Alptekin Dursunoğlu
Alptekin Dursunoğlu
Giriş Tarihi : 27-03-2016 23:16

Arap Birliği’nde Suudi İsrail dönemi

Ahmed Ebul Geyt’in tek aday olarak sunulmasının ve genel sekreterliğe seçilmesinin Mısır’ın değil, Suudi Arabistan’ın tercihi olduğu ortak bir kanaat. 
 

10 Mart’ta yapılan Arap Birliği Dışişleri Bakanları toplantısı, Suudi Arabistan’ın Arap dünyasındaki tartışmasız liderliğinin ilanı oldu.

Ahmed Ebul Geyt’in Arap Birliği genel sekreterliğine seçilmesi ve Hizbullah’ın terör örgütü listesine alınması bu ilanı teyit etti. Bu da Arap dünyasının kronolojik olarak üç liderle geçirdiği dört ruhsal değişime dair iki yıl önce ortaya konan şu öngörüyü haklı çıkarmış oldu.

“Abdunnasır’ın liderliğindeki ‘ilerici ve devrimci’ ruh, tıpkı şimdiki Direniş Ekseni gibi İsrail’i tanımıyordu. Camp David ruhu, İsrail’i ‘bir gerçeklik’ olarak tanıdı.

Katar liderliğindeki Arap Baharı ruhu, bölgedeki tehdit algısını değiştirdi, düşmanlık namlusunu İsrail yerine içeriye doğrulttu.

Suudi liderliğindeki yeni muhafazakar ruh ise bölgeyi başta Direniş Ekseni olmak üzere iç düşmana karşı İsrail’le işbirliğine taşıma kararlılığında.”[1]

 

Üç lider, dört değişim

Arap dünyasında ülke düzeyindeki üç liderlik rolünün yarattığı dört ‘ruhsal değişim’, aslında devlet aklıyla alınmış stratejik kararların sonucu değildi.

Her ne kadar ilk iki değişimde doğrudan, son ikisine de dolaylı olarak Mısır’ın etkisi olsa da değişimlerin tamamı, liderlerin bireysel kararlarının sonucuydu.

Çünkü İsrail’in varlığını reddeden ‘devrimci ve ilerici ruh’ Cemal Abdunnasır’ın, İsrail’in varlığını tanıyan ‘Camp David ruhu’ Enver Sedat’ın, ‘Arap Baharı ruhu’ Katar’ın eski Emiri Hamad bin Halife’nin, son olarak ‘yeni muhafazakar ruh’ ise Suudi Kralı Salman bin Abdulaziz’in tercihleriyle şekillendi.

Cemal Abdunnasır’ın liderliği, Arap dünyasını, hatta tüm bölgeyi dışarıdan bölgeye dayatılan‘ortak bir düşmana’ karşı bütünleşmeye çağırıyordu.

Enver Sedat, İsrail’i tanıyarak onu bölgenin ‘ortak düşmanı’ olmaktan çıkarmakla kalmadı, bölgesel bütünleşmenin dinamiğini de ortadan kaldırdı.

 

Arap Baharı: İsrail’e alternatif düşmanlar yaratma iklimi

Hamad bin Halife, bölgede Türkiye, uluslararası alanda ise Amerika ile koordineli olarak bölgeyi iç savaşlara sürükledi ve bölgede İsrail’e ‘alternatif düşmanlar’ yarattı.

Salman bin Abdulaziz ise şimdi Suriye, İran, Irak, Hizbullah, Hamas, Müslüman Kardeşler vs. gibi ‘alternatif düşmanlara’ karşı en azından ‘düşmanımın düşmanı’ olarak İsrail’le koordinasyon kuruyor.

Arap dünyasında Camp David’e kadar İsrail’le görüşmek bir ‘suç’tu. Mısır ve Ürdün’ün İsrail’le ilişkilerini normalleştirmesinden sonra bu ‘suç’, diğer Arap ülkeleri açısından basın önünde görüşme düzeyine hafifletildi.

Salman bin Abdulaziz’in kral olmasından sonra artık Kraliyet danışmanı General Enver Macid el-Eşki, İsrail Dışişleri Bakanlığı Direktörü Dore Gold’la,[2] eski Suudi İstihbarat Şefi Turki Faysalda İsrail Dışişleri Bakanı Moşe Yaalon’la basın önünde[3] ‘ortak tehdit’ değerlendirmeleri yapıyor.   

10 Mart’ta yapılan Arap Birliği dışişleri bakanları toplantısında Hizbullah’ın terör örgütü ilan edilmesi ve Ahmed Ebul Geyt’in Arap Birliği genel sekreterliğine seçilmesi, bu değişimin Suudi Arabistan’la İsrail arasında ikili ilişkileri aşan bir kapsama sahip olduğunu gösteriyor.

 

Ahmed Ebul Geyt kim?

Hüsnü Mübarek döneminin son dışişleri bakanı olan Ahmed Ebul Geyt, 12 Temmuz 1942’de doğdu. 1964’te Ayn eş-Şems üniversitesi ticaret fakültesinden mezun oldu. 1965’te dışişleri bakanlığına girdi. 1972’de dönemin Mısır Cumhurbaşkanı Enver Sedat’ın kurduğu ulusal güvenlik ofisi üyeliğine atandı. 1979’da Moskova’daki Mısır büyükelçiliğinde siyasi müsteşar olarak görev yaptı.

1984’te başbakan özel danışmanlığı, 1987’de BM geçici temsilciliği, 1992’de İtalya büyükelçiliği, 1996’da dışişleri bakan yardımcılığı, 1999’da BM daimi temsilciliği yaptı.

2004’te atandığı dışişleri bakanlığı görevini Hüsnü Mübarek’in devrildiği 2011’e kadar sürdürdü.

Arap Birliği’nin genel sekreterliğine seçilmesi açısından Ahmed Ebul Geyt’i önemli kılan mesleki kariyeri değil, tüm Arap dünyasında ‘İsrail’in adamı’ olarak meşhur olması.

Ebul Geyt’in bu şekilde meşhur olması, onun İsrail’in 2008’de Gazze’ye düzenlediği 22 günlük saldırıdan birkaç gün önce dönemin İsrail Dışişleri Bakanı Tzippi Livni ile verdiği samimi pozlarla hafızalara kazınmasından kaynaklanıyor.

Çünkü Ebu’l Geyt’in Livni ile olan bu samimi pozları, 1450 Filistinlinin ölümü ve 5450 kişinin de yaralanmasına neden olan 22 günlük İsrail saldırısına açık bir onay olarak yorumlanıyor.

Ebu’l Geyt’in İsrail’in Gazze’ye saldırısına onay verdiğini düşündüren şey sadece Livni ile samimi görüntülerinden ibaret değildi. O, İsrail’in saldırılardan dolayı Hamas’ı suçlamasıyla ve 22 günlük bombardımandan korunmak için Mısır topraklarına geçecek olan Filistinlilerin “bacaklarını kıracağı” tehdidiyle de hakkındaki bu yargıyı doğrulamıştı.

 

Ebul Geyt Suudilerin tercihi

Ahmed Ebul Geyt’in tek aday olarak sunulmasının ve genel sekreterliğe seçilmesinin Mısır’ın değil, Suudi Arabistan’ın tercihi olduğu ortak bir kanaat.

Mısır, 2011’de cumhurbaşkanlığı seçimlerine katılmak için istifa eden Amr Musa’nın yerine Arap Birliği genel sekreterliğine Amr Musa ile aynı çizgide olan Mustafa el-Faki’yi aday göstermişti.

O dönemde Arap Baharı ile birlikte Arap Birliği’ne de liderlik eden Katar, el-Faki’nin önünü kesmek için Abdurrahman Hamad el-Atiye’yi aday göstermiş ve Kahire de genel sekreterlerin Mısırlı olması geleneğinin ikinci defa bozulmaması[4] adına adayını çekip Nebil el-Arabi’yi aday göstermek zorunda kalmıştı.

Bu tecrübe göz önüne alındığında Ebul Geyt’e karşı olan Katar’ın 2011’deki seçimin aksine bu kez tamamen etkisiz kalmasının Suudi faktörüyle izah edilmesi oldukça mantıklı.

Zira İsrail’in Gazze’ye yönelik saldırıları sırasında toplanmayı bile başaramayan Arap Birliği, Katar’ın dönem başkanlığını yaptığı ‘Arap Baharı’ günlerinde örneğin Suriye konusunda adeta BM Güvenlik Konseyi edasıyla yaptırım kararları alıyor ve Müslüman Kardeşler sayesinde de adeta Mısır’ı yönetiyordu.

Babasını darbe ile deviren Emiri Hamad bin Halife, özellikle Libya ve Suriye konusundaki başarısız liderliği sebebiyle, Mısır’da ‘Suudi darbesini’ göremeden tahtını oğluna terk etmek zorunda bırakıldı.

 

Suudilere bölgesel secde

3 Temmuz 2013’teki ‘Suudi darbesi’, Müslüman Kardeşlerin Mısır’daki, Katar’ın da Arap dünyasındaki iktidarının sonu olmuştu ve Katar’ın şu anda 2011’dekinin aksine Arap Birliği’ne genel sekreter belirleyebilecek bir gücü kalmamıştı.

Suudilerin İsrail’le ortak tehdit algısı sebebiyle Hizbullah’ı terör örgütü ilan etmesine yalnızca Irak ve Lübnan itiraz edebilirken, İsrail’in Arap Birliği’ndeki temsilcisi olarak nitelenen Ahmed Ebul Geyt’e alternatif bir aday bile gösterilemedi.

Yani sadece Arap Birliği’nde değil, bölgede de Suudi liderliğine boyun eğen sadece Katar değildi. Katar’ın ‘Arap Baharı’ ortağı olan Türkiye, Mart 2015’ten beri İsrail’in Gazze savaşlarını model alan Yemen savaşında Suudilerin müttefiki oldu.

Yemen, Irak ve Suriye konularında Suudilerle müttefik olan Ankara’nın Katar’la müttefik olduğu ‘Arap Baharı’ günlerindeki “One minute” kredisinin kullanım değeri kalmadı.

Çünkü Ankara artık tıpkı Suudiler gibi Yemen, Irak ve Suriye’den “kuvveti, gücü neyi varsa”[5]çekmesini istediği İran’ı tehdit olarak görüyor; İsrail’e de ihtiyacının olduğunu[6] keşfediyordu.

Suudi liderliğine teslimiyetin Katar ve Türkiye’den sonraki en uç örneği Hamas oldu. Zira Türkiye’nin terörle mücadele için işbirliğine hazır olduğu[7] İsrail’in ‘teröristi’ Hamas, yaptığı dost tercihleri sebebiyle Hizbullah’ın terör örgütü ilan edilmesiyle ilgili görüş açıklayabilecek durumda bile değil.[8]

Bölgedeki bu son ‘ruhsal değişim’in şartlarını yaratan çatışmaların araçları dikkate alındığında “din afyondur” sözünü bölge için galiba “mezhep afyondur” diye güncellenmesi gerekiyor.

 

