Alptekin Dursunoğlu
Alptekin Dursunoğlu
Giriş Tarihi : 08-05-2016 23:37

Cenevre-3’ün Cenevre-2’ye direnişi

Cenevre-3’ün ancak Suudilerin işbirliğiyle yaşatılabilecek olması, Suudilere masayı devirme tehdidiyle Cenevre-2 şartlarını dayatma imtiyazı kazandırıyor. 
 

Suriye ile ilgili olarak son iki haftada yaşanan gelişmeler, Cenevre-2 şartlarının yeniden yaratılmakta olduğunu düşündürüyor.

Cenevre-2 şartlarının ne olduğuna ve Suudi Arabistan ve Türkiye’nin Cenevre-3 sürecini neden bu şartlara döndürmek istediğine 2 hafta önceki Suudi ittifakının Cenevre’deki ‘altın vuruşu’ adlı yazıda değinilmişti.

 

Özetle, 2015 ekiminde şekillenmeye başlayan Cenevre-3, Cenevre-2’nin şartlarını belirleyen Amerika ve müttefiklerinin başarısızlığının bir sonucuydu.

 

Vekalet savaşının kontrolden çıkması, ABD’nin terörle mücadeleyi Suriye’de rejim devirmekten daha öncelikli görmeye başlaması ve Rusya ile İran’ın 2015 eylülünden itibaren askeri sahaya ağırlık koyması, Cenevre-3’ün şartlarını tayin etmişti.   

Dolayısıyla da Cenevre-2’nin aksine “Beşşar Esed çekilmelidir” ön şartı içermeyen ve Suriye hükümeti ile müzakerelere tek bir muhalif grubun katılmasını öngörmeyen Cenevre-3 şartları, Suudi Arabistan ve müttefiklerine zafer vaat etmiyordu.

Suudi Arabistan ve müttefikleri, kendilerine zafer vaat etmemekle birlikte zorunlu olarak yer aldıkları bu süreci, Cenevre-2 şartlarına göre yönlendirebilmek için şu adımları attılar.

 

1- Riyad heyeti: Suudi Arabistan ve müttefiklerinin desteklediği silahlı ve siyasi gruplar, Riyad’da bir araya getirildi. Cenevre’de Suriye hükümetiyle yapılacak müzakerelere katılacak heyet oluşturuldu.

2- Muhalefette tekelcilik: Cenevre-3’te tüm muhalif grupların temsil edilmesi öngörüldüğü halde Riyad heyeti, muhalefeti sadece kendisinin temsil ettiğini öne sürdü.[1] Amerika’nın IŞİD’e karşı operasyonlarındaki karada müttefiki olmasına rağmen Kürtlerin Cenevre-3 müzakerelerine katılımı Ankara ve Riyad’ın baskıları sonucu engellendi.

3- Ön şartın güncellenmesi: Cenevre-3’te müzakerelerin ön şartsız yapılması öngörülmesine rağmen, Suudi Arabistan ve müttefikleri geçiş sürecinde Beşşar Esed’in yer almamasını ön şart olarak koşmaya devam etti.

 

Rusya’nın tavizkar tutumu ABD’ye manevra alanı açıyor

Suudi Arabistan ve müttefikleri, askeri ve siyasi alanda 2014 şartlarından eser kalmamasına rağmen, Cenevre-2 şartlarını dayatma cesaretini büyük ölçüde ABD ve Rusya’nın Cenevre-3’ü yaşatma konusundaki kararlılığına borçlu.

Cenevre-3’ün ancak Suudilerin işbirliğiyle yaşatılabilecek olması, Suudilere masayı devirme tehdidiyle Cenevre-2 şartlarını dayatma imtiyazı kazandırıyor.

Öte yandan Cenevre-3’ün mimarı olan Suriye Destek Grubu’nun 30 Ekim 2015’teki Viyana ilkeleri[2] konusunda Rusya’nın sergilediği tavizkar tutum da hem Suudilerin elini güçlendiriyor hem de Amerika’ya yeni manevra alanları açıyor.

Rusya’nın Suudi Arabistan ve Amerika lehine şartlar yaratan bu tavizkar tutumu, bizzat  Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov tarafından itiraf edildi.

 

Örneğin Viyana bildirisinin 6. maddesi şöyle diyordu: “IŞİD ile BM Güvenlik Konseyi tarafından terörist olarak tanımlanmış gruplar ve ayrıca katılımcıların üzerinde anlaşma sağladıkları gruplar yenilgiye uğratılmalıdır.”

