Alptekin Dursunoğlu
Alptekin Dursunoğlu
Giriş Tarihi : 10-07-2017 08:00

Şerif’in Çar’la anlaşması...

Suriye’ye hava üssüne Tomahawk füzeleriyle ateş eden yeni ‘Şerif’ Amerika’dan liderlik bekleyenleri hayal kırıklığına uğrattı. 
 

Rusya ile Amerika’nın G-20 zirvesinde Suriye konusunda vardığı anlaşma, Washington’un Astana’da başlayan “Yeni oyun düzeni”ne[1] katılışının ilanı olması bakımından tarihi bir dönüm noktası sayılabilir.

Çünkü Trump ile Putin’in Hamburg’da yaptığı anlaşma ile Suriye’nin Dera, Kuneytra ve Suveyda illerinde ateşkes yapılmasına karar verildi. Böylece Rusya, İran ve Türkiye’nin Astana sürecinde oluşturmaya çalıştığı ‘çatışmasızlık bölgeleri’, Amerika’nın da katılımıyla genişletilmiş oldu.

Elbette tek başına bu durum, Amerika’nın Astana sürecine katıldığı anlamına gelmiyor. Zira en başından beri Rusya’nın çağrısına rağmen Amerika, Astana’ya sadece gözlemci olarak katılmayı tercih etmişti.

Öte yandan Amerikan Başkanı Trump, Suriye’nin Ürdün ve İsrail sınırındaki üç ilin ‘çatışmasızlık bölgeleri’ haline getirilmesini, Astana’dan farklı bir platformda kabul etti.

Platformun G-20 zirvesi olması ve anlaşmanın Rusya ile ikili düzeyde yapılması sebebiyle bu anlaşma, Amerika’nın Astana sürecine katıldığı anlamına gelmeyebilir; ancak Washington’un bu anlaşmayla artık resmen Astana’da kurulan ‘yeni oyun’ düzenine dahil olduğu açık. 7 Temmuz tarihli Putin-Trump anlaşmasını tarihi kılan da zaten bu.

Peki Astana’da nasıl bir oyun düzeni kuruldu ve Amerika’nın buna katılması ne anlama geliyor?

Astana’da kurulan ‘yeni oyun düzeni’     

Rusya, Türkiye ve İran dışişleri bakanlarının 20 Aralık 2016’da imzaladıkları Moskova deklarasyonu ile başlayan Astana süreci, Ağustos 2011’den beri yürürlükte olan eski oyun düzenini değiştirdi.

Astana süreci, uluslararası tarafları Beşşar Esed’in cumhurbaşkanlığını bir gerçeklik olarak kabule ve terörle mücadele önceliğinde birleşmeye; silahlı grupları ise ‘vatanseverlik’ ile teröristlik arasında tercih yapmaya zorlayan yeni bir oyun düzeni kurdu.

Halbuki 2011’den beri Suriye’de yönetimi devirmeye çalışan taraflarla, Suriye’yi mevcut şekliyle korumaya çalışan tarafların çatışmasına dayanan bir oyun düzeni söz konusuydu.

Amerika 7 Temmuz tarihli Putin-Trump anlaşmasına kadar olumsuz bir tavır almamakla birlikte Astana sürecine katılmamış; dolayısıyla Astana sonrası kurulmakta olan oyun düzenine mesafeli durmuştu.

Elbette 18 Ağustos 2011’de Cumhurbaşkanı Beşşar Esed’e çekilme çağrısı yaparak önceki oyun düzenini başlatan Amerika, 12 Eylül 2014’teki Cidde konferansıyla bundan fiilen çekilmişti.

Ancak Amerika, şu sebeplerden dolayı bu fiili çekilmeyi ne resmi bir çekilmeye dönüştürebilmiş ne de yeni bir oyun düzeni kurabilmişti.  

1- 2014 Haziranından sonra örgüt olmaktan çıkıp ‘hilafet devletine’ dönüşen IŞİD’in başta Kürdistan Bölgesi olmak üzere ABD müttefiklerini de doğrudan tehdit etmeye başlaması, Suriye’de 18 Ağustos 2011’den itibaren yürürlükte olan oyun düzeninin tehlikeli bir sonucuydu.

