuka dayanmayan bir ‘fiili durum’ oluşturuyor.

Bağımsızlık referandumu neden bir ‘fiili durum’

Barzani’nin bağımsızlık referandumu kararının bir ‘fiili durum’ sayılmaması ve hukuksal bir nitelik kazanabilmesi, Kürdistan Bölgesi içerisindeki konsensüsle ve Irak merkezi hükümetiyle uzlaşmaya varılmasıyla doğrudan ilgili.

Ancak Kürdistan Yurtseverler Birliği (KYB), Goran Hareketi ve Cemaat-ı İslami gibi muhalif partiler, referandum konusunda Kürdistan Bölgesi içinde konsensüs olmadığını, Irak merkezi hükümetiyle uzlaşma aranmadığını vurgulayıp Türkiye ve İran gibi ülkelerin aleyhtar tutumuna da dikkat çekerek referandum kararına tepki gösteriyor.[1]

 Kürdistan Bölgesi’ndeki muhalif partiler, Barzani’nin referandum girişiminin konsensüs ve uzlaşmadan yoksun olduğunu düşünüyor ve bunun Barzani’nin iç politika manevrası olduğunu öne sürerek şunları söylüyor:

“Bu,  Barzani'nin Kürdistan Bölgesi’ndeki başkanlığının yasadışılığını ve gayri meşruluğunu örtbas etmeye yöneliktir. Kürdistan Bölgesi halkı seçimlere katıldı ve meclise milletvekillerini gönderdi; ama Barzani bu meclisi kapattı. Mesud Barzani, başkanlıktaki yasal süresi biteli iki yıl olmasına rağmen iktidardan çekilmeye yanaşmıyor.”

“Kürdistan Bölgesi halkının kendi kaderini tayin konusunda birlik ve beraberliğini koruyarak karar vermesi gerekiyor; ancak bu iş, Irak’taki Arap komşularımızla görüşüp istişare edilerek yapılmalı ve Kürdistan Bölgesi halkı bu şekilde kendi kaderini belirlemelidir. Çünkü bu hak, Brüksel’de, Amerika’da, İran’da, Türkiye’de ya da dünyanın başka bir yerinde gerçekleştirilemez”[2]

Irak Başbakanı Haydar el-İbadi, Kürdistan Bölgesi’nin yasal dayanağı olan Irak anayasasının “tek taraflı referandum yapma ve ayrılma yetkisi vermediğini” belirterek “Kürdistan Bölgesi'ndeki referandum yasal değil ve bunu tanımayacağız”[3] diyor.

Irak ve Kürdistan Bölgesi içerisindeki bu şartlar, Irak’ın toprak bütünlüğünün korunması gerektiğini vurgulayan Türkiye ile İran’ın resmi tutumu ve Amerika’nın da meselenin özüne değil zamanlamasına itiraz eden yaklaşımı,[4] 25 Eylül sonrası ortaya çıkacak bağımsız Kürdistan’ın bir ‘fiili durum’ olacağını gösteriyor.

Fiili durumlar ülkesi

Elbette adeta bir ‘fiili durumlar’ ülkesi olan Irak’ta ‘fiili durumların’ 'yasal durum' haline gelmeden de kabul gördüğü düşünüldüğünde 25 Eylül’deki fiili durumun yaratacağı sonuçlar Kürdistan Bölgesi’nin varlığını riske sokabilecek sonuçlar doğurmayabilir.

Ancak bölge tarihi, kalıcı hale gelmesi umuduyla fiili durumlar yaratarak kumar oynayan yerel aktörlerin, bölge dışı aktörlerin yarattığı fiili durumlar sebebiyle ellerindekini de kaybetmesinin örnekleriyle de dolu.

Irak’ın mevcut sınırları Sykes-Picot ‘fiili durumu’ ile çizildi. Saddam, 1980’li yılların başında İran topraklarını işgal ederek yarattığı ‘fiili durum’ ile sınırlarını genişletmek isterken Amerika’dan, Sovyetlerden, Avrupa’dan ve Suriye dışındaki tüm Araplardan destek gördü.