Lavrov’un da açıkladığı üzere Moskova, önce Riyad heyeti içerisinde temsilcileri bulunan İslam Ordusu ve Ahrar Şam gibi grupların BM’nin terör örgütleri listesine alınmasını istemiş; ancak daha sonra barışın sağlanması için bu talebinden vazgeçmişti.[3]

Halbuki bu gruplar BM’nin terör örgütü listesinde bulunan ve ateşkes kapsamı dışında tutulanNusra Cephesi ile ‘Fetih Ordusu’ adı altında ittifak yapmıştı ve 27 Şubat’ta ilan edilen ateşkesi sabote ediyordu.

Lavrov, “O dönemde çoğu bizimle aynı görüşte olan Batılı ortaklarımız bizden uzlaşmacı olmamızı istediler ve bazı bölge ülkelerinin bu grupların terörist olarak nitelenmesine büyük bir direniş gösterdiğini söylediler. Biz de müzakerelerde ilerleme sağlanabilmesi adına bunu kabul ettik” şeklindeki sözleriyle adeta Suriye’de şubat başından beri yaşanan şu gelişmelerin sebebini açıklıyor.

 

1- Erken ateşkes: Şubat başında Nubbul ve Zehra kuşatmasını kırarak Türkiye sınırını silahlı gruplardan temizlemek üzere ilerleyen Suriye ordusu ve müttefiklerinin ilerleyişi, İran’ın itirazına rağmen durduruldu. Rusya, ABD ile 27 Şubat’ta ateşkes ilan edilmesi konusunda anlaştı. Ateşkes, barış sürecini güçlendirmediği gibi, askeri alanda Suriye ordusu ve müttefiklerinin aleyhine şartlar yarattı.

2- Suudilere toparlanma fırsatı: Suudi Arabistan ve Türkiye, ateşkes fırsatından yararlanarak Rusya’nın terör örgütü ilan edilmeleri konusunda tavizkar davrandığı grupları silahlandırdı ve yeniden yapılandırdı.

3- Masayı devirme tehdidi: Riyad heyetinde temsilcisi bulunan silahlı grupların liderleri, “cephelerdeki ateşi alevlendirme” ve “boyunlarını vurma”[4] çağrısı yaptı. Riyad heyeti ise Cenevre’den çekilme tehdidinde bulundu. Nusra Cephesi liderliğindeki Fetih Ordusu, ateşkes öncesinde kaybedilen bölgeleri geri almak için Halep’e büyük bir saldırı başlattı.

 

Cenevre-3’e Suudi kurşunu  

Suudiler ve müttefikleri, Viyana ilkeleri doğrultusunda bir siyasi çözüme kerhen dahil olduğunu 28 Ocak’ta, “Cenevre’ye gideriz; ama müzakerelere katılmayız”[5] diyerek ve ön şartlarını tekrarlayarak zaten göstermişti.

12 Şubat’ta Suriye Destek Grubu’nun Münih kararlarını kabul etmeyerek direnmeye çalıştılar. Ama 12 Mart’ta “Suriyelilerin kanının dökülmesini durdurma ve siyasi çözüm bulma amaçlı uluslararası çabalara bağlılığından ötürü” diyerek müzakerelere de katıldılar.[6]

“Siyasi çözüm bulma amaçlı uluslararası çabalara bağlılık” gerekçesiyle 12 Mart’ta müzakerelere katılan Riyad heyetine daha sonra masayı devirme cesareti veren en önemli etken hiç kuşkusuz Rusya’nın 15 Mart’taki sürpriz çekilmesiydi.

Cenevre-3’ün yaşaması adına Nusra müttefiklerinin terör listesine alınmasında ısrarcı olmayan, 27 Şubat’taki ateşkes için kuzeydeki operasyonların durdurulmasını isteyen ve 15 Mart’ta da Suriye’deki ana hava güçlerini çeken Rusya, 5 Mayıs’ta ise Şam’ı müttefik olarak görmediğini[7]açıkladı.

Moskova’nın bu adımlarıyla Beşşar Esed’den vazgeçtiği yönünde bir mesaj verip vermediği şimdilik belirsiz.

Ancak Suudilerin Cenevre-3’ü, Cenevre-2 şartlarına döndürmeye çalışan adımlarının ve Rusya’nın yapıcı olma adına sergilediği düşük profilli tutumun Amerika’ya manevra alanı açtığı son derece açık.