Amerika, devirmek istediği Şam’ın alternatifinin IŞİD ve türevleri olduğunu gördüğü için Cidde’de eski oyun düzeninden fiilen çekildi. Ancak “Beşşar Esed gitmelidir” ısrarını sürdürerek de şartlar uygun olduğunda eski düzene yeniden dönebileceğini göstermiş oldu. Öte yandan ‘B Planı’ adı altında Suriye’nin bölünmesini öngören yeni bir oyun düzeni önerdi.[2]

2- Cidde bildirisine imza koymayan Türkiye[3] ve Salman bin Abdulaziz yönetimindeki Suudi Arabistan, Fetih Ordusu adı altında birleştirdikleri el-Kaide türevi örgütlerin Nisan 2015’ten itibaren İdlib’i ele geçirmesini, Lazkiye ve Halep’e doğru ilerlemesini örnek göstererek Amerika’yı eski oyun düzenine dönmeye zorladı.

Amerika, müttefikleriyle birlikte başlattığı vekalet savaşının kontrolünü kaybettiği için Türkiye ve Suudi Arabistan’ın talebine olumlu cevap vermedi.

Türkiye ise Amerika’nın “Yapı söküm stratejisine”[4] dayalı yeni oyun düzeni önerisine ulusal güvenlik kaygılarıyla karşı çıktı. Hatta Amerika’nın Suriye’nin bölünmesini öngören yeni oyun düzeni önerisi, Türkiye’nin Rusya ve İran safına geçerek Astana sürecine katılmasının sebebi oldu.

Rusya’nın Eylül 2015’te Suriye’ye girip diğer müttefikleriyle birlikte inisiyatifi ele alması ise Amerika’nın eski oyun düzenine dönmesini imkansız hale getirirdi.

Öte yandan Amerika’nın Suriye’nin bölünmesini öngören 'B planı' Washington’u PYD’ye yaklaştırdığı ölçüde Türkiye’yi de Amerika’dan uzaklaştırıp Rusya ve İran’a yakınlaştırdı.

Putin-Trump anlaşmasının içeriği

Putin’le Trump’ın Hamburg’daki tokalaşması, Amerika’nın Astana’da kurulan oyun düzenine katılım seremonisi olsa da Amerika’nın bölünmeye dayalı planından tamamen vazgeçtiği anlamına gelmiyor.  

Londra’da yayımlanan Suudi el-Hayat gazetesi, yapılan anlaşmayı Suriye sınırlarının korunmasını ve Suriye’nin nüfuz alanlarına bölünmesini içeren bir siyasi ve askeri anlaşma olarak niteledi.[5]

El Hayat’a göre anlaşmanın iki esası var: Birincisi Beşşar Esed’in cumhurbaşkanlığında kalması; ikincisi ise İran’ın sınır bölgelerinden uzak tutulması ve Rusya ile güvenli bölgeler konusunda işbirliği yapması.

El Hayat’ın haberine göre Amerika ile Rusya arasındaki anlaşma çerçevesinde Suriye ile Ürdün sınırında Şam’a ekonomik yararı olacak bir sınır bölgesi oluşturulacak.

Suriye’nin Ürdün sınırındaki durum biraz karmaşık; çünkü İsrail, İran ve Hizbullah’ın bu bölgeden uzak tutulmasını istiyor. Amerika ise bu bölgede Suriye’nin ve Rusya’nın bulunmasında bir sakınca görmüyor.

Suriye-Irak sınırıyla ilgili olarak ise Amerika, Deyr Zor savaşının Suriye ordusuna bırakılmasında sakınca görmüyor; ancak Suriye’nin Rakka’dan Tel Ebyad’a kadar olan bölgesinin Amerikan destekli grupların kontrolünde olmasını istiyor.

Bu ayrıntılar, Amerika’nın Astana’da kurulan oyun düzenine katıldığını teyit ediyor. Elbette anlaşmanın böylesi bir içeriğe sahip olduğu henüz resmi olarak doğrulanmadı. Ancak Şarku’l Avsat gazetesinin ABD ile Rusya arasında görüşmelerin yapıldığı dönemde yansıttığı şu ayrıntılar da bu içeriğin sağlaması niteliğinde.

