Alptekin Dursunoğlu
Alptekin Dursunoğlu
Giriş Tarihi : 19-02-2017 20:43

Türkiye’nin ‘Suriye’nin toprak bütünlüğü’ macerası...

Suriye’nin toprak bütünlüğü, Türkiye ve müttefikleri tarafından desteklenen silahlı gruplar, devlet egemenliğinden ‘kurtarılmış bölgeler’ yarattığı için tartışmalı hale geldi.
 

Tarih 18 Temmuz 2012. Suriye Cumhurbaşkanı Yardımcısı Hasan Turkmani, Savunma Bakanı Davud Raciha, İçişleri Bakanı Muhammed Şaar ve Genelkurmay İkinci Başkanı Asıf Şevket, toplantı halinde bulunduğu ulusal güvenlik binasında bombalı saldırının hedefi oldu.

 

Saldırıdan yaralı olarak kurtulan İçişleri Bakanı Muhammed Şaar’ın dışındaki tüm üst düzey güvenlik yetkililerinin ölümüyle sonuçlanan 18 Temmuz saldırısı, Suriye’deki vekalet savaşının başlangıcı olarak tarihe geçmişti.

 

Çünkü bu saldırıyla eş zamanlı olarak Bab el-Hava (Cilvegözü) sınır kapısı düşmüş ve mayıs ayından itibaren ABD koordinasyonu ile Türkiye üzerinden silahlandırılan silahlı gruplar başta Halep ve Şam olmak üzere büyük kentlere geniş çaplı saldırılar başlatmıştı. “Rejimin devrilmesi konusunda artık yıllardan değil aylardan veya haftalardan”[1] söz ediliyordu.

 

“Sykes-Picot sınırları fiilen kaldırılmalı”

Tarih 31 Temmuz 2012. Dönemin Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, Sykes-Picot anlaşmasıyla çizilen bölge sınırlarını “yanlış örülmüş duvarlarla belirlenen yapay sınırlar”[2] olarak niteliyordu.

Türkiye’nin Suriye politikasının mimarı Davutoğlu’na göre Sykes-Picot sonrasında bölgenin durumu “Kemal Sunal’ın ‘Propaganda’ filmine benziyor”du.

Ortadoğu’daki sınırlar ‘Propaganda’ filminde görüldüğü gibi yapay bir şekilde belirlenmişti, siyasi olarak bu sınırlara saygı göstermekle birlikte, bu sınırların ekonomik ve kültürel açıdan fiilen kaldırılmaları gerekiyordu.

“Arap Baharı’yla birlikte bölgede yüzyılın tasfiyesi, değişimi yaşanıyor”du, dolayısıyla “Kamışlı ile Musul’u ayrı düşüren” bu sınırların Avrupa Birliği modeli ile “önemsiz hale” getirilmesi yönünde bir fırsat doğmuştu.

Tarih Nisan 2015. Amerika, Eylül 2014’te Suriye’de rejim devirmeyi öncelik olmaktan çıkarıp terörle mücadeleyi öncelik olarak belirlemiş ve Rusya da terörle mücadele gerekçesiyle Suriye’ye girmişti. Ancak Türkiye ve Suudi Arabistan hala Amerika’yı Suriye’ye karşı savaş seçeneğine geri döndürme umudunu koruyordu.   

Suudiler, “ABD’nin bizimle beraber hareket etmesini sağlamanın tek yolu dişimizi göstermemizse, diş gösteririz. Ve Sünni dişi azılıdır”[3] diyordu.

Nusra Cephesi liderliğindeki ‘Fetih Ordusu’ çatısı altında birleştiren Türkiye, Suudi Arabistan ve Katar’ın nüfuzu altındaki gruplar, nisanda İdlib’i ele geçiriyor ve Lazkiye’ye doğru ilerliyordu.

Böylece Amerika’ya ‘eğer vekalet savaşı seçeneğine geri dönersen rejimi devirmek imkansız değil’ mesajı verilmiş oluyordu.

 

“Ilımlı muhaliflere katılın ‘Kürt bölgesine’ destek verelim”

Tarih 29 Eylül 2015. Dönemin Başbakanı Ahmet Davutoğlu IŞİD’in ortadan kaldırılmasının ‘Esed’in ortadan kaldırılmasına bağlı olduğunu’ vurgulayarak ve “ılımlı muhalefetle birliktelik” durumunda “Rojava’da bir Kürt bölgesi oluşturulmasına destek vereceklerini”[4] söyleyerek hem Amerika’ya hem de PYD’ye mesaj göndermişti.

