Ramazan DEVECİ
Ramazan DEVECİ
Giriş Tarihi : 30-06-2015 18:28

İran Gezi Notları

Giriş..

2014 yılı Mayıs ayında emeklik dilekçesini verirken, yaşım elliye yaklaşmıştı. Küçük esnaflık zordu ve ben artık esnaflıkla uğraşmak istemiyordum. Emeklilikle birlikte kendime yetecek bir gelirim olacağını düşünüyordum. Hayatımın bundan sonraki kısmını okuyarak, yazarak, dernek, vakıf faaliyetleri ile hayır işleri ile geçirmek istiyordum.

Birde yılda en az bir kez yurt dışı gezisi ve birkaç kez yurtiçi gezisi yapmayı planlıyordum.

Rabbime hamd olsun ki emekli olalı bir yıl oldu. Bu bir yıl içerisinde “Yaşayan Kuran Hz. Fatıma” kitabımızı gözden geçirerek ikinci baskısını yaptık. “Vahyin ışığında İman ve Namaz” kitabımız yayınlandı. “Kutsal topraklarda kırk gün- Hac günlüğü “ kitap çalışmamız da bitmek üzere.  Emeklilikle birlikte “Ekran Gazetesi” haber sitemize yoğun bir mesai ayırmaya başladık. Yine İslami Değerler akademisinde dernek faaliyetlerimizde devam ediyor.

Her yıl yapmayı düşündüğümüz bir ülke ziyaretini de hamd olsun emekliliğimizin bir yılı dolarken gerçekleştirme imkanı doğdu.

Eşimle birlikte Kudüs TV’de çalışan sevgili dostum, Ali Yazıcı ve sevgili kızları Zeynep Yazıcı ile birlikte 03.06.2015 Çarşamba günü Saat 01;10’da İran İslam Cumhuriyetine gerçekleştirdik. İlk yurt dışı ziyaretimin İran’a olması bilinçli bir tercih değildi. Tamamen bir denk geliş oldu. İnşallah rabbim kısmet ederse ikinci yurt dışı gezimizi ilk kıblemizin yurdu Kudüs’e 2016 yılında yapmayı düşünüyorum. Ondan sonrada rabbim ömür verirse her yıl bir başka ülke inşallah.

03.06.2015 Çarşamba günü Türk Hava Yollarının, saat 01:10’daki İstanbul- Tahran uçağı ile İran İslam Cumhuriyetinin başkenti Tahran’a gitmek üzere havalandık, saat, 01:30 idi.

Sorunsuz bir hava yolculuğundan sonra rabbime hamd olsun, Türkiye saati ile 04:45 İran saati ile 06:15 civarlarında Tahran İmam Humeyni havaalanına indik.

İran dünya siyasetindeki farklı duruşu ile her zaman gündemde olan bir ülke. Köklü devlet geleneği olan medeniyetlere ev sahipliği yapmış orta doğunun en önemli devletlerinden biri. 2013 nüfus sayımına göre 77 milyon nüfusa, 1.648.195 km² yüzölçümüne sahip önemli bir ülke.

1979 İslam devriminden sonra İslam hukukunu yönetip biçimi olarak benimsemiş bir İslam cumhuriyeti.

İslam Cumhuriyeti, 11. Şubat 1979’da gerçekleşen İslam devriminin İran halkına hediyesi.

Osmanlı devletinin birinci dünya savaşından sonra yıkılması ile birlikte İslam dünyası başsız kalmış, İslam toprakları işgal edilmiş, metaryalist batı dünyada, üstünlük kurmuş, dinin artık sadece bireysel bir tercih olarak kalması gerektiği, toplumların hayatında söz sahibi olamayacağı iddia edilmeye başlamıştı. Marks; Din bir afyondur halkları uyutur diyordu.

İslam dünyasında esaretin, cehaletin, geri kalmışlığın hakim olduğu bu dönemde, İran ve Türkiye batı medeniyetini taklit eden, katı laik devlet anlayışı ile İslam’ı toplumun hayatından sökmeye çalışan iki İslam ülkesi olarak ön plana çıkıyordu. Diğer İslam ülkelerini çoğunda ise sömürgecilik sonrası diktatörlük ve krallık yönetimleri vardı.

İslam dünyasında bu dönemde İslam adına toplumda tevhidi ve adaleti hakim kılmak için kimi uyanış hareketleri başlamıştı. Türkiye’de nurculuk ve milli görüş hareketi, Mısır’da ihvan hareketi ön plana çıktığı bu dönemde 1979 yılında hiç beklenmeyen bir yerde İran’da İslam devrimi gerçekleşiyordu.

Halkların afyonu denilen din, sanki göklerden yeniden inmiş, bir toplumu kıyama, bir toplumu zulme ve adaletsizliğe karşı mücadele için ayağa kaldırmıştı. Bu nadide toplum, İmam Humeyni önderliğinde, 2500 yıllık şahlık rejimine karşı silahsız bir mücadele veren İran halkı idi. Kendi askerine, polisine silah kullanmayan, kendi halkına mermi sıkan askere, İran halkı çiçek atıyor, devrimin öldürerek değil şehit olarak yapılabileceğini gösteriyordu.  

Bu devrim, dine, ilahi olana savaş açan yenidünya düzenine karşı, küresel güçlere rağmen yapılmıştı.

İmam Humeyni 11. Şubat 1979 İslam devrimi ile dünyadaki zulüm düzenine karşı gelmiş, İran’da bağımsız ve bağlantısız bir dış politika ortaya koymuştu. İran’ın işgalci İsrail’i devlet olarak tanımayan ve Kudüs’ün özgürlüğünü İslam devrimin en büyük hedefi olarak ortaya koyan tavrı küresel güçlerin tepkisini çekmiş, İran batı dünyasının ekonomik boykotu ile karşılaşmıştı.

İmam Humeyni’nin yaptığı İslam devrimi ve kurduğu İslam cumhuriyeti ne yazık ki dünya Müslümanları tarafından yeterince anlaşılamadı. Çünkü İslam devrimi mezhebi kaygılarla, Şii dünyaya hapsedilmeye çalışıldı. Ve ne yazık ki bunda da başarılı olundu. Devrimin Şii dünyaya hapsolmasında İslam cumhuriyeti yöneticilerinin, yaptığı bazı yanlışlarında ciddi katkısı olduğunu da ifade etmek gerekiyor.