Fiili durum kumarı

İran, savaşta yenilseydi muhtemelen Saddam’ın fiili durumu kalıcı hale gelebilirdi; ancak Irak’ı İran’a karşı destekleyenler, Saddam’ın 1990’da Kuveyt’i işgaliyle yaratmak istediği fiili duruma izin vermedi.

Kuveyt’te yarattığı fiili durumla sınırlarını genişletme kumarı oynayan Saddam, Amerika’nın 36. Paralelin kuzeyinde oluşturduğu fiili durumla Irak’ın kuzeyini kaybetti.

Saddam, 1970’te Baas partisi adına Molla Mustafa Barzani ile imzaladığı özerklik anlaşmasına bağlı kalsaydı, özerk bölgenin sınırlarını ve yetkisini kendisi belirlemiş olacaktı; ancak bugünkü Kürdistan Bölgesi sınırlarını 36. Paralelin kuzeyine uçuş yasağı getiren Amerika belirledi.

Irak ordusunun IŞİD saldırıları sebebiyle Neyneva ve Kerkük’ten çekilmesinden hemen sonra buralara peşmerge güçleri gönderen Mesud Barzani, tartışmalı bölgeler sorununun çözümüyle ilgili olan anayasanın 140. Maddesinin kendiliğinden uygulanmış olduğunu söyledi.[5]

Peşmerge Bakanlığı Genel Sekreteri Cabbar Yaver, tartışmalı bölgeler kategorisinde yer almayan yerler de dahil olmak üzere peşmerge güçlerinin ele geçirdiği hiçbir yerden çekilmeyeceğini söyledi. Bunu da şu gerekçeyle açıkladı: “çünkü peşmerge, Irak’ın güvenlik ve savunma güçleri içerisinde yer almaktadır ve Kürdistan Bölgesi de Irak’ın bir parçasıdır.”[6]

Irak merkezi hükümetinden bütçe talebi ve IŞİD’den kurtarılan yerlerden çekilmeme konularında Irak devletinin bir parçası olmayı gerekçe gösteren Erbil, petrol ticareti yaparken ve tartışmalı bölgelerle ilgili karar alırken fiili bir durumla bağımsız bir devlet gibi davrandı.

25 Eylül fiili durumunun avantajları

Barzani hem Kürdistan Bölgesi içinde hem de Irak’ta tek taraflı kararlar alarak yarattığı fiili durumu en azından uzun vadede kalıcı hale getirebilir.

Çünkü Amerika, IŞİD’le savaşın sürdüğü mevcut konjonktürde Kürdistan’ın bağımsızlığının zamanlamasına itiraz etse de başta Suriye ve Irak olmak üzere tüm bölge ülkelerinin birbirine düşman devletçikler şeklinde bölünmesini kolaylaştıracak adımlar atıyor.

Amerika’nın bölge politikalarının eksenini oluşturan İsrail[7] ile ABD’nin en önemli finansal kaynağı olan Suudi Arabistan[8] da Kürdistan’ın bağımsızlığını başta İran olmak üzere bölge ülkelerini istikrarsızlaştıracak ve dış müdahalelere gerekçe oluşturacak bir gelişme olarak destekliyor.[9]

Türkiye ise resmi söylem düzeyinde Kürdistan’ın bağımsızlığına karşı olduğunu ifade etmekle birlikte Bağdat’ı devre dışı bırakarak Erbil’le kurduğu ticari ilişki biçimiyle Kürdistan’ı bağımsızlığa götüren yola asfalt döşeyen bir ülke olarak biliniyor.

Türkiye’nin Kerkük konusunda bile ekonomik yaptırım düzeyinde herhangi bir adım atmaması ve sadece resmi açıklamalarla yetinmesi, Ankara ile Erbil arasındaki karşılıklı bağımlılık ilişkisinin Erbil lehine geliştiğini gösteriyor.

Irak ve Suriye’nin toprak bütünlüğünün korunması yönünde resmi bir tutumu olmakla birlikte Ankara’nın bölgedeki her sorunda Suudi Arabistan safında ve İran’a karşı tavır alması da Kürdistan’ın bağımsızlığı açısından önemli bir avantaj oluşturuyor.

Çünkü Ankara, Suriye ve Irak’ın toprak bütünlüğü konusunda Tahran’la aynı lisanı konuşuyor olsa da hem Suriye’de hem de Irak’ta lisan-ı hal ile Tahran’a karşıt pozisyonlarda yer alıyor.

Örneğin Irak’ta Tahran’ın müttefikleri oldukları gerekçesiyle Bağdat’a ve Irak’ın toprak bütünlüğünü vurgulayan Haşd Şabi’ye karşı Peşmerge’nin; Suriye’de ise Suriye ordusuna karşı silahlı grupların yanında yer almayı sürdürüyor.

Kürdistan’ın bağımsızlığına yönelik tek ciddi itirazın Tahran’la sınırlı kalması, Ankara’nın bağımsızlığına rağmen Erbil’le ilişkilerini ‘fiili duruma’ emanet etmeye hazır olması, Washington’un sadece zamanlamaya itiraz etmesi ve Suudiler ile İsrail’in güçlü desteği, 25 Eylül sonrasında oluşacak fiili durumun yasal bir nitelik kazanmasa bile kalıcı hale gelebileceğinin göstergeleri olarak okunabilir.

Elbette Barzani’nin 25 Eylül’de yaratacağı fiili duruma dair kötü senaryolar da yok değil.

Tüm uluslararası ve bölgesel faktörler, Irak özelindeki şartlar ve hatta Türkiye ile Suriye kökenli Kürt hareketlerinin denkleme olan etkisi bir tarafa bırakıldığında dahi, salt Erbil-Süleymaniyeçelişkisi[10] üzerine Kuveyt’i alayım derken kuzey Irak’ı kaybeden Saddam’ın kumarını hatırlatan kötü senaryolar yazmak da mümkün.