 YDH

NELER SÖYLENDİ?
@
Alptekin Dursunoğlu

Alptekin Dursunoğlu

DİĞER YAZILARI Yorgunların uzlaşmasıyla doğan Taliban emirliği 24-08-2021 10:06 Yeni bölgesel denklem ihtiyacı 03-08-2021 06:52 İran’da seçimler sonrası yeni bir dönem mi başlıyor? 21-06-2021 09:34 İsmail Heniye'nin İsrail İle Normalleşme Yönünde Adım Atan Fas Ziyareti... 18-06-2021 10:59 ‘Ümmetin liderlik’ ve Filistin’in silah sorunu... 19-05-2021 06:14 İdlib mi Fırat’ın doğusu mu? 28-03-2021 09:03 Suriye krizi onuncu yılına girerken.. 15-03-2021 09:21 Yozlaşmış düzenler, lümpen devrimler... 09-08-2020 22:56 Suriye hevesleri ve İdlib kaygıları arasında tercih zorunluluğu.. 11-02-2020 20:48 Direniş’in Zulfikar’ı 10-01-2020 19:45 Amerikan Jokerleri, Irak ve Lübnan'da Neler Oluyor... 08-12-2019 19:50 Barış Pınarı’nda neye niyet neye kısmet... 20-10-2019 08:04 İdlib için ‘yeni bir sayfa’ mümkün 11-07-2019 08:01 İsrail, Trump yönetiminden ne kadar korksa yeridir! 22-05-2019 05:00 Tahran ve Şam’dan Amerika’ya uyarı, Rusya’ya ayar... 03-03-2019 07:14 Adana mutabakatı, Türkiye’nin 'berat belgesi' 29-01-2019 17:14 Sahi kim Kürt düşmanı? PYD Şam’ın himayesine sığınacak? 27-12-2018 08:38 2015'ten bugüne değişen Yemen politikası yada, Suudi makamında Yemen ağıtları... 17-12-2018 20:01 Yemen savaşı biter mi? 25-11-2018 22:59 Sünni dünya'da tehdit algısının değiştirilmesi, Düşman olarak İsrail'i değil İran'ı görmek.. 05-11-2018 13:11 Bir acayip zirve, tüm tarafları memnun etti. 29-10-2018 21:15 Netanyahu’yu kim işletti? 30-09-2018 19:08 Soçi anlaşması, Fırat’ın doğusu ve Türkiye’nin İdlib rolü 24-09-2018 09:34 Suriye’ye müdahale ihtirasının acı meyvesi İdlib.. 15-09-2018 20:57 İran Rusya ortaklığında neler oluyor? 02-06-2018 12:23 Sadr’ın ‘zaferi’ Irak’ın belirsizliği... 20-05-2018 11:59 Mağluplar cephesinin savaş tehdidi 03-05-2018 23:45 ‘Doğu Guta’dan ‘Doğu Fırat’a Suriye’nin toprak bütünlüğü... 26-02-2018 20:28 Meğer İran halkı ne istiyormuş? 04-02-2018 23:35 Amerika’nın yeni Suriye stratejisi ve Türkiye'nin safı... 22-01-2018 10:20 İran’a dair iki tasvir.. 01-01-2018 13:36 Filistin-İsrail sorununda dördüncü aşama 18-12-2017 07:07 İran’ın en büyük şansı Suudiler 08-12-2017 09:06 Lübnan’da ava giderken av olmak.. 22-11-2017 23:06 Suudi-İsrail ekseni için yeni umut.. 06-11-2017 15:59 Dejavu, bağımsız Kürdistan macerası 23-10-2017 13:15 Kürdistan referandumu, hangi mağduriyet, hangi meşruiyet? 03-10-2017 10:40 Kürdistan için iki senaryo, Barzani için iki muhtemel gelecek.. 17-09-2017 21:34 Hizbullah’ın ikinci stratejik zaferi.. 30-08-2017 21:04 Omletten yumurta yapma sanatı 14-08-2017 07:19 ‘Fiili durumlar’ diyarında bağımsız Kürdistan kumarı 31-07-2017 08:56 Şerif’in Çar’la anlaşması... 10-07-2017 08:00 Zulfikar’ın anlattıkları... 22-06-2017 01:00 350 milyar dolarlık hayal ticareti Ortadoğu NATO’su.. 23-05-2017 14:29 Hamas’ın Yeni Siyaset Belgesi Ne Diyor.. 08-05-2017 09:28 Suriye’de yeni süreç başlarken Türkiye’nin lisanı ve lisan-ı hali.. 01-05-2017 19:09 Suriye saldırısı, ‘Yeni Şerifin’ ödül avcılarına züğürt tesellisi.. 10-04-2017 05:15 Şam ve Hama saldırısı Türkiye’nin Astana rolüne Suudi çelmesi... 27-03-2017 08:48 Türkiye’nin ‘Suriye’nin toprak bütünlüğü’ macerası... 19-02-2017 20:43 ÖSO iç savaşından, Fetih Ordusu iç savaşına 01-02-2017 12:35 Astana konferansı, yeni 'oyun düzeninin' ilk tatbikatı. 23-01-2017 14:29 Türkiye, Rusya İran ortaklığı ve Suriye’de artan çözüm şansı... 04-01-2017 21:57 Türkiye’nin ‘dolaylı ortaklığı’ ve Halep'in 'düşmesi' 19-12-2016 07:18 Irak’a dair gerçekler ve Musul’a dair senaryolar. 04-12-2016 21:33 Fırat Kalkanı kimin kalkanı? 27-11-2016 20:51 Cerablus müdahalesi 29-08-2016 22:51 Yeni Osmanlı aklından Türkiye Cumhuriyeti aklına dönüş... 08-08-2016 09:28 Dış politika dinamikleri açısından 15 Temmuz darbe girişimi... 25-07-2016 23:08 Cenevre-3’ün Cenevre-2’ye direnişi 08-05-2016 23:37 Arap Birliği’nde Suudi İsrail dönemi 27-03-2016 23:16 İsrail ile fabrika ayarlarına dönüş 28-12-2015 13:10 Suriye için şafak vakti 21-12-2015 17:23 IŞİD’e karşı ‘taktik başarısızlık’ mı yanlış strateji mi? 25-05-2015 08:13
Gazete Manşetleri
E-Bülten Kayıt
ARŞİV ARAMA