Yani Türkiye, 2012’de ortadan kaldırılması gerektiğini savunduğu Sykes-Picot sınırlarının değiştirilmesine bu kez şartlı olarak onay veriyordu.

Türkiye ve Suudi Arabistan’ın baskıları Amerika’yı vekalet savaşı seçeneğine geri döndürmeye yetmedi. Fetih Ordusu’nun ilerleyişi, Rusya’nın müdahalesiyle durduruldu.

PYD ise Türkiye’nin ‘ılımlı muhalefetle birliktelik’ karşılığında uzattığı ‘Rojava’ havucunun yerine ABD ve Rusya ile koordineli olmayı tercih etti.

Tarih Ağustos 2016. 2014’ten beri “Ankara'nın Şam'la savaşında asker olmayız”[5] diyen PYD’nin Türkiye’nin vekalet savaşının bir parçası olmak yerine Amerika’nın “teröre karşı savaşının” bir parçası olmayı tercih etmesi, kendisine Menbic üzerinden Afrin’i diğer iki kantonuyla fiziksel olarak birleştirmek için bir manevra alanı açmıştı.

15 Temmuz darbe girişimi sırasında müttefiklerinden değil, Rusya ve İran’dan destek gören Türkiye, Suriye’nin bölünmesini bir ‘B planı’ olarak yedekte tutan Amerika’nın PYD ile işbirliğini ancak Rusya ve İran’la yakınlaşarak dengeleyebileceğini düşünmeye başladı.

 

“Sınır değişikliği Türkiye’nin beka meselesi”

Tarih, 24 Ağustos 2016. Cumhurbaşkanı Erdoğan, Rusya’nın onayı ile gerçekleşen ve PYD’nin Afrin’i diğer kantonlarla birleştirmesini engelleyen ‘Fırat Kalkanı’ operasyonunun başladığı gün Suriye'nin toprak bütünlüğünü korumakta kararlı olduklarını açıkladı.[6]

Bu, aslında Sykes-Picot anlaşmasıyla belirlenen “yapay sınırları” ortadan kaldırmayı veya “anlamsızlaştırmayı” hedefleyen Türkiye’nin 5 yıl sonra Sykes-Picot sınırlarına ‘sığınması’ anlamına geliyordu.

2012’de mevcut sınırların ‘fiilen ortadan kaldırılması’ gerektiğini savunan Türkiye’nin 2015’te Şam’a karşı savaşa katılmaları şartıyla destek vaat ettiği ‘Rojava Kürt bölgesi’, 2016’da “Türkiye’nin beka meselesi”[7] olarak tanımlandı.

 

Suriye’nin toprak bütünlüğü mü önemli Şam’da devrim mi?

Ankara’nın Suriye’nin toprak bütünlüğü konusundaki tutumunun yıllara ve şartlara göre değiştiği; ancak Şam’a yönelik tutumunun hiç değişmediği dikkate alındığında toprak bütünlüğü meselesinin Türkiye açısından stratejik değil, taktik düzeyde bir değer taşıdığı algısı oluşuyor.

Dolayısıyla da şu soru gündeme geliyor: “Acaba Ankara açısından Suriye’de stratejik hedef, mevcut yönetimi devirmek mi yoksa Suriye’nin toprak bütünlüğünün korunması mı?”

Türkiye’nin ‘Fırat Kalkanı’ karşılığında Rusya ve İran safına geçtiği gözükse de Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ABD Başkanı Donald Trump ile telefon görüşmesinin ardından yaptığı açıklamalar, Ankara’nın hâlâ Şam’ı hedef alan yeni bir plana göre tekrar saf değiştirebileceğini gösteriyor.

El-Bab’dan sonra Menbic ve Rakka hedefi ortaya koyan Cumhurbaşkanı Erdoğan,[8] doğrudan Suriye’nin egemenliği ile ilgili bir konu olan ‘güvenli bölge’ meselesini gündeme getirdi.

 

Trump’la mucize formül

Erdoğan’ın bu çıkışıyla eş zamanlı olarak da Rakka operasyonu konusunda Amerika’nın PYD’yi dışlaması, Suriye Demokratik Güçleri içindeki Arap savaşçılar ile Fırat Kalkanı içindeki ÖSO unsurlarının birleştirilmesi senaryosu gündeme getirildi.[9]

ABD’yi PYD ile işbirliğinden uzaklaştırmayı, hatta PYD’yi tıpkı IŞİD gibi bir hedef haline getirmeyi öngören böylesi bir planın Washington’da kabul görme ihtimali ayrı bir konu.