Halbuki yirminci yüz yılda vahyi esas alan, yönetim erklerini halkın katılımı ile oluşturan bir İslam cumhuriyeti kurulmuştu. Ve bu cumhuriyet İmam Ali’nin adalet devletini esas aldığını söylüyordu. Bu devleti bir laboratuvar olarak görüp incelemek gerekiyordu. Yanlış yapılırsa dostça eleştirmek, bu devlet tecrübesinin doğrularından ise faydalanarak belki de İslam’da devlet teorisini yeniden yazmak gerekiyordu.

Elbette tevhid ve adaleti esas alan bu sistemin başarısı ve başarısızlığı sorgulanmalı, yapılan adaletsizlikler eleştirilmelidir. Ama sorgulamadan ve eleştirmeden öncelikle anlamaya çalışmak gerekir. 

Yıllardır basından takip ettiğim hatası ve sevabı ile anlamaya çalıştığım İran İslam Cumhuriyetini ilk defa görerek ve gezerek anlamaya ve tanımaya çalışacağım.

İran İslam Cumhuriyeti devleti son dönemde özellikle Suriye politikasından dolayı ülkemizde çok tepki görüyor. Son dönemde İran karşıtlığı ülkemizde hiç olmadığı kadar arttı. Ben daha önce yazmış olduğum bir yazı da İran’ın ve Türkiye’nin Suriye politikasını değerlendirdim. Bu gezi notlarımda bu tür siyasi konulara girmeyi düşünmüyorum.

Bu beş günlük gezi ile daha çok İran İslam Cumhuriyetinin ve halkının, ekonomik ve sosyal durumunu, İran halkının dini hayatını, halkın kendi devletine bakışını, gezdiğim şehirlerin tarihi, kültürel ve coğrafi yapısını anlamaya ve gözlemlemeye çalışacağım. Bu gözlemlerimi sizlerle paylaşmayı düşünüyorum.

Rahmetli İmam, 03.06.1989 yılında vefat etti. İmam Rahmetlinin vefat yıldönümüne denk gelen bir günde 1979 İslam devriminin başkentine gelmiş olmanın heyecanı içerisindeyim.

Medreseler kenti Kum’u, Hz. Mahsume’yi ziyaret

Tahran hava alanını beklediğimden daha bakımsız ve daha sakin buldum. Sakin olmasının bir nedeni de sanıyorum Tahran’da iç hatlar için ayrı dış hatlar için ayrı havaalanı olması. Havaalanında siyah başörtülü memurları ve hemen göze çarpan büyük mescidi ile İslam dinin etkin olduğu bir ülkeye geldiğinizi hissediyordunuz.

Mescide girdiğimde namazı oturarak kılmak durumunda olanlar için yaptırılan bir koltuk dikkatimi çekiyor. Koltuğa secde yeri yapılmış, ve secde yerine Şii Müslümanlarının namazlarında secdelerinde kullandıkları bir mühür yapıştırılmış. Secde namazın farzlarından biridir. Sağlık şartlarından dolayı oturarak namaz kılanlar için secde yerinin yaptırılmış olması güzel bir incelik. Bence diyanet bizim camilerimiz içinde böyle koltuklar yaptırmalı ki oturarak namaz kılmak zorunda olanlar secde yapma imkanı bulabilmeliler diye düşünüyorum.

Uçaktan indiğimizde Tahram İmam Humeyni hava alanında İstanbul’dan bir tur kapsamında İran’a gelenlerle karşılaşıyoruz. Ali abinin tanıdığı olan bu insanlara bizde katılıyor onlarla birlikte Tahran’a girmeden Kum’a gidiyoruz.

Kum; Tahran'ın güneyinde, başkente yaklaşık 135 km uzaklıkta. Kum şehri medreseleri ile meşhur olan bir ilim kenti. Yolları temiz ve düzenli. Oldukça sıcak bir kent olmasına rağmen belediyenin yaptırdığı parklar göze çarpıyor. Şehre girerken ova çöl görümünde.

Şii dünyanın yetiştirdiği bir çok alim burada bulunan medreselerde yetişti. Yaklaşık 1,5 milyon insanın yaşadığı kentte ilim talebeleri ciddi bir yekûn oluşturuyor.

Kum’da manevi bir hava hakim, kadınlar genellikle siyah çadorlu. Molla kıyafetli erkeklerin çokluğu göze çarpıyor. İran’da alimler, medrese öğrencileri cübbe ve sarıkla dolaşıyorlar. Alim ve öğrencilerin İran toplumunda saygın bir yeri var.  

Elhl-i beytin en saygın kadınlarından biri olan, İmam Rıza’nın kız kardeşi Hz. Mahsume’nin kabri Kum’da bulunuyor.

İkinci Fatıma’da denilen, hiç günah işlediğine şahid olunmadığından ve günah konusundaki hassasiyetinden dolayı Mahsume olarak adlandırılan bu mübarek insanın kabrini ziyaret etmek için eşimle ve yol arkadaşlarım Ali abi ve kızı Zeynep ile birlikte bizde Hz. Mahsume’nin türbesine gidiyoruz.

Hz. Mahsume’nin türbesini ziyaret eden bayanlara görevliler birer tane çador veriyorlar. Biz ziyarete gittiğimizde eşime de bir çador verdiler. Doğrusu türbedeki bu çador hassasiyetini çok anlamlı bulmadım. Gelen ziyaretçiye sizin tesettürünüz uygun değil demek gibi oluyor.

Bugün 03. Haziran Çarşamba İran’da Hicri takvime göre 15 Şaban ve 12. İmam, Muhammed Mehdi’nin doğum yıldönümü imiş ve resmi tatil. Perşembe ve Cuma günü olan hafta sonu tatili de eklenince İran’da üç gün tatil olduğunu öğreniyoruz.

Hz. Mahsume’nin türbesi tatilin ve 12. İmam Muhemmed Mehdi’nin, doğumundan dolayı ziyaretçi akınına uğramış. Türbe o kadar kalabalık ki bana hac dönemini hatırlattı.

Eşim ve Zeynep bayanlar kısmında türbeye gidecekleri için avludaki havuzda saat 12:00’da buluşmak üzere anlaşarak ayrılıyoruz. Ali abi ile birlikte Hz. Mahsume’nin türbesini ziyaret ederken Şii Müslümanların Ehli beytin türbelerine olan aşırı ilgilerine bir kez daha şahit oluyorum.

Şii Müslümanların Ehl-i beyt türbelerinine olan ilgisi bana Hacer-el esved’i hatırlattı. Nasıl Kabe’de hacılar Hacer el esved’e dokunmak için ve Kabe’nin kapısında dua etmek için birbirleri ile yarışıyorlarsa, Şii Müslümanlar da Ehl-i beyt türbelerine dokunmak için aynı yarışı yapıyorlar.

Bende Hacer-el esved’e dokunur gibi Hz. Mahsume’nin türbesine ellerimi sürüyor dualar ediyorum…   

Hz. Mahsume’nin günahlar konusundaki hassasiyetini düşünüyorum. Bu hassasiyeti esasen her Müslümana anlatmak gerekiyor. Her Müslümana günahlar konusunda hassas olması gerektiğini hatırlatmak adına.

Ziyaretten sonra bir köşeye çekilerek iki rekat namaz kılıyorum. Alnımı secdeye koyduğumda uzun uzun dualar ediyorum.

Daha sonra sözleştiğimiz yere buluşmak için geldim ve eşimi beklemeye başladım. Saat 12;00’yi geçtiği halde gelmeyince merak etmeye başlamıştım. Kayıp mı oldular diye. 12;20 civarlarında geldiklerinde Zeynep bize bu havuz gibi türbede birçok havuz olduğu için sözleştiğimiz yeri bulmakta zorlandıklarını söyleyecekti.

Türbenin çevresindeki çarşıda dolaşmaya başladık. Telefonumu yurt dışına açtırmamıştım. Bir haftalık bir gezi için gerekli görmemiştim. İstanbul’dan gelirken İran parası da almamıştık. Tahran’da yanımızdaki Türk liralarını bozdururuz diye düşünmüştük.

Telefonumuz yok dünya ile irtibat kuramıyorduk. Cebimizde paramız yok alış veriş yapamıyorduk. Para bozduracak yer sorduğumuz otelde bir İranlı Müslüman bize yardımcı olmuştu. Ve biz dil olarak anlaşamadığımız ama gönül dili ile anlaştığımız, bu Müslüman kardeşimizin telefonu ile İran’a sağ salim indiğimizi çocuklara haber verebilmiştik.

Kum’daki önemli Kutsal mekanlardan biri de Cemkeran mescididir. Kum’a altı kilometre uzaklıkta, Kum-Kaşan yoluna yakın bir yerde bulunan bu Mescit, Şii Müslümanların kutsal sayarak ziyaret ettikleri yerlerden biri. Rivayete göre, Hicretin 393 yılının Ramazan ayının 17. Gecesinde Hasan b. Musle adında bir Müslüman 12. İmam Muhammed Mehdi’yi rüyasında görmüş, İmam Muhanmmed Mehdi bu mekana bir mescid yaptırmasını emretmiş ve kendisinin de bu mescide geleceğini söylemiş. Hasan b. Musle rüyasında İmam Muhammed Mehdi’nin kendisine emrettiği yere bir mescit yaptırmış. Daha sonra o mescit bir kutsal ziyaret haline gelmiş. Çünkü Şii Müslümanların büyük bir kısmı, haftanın bir günü İmam Mehdi’nin Cemkeran mescidine geldiğine inanıyorlar. Biz Cemkeran mescidi’ni ziyaret edemedik sadece uzaktan gördük.

Saat 14:00 civarlarında Kum’a birlikte geldiğimiz grupla birlikte Tahran’a dönmek için hareket ettik.

Kum, Tahran yolunda otobüsümüz önce çok lüks ve güzel bir dinlenme tesisinde mola verdi. Türkiye’de zor bulunabilecek bu güzel yerde ne yazık ki yer bulamadığımız için yemek yiyemedik. Ve yeniden otobüsümüze  binmek zorunda kaldık.  

Otobüsümüzün ikinci mola yeri oldukça ilginçti. Duble yolda mola tesisi yolun solunda, bizim otobüs yolun sağına park ediyor ve biz ilginç bir üst geçitten geçerek restorana ulaşıyoruz. Üst geçitte merdiven yok. Yanlardaki koruma demirlerinden tutunarak kaymamak için olağanüstü bir gayret gösterip rampalı yoldan yürüyerek oldukça da yüksek olan üst geçitten geçiyoruz. Zeynep, abi bu üst geçidi ve bu molayı gezi notlarına yazman lazım diyor.

Neyse ki tesis temiz yemekleri de güzeldi doğrusu.  Yemeklerimizi yedikten sonra otobüsümüz Tahran’a doğru yola düşüyor.

İran İslam Cumhuriyetini Başkenti; Tahran ve İmam’ı anma proğramı…

Tahran; İran İslam cumhuriyetinin başkenti. Söylenene göre yaklaşık 13 milyon dolaylarında bir nüfusu var. Tahran’ı beklediğimden daha gelişmiş, daha temiz ve bakımlı buldum. İzlediğim İran filmleri daha çok fakirlerin hayatını işliyordu. Şehirler bakımsız, halk çok fakir gözüküyordu. Sanıyorum bu filmlerin etkisi ile bu kadar güzel ve gelişmiş bir Tahran beklemiyordum.  

Ali abi ile birlikte lüks olmayan ama temiz sayılabilecek vasat bir otele yerleşiyoruz.

Adı Didemont olan otelimiz Tahran’ın kuzeyinde bulunuyor. Bulunduğu ortama göre otelimiz lüks sayılmaz, hatta vasatın altında bile sayılabilir. Tahran’ın fakirleri daha çok güneyde, zenginleri de daha çok kuzeyde yaşıyor. Otelin etrafında lüks arabalar villalar göze çarpıyor. İran'da kişi başına düşen araba sayısının Türkiye'den fazla olduğu söyleniyor. Ama lüks araba sayısı Türkiye'den çok az. İran yüzde yüz yerli araba üretimi yapan bir ülke. En çokta kendi ürettikleri arabayı kullanıyorlar.  

Nurdağlı hemşerim Mehmet Ali Akbulut ile akşam telefon ile konuştuk. Kendisi ile yaklaşık 25 yıldır görüşmüyorduk. Sabah otele ziyaretimize geleceğini söyledi. Ve söylediği gibi sabah kahvaltısını yaparken geldi. Mehmet Ali ile yılların özlemi ile kucaklaştık. Koyu bir muhabbete daldık.

04.Haziran 2015 Perşembe günü Beheşti Zehra’da İmam Humeyni’nin vefat yıldönümü dolayısı ile İmamı anma programı var.

Sevgili dostum Mehmet Ali ve eşi, yol arkadaşlarım Ali abi ve kızı Zeynep ile birlikte Beheşti Zehra’ya İmam Humeyni’yi anma programına gittik. Kadınlar programa ayrı bir yerden giriş yaptıkları için Eşime Zeynep’ten ayrılmamasını söyledim. Zeynep; Abi merak etme eşin bana emanet kaybetmem onu dedi.

Zeynep üniversiteyi İran’da okumuş, Fars dili ve edebiyatından yeni mezun olduğu için çok güzel farsça konuşuyor, İran’ı da iyi biliyor. Dost canlısı güler yüzlü bir insan. Zeynep’in varlığı insana güven veriyor. Yeni tanışıyor olmamıza rağmen kırk yıldır tanışıyor gibi samimi olduk. Doğrusu eşimde çok sevdi Zeynep’i. Yol arkadaşın iyi olursa gezi daha da güzelleşiyor. 

İmam Humeyni’yi anma programı, İmam’ın türbesinin de içinde bulunduğu mescitte yapıldı. Programda, platforma çok uzak olmayan sahneyi karşıdan gören bir yerde kendimize yer bulmuştuk. İmamın türbesi, yaşamındaki mütevaziliğin aksine çok ihtişamlı duruyordu. Türbe müştemilatında harika bir mimarlık göze çarpıyordu. Programa başta Türkiye olmak üzere birçok ülkenin büyükelçisi katılmıştı. 

Konuşma platformunun altında hazırlanan ikinci bir platformda, yer minderi üzerinde Haşimi Rafsancani, İran cumhurbaşkanı Hasan Ruhani, İslami şura meclisi başkanı Laricani, İmam Humeyni’nin torunları Hasan Humeyni ve Ali Humeyni ve Ayetullah Cenneti yer minderine oturmuş vaziyette Ayetullah Hamaney’i dinliyorlardı.

Bosna müftüsünün, Filistinli sünni alimlerin ve daha birçok İslam ülkesinden alimlerin davetli olarak katıldığı programda Önce İmam Humeyni'nin torunu Hasan Humeyni konuştu.

Hasan Humeyni, 12. İmam Muhammed Mehdi'nin doğumunu tebrik ettikten sonra mehdi anlayışı üzerinde durdu. Daha sonra İmam Humeyni'nin düşüncelerinden bahsetti. Hasan Humeyni’den sonra, İran İslam Cumhuriyeti dini önderi  Ayetullah Hameney uzun bir konuşma yaptı.

İran İslam devrimi rehberi Ayetullah Hamaney konuşmasında; Öncelikle İmam Humeyni'nin düşüncelerinden, ahlakından ve kişiliğinden bahsetti. İmamın düşüncelerinin saptırılmaya çalışıldığını söyledi. Bu konuda uyarılar yaptı. İmam Humeyni'nin ilkelerini sayarken şunları söyledi.

“İmam’ın ilkelerinden bir diğeri ilahi vadenin doğruluğuna itimat etmek ve müstekbirlere güvenmemektir. İmam’ın müstekbirlere hiçbir zaman güvenmemesi, onların vadelerine itimat etmemesine sebep oluyordu. Biz kendi meselelerimizde müstekbirlerin vaatlerine ve onların özel toplantısındaki sözlerine itimat edilmeyeceğini açıkça hissediyoruz.

İmam’ın ilkelerinin bir diğeri öz Muhammedi İslam’ın  İslam’ının ispatı ve Amerikancı İslam’ın nefyedilmedir. Saray mollalarının İslam’ı, IŞİD İslam’ı ve Siyonistlerin ve Amerika’nın cinayetleri karşısında büyük güçlere göz dikenlerin İslam’ı; bunların tamamı tek bir yerden yemlenmektedir. İmam’a göre bunların hepsi reddedilmiştir. İmam’a tabi olan kimsenin hem yobaz/basmakalıp/ gerici İslam ve hem de liberal İslam’la sınırlarını belirlemesi gerekir.

İmam’ın tahrif edilme tehlikesi sorumluların, İnkılap ideologlarının, İmam’ın önceki öğrencilerinin ve İmam’a ilgi ve alaka duyanların kulaklarında bir uyarı olması gerekir. Ülke içinde de bazı kimseler İmam’ı tahrif ediyorlardı. Bu kimseler hatta İmam hayattayken bile kendilerinin beğendiği sözleri İmam’a nispet veriyorlardı. İmam’ın rıhletinden sonra da bu akım devam etti ve hatta İmam’ı liberal bir insan şeklinde tanıtıyorlardı.

İran milleti hedefleri ve yolu devam ettirmek isterse değerli İmam’ın yol ve ilkelerini doğru tanıması ve İmam’ı tahrif etmelerine izin vermemesi gerekir, zira İmam’ın şahsiyetinin tahrif edilmesi onun yolunun tahrif edilmesi ve İran milletinin dosdoğru yoldan sapıtılmasıdır. İmam’ın yolunu kaybedersek veya unutursak veya Allah göstermesin kasten bir kenara bırakırsak İran tokat yiyecektir.” dedi

İslam devrimi rehberi konuşmasında daha sonra; Dünya Müslümanlarının kardeşliği ve birliği üzerinde durdu, vahdet vurgusu yaptı. “Biz her zaman mezhepçiliğin karşısında olduk. Şii Lübnan direnişini desteklediğimiz kadar Sünni Filistin direnişini de destekledik. Şii ve Sünni çatışmasını çıkaranlara dikkat edin.  Şii-Sünni çatışmasını Amerikan ve İngiliz istihbarat servisleri tahrik ediyor. Hangi Sünni mezhepçilik yapıyor, Şii düşmanlığı yapıyorsa bilin ki o Amerika’ya hizmet ediyordur. Hangi Şii’de Sünni düşmanlığı yapıyor Sünni Müslümanların kutsal bildiklerine hakaret ediyorsa o da Amerika’ya hizmet ediyordur. Amerikan Sünniliğinden de, İngiliz Şiiliğinden de uzak durulması gerekir. İmam Humeyni’nin en büyük mücadelelerinden biri Müslümanların vahdeti, birliği mücadelesidir. Ve Filistin davasıdır. Kudüs’ün özgürlüğü davasıdır. ” dedi. Ayetullah Hamaney daha sonra “Filistin davası bizim her zaman önceliğimiz oldu ve olmaya devam edecektir” dedi.

Ayetullah Hananey’in konuşmasından sonra program bitti, ve bizde Beheşti Zehra’dan, İmam Humeyni’nin türbesinden ayrıldık.

Programdan sonra otelimize geri döndük. Eşyalarımızı alıp otel ile ilişkimizi kestik. Akşam saat yedide tren ile Meşhed’e İmam Rıza’yı ziyarete gideceğiz.

Öncelikle Mehmet Ali ve değerli eşi ile birlikte Tahran’ın dağ eteğine yakın mesire alanı olarak ta kullanılan bir yerde Derviş isimli bir lokantaya gittik. Lokantanın otantik bir yapısı vardı. Bahçesinde havuzu ile gayet güzel bir yer. Burada yediğimiz güzel yemekler (pilav ve kebaplar) için Mehmet Ali kardeşime ve değerli eşine sonsuz teşekkürler.

Lokanta tıklım tıklım dolu. İranlı kadınların dışarıda yemek yemeyi ve süslenmeyi çok sevdiklerini söylüyorlar. Lokantadaki ailelerin çokluğundan bunu anlamak mümkün. İran’ın ana erkil bir toplum olduğu söylenir. Kadınların hayatın her alanında varlığı dikkat çekiyor. Ahmet Taşgetiren Zaman gazetesinde yayınlanan İran gezisini değerlendirdiği bir yazısında “Bizdeki feminist kadınlar başlarına bir örtü alsalar özledikleri ülkenin İran olduğunu” görecekler demişti.

Tahran’da birçok park var. Bu parklar şehre oldukça yeşil bir görüntü  kazandırmış.

İran’da parklarda kadınlara özel yerler var. Oralara erkekler giremiyor. Kadınlar rahat bir şekilde gezip spor yapabiliyorlar. Parklarda açık ve kapalı namazgahlar yapılmış. Küçük mescit de diyebileceğimiz bu yerlerde namaz vakitlerinde parklarda dinlenenler namazlarını kılsınlar diye.

Belediye otobüslerinde haremlik selamlık uygulanıyor. Bazı otobüsler iki, bazıları ise üç bölüm. Üç bölüm olan otobüslerde isteyenler kadın erkek karışık binebiliyorlar. Ama iki bölüm olanlar otobüslerde bir bölüm erkeklere diğer bölüm kadınlara ait.

İslam devrimi ile birlikte kadınlara başörtüsü takma mecburiyeti getirildi. Ahlak zabıtaları toplumda başörtüsü takmayan yada düzgün bağlamayan kadınları yıllarca ikaz ettiler. İslam devrimi olalı 36 yıl oldu. Artık ahlak zabıtaları eskisi gibi kadınların giyim kuşamına müdahale etmiyor, ama başörtüsü takma mecburiyeti devam ediyor. Başörtüsünü gönülsüz takanlar şallarını bir aksesuar gibi başlarının üzerinde taşıyorlar. Saçlarının çoğu gözüküyor. Devrimin ilk yıllarında başörtüsü mecburiyeti belki gerekli olabilirdi ama şu anda, takılması bir ibadet olan başörtüsünün zorla taktırılmasını kendi adıma çok doğru bulmuyorum.

Ama İslam cumhuriyetinde sınırsız bir kılık kıyafet özgürlüğü olabilir mi? Örneğin mini etek ve dekolte kıyafetlerle kadınların caddelerde gezmesine İslam devleti müdahale etmeli mi? Tabi ki tartışılabilir. 

İranlı kadınların süslenmeyi ve makyajı sevdikleri hemen hissedile biliyor.  Konuştuğumuz İranlı bir bayan, beş öğün namaz kıldığını ama devletin sürekli dini gündemde tutmasından hoşlanmadığını söylemişti. Türkiye’nin daha özgür bir ülke olduğunu da ifade etti.

Bir başka İranlı İran’ın doğal zenginliğinin çok fazla olduğunu ama devletin bu zenginliklerden halkı yeterince faydalandıramadığını söylüyordu.

Bununla birlikte İslam devrimin değerlerine sahip çıkan birçok İranlı ile de karşılaştık.

Tahran’da beklediğimden daha az cami gördüğümü ifade etmeliyim. İran’daki camilerin minareleri çok yüksek değil. Camilerin fazla gözükmemesi sanıyorum birazda minarelerin kısalığından olsa gerek. Ama Bir İslam cumhuriyetinde camiler daha çok göze çarpmalı diye düşünüyorum.

Şehir girişinde ve caddelerindeki şehit resimleri, ayet ve hadisler, kadınların tesettürü, Trenlerin namaz saatlerinde durması insana bir İslam cumhuriyetinde gezdiği hissini veriyor.

Yemekten sonra Meşhed’e gitmek için Tahran tren garına gittik. Tahran Tren Gar’ı tarihi bir yapı. Gar’ın büyük salonunda çok büyük Kuran maketi var. Açılmış iki Kuran sayfası. Çok güzel bir görüntü oluşturmuş.

Ve biz Saat 19:00’da Meşhed’e gitmek için trene biniyoruz…..

Gariblerin İmamı İmam Rıza’nın yurdu, Meşhed’e Gidiş

Adı hızlı kendi yavaş olan, ama hiçbir yerde durmadığı için, 900 km yolu 12 saatte giden yataklı ve rahat bir trenle Tahran’dan Meşhed’e doğru eşimle birlikte yola çıktık. Trende yolculara kek, fıstık, çay ve meyve suyu ikram ettiler.  

Ali abi bizimle birlikte gelmedi, kızı ile birlikte Tahran’da kaldı. Trende Türkiye’den gelen, ve Meşhed’e İmam Rıza’yı ziyarete giden bazı Şii Müslümanlarla tanıştık. Yolda güzel bir muhabbet ortamı oldu.

Yeni tanıştığım bu Şii Müslümanlardan bir kısmı sonradan Caferi olmuş Sünni Müslümanlardı. İslam tarihini konuştuk. Hz. Ömer ile Hz. Fatıma arasındaki kavganın bir değerlendirmesini yaptık. Bazı Şia kaynaklarındaki Hz. Ömer’i Hz. Fatıma’nın vefatından sorumlu gösteren rivayetlerin uydurma olduğunu nitekim büyük alim Fadlullah’ın bu rivayetleri uydurma olarak nitelendirdiğini söylediğimde, bu rivayetlerin Ehli sünnetin kaynaklarında da olduğunu söylediler. Bir uydurma rivayetin Ehli sünnet kaynaklarında olmasının onun kesin doğru bir rivayet olduğunu göstermeyeceğini anlatmaya çalıştım. Şii Müslümanların bu tür ehli sünneti rahatsız eden rivayetlere sahip çıkmamaları gerektiğini söyledim. Kaldı ki ben Şii kaynakların polemik konusu olmayan Hz. Fatıma’nın doğumu ile ilgili rivayetlerini bile tarihi gerçeklere aykırı gördüğümden dolayı kabul etmiyorum.

Ve bazı sonradan Şia olma Müslümanların iki yaşındayım, bir yaşındayım, hidayete erdim gibi ifadelerinin ne kadar yanlış olduğunu anlatmaya çalıştım. Eğer Müslümanların vahdetini birliğini istiyorsak bu tür ve doğru da olmayan söylemlerden sakınmak gerekiyor dedim. Bazı arkadaşlar bu söylemi tevil etmeye çalışırken, bazı Şia arkadaşlar bana hak verdiler bu tür söylemlerin yanlışlığını ifade ettiler. Şii ve Sünni Müslümanlar olarak böylesi kısır tartışmaları bırakıp birbirimize sevgimizi artırıp, birbirimize ahlakı, erdemi, adaleti tavsiye etmeli ve şahsı hayatımıza da yaşamalıyız dedim. Doğru söylüyorsun dediler. Bir Müslüman kalbi tatmin oluyorsa elbette Şii yada Sünni istediği mezhebi taklit edebilir. Burada bir sorun yok. Sorun bir mezhebi taklit ederken diğer Müslümanları töhmet altında bırakacak tekfirci dilden uzak durmamız gerekiyor dedim.  Hatta gerekirse İmam Ali gibi Müslümanların birliği ve vahdeti için susmak gerekiyorsa, susmalıyız dedim. Müslümanların kardeşliği ve vahdeti konusunda uzlaşarak tartışmayı tatlıya bağlayıp bitirdik.

İran’da şehirlerarası yolculuk yaparken ormanlık bir bölge ile hemen hemen hiç karşılaşmadım. Sanıyorum Hazar denizi bölgesinde ormanlık bölgeler varmış.  Köyler şehirlere göre bakımsız ve fakir gözüküyordu. Türkiye’nin köyleri gibi büyük minareler göze çarpmıyor. İran köyleri yada benim gördüklerim daha çok bizim Konya ovasının köylerini andırıyorlar.

Tren yolda iki kere namaz için mola verdi. Trendeki yolcuların yüzde sekseninin namaz için inmesi görmeye değerdi. Yol boyundaki tren garlarının hepsinde cami büyüklüğünde mescitler göze çarpıyordu. Akşam namazı için indiğimizde mescit tıklım tıklım dolmuştu. Akşam ve yatsı namazını birlikte cem ederek kılıp, trendeki yerlerimizi aldık.

Trenimiz yavaşta gitse her istasyonda durmuyordu. On iki saat süren yolculuğumuz boyunca sadece namaz için durduğunu gördüm. Bizim uyduğumuz dönemde yolcu almak yada bindirmek için durdu mu bilmiyorum. Ama çok rahat bir tren olduğunu söylemeliyim. Rahat ve temiz bir tren.

Akşam ve yatsı namazlarını kıldıktan sonra yataklarımızı açtık ve yatarak yolumuza devam ettik. Tren birde sabah namazı için durmuştu. Uyana bilenler sabah namazını mescitte kıldı. Bizim gibi geç uyananlar ise trende kıldı. Hiç uyanamayanlar ise sabah namazını kılamadılar. Tren namaz için duruyor ama kimse namaz için uyarılmıyordu. Bence doğrusu da buydu. Devlet Müslümanların namazlarını ibadetlerini yapabilecekleri ortamı hazırlamalı ama kimseyi ibadete zorlamamalı idi.

Sabah saat 07:00 civarlarında Meşhed’e gelmiştik. Trende tanıştığımız dostlarımız Meşhed’e daha öce gelmişlerdi ve Meşhed’i biliyorlardı. Onlarla birlikte bir otele yerleştik. Kahvaltımızı yaptıktan sonra Cuma namazından önce İmam Rıza’nın türbesine gitmeye karar verdik.

Meşhed; İran’ın Tahran’dan sonra ikinci önemli şehri. Abbasi döneminin tarihi Tus şehri üzerinde kurulmuş. Harun Reşit’in kabri de burada. Abbasi Halifesi Memun, Ehl-i beyt İmamlarından sekizincisi olan İmam Rıza’yı burada zehirleyerek şehit etti. İmam Rıza buraya defnedildi. İmam Rıza’nın şahadetinden dolayı bu şehre “Şahadet yeri” anlamına gelen Meşhed ismi verildi.

İran sınırları içerisinde on iki imamdan sadece İmam Rıza’nın türbesi bulunuyor. Onun için İranlılar burayı çok sık ve yoğun bir şekilde ziyaret ediyorlar. İmam Rıza’nın türbesi her zaman çok kalabalık oluyormuş ama bugün, üç günlük tatilin birleşmesi ve iki gün önce İmam Muhammed Mehdi’nin doğum günü olması dolayısı ile olağan üstü bir kalabalık vardı. İranlılar türbelere harem diyorlar. İmam Rıza’nın haremi çok geniş bir alanı kaplıyor, çok miktarda kapısı var. Meydanlar birbirine benziyor. Büyüklüğü, yoğunluğu, manevi havası ile insana Mescidi Haram’ı ve Mescidi Nebevi’yi hatırlatıyor.

Ehl-i beyt İmamlarının mütevazi yaşamlarının tersine türbeleri, Şii Müslümanlar tarafından çok ihtişamlı yapılıyor. Aynaları, çinileri ve altın suyu ile işlenmiş kubbesi ile İmam Rıza’nın türbesi ve mescit bütünü çok muhteşem gözüküyor. Minarelerin kimi küçük olduğu için her yerden gözükmüyor. Doğrusu kaç minare olduğunu sayamadım.

Cuma namazından önce selavatlar ve selamlarla İmam Rıza’nın türbesini ziyaret ediyor ve selamlıyoruz. Arkadaşlar Cuma namazı saatinden dolayı türbenin biraz sakin olduğunu söylüyorlar ama. Yine de türbeye dokuna bilmek için ciddi bir çaba sarf etmemiz gerekiyor.

Daha önce de ifade etmiştim, Şii Müslümanlar Hacer- el esved’e Kabe’nin kapısına dokunmak için nasıl bir çaba gösteriyorlarsa, Ehli-i beyt türbelerine dokunmak içinde aynı çabayı gösteriyorlar. Sünni dünya özellikle selefi mantık bu durumu yadırgıyor bazıları bu durumu şirk olarak ta nitelendiriyor. Halbuki Hacer el esved’e ve Kabe’nin kapısına olan genel ilgi ve tavırla ehli beyt türbelerine Şii Müslümanların ilgisi aynı düzlemde değerlendirile bilir diye düşünüyorum.

Hz. Ömer, Hacer el esved için, “Çok iyi bilirim ki, sen zararı ve menfaati olmayan bir taş parçasısın. Eğer Resûlullahın seni takbil ettiğini öptüğünü görmese idim, asla seni takbil etmezdim." Demiş ve Hacer el esved’e ihtiramda bulunmuştu.

Şii Müslümanların Ehl-i beyt ile ilgili düşüncelerini anlamadan bu tavırlarını yorumlamak yanlış değerlendirmelere yol açabilir.

Allah resulü Sünni kaynaklarda da geçen bazı hadislerde şöyle buyuruyor; “Benden sonra size iki emanet bırakıyorum bunlara sarıldığınız müddetçe sapmazsınız. Bunlar Allah’ın kitabı Kuran ve ehl-i beytimdir. Ve bunlar kıyamete kadar bir birinden ayrılmayacaktır.”

“ Ehl-i beytim Nuh’un gemisi gibidir.”  Gibi hadisler ve

“ Sizden sadece ehli beytimi sevmenizi istiyorum” (Şura 23) ve “Ey Ehl-i beyt Allah sizden her türlü pisliği günahı temizlemek istiyor” (Ahzab 33) ayetler  Şii Müslümanların Ehl-i beyte olan yaklaşımlarının temelini oluşturuyor.

Hz. Ali’nin Nehcül belaga’da ifade ettiği gibi bir yazılı Kuran vardır birde konuşan, yaşayan Kuran. Hz. Ali “ Ben konuşan Kuran’ım” der.  Şii Müslümanların gözünde Ehl-i beyt konuşan ve yaşayan Kuran’dır. Dolayısı ile Ehl-i beytin kendileri de türbeleri de mukaddestir.  Hürmet edilmesi gerekir. Kabe gibi Hacer-el esved gibi.

Bu düşüncelerle Şii Müslümanların İmam Rıza’nın haremine hürmetlerini, ilgilerini anlamak gerekir diye düşünüyorum.

Ve ben bu duygularla İmam Rıza’nın türbesini ziyaret ediyor Şii Müslüman kardeşlerim gibi, aynı hürmeti gösterip, dualar ediyorum.

Daha sonra Cuma namazını kılmak için haremden ayrılıyoruz. Mescidin içinde bir yerde oturuyoruz. İran’da Cuma namazları her şehirde bir yerde kılınıyor. Her şehrin, Cuma imamı ve Cuma mescidi var. Hutbeler siyasi ve ibadi olmak üzere iki kısımdan oluşuyor. Dolayısı ile uzun bir hutbe dinliyoruz. Yanımdaki Müslüman mührüm yok diye secde yerime Şii Müslümanların secdelerinde kullandıkları topraktan yapılma mührü bırakıyor. Caferi fıkhına göre namazda secdenin mutlaka toprak yada toprak cinsinden bir şeye yapılması gerekiyor.

Sanıyorum secdeyi toprak cinsinden olan bu mühre yaptıklarından olsa gerek, namazlarında uzun secdeler yapan bazı Şii Müslümanların alınlarında secde izi olarak nasırlaşmalar görüyorum.

Hiç bozuntuya vermeden mührü alıp alnıma gelecek şekilde ayarlıyorum. Ama namazımı elim bağlı kılarak Şii değil, Sünni bir Müslüman olarak İmam Rıza’yı ziyaret ettiğimi Şii kardeşlerimle birlikte, Şii bir imama uyarak namaz kıldığımı ilan etmiş oluyorum.

Cuma namazından sonra tesbihler çekiliyor dualar ediliyor. Bir müddet bekledikten sonra müezzin gamet getirdiğini duyuyorum.  Gamet ikindi namazının da kılınacağı anlamına geliyor. Ve cemaatle ikindi namazını da kılıyoruz. İran’da hatta Şii dünyada öğle ve ikindi, akşam ve yatsı namazları cem edilerek birlikte kılınıyor. Bu durum bazı Sünni Müslümanlar tarafından çaptırılarak İran’da üç vakit namaz kılınıyor söylemine dönüşüyor.  Şii Müslümanlar namazı beş vakit olarak kılıyorlar. Ama namazları fıkhi bir görüş olarak cem ettikleri için beş vakit namazı üç vakitte kılmış oluyorlar. Yani namazın beş vakit olduğunda bir ihtilaf yok ancak namazlarda cem olayı ile ilgili görüş ayrılığı var. Namazlarda cem olayının mahiyeti farklıda olsa tüm mezheplerde olduğunu unutmamak gerekiyor. Bu fıkhi bir görüştür ve ayrılık nedeni olmamalıdır.

Namazdan sonra eşimle sözleştiğimiz yerde buluşuyoruz. O namazdan önce İmam Rıza’yı ziyaret etmediğini söylüyor. Bir arkadaşın eşi ile birlikte eşim İmam Rıza’nın türbesini ziyaret ederken biz dışarda dua ediyor ve arkadaşlarla muhabbet ediyoruz.

İmam Rıza’nın hareminde “Şifa Kapısı” diye bir yer var. Bazı hasta Müslümanların orada günlerce hatta, haftalarca durduklarını Allah’tan şifa istemek için dua ettiklerini öğreniyoruz. Hatta, kimi hastaların kendilerini şifa kapısına bağlayarak beklediklerini söylüyorlar.

Bu şifa kapısında bekleyip dua ederek hastalığı iyileşen birçok Müslüman olduğu söyleniyor. Türkiye’den gelen arkadaşlardan biri şöyle bir olay anlattı. “Arkadaşlar benim kızım on iki yaşında ilik kanseri hastası oldu. Birçok doktora gittim hatta Almanya’ya kadar götürdüm. İlik nakli yapılamadı. Sonra eşim ve kızımla birlikte İmam Rıza’nın haremine geldik. Burada üç gece kaldık. Üçüncü gece kızım İmamı rüyasında görmüş ağlayarak bizi kaldırdı. “Baba imam rüyama geldi başımı okşadı bana dua etti.” Dedi. Hepimiz ağladık. Türkiye’de doktora gittiğimizde doktor siz bu çocuğa ne yaptınız bunda iyileşmeler başlamış dedi.  Ve kızıma ilik nakli ameliyatı yapılabildi. Kızım bugün yirmi yaşında ve mimarlık okuyor” dedi. Tüm bunları anlatırken ağlıyordu.

Şia’nın şefaat ve tevessül anlayışını mezhebin kendi mantık örgüsü içerisinde değerlendirmek gerekiyor, hemen mahkum etmemek gerekiyor diye düşünüyorum.

Eşim İmam Rıza’nın haremini ziyaretinden sonra haremdeki ortamdan çok etkilendiğini söyleyecekti.

Harem ziyaretinden sonra Meşhed’in çarşısını dolaştık. Önce bir miktar Türk lirası bozdurduk. 200 tl ye karşılık bir deste Tümen almıştık. İran parası bol sıfırlı. İran devleti sıfırları atmasa da halk atmış. Yüz bin tümene halk 10 tümen diyor.

Çarşı bir hayli kalabalık. Mekke’nin çarşısını andırıyor. Hediyelik eşyalar daha ağırlıkta. Meşhed’de yarım tesettürlü kadınlar çok gözükmüyor. Kadınlar genellikle çadorlu. Meşhed çarşısında gezerken İran’da orijinal doğal meyve suları var, ondan içtik.  Dondurma yedik ama dondurmasının bizim Kahramanmaraş dondurmasının yanına yaklaşması bile mümkün değil.

Meşhed çarşısında bir tur attıktan sonra eşimle birlikte yeniden Hareme dönerek İmam Rıza’yı yeniden ziyaret ediyoruz. Böyle maneviyatı yüksek yerlerde insan kendini Allah’a daha yakın hissediyor. Bende namazlarımda uzun secdeler yaparak dualarımı secde halinde iken yapmayı seviyorum. Allah Resulü “kulun Allah’a en yakın olduğu hal secde halidir” diyor ya. Ondan mıdır bilmiyorum ama secdelerimi uzun tutup dualarımı secde halinde yapmak istiyorum. Bir köşede iki rekat namaz kılıp bol bol dua ediyorum.

Eşimle birlikte tekrar gelemeyeceğimizi düşünerek ehl-i beytin bu mazlum şehit imamı ile vedalaşıyoruz. İran’da Meşhed’e ilk kez gidip İmam Rıza’yı ziyaret edene meşehedi diyorlar. Bu ziyaretle bizde artık meşhedi olduk.

Eşimle birlikte bir taksi ile otelimize döndüğümüzde vakit akşama yaklaşmıştı.  

Taksi ile otele giderken Meşhed’inde Tahran gibi park yönünden zengin olduğunu gördüm. İranlılar belediyelerin en iyi hizmetinin parklar olduğunu söylüyorlar. Meşhed’de de Tahran’da da çok miktarda park var. Parklar şehre bir güzellik katıyor.

Otelimiz güzel temiz bir oteldi. Her odasında bir seccade, bir Kuran ve kıbleyi gösteren bir işaret bulunuyor. Sabah erkenden uçakla Isfahan’a gitmeyi düşünüyoruz.

İsfahan; Dünya Yarısı

İran’ın 28 eyaletinden biri olan İsfahan Eyaleti, İran’ın orta kesiminde yer alıyor. Tahran ve Meşhed’den sonra ülkenin üçüncü büyük şehri olan İsfahan, yaklaşık 4.000.000 nüfusa sahip. Nüfusun %1,5’unu Ermeni ve Yahudiler oluşturuyor. Yahudiler yoğun olarak Cobare Mahallesi’nde, Ermeniler ise Culfa Mahallesi’nde ikamet ediyor. Ayrıca şehirde az da olsa Zerdüşti yaşