Hazım Koral
Hazım Koral
Giriş Tarihi : 30-06-2015 23:26

Diyalog Ve Uhuvvet'in Ön Şartları…

Öncelikle şunu belirtmiş olalım ki, "diyalog" sözcüğü bizim dilimizde çok kullanılan Latince bir kelimedir ve yalın şekliyle yani hem mefhum ve hem terminolojik olarak "iletişim" anlamına gelmektedir. İki farklı görüşten veya iki farklı inançtan olan insanın birbirleri arasında iyi ilişki geliştirmesine de diyalog denir. Bu yönüyle diyalog entegrasyona ve barışa açılan kapı olarak da görülebilir. Bu durum dinlerin birbirleriyle sentez oluşturması anlamına gelmemelidir. İslâm'ın kırmızı çizgisi "Lekum dinikum vel yedin"dir. Diyalog, insanî ilişkilerin barışçıl bir şekilde geliştirilmesi demektir. Şu bir gerçek ki, zaten iletişim olmadan insanî ilişkiler de geliştirilemez. Bu hem bireysel ilişkilerde hem toplumlar arası münasebetlerde de böyledir. İnsanlar ve topluluklar diyalogla birbirlerini tanır ve iyi ilişkiler geliştirebilir. Dinler arası diyalog olgusal bazda mütekabiliyet esasına dayalı olmalıdır. Yani tarafların birbirine tahakküm ve asimilasyon düşüncesi olmamalıdır...

Eğer gayr-i müslimler biz Müslümanların iyi niyetli ve barışçıl yaklaşımları karşısında aynı hoşgörü ile bize yaklaşırlarsa kalıcı birliktelikler neden oluşturulmasın ki? Bir başka ifadeyle Müslümanlarla gayr-i müslimler kendi aralarındaki iletişim sürecinde ortak değerleri, ortak menfaatleri önplânda tutarlarsa diyalog kalıcı ve barışçıl birlikteliklere dönüşür. İslâm diyalog çıtasını yüksek, iletişim ufkunu geniş tutmaktadır.

Nitekim Yüce Rabbimiz biz Müslümanlara Mümtehine Sûresi'nin 8'nci ayetinde bir takım ön şartlarla birlikte gayr-i müslimlerle diyalog hâlinde olmamızı ve iyi ilişkiler geliştirmemizi salık vermektedir: "Dininiz hususunda sizinle savaşmayan, sizi yurdunuzdan çıkarmaya teşebbüs etmeyen gayr-i müslimlerle iyi ilişkiler geliştirmenizi Rabbiniz men etmemektedir.

"Öncelikle şu hakikati belirtmiş olalım ki, İslâm'ın tüm dünya insanlığına evrensel mesajı çok açık ve nettir. İslâm bütün yeryüzü halklarını inanç ve akide temelinde kardeş olmaya ve barış içerisinde yaşamaya davet etmektedir: "De ki: 'Ey kitap ehli! Sizinle bizim aramızda ortak bir söze geliniz. Allah'tan başkasına kulluk etmeyelim, O'na hiçbir şeyi eş tutmayalım ve Allah'ı bırakıp da kimimiz kimimizi ilâhlaştırmasın. Eğer onlar yine yüz çevirirlerse, deyin ki: 'Şahit olun biz Müslümanlarız." (Âl-i İmrân:64) Gayr-i müslimler eğer akidevî birlikteliği kabul etmezlerse az önce söz konusu ettiğimiz Mümtehine Sûresi'nin 8'nci ayeti ve Bakara Sûresi'nin 256'ncı âyetinde geçen "Dinde zorlama yok" ilkesi devreye girer. Bu âyetler aynı zamanda gayr-i müslimlere yönelik barış çağrısıdır.

Müslüman olmayan halklara karşı durum böyle. Müslümanlar arası ise diyalog ve hatta bunun ötesinde uhuvvet imânî bir zorunluluktur. Yüce Rabbimiz Hucurat Sûresi'nin 10'ncu ayetinde biz Müslümanları birbirimize karşı kardeş kılmış. Bu kardeşlik velâyet ve sorumluluk olgusunu da beraberinde getirmektedir. Bu mükellefiyetler nelerdir onları bilmeliyiz...

Öncelikle şu hakikâti belirtmiş olalım ki, diyalog ve iletişime giden yol önyargı ve sûizandan arınmayı zorunlu kılmaktadır. İnsanî ilişkilerde bu olmazsa şüphe, tereddüt ve husumetle ilgili duygular hep önplâna çıkar. Böylece diyaloğa giden yol da tıkanır ve akamete uğrar.

Uhuvvet ve kardeşliğin tesisi ve muhkemleştirilmesi ise menfî hasletlerden arınmaktan geçer.

Yeryüzündeki imtihanın gereği olarak insanoğlu hayra ve şerre meyyâl olarak yaratılmıştır. Menfî tutum ve müspet tavır segilemek insanın kendi özgür iradesindedir. Yüce Rabbimiz şöyle buyurmaktadır: "Biz ona yol gösterdik, artık o ya şükredici olur veya nankör." (İnsan:3) Bir başka ayette ise "Biz insana iki yol gösterdik." (Beled:10) diye buyrulmaktadır. Şu hâlde insan iyi olanı, yani sırat-ı mustakimi, yani hidayet yolunu tercih ederse şükredenlerden olur. Bir başka ifade ile Tin sûresinde belirtildiği gibi "ehseni takvim" üzere olur. Kötü yolu tercih ederse nankörlük etmiş olur ve "esfele safilin"e (aşağıların aşağısına) yuvarlanmış olur.

Şu bir hakikât ki; yüce dinimiz hak ile batılı, necis ile temizi, iyi ile kötüyü çok bariz bir şekilde beyân etmektedir. Şu halde Müslümana düşen tevellâ ve teberra ölçülerini iyi bilmektir. Yani bir Müslüman bir taraftan içsel olarak İslâm'ın kerih gördüğü menfî hasletlerden ve zahirdeki kötülüklerden arınıp uzaklaşmalı; diğer taraftan ise iyi hasletleri kuşanmalı ve gereğince bir hayat yaşama azmi içerisinde olmalıdır.  Bütün bunların nefs tezkiyesi ile tahakkuk edeceği kanaatindeyiz.

Nefs tezkiyesi hüsnü zannı, iyi niyeti, hoşgörüyü, sevgiyi ve kardeşlik duygularını pekiştirir. Bu duyguların aksi ise iman zaafiyetidir. Nitekim Sevgili Peygamberimiz (s.a.a) bir hadis-i şeriflerinde, "İman etmedikçe cennete giremezsiniz, birbirinizi sevmedikçe iman etmiş olamazsınız" diye buyurarak kardeşlik ve sevginin imânî bir vazife olduğunu vurgulamıştır. 

Ancak böylesine çarpıcı bir uyarıya rağmen ne yazık ki, İslâm dünyasına baktığımızda bunun tam tersi manzaralara tanık olmaktayız. Müslümanlar arası ictihadî meseleler ve farklı görüşler husumet ve düşmanlıklara neden olmaktadır. Ne yazık ki, tarihin birçok döneminde olduğu gibi günümüzde de mezhebî ve ictihadî farklılıklardan dolayı nice Müslüman gruplar birbirlerine karşı tahammülsüz tavırlar sergileyip, yek diğerine karşı husumet, kin, garaz ve düşmanlık beslemektedirler. Özellikle bazı gruplar var ki, ötekileştirme taassubundan dolayı birbirlerini tekfir eder hâle gelmişler. Bu tekfircilik hastalığı Kûr'ân âyetlerini bir bütün olarak ele almayışlarından kaynaklanmaktadır. Öyle ki âyetlerin sıyak ve sıbakına, âyetlerin nüzül sebebine, âyetlerin muhkem ve müteşabih yönüne bakmadan bilgisizce yorumlamaya kalkmaları sonucu tekfircilik hastalığına kapılmışlardır. Bu durum ise şiddeti ve kan dökmeyi de beraberinde getirmiş bulunmaktadır.

Oysa böylesi duygu, kanaat ve eylemlere sahip gruplar Yüce Allah'ın buyruklarına hikmet ve basiretle kulak vermiş olsalar korkunç vebâllere sürüklenmiş olmayacaklar: "Müslümanlar o kimseler ki, sözü dinlerler ve doğrusuna uyarlar. "(Zümer:18) Farklı görüşlerle de muhatap olsalar Müslümanlar birbirlerini sabırla, tahammülle dinlemeyi öğrenmeliler ve birbirlerine karşı dayatmacı ve buyurgan olmamalılar. Rabbimiz şöyle bir uyarıda bulunmaktadır: "Artık sen öğüt ver. Sen ancak bir öğüt vericisin. Sen onlar üzerine bir zorba değilsin." (Gaşiye:21-22) Bir başka ayette ise Rabbimiz şöyle buyuruyor: "İyilikle kötülük bir olmaz. Sen kötülüğü en iyi tarzda sav. O zaman görürsün ki, seninle onun arasında düşmanlık olan kimse sanki sıcak bir dost oluvermiş." (Fussilet:34) Yani ihtilâflar iyilikle, hoşgörüyle ve tahammülle savılmaya kalkılmalı. Ki bunun sonucu dostluk ve uhuvvettir. Ayetler ne kadar yalın ne kadar açık ve net. Bu bağlamda Şehid Hasan el-Benna ne güzel buyurmaktadır: "İttifak ettiğiniz konularda ittihad ediniz, ihtilâf ettiğiniz hususlarda birbirinizi mazur görünüz." Birçok âlimimizin belirttiği gibi ümmet genelinde müştereklerimiz %  90'a tekâbül etmektedir. İctihadî meseleler ise % 10 dolayındadır. Allah Teâlâ'nın mutlak emri ve ümmetin maslahatı vahdeti farz kılmaktadır.

Şunu belirtmiş olalım ki, Allah Teâlâ insanoğlunu "eşref-i mahlûk" olarak yaratmıştır. Potansiyel anlamda her insanın saygınlığı söz konusudur. Bu sıfatlarını yitirip esfeli safiline yuvarlanmış insanlara bile şefkât ve merhametle muamele edilmelidir. Bu örnekliği Sevgili Peygamberimiz'in (s.a.a) tutum ve tavırlarında görmekteyiz. Hatta işi o kadar ileri boyutlara götürmektedir ki, Allah Teâlâ tarafından uyarılmaktadır: "İnsanlar imân etmeyecek diye neredeyse kendini helâk edeceksin!" (Şuara:3)

Bir başka âyette ise Sevgili Peygamberimiz'in (s.a.a) şefkât dolu yaklaşımından şöyle söz edilmektedir: "Sen Allah'tan bir rahmet olarak onlara yumuşak davrandın. Eğer onlara karşı kaba ve katı yürekli olsaydın etrafından dağılırlardı." (Al-i İmrân:159) Bu yaklaşım gayr-i müslimler için de böyledir. Hatta azılı müşrikler için de bu tavır geçerlidir. Bu bağlamda Yüce Rabbimiz şöyle buyurmaktadır: "Firavun'a gidin, o azmış bulunmaktadır. Ona yumuşak söz söyleyin. Belki korkup içi titrer ve insafa gelir!" (Tâ-Hâ:44)

Düşünebiliyor musunuz? İnsanlık tarihinin en büyük zalimini hakka davet için nasıl bir diyalog, nasıl bir iletişim tekniği önerilmektedir? Biz Müslümanlar bunu öğrenmeliyiz. Bu bizim için yadsınamaz bir ölçüdür. Aynı fikre sahip olmayan bir Müslüman karşısındakini öteki ve muarız olarak görmemeli, ona güzel sözlerle yaklaşmalı. Tahammülsüzlük İslâmî bir tavır değildir. Bırakınız husumet ve kini, insanî ilişkilerde surat ekşitmek, kızgın bakmak ve ses tonunu yükseltmek bile haramdır. Sevgi, şefkât, merhamet, hoşgörü ve uhuvvet Müslüman şahsiyetin kişiliğini oluşturan en önemli hasletlerdir. Bu sıfatların tümü "emin" vasfıyla özdeştir. Zira söz konusu güzel hasletlere haiz olan kişi aynı zamanda emin insandır. Bu yüzden Müslüman kendisine güvenilen insana denir. Kendisinden emin olunmayan insan Müslümanlık vasfına halel getirmiş demektir.

Bilindiği üzere Sevgili Peygamberimiz (s.a.a) risalet görevinden önce de "emin" sıfatı ile anılmaktaydı. Sevgi, uhuvvet ve kardeşlik ancak emin sıfatı ile tesis edilebilir. Bu aynı zamanda psikolojik bir vakadır. Yani kendisinden emin olmadığınız kişiye itimat etmeniz, güvenmeniz ve sevgi beslemeniz mümkün değildir. Bu bağlamda bir başka husus ise Müslümanın Müslümana şüphe ile, suizan ile bakması caiz değildir. Karşınızdaki kişinin şerrinden emin olmak adına temkin elbette ki gereklidir, ancak bu tavır sizi asla suizanna, önyargıya ve ard niyete sevk etmemeli.

Özellikle ticarî ilişkilerde mukavele, yani yazılı sözleşme suizannın gereği değil şeriatin emridir. Bu konudaki ihmaller ne yazık ki büyük istismarlara ve büyük sorunlara sebebiyet vermektedir. Bu nedenledir ki, günümüzde itimatsızlık bir hayli yaygınlık kazanmış durumdadır. Ticaretteki ve karz-ı hasendeki istismarlar ve sözde durmamalar itimatsızlığı ve ön yargıyı beraberinde getirmiş. Bunun aşılması için Müslümanlar yeni bir eğitim seferberliği ve yeni bir tecdid hareketi başlatmalıdır. Eğitim kurumlarında bütün ders müfredatları ahlâkî kriterlere göre yeniden tanzim edilmelidir. İnsana bir materiyal gibi bakan agnostik ders müfredatı lağv edilmelidir.

Din ve ahlâk dersleri gözden geçirilip yeniden tanzim edilmeli. Hangi branşta eğitim veriliyorsa verilsin bunlara ahlâki normlar yerleştirilmeli. Müslümanlar olarak bizlerin hayata ve eğitime bakışımız materyalist zaviyeden değildir. Yeryüzü Rabbimiz tarafından zaten yaşanır kılınmış. Hayat koşullarının kolaylaştırılması, dünyanın bayındır hâle getirilip güvenliğin ve huzurun teminat altına alınması, adalet, hukuk, paylaşım ve dayanışmanın sağlanması zaten dinimizin emridir...

İslâm ümmeti öncelikle bu hususlara kafa yormalıdır. Bölünmüşlük ve tefrika sosyal şirktir. İslâm ise tevhid dinidir, birlik ve beraberlik dinidir. Rabbimiz şöyle buyuruyor: "Ey imân edenler! Hep birlikte silme (barışa) girin." (Bakara:208) "Dininiz bir ve ümmetiniz bir tek ümmettir. Ben de sizin Rabbinizim şu hâlde bana kulluk edin." (Enbiya:92) "Toptan Allah'ın ipine sarılın, tefrikaya düşmeyin, dağılıp ayrılmayın." (Âl-imrân:103) Bir başka âyet-i kerimede ise, şöyle bir uyarı ile karşlaşıyoruz: "Gerçek şu ki, dinlerini parça parça edip kendileri de gruplaşanlar, sen hiç bir şekilde onlardan değilsin."(En'âm:159)

Yüce Rabbimiz'in bütün bu buyruklarına rağmen ümmet 57 ulus devlete bölünmüş. Bir de bu bölünmüşlük yetmezmiş gibi ulus devletler içerisinde de öbek öbek etnik gruplara ve fırkalara ayrılmışlar. Hıristiyan Avrupa Topluluğu'na baktığımızda bunun tam tersi bir manzara görmüş oluyoruz. İkinci Dünya Savaşı'nda Avrupa'da âdeta taş üstünde taş kalmamıştı. Sonrasında ise sadece dünyevî menfaat uğruna ekonomik ve siyasî birlikteliklerini tesis ettiler. Elbette ki dünyevî menfaatler ticarî, ekonomik ve siyasî birliktelikleri zorunlu kılar. Ancak İslâm diyalog ve birlikteliği sadece dünyevî menfaatler çerçevesinde değerlendirmez. İslâm bunun da ötesinde birliktelik ve vahdete akidevî ve ibadî boyutlar kazandırmaktadır. Her şeyden önce Müslümanlar ahirete endeksli bir yaşamın muhataplarıdırlar. Cennete giden yol Allah Teâlâ'nın buyruklarına uygun bir hayatı yaşamaktan geçer. Bu buyruklardan biri de ümmetin birlikteliğinin tesisidir. Bu ise her türlü kurumsal yapıyı da kapsamaktadır. Tek devlet, tek ümmet İslâm'ın en temel şiarıdır. Müslümanlar arası diyalog ve uhuvvet ise bu işin ön şartıdır.

 

NELER SÖYLENDİ?
@
Hazım Koral

Hazım Koral

DİĞER YAZILARI Bir Hukuk Skandalı Ve 22 Yıllık Hasret... 14-07-2020 07:43 Aile Mahremiyeti Üzerine 25-06-2020 07:31 Dünya Kudüs Günü Ve Asıl Mesele 21-05-2020 21:26 Oruç Ve Nefs Tezkiyesi.. 25-04-2020 15:57 Koronavirüs (Kovid-19) Hakkında... 27-03-2020 12:27 Mayın Eşeği Olmamak 10-03-2020 11:30 İslâm Devriminin 41'nci Yılı Muhasebesi 12-02-2020 09:42 İran'ın Suriye'de Ne İşi Var? 21-01-2020 10:29 Kadına Şiddet Ve Evlilik Hayatını Bitiren Faktörler... 02-01-2020 22:06 Nikâh Akdi.. 28-11-2019 21:17 Evlilikte Liyakat Ve Sadakat.. 29-10-2019 20:55 Kadına Şiddet Ve Kadın Cinayetleri 14-09-2019 09:54 Önce Ahlâk Ve Maneviyat... 18-08-2019 20:33 Takva İslam’ı En İyi Şekilde Yaşamaktır 08-07-2019 19:27 Gürültü Kirliliği 06-06-2019 17:40 Ramazan Ayı Ve Oruç 08-05-2019 21:15 Tesettürün Cılkının Çıkarılması Ve Müstehcenliğin Yaygınlaşması Üzerine... 18-04-2019 09:44 Şer Ekseni 12-03-2019 15:36 İslâm Devrimi’nin 40. Yılı 05-02-2019 18:20 Nikâhta Keramet Vardır 20-01-2019 11:50 Uygurlu Müslüman Türklere Uygulanan Çin Zulmü 19-12-2018 14:54 Evliliğe Giden Yolda Kıskançlık... 14-11-2018 22:03 Unutulan Vecibe Emr-İ Maruf -Nehyi Münker Ve Nasihat.. 10-09-2018 23:06 Akraba Ve Komşuluk İlişkileri 01-08-2018 19:36 Art Niyet - Suizan Veya Önyargı 30-06-2018 06:47 Emin, Güvenilir Ve Nezaket Sahibi Olmak 10-05-2018 18:34 Gelin Ve Damat Mevzusu 04-04-2018 17:18 Yarınlar Bizim 20-02-2018 12:01 Siyonistlerin Kuklası Küstah Trump 21-12-2017 01:02 Evlilik Oyunu (!) 22-11-2017 12:03 Vefa Kavramı.. 19-10-2017 23:07 Geçimsizlik Ve Boşanma Hadiseleri 19-09-2017 20:53 Anlamlı Ve Bir O Kadarda Stratejik Ziyaret... 17-08-2017 15:53 Evlilik Huzurun Teminatıdır… 25-07-2017 22:45 Srebrenitsa’yı Unutmayalım... 10-07-2017 23:02 Evlilik İçin Mümeyyiz Olmak… 01-07-2017 18:05 Medeniyetimiz Ve Ufak Ayrıntılar 12-06-2017 17:21 Eşler Arasındaki Kıskançlık Ve Duygu Kontrolü... 10-05-2017 13:03 Sosyal Medyanın Negatif Ve Pozitif Yönü... 03-04-2017 05:01 Sevgi Ve Aşk Üzerine Kısa Bir Analiz.... 08-03-2017 19:08 Farkındalık... 08-02-2017 20:55 Mesuliyet Hissi Ve Merhamet Duygusu.. 18-01-2017 10:05 İnsanı Ve Misyonunu Tanımak. 03-01-2017 21:34 Terör Ve Şiddetin Meşruiyeti Yoktur. 14-12-2016 10:00 Fethullah Gülen’in İnanç Ve Psikolojisi... 16-11-2016 09:46 Kerbelâ’da Âşura Öncesi 08-10-2016 09:34 Azmettirici ABD Tetikçi FETÖ Destekçi NATO 28-09-2016 22:37 İşgalci Siyonist İsrail İle Anlaşmaya Hayır.. 31-08-2016 21:33 Kanlı Darbe Girişimine Bir Başka Açıdan Bakış... 11-08-2016 13:02 Kanlı Darbe Girişimi Hangi Amaca Matuf.. 21-07-2016 16:58 Sıbgatullah; Allah'ın Boyası.. 29-06-2016 00:15 Ramazan Ve Oruç 02-06-2016 09:13 İkra 02-05-2016 12:56 Önce Ahlâk Ve Manevîyat 01-04-2016 07:20 Edep 01-03-2016 10:05 Erbain Yürüyüşü 27-01-2016 23:41 Kerbelâ’yi Anmak Bidat Mi? 29-12-2015 22:47 Kûr’ân Ve İmâm Hüseyin 24-11-2015 16:53 Üst Kimlik Manifestomuz.. 21-10-2015 16:21 Teberrâ Ve Tevellâ 21-09-2015 22:19 Uhuvvet Ve Tasavvuf 18-08-2015 08:52 Ümmet Birlikteliğinin Önündeki Engeller 03-08-2015 14:02 Diyalog Ve Uhuvvet'in Ön Şartları… 30-06-2015 23:26 Tekfircilik Hastalığı (2) 20-06-2015 18:37 Tekfircilik Hastalığı -1- 25-05-2015 13:44 Tevhid Selâm Terör Örgütü Mü? 02-05-2015 17:51
Gazete Manşetleri
E-Bülten Kayıt
ARŞİV ARAMA
tempobet