Ancak “güvenli bölge” teklifi ile birlikte yürütülmesi istenen ve YPG’yi dışta bırakarak yeni bir ÖSO kurmayı teklif eden bu planın Suriye’nin toprak bütünlüğünü korumaktan çok Şam’a karşı yeni bir savaşa yönelik olduğu açık.

Peki faraza Suriye’nin en ‘ultra ılımlı’ gruplarının birleştirilmesiyle yeni bir ÖSO kurulur ve bunlar Türkiye özel kuvvetlerinin sevk ve idaresiyle ve ABD liderliğindeki koalisyonun desteği ile Rakka’yı IŞİD’den kurtarırsa bunun Suriye’nin toprak bütünlüğünün korunmasına nasıl bir katkısı olabilir?

Eğer Suriye’nin toprak bütünlüğünün korunmasından sadece PYD kantonlarının yok edilmesi kastediliyorsa, IŞİD’i Rakka’dan sileceği varsayılan bu yeni ÖSO’nun YPG’ye yönelik savaşına ve Türkiye’nin ‘güvenli bölgelerde şehirler inşa etmesine’ Suriye, Rusya ve İran’ın da sessiz kalacağının garantisi nedir?

Suriye’de eğer stratejik hedef bu ülkenin toprak bütünlüğünün korunması ise bunun tek yolunun Astana konferansında da vurgulandığı üzere Şam’ın egemenliğinin tanınması ve siyasi çözüme varılması olduğu açık.

Zira Suriye’nin toprak bütünlüğü, Türkiye ve müttefikleri tarafından desteklenen silahlı gruplar, devlet egemenliğinden ‘kurtarılmış bölgeler’ yarattığı için tartışmalı hale geldi.

Dolayısıyla ABD’yi ikna ederek Suriye’de yeni bir ÖSO kurup bununla hem IŞİD’i hem YPG’yi hem de terörist sayılan diğer grupları yok etmek, onlardan kurtarılan yerleri ‘güvenli bölge’ yapmak gibi bir mucize formül bulunsa bile bu Suriye’nin toprak bütünlüğünü değil, sadece ikiye bölünmüş olmasını garanti eder.

 

Türkiye eğer gerçekten Suriye’nin toprak bütünlüğünü Şam’da devrim yapmaktan daha öncelikli bir stratejik hedef olarak görüyorsa ABD’ye önerdiği planı ABD’nin eski Suriye Büyükelçisi Roberd Ford’un “Suriye’yi birkaç parçaya bölmek, tek parça halinde tutmaktan daha kolay”[10] sözüyle birlikte düşünmeli.

 