YDH Yazının devamı için

NELER SÖYLENDİ?
@
Alptekin Dursunoğlu

Alptekin Dursunoğlu

DİĞER YAZILARI Yorgunların uzlaşmasıyla doğan Taliban emirliği 24-08-2021 10:06 Yeni bölgesel denklem ihtiyacı 03-08-2021 06:52 İran’da seçimler sonrası yeni bir dönem mi başlıyor? 21-06-2021 09:34 İsmail Heniye'nin İsrail İle Normalleşme Yönünde Adım Atan Fas Ziyareti... 18-06-2021 10:59 ‘Ümmetin liderlik’ ve Filistin’in silah sorunu... 19-05-2021 06:14 İdlib mi Fırat’ın doğusu mu? 28-03-2021 09:03 Suriye krizi onuncu yılına girerken.. 15-03-2021 09:21 Yozlaşmış düzenler, lümpen devrimler... 09-08-2020 22:56 Suriye hevesleri ve İdlib kaygıları arasında tercih zorunluluğu.. 11-02-2020 20:48 Direniş’in Zulfikar’ı 10-01-2020 19:45 Amerikan Jokerleri, Irak ve Lübnan'da Neler Oluyor... 08-12-2019 19:50 Barış Pınarı’nda neye niyet neye kısmet... 20-10-2019 08:04 İdlib için ‘yeni bir sayfa’ mümkün 11-07-2019 08:01 İsrail, Trump yönetiminden ne kadar korksa yeridir! 22-05-2019 05:00 Tahran ve Şam’dan Amerika’ya uyarı, Rusya’ya ayar... 03-03-2019 07:14 Adana mutabakatı, Türkiye’nin 'berat belgesi' 29-01-2019 17:14 Sahi kim Kürt düşmanı? PYD Şam’ın himayesine sığınacak? 27-12-2018 08:38 2015'ten bugüne değişen Yemen politikası yada, Suudi makamında Yemen ağıtları... 17-12-2018 20:01 Yemen savaşı biter mi? 25-11-2018 22:59 Sünni dünya'da tehdit algısının değiştirilmesi, Düşman olarak İsrail'i değil İran'ı görmek.. 05-11-2018 13:11 Bir acayip zirve, tüm tarafları memnun etti. 29-10-2018 21:15 Netanyahu’yu kim işletti? 30-09-2018 19:08 Soçi anlaşması, Fırat’ın doğusu ve Türkiye’nin İdlib rolü 24-09-2018 09:34 Suriye’ye müdahale ihtirasının acı meyvesi İdlib.. 15-09-2018 20:57 İran Rusya ortaklığında neler oluyor? 02-06-2018 12:23 Sadr’ın ‘zaferi’ Irak’ın belirsizliği... 20-05-2018 11:59 Mağluplar cephesinin savaş tehdidi 03-05-2018 23:45 ‘Doğu Guta’dan ‘Doğu Fırat’a Suriye’nin toprak bütünlüğü... 26-02-2018 20:28 Meğer İran halkı ne istiyormuş? 04-02-2018 23:35 Amerika’nın yeni Suriye stratejisi ve Türkiye'nin safı... 22-01-2018 10:20 İran’a dair iki tasvir.. 01-01-2018 13:36 Filistin-İsrail sorununda dördüncü aşama 18-12-2017 07:07 İran’ın en büyük şansı Suudiler 08-12-2017 09:06 Lübnan’da ava giderken av olmak.. 22-11-2017 23:06 Suudi-İsrail ekseni için yeni umut.. 06-11-2017 15:59 Dejavu, bağımsız Kürdistan macerası 23-10-2017 13:15 Kürdistan referandumu, hangi mağduriyet, hangi meşruiyet? 03-10-2017 10:40 Kürdistan için iki senaryo, Barzani için iki muhtemel gelecek.. 17-09-2017 21:34 Hizbullah’ın ikinci stratejik zaferi.. 30-08-2017 21:04 Omletten yumurta yapma sanatı 14-08-2017 07:19 ‘Fiili durumlar’ diyarında bağımsız Kürdistan kumarı 31-07-2017 08:56 Şerif’in Çar’la anlaşması... 10-07-2017 08:00 Zulfikar’ın anlattıkları... 22-06-2017 01:00 350 milyar dolarlık hayal ticareti Ortadoğu NATO’su.. 23-05-2017 14:29 Hamas’ın Yeni Siyaset Belgesi Ne Diyor.. 08-05-2017 09:28 Suriye’de yeni süreç başlarken Türkiye’nin lisanı ve lisan-ı hali.. 01-05-2017 19:09 Suriye saldırısı, ‘Yeni Şerifin’ ödül avcılarına züğürt tesellisi.. 10-04-2017 05:15 Şam ve Hama saldırısı Türkiye’nin Astana rolüne Suudi çelmesi... 27-03-2017 08:48 Türkiye’nin ‘Suriye’nin toprak bütünlüğü’ macerası... 19-02-2017 20:43 ÖSO iç savaşından, Fetih Ordusu iç savaşına 01-02-2017 12:35 Astana konferansı, yeni 'oyun düzeninin' ilk tatbikatı. 23-01-2017 14:29 Türkiye, Rusya İran ortaklığı ve Suriye’de artan çözüm şansı... 04-01-2017 21:57 Türkiye’nin ‘dolaylı ortaklığı’ ve Halep'in 'düşmesi' 19-12-2016 07:18 Irak’a dair gerçekler ve Musul’a dair senaryolar. 04-12-2016 21:33 Fırat Kalkanı kimin kalkanı? 27-11-2016 20:51 Cerablus müdahalesi 29-08-2016 22:51 Yeni Osmanlı aklından Türkiye Cumhuriyeti aklına dönüş... 08-08-2016 09:28 Dış politika dinamikleri açısından 15 Temmuz darbe girişimi... 25-07-2016 23:08 Cenevre-3’ün Cenevre-2’ye direnişi 08-05-2016 23:37 Arap Birliği’nde Suudi İsrail dönemi 27-03-2016 23:16 İsrail ile fabrika ayarlarına dönüş 28-12-2015 13:10 Suriye için şafak vakti 21-12-2015 17:23 IŞİD’e karşı ‘taktik başarısızlık’ mı yanlış strateji mi? 25-05-2015 08:13
Gazete Manşetleri
E-Bülten Kayıt
ARŞİV ARAMA