Zira Cenevre-3 sürecinin başlarında Cumhurbaşkanı Beşşar Esed’in “görevi hemen bırakması konusunda artık ısrarcı olmadıklarını” belirtip “Bakışımızı değiştirdik. Bu şekilde bir sonuç alınamaz. İntikam peşinde koşulmaması, daha fazla kişinin ölmemesi için yumuşak geçişe, yönetilebilir geçişe ihtiyacımız var”[8] diyen ABD Dışişleri Bakanı Kerry’nin şimdi 'Esat Gitmedikçe Bu Savaş Bitmez'[9] demesi, bunu doğruluyor.

Londra’da yayımlanan Suudi el-Arab gazetesinin dediği gibi gerçekten Moskova’da ve Washington’da Beşşar Esed’in en kısa sürede ve uygun bir siyasi yolla gitmesi konusunda tartışmalar yapılıyor mu[10] ve Kerry ile Lavrov’un açıklamaları Esed’in geçiş sürecinde gönderilmesi konusunda anlaşmaya varıldığının sinyali midir şimdilik belirsiz.

 

İran’ın Cenevre’deki kırmızıçizgisi

Ancak bu konuda söz sahibi olanlar sadece ABD, Rusya ve Suudi Arabistan değil. İran Devrim Lideri’nin Dış Politika Danışmanı Ali Ekber Velayeti’nin bu açıklamalardan hemen sonra gittiği Lübnan ve Suriye’de el-Ahbar gazetesine söyledikleri, Rusya’nın bu konuda tek başına karar almadığını gösteriyor.

Velayeti şunları söylüyor “Rus tarafı, Beşşar Esed’in cumhurbaşkanlığında kalması konusunda ısrarcı. İran İslam Cumhuriyeti de Esed’in kalması konusunda kesin bir kararlılığa sahip. Bu konu bizim için bir kırmızıçizgidir. İran ve Hizbullah, Ruslar henüz yokken, Suriye’deki yasal hükümeti destekledi. Biz Rus dostlarımıza bizim bu konuda kararlı olduğumuzu söyledik ve Ruslar da halihazırda Beşşar Esed’in alternatifinin bulunmadığı sonucuna vardılar.”[11]

Ayrıca Kudüs Gücü Komutanı General Kasım Süleymani’nin Halep’e gönderilmesini de Cenevre’ye etki edecek saha şartlarına dair bir not olarak eklemek gerekiyor.

 

YDH 

NELER SÖYLENDİ?
@
Alptekin Dursunoğlu

Alptekin Dursunoğlu

DİĞER YAZILARI Yorgunların uzlaşmasıyla doğan Taliban emirliği 24-08-2021 10:06 Yeni bölgesel denklem ihtiyacı 03-08-2021 06:52 İran’da seçimler sonrası yeni bir dönem mi başlıyor? 21-06-2021 09:34 İsmail Heniye'nin İsrail İle Normalleşme Yönünde Adım Atan Fas Ziyareti... 18-06-2021 10:59 ‘Ümmetin liderlik’ ve Filistin’in silah sorunu... 19-05-2021 06:14 İdlib mi Fırat’ın doğusu mu? 28-03-2021 09:03 Suriye krizi onuncu yılına girerken.. 15-03-2021 09:21 Yozlaşmış düzenler, lümpen devrimler... 09-08-2020 22:56 Suriye hevesleri ve İdlib kaygıları arasında tercih zorunluluğu.. 11-02-2020 20:48 Direniş’in Zulfikar’ı 10-01-2020 19:45 Amerikan Jokerleri, Irak ve Lübnan'da Neler Oluyor... 08-12-2019 19:50 Barış Pınarı’nda neye niyet neye kısmet... 20-10-2019 08:04 İdlib için ‘yeni bir sayfa’ mümkün 11-07-2019 08:01 İsrail, Trump yönetiminden ne kadar korksa yeridir! 22-05-2019 05:00 Tahran ve Şam’dan Amerika’ya uyarı, Rusya’ya ayar... 03-03-2019 07:14 Adana mutabakatı, Türkiye’nin 'berat belgesi' 29-01-2019 17:14 Sahi kim Kürt düşmanı? PYD Şam’ın himayesine sığınacak? 27-12-2018 08:38 2015'ten bugüne değişen Yemen politikası yada, Suudi makamında Yemen ağıtları... 17-12-2018 20:01 Yemen savaşı biter mi? 25-11-2018 22:59 Sünni dünya'da tehdit algısının değiştirilmesi, Düşman olarak İsrail'i değil İran'ı görmek.. 05-11-2018 13:11 Bir acayip zirve, tüm tarafları memnun etti. 29-10-2018 21:15 Netanyahu’yu kim işletti? 30-09-2018 19:08 Soçi anlaşması, Fırat’ın doğusu ve Türkiye’nin İdlib rolü 24-09-2018 09:34 Suriye’ye müdahale ihtirasının acı meyvesi İdlib.. 15-09-2018 20:57 İran Rusya ortaklığında neler oluyor? 02-06-2018 12:23 Sadr’ın ‘zaferi’ Irak’ın belirsizliği... 20-05-2018 11:59 Mağluplar cephesinin savaş tehdidi 03-05-2018 23:45 ‘Doğu Guta’dan ‘Doğu Fırat’a Suriye’nin toprak bütünlüğü... 26-02-2018 20:28 Meğer İran halkı ne istiyormuş? 04-02-2018 23:35 Amerika’nın yeni Suriye stratejisi ve Türkiye'nin safı... 22-01-2018 10:20 İran’a dair iki tasvir.. 01-01-2018 13:36 Filistin-İsrail sorununda dördüncü aşama 18-12-2017 07:07 İran’ın en büyük şansı Suudiler 08-12-2017 09:06 Lübnan’da ava giderken av olmak.. 22-11-2017 23:06 Suudi-İsrail ekseni için yeni umut.. 06-11-2017 15:59 Dejavu, bağımsız Kürdistan macerası 23-10-2017 13:15 Kürdistan referandumu, hangi mağduriyet, hangi meşruiyet? 03-10-2017 10:40 Kürdistan için iki senaryo, Barzani için iki muhtemel gelecek.. 17-09-2017 21:34 Hizbullah’ın ikinci stratejik zaferi.. 30-08-2017 21:04 Omletten yumurta yapma sanatı 14-08-2017 07:19 ‘Fiili durumlar’ diyarında bağımsız Kürdistan kumarı 31-07-2017 08:56 Şerif’in Çar’la anlaşması... 10-07-2017 08:00 Zulfikar’ın anlattıkları... 22-06-2017 01:00 350 milyar dolarlık hayal ticareti Ortadoğu NATO’su.. 23-05-2017 14:29 Hamas’ın Yeni Siyaset Belgesi Ne Diyor.. 08-05-2017 09:28 Suriye’de yeni süreç başlarken Türkiye’nin lisanı ve lisan-ı hali.. 01-05-2017 19:09 Suriye saldırısı, ‘Yeni Şerifin’ ödül avcılarına züğürt tesellisi.. 10-04-2017 05:15 Şam ve Hama saldırısı Türkiye’nin Astana rolüne Suudi çelmesi... 27-03-2017 08:48 Türkiye’nin ‘Suriye’nin toprak bütünlüğü’ macerası... 19-02-2017 20:43 ÖSO iç savaşından, Fetih Ordusu iç savaşına 01-02-2017 12:35 Astana konferansı, yeni 'oyun düzeninin' ilk tatbikatı. 23-01-2017 14:29 Türkiye, Rusya İran ortaklığı ve Suriye’de artan çözüm şansı... 04-01-2017 21:57 Türkiye’nin ‘dolaylı ortaklığı’ ve Halep'in 'düşmesi' 19-12-2016 07:18 Irak’a dair gerçekler ve Musul’a dair senaryolar. 04-12-2016 21:33 Fırat Kalkanı kimin kalkanı? 27-11-2016 20:51 Cerablus müdahalesi 29-08-2016 22:51 Yeni Osmanlı aklından Türkiye Cumhuriyeti aklına dönüş... 08-08-2016 09:28 Dış politika dinamikleri açısından 15 Temmuz darbe girişimi... 25-07-2016 23:08 Cenevre-3’ün Cenevre-2’ye direnişi 08-05-2016 23:37 Arap Birliği’nde Suudi İsrail dönemi 27-03-2016 23:16 İsrail ile fabrika ayarlarına dönüş 28-12-2015 13:10 Suriye için şafak vakti 21-12-2015 17:23 IŞİD’e karşı ‘taktik başarısızlık’ mı yanlış strateji mi? 25-05-2015 08:13
Gazete Manşetleri
E-Bülten Kayıt
ARŞİV ARAMA