YDH Yazının devamını okumak içim

NELER SÖYLENDİ?
@
Alptekin Dursunoğlu

Alptekin Dursunoğlu

DİĞER YAZILARI Yorgunların uzlaşmasıyla doğan Taliban emirliği 24-08-2021 10:06 Yeni bölgesel denklem ihtiyacı 03-08-2021 06:52 İran’da seçimler sonrası yeni bir dönem mi başlıyor? 21-06-2021 09:34 İsmail Heniye'nin İsrail İle Normalleşme Yönünde Adım Atan Fas Ziyareti... 18-06-2021 10:59 ‘Ümmetin liderlik’ ve Filistin’in silah sorunu... 19-05-2021 06:14 İdlib mi Fırat’ın doğusu mu? 28-03-2021 09:03 Suriye krizi onuncu yılına girerken.. 15-03-2021 09:21 Yozlaşmış düzenler, lümpen devrimler... 09-08-2020 22:56 Suriye hevesleri ve İdlib kaygıları arasında tercih zorunluluğu.. 11-02-2020 20:48 Direniş’in Zulfikar’ı 10-01-2020 19:45 Amerikan Jokerleri, Irak ve Lübnan'da Neler Oluyor... 08-12-2019 19:50 Barış Pınarı’nda neye niyet neye kısmet... 20-10-2019 08:04 İdlib için ‘yeni bir sayfa’ mümkün 11-07-2019 08:01 İsrail, Trump yönetiminden ne kadar korksa yeridir! 22-05-2019 05:00 Tahran ve Şam’dan Amerika’ya uyarı, Rusya’ya ayar... 03-03-2019 07:14 Adana mutabakatı, Türkiye’nin 'berat belgesi' 29-01-2019 17:14 Sahi kim Kürt düşmanı? PYD Şam’ın himayesine sığınacak? 27-12-2018 08:38 2015'ten bugüne değişen Yemen politikası yada, Suudi makamında Yemen ağıtları... 17-12-2018 20:01 Yemen savaşı biter mi? 25-11-2018 22:59 Sünni dünya'da tehdit algısının değiştirilmesi, Düşman olarak İsrail'i değil İran'ı görmek.. 05-11-2018 13:11 Bir acayip zirve, tüm tarafları memnun etti. 29-10-2018 21:15 Netanyahu’yu kim işletti? 30-09-2018 19:08 Soçi anlaşması, Fırat’ın doğusu ve Türkiye’nin İdlib rolü 24-09-2018 09:34 Suriye’ye müdahale ihtirasının acı meyvesi İdlib.. 15-09-2018 20:57 İran Rusya ortaklığında neler oluyor? 02-06-2018 12:23 Sadr’ın ‘zaferi’ Irak’ın belirsizliği... 20-05-2018 11:59 Mağluplar cephesinin savaş tehdidi 03-05-2018 23:45 ‘Doğu Guta’dan ‘Doğu Fırat’a Suriye’nin toprak bütünlüğü... 26-02-2018 20:28 Meğer İran halkı ne istiyormuş? 04-02-2018 23:35 Amerika’nın yeni Suriye stratejisi ve Türkiye'nin safı... 22-01-2018 10:20 İran’a dair iki tasvir.. 01-01-2018 13:36 Filistin-İsrail sorununda dördüncü aşama 18-12-2017 07:07 İran’ın en büyük şansı Suudiler 08-12-2017 09:06 Lübnan’da ava giderken av olmak.. 22-11-2017 23:06 Suudi-İsrail ekseni için yeni umut.. 06-11-2017 15:59 Dejavu, bağımsız Kürdistan macerası 23-10-2017 13:15 Kürdistan referandumu, hangi mağduriyet, hangi meşruiyet? 03-10-2017 10:40 Kürdistan için iki senaryo, Barzani için iki muhtemel gelecek.. 17-09-2017 21:34 Hizbullah’ın ikinci stratejik zaferi.. 30-08-2017 21:04 Omletten yumurta yapma sanatı 14-08-2017 07:19 ‘Fiili durumlar’ diyarında bağımsız Kürdistan kumarı 31-07-2017 08:56 Şerif’in Çar’la anlaşması... 10-07-2017 08:00 Zulfikar’ın anlattıkları... 22-06-2017 01:00 350 milyar dolarlık hayal ticareti Ortadoğu NATO’su.. 23-05-2017 14:29 Hamas’ın Yeni Siyaset Belgesi Ne Diyor.. 08-05-2017 09:28 Suriye’de yeni süreç başlarken Türkiye’nin lisanı ve lisan-ı hali.. 01-05-2017 19:09 Suriye saldırısı, ‘Yeni Şerifin’ ödül avcılarına züğürt tesellisi.. 10-04-2017 05:15 Şam ve Hama saldırısı Türkiye’nin Astana rolüne Suudi çelmesi... 27-03-2017 08:48 Türkiye’nin ‘Suriye’nin toprak bütünlüğü’ macerası... 19-02-2017 20:43 ÖSO iç savaşından, Fetih Ordusu iç savaşına 01-02-2017 12:35 Astana konferansı, yeni 'oyun düzeninin' ilk tatbikatı. 23-01-2017 14:29 Türkiye, Rusya İran ortaklığı ve Suriye’de artan çözüm şansı... 04-01-2017 21:57 Türkiye’nin ‘dolaylı ortaklığı’ ve Halep'in 'düşmesi' 19-12-2016 07:18 Irak’a dair gerçekler ve Musul’a dair senaryolar. 04-12-2016 21:33 Fırat Kalkanı kimin kalkanı? 27-11-2016 20:51 Cerablus müdahalesi 29-08-2016 22:51 Yeni Osmanlı aklından Türkiye Cumhuriyeti aklına dönüş... 08-08-2016 09:28 Dış politika dinamikleri açısından 15 Temmuz darbe girişimi... 25-07-2016 23:08 Cenevre-3’ün Cenevre-2’ye direnişi 08-05-2016 23:37 Arap Birliği’nde Suudi İsrail dönemi 27-03-2016 23:16 İsrail ile fabrika ayarlarına dönüş 28-12-2015 13:10 Suriye için şafak vakti 21-12-2015 17:23 IŞİD’e karşı ‘taktik başarısızlık’ mı yanlış strateji mi? 25-05-2015 08:13
Gazete Manşetleri
E-Bülten Kayıt
ARŞİV ARAMA