22 Haziran tarihli haber şöyle: “Rusya, Amerika ve Ürdün arasında varılan anlaşmaya göre Ürdün sınırının 30 kilometre derinliğinde Suriyelilerden başka hiçbir güç kalmayacak ve Suriye ordusu ile Özgür Suriye Ordusu arasında ateşkes yapılacak. Ayrıca yapılan anlaşma çerçevesinde bu bölgede yerel konseyler kurulacak, buraya insani yardımların girmesi sağlanacak, Ürdün’deki Suriyeli mülteciler geri dönecek ve taraflar arasında ticari ilişki başlayacak. Bunlara karşılık Suriye devleti bu bölgedeki kamu binalarına kendi bayrağını asabilecek, Ürdün sınırındaki Remsa sınır kapısını idare edecek ve böylece Ürdün’le Suriye arasında karayoluyla ticaret yapılması sağlanacak. Anlaşmaya göre taraflar, IŞİD’e bağlı Halid Ordusu ve Nusra Cephesi ile ortak mücadele edecek.”[6]

Mecburiyetlerin dayattığı yeni öncelikler

Amerika’nın Astana’da kurulan oyun düzenine katılımı, 2011’den beri denenen oyun düzenlerindeki zincirleme başarısızlığın sonucu oldu. Başarısızlıklar birbirinin hedefleriyle çelişen mecburiyetler yarattı; bu mecburiyetler ise birbiriyle çelişen yeni öncelikler dayattı.

Böylece önce Türkiye, ardından da bizatihi Amerika, Şam’ın müttefiklerinin kurduğu oyun düzenine katılmak zorunda kaldı.

Bir başka deyişle, 2011’deki oyun düzeni doğrultusunda başlatılan vekalet savaşının kontrolden çıkması başarısızlıktı. Bu başarısızlık ABD’yi Suriye’nin bölünmesini öngören yeni bir oyun düzeni kurmaya, bundan kaygı duyan Türkiye’yi ise Rusya ve İran’ın safına geçmeye mecbur etti.

Öte yandan ABD’yi Suriye’nin bölünmesine dayalı yeni bir plan geliştirmeye sevk eden faktör, Türkiye ve Suudi Arabistan’ın Fetih Ordusu ile ABD’yi eski oyun düzenine dönmeye zorlamasıydı.

Çünkü hele de Rusya’nın müdahalesinin ardından Fetih Ordusu ile Şam yönetimini devirmenin imkansız; ama Suriye’nin bölünmesinin mümkün olduğu görüldü.

Bir başka deyişle Suriye’yi bölmek için Amerika’ya YPG’den ‘Suriye Demokratik Güçleri’ yaratma ilhamını verenler, el-Kaide’nin Suriye kolu olan Nusra’dan ‘Fetih Ordusu’ yaratan Türkiye, Suudi Arabistan ve Katar’dan başkası değildi.

Amerika’nın yeni oyun düzeninden kendi ulusal güvenliği için kaygı duyan Türkiye’nin Rusya ve İran safına geçmesi, Suriye ve müttefiklerine Halep’i kazandırdı. Astana süreci ile ortaya çıkan ‘çatışmasızlık bölgeleri’ de Suriye ordusu ve müttefiklerine Amerika’nın Ürdün ve Irak sınır hattındaki hareketini kontrol altına alma fırsatı verdi.

Çünkü kuzeyde Suriye Demokratik Güçleri ile nüfuz alanı kuran Amerika, güneyde de ÖSO adı altında desteklediği gruplarla ve kendi özel kuvvetleriyle Ürdün ve Irak sınır hattında Suriye devletinden bölünmüş alanlar oluşturmak için harekete geçmişti.

ABD’nin nüfuz alanını bölen ‘Kasım Süleymani koridoru’

‘Çatışmasızlık bölgeleri’ sayesinde diğer cephelerde rahatlayan Suriye ordusu ve müttefikleri güneyde Ürdün sınır hattında, güneydoğuda Irak sınır hattında Amerika destekli grupları dar bir bölgeye hapsederken Deyr Zor’a yönelik ilerleyişini de sürdürdü.

Hamburg’daki Trump-Putin anlaşmasını yaratan ön görüşmeler işte bu saha şartlarında mayıs ayında Ürdün’de başlamıştı.     

Al Monitor, Trump-Putin anlaşmasıyla sonuçlanacak olan görüşmelerle ilgili olarak 1 Haziran’da şu ayrıntıyı vermişti. “Amerikalılar ve Rusya geçen hafta Ürdün’de buluşarak Ürdünlülerle güneyde kurulacak bölgeyi ele aldılar. Bu toplantı ABD, Rusya, İsrail ve Ürdün’ün birlikte çalışabileceği Suriye’nin güneyindeki gerilimi azaltma bölgesine yönelikti.”[7]

Dolayısıyla Amerika’yı Suriye ordusunun Deyr Zor ilerleyişinin önünü daha da açacak olan bu anlaşmaya zorlayan sebep General Kasım Süleymani’nin rolünden dolayı ‘İran koridoru’ diye adlandırılan kıskaç operasyonuydu.

Zira Irak tarafında Haşd Şabi’nin Suriye tarafında da Suriye ordusu ve müttefiklerinin ortak sınırda buluşması, Amerika’nın Ürdün ve Irak sınır hattına yönelik planına ölümcül bir darbe vurmuştu.

Sonuç

Amerika’nın Hamburg’daki anlaşma ile Astana’da kurulan yeni oyun düzenine katılması, Suriye’nin bölünmesini öngören planından vazgeçtiği anlamına gelmiyor. Çünkü 2011’de kurduğu oyun düzeninin aksine bu kez ‘Suriye Demokratik Güçleri’ gibi ‘ılımlılık’ kriterine gerçekten uygun güçlü bir vekile sahip.

Türkiye sınır hattı boyunca zaten toprak hakimiyeti bulunan YPG ve Suriye Demokratik Güçleri’nin Rakka’yı da ele geçirmesi halinde Amerika’nın Suriye’nin geleceğini belirleyecek her türlü siyasi zeminde benzersiz bir nüfuz kazanacağı açık.

Öte yandan Katar krizi sebebiyle bölgesel müttefikleri arasında yaşanan iç çatışma 2011’deki oyun düzeninde başrol oynayan devletleri de yerel unsurları da sahne dışında kalmak, ABD planına dahil olmak ya da Astana oyun düzenine dahil olmak arasında tercihe zorluyor.

Suriye krizinde uluslararası aktörleri pozisyon belirlemeye sevk edenler 2011’deki oyun düzeninin aktörleriydi. Bu aktörler arasındaki iç çatışma, bunların nüfuzu altındaki yerel gruplara sahne dışında kalmak gibi seçenek sunmuyor.

Bunların Amerika’nın öngördüğü küçük devletçikler şeklinde bölünme planına katılmaları halinde ellerindeki ilçe, kasaba veya köylerdeki hakimiyetlerini koruyabilmek için birbirleriyle ve Suriye ordusuyla yeni savaşları göze almaları gerekiyor.

Ancak eğer Şam’da devrim vaat eden 2011 oyun düzenin artık var olmadığını kabullenip, gerçekten Astana oyun düzenine katılırlarsa, Suriye krizinde ilk kez ülkenin toprak bütünlüğünü de garanti eden gerçek bir çözüm yolu açılabilir.

Suriye’ye Tomahawk füzeleriyle ateş eden yeni ‘Şerif’ Amerika’dan liderlik bekleyenleri hayal kırıklığına uğrattı. Çünkü yeni ‘Şerif’ kasabanın anahtarlarını teslim almak için değil birkaç mahallesinde barınabilmek için ‘Çar’la anlaşma yapabilecek durumda.

Yazının tamamı için

 
NELER SÖYLENDİ?
@
Alptekin Dursunoğlu

Alptekin Dursunoğlu

DİĞER YAZILARI Yorgunların uzlaşmasıyla doğan Taliban emirliği 24-08-2021 10:06 Yeni bölgesel denklem ihtiyacı 03-08-2021 06:52 İran’da seçimler sonrası yeni bir dönem mi başlıyor? 21-06-2021 09:34 İsmail Heniye'nin İsrail İle Normalleşme Yönünde Adım Atan Fas Ziyareti... 18-06-2021 10:59 ‘Ümmetin liderlik’ ve Filistin’in silah sorunu... 19-05-2021 06:14 İdlib mi Fırat’ın doğusu mu? 28-03-2021 09:03 Suriye krizi onuncu yılına girerken.. 15-03-2021 09:21 Yozlaşmış düzenler, lümpen devrimler... 09-08-2020 22:56 Suriye hevesleri ve İdlib kaygıları arasında tercih zorunluluğu.. 11-02-2020 20:48 Direniş’in Zulfikar’ı 10-01-2020 19:45 Amerikan Jokerleri, Irak ve Lübnan'da Neler Oluyor... 08-12-2019 19:50 Barış Pınarı’nda neye niyet neye kısmet... 20-10-2019 08:04 İdlib için ‘yeni bir sayfa’ mümkün 11-07-2019 08:01 İsrail, Trump yönetiminden ne kadar korksa yeridir! 22-05-2019 05:00 Tahran ve Şam’dan Amerika’ya uyarı, Rusya’ya ayar... 03-03-2019 07:14 Adana mutabakatı, Türkiye’nin 'berat belgesi' 29-01-2019 17:14 Sahi kim Kürt düşmanı? PYD Şam’ın himayesine sığınacak? 27-12-2018 08:38 2015'ten bugüne değişen Yemen politikası yada, Suudi makamında Yemen ağıtları... 17-12-2018 20:01 Yemen savaşı biter mi? 25-11-2018 22:59 Sünni dünya'da tehdit algısının değiştirilmesi, Düşman olarak İsrail'i değil İran'ı görmek.. 05-11-2018 13:11 Bir acayip zirve, tüm tarafları memnun etti. 29-10-2018 21:15 Netanyahu’yu kim işletti? 30-09-2018 19:08 Soçi anlaşması, Fırat’ın doğusu ve Türkiye’nin İdlib rolü 24-09-2018 09:34 Suriye’ye müdahale ihtirasının acı meyvesi İdlib.. 15-09-2018 20:57 İran Rusya ortaklığında neler oluyor? 02-06-2018 12:23 Sadr’ın ‘zaferi’ Irak’ın belirsizliği... 20-05-2018 11:59 Mağluplar cephesinin savaş tehdidi 03-05-2018 23:45 ‘Doğu Guta’dan ‘Doğu Fırat’a Suriye’nin toprak bütünlüğü... 26-02-2018 20:28 Meğer İran halkı ne istiyormuş? 04-02-2018 23:35 Amerika’nın yeni Suriye stratejisi ve Türkiye'nin safı... 22-01-2018 10:20 İran’a dair iki tasvir.. 01-01-2018 13:36 Filistin-İsrail sorununda dördüncü aşama 18-12-2017 07:07 İran’ın en büyük şansı Suudiler 08-12-2017 09:06 Lübnan’da ava giderken av olmak.. 22-11-2017 23:06 Suudi-İsrail ekseni için yeni umut.. 06-11-2017 15:59 Dejavu, bağımsız Kürdistan macerası 23-10-2017 13:15 Kürdistan referandumu, hangi mağduriyet, hangi meşruiyet? 03-10-2017 10:40 Kürdistan için iki senaryo, Barzani için iki muhtemel gelecek.. 17-09-2017 21:34 Hizbullah’ın ikinci stratejik zaferi.. 30-08-2017 21:04 Omletten yumurta yapma sanatı 14-08-2017 07:19 ‘Fiili durumlar’ diyarında bağımsız Kürdistan kumarı 31-07-2017 08:56 Şerif’in Çar’la anlaşması... 10-07-2017 08:00 Zulfikar’ın anlattıkları... 22-06-2017 01:00 350 milyar dolarlık hayal ticareti Ortadoğu NATO’su.. 23-05-2017 14:29 Hamas’ın Yeni Siyaset Belgesi Ne Diyor.. 08-05-2017 09:28 Suriye’de yeni süreç başlarken Türkiye’nin lisanı ve lisan-ı hali.. 01-05-2017 19:09 Suriye saldırısı, ‘Yeni Şerifin’ ödül avcılarına züğürt tesellisi.. 10-04-2017 05:15 Şam ve Hama saldırısı Türkiye’nin Astana rolüne Suudi çelmesi... 27-03-2017 08:48 Türkiye’nin ‘Suriye’nin toprak bütünlüğü’ macerası... 19-02-2017 20:43 ÖSO iç savaşından, Fetih Ordusu iç savaşına 01-02-2017 12:35 Astana konferansı, yeni 'oyun düzeninin' ilk tatbikatı. 23-01-2017 14:29 Türkiye, Rusya İran ortaklığı ve Suriye’de artan çözüm şansı... 04-01-2017 21:57 Türkiye’nin ‘dolaylı ortaklığı’ ve Halep'in 'düşmesi' 19-12-2016 07:18 Irak’a dair gerçekler ve Musul’a dair senaryolar. 04-12-2016 21:33 Fırat Kalkanı kimin kalkanı? 27-11-2016 20:51 Cerablus müdahalesi 29-08-2016 22:51 Yeni Osmanlı aklından Türkiye Cumhuriyeti aklına dönüş... 08-08-2016 09:28 Dış politika dinamikleri açısından 15 Temmuz darbe girişimi... 25-07-2016 23:08 Cenevre-3’ün Cenevre-2’ye direnişi 08-05-2016 23:37 Arap Birliği’nde Suudi İsrail dönemi 27-03-2016 23:16 İsrail ile fabrika ayarlarına dönüş 28-12-2015 13:10 Suriye için şafak vakti 21-12-2015 17:23 IŞİD’e karşı ‘taktik başarısızlık’ mı yanlış strateji mi? 25-05-2015 08:13
Gazete Manşetleri
E-Bülten Kayıt
ARŞİV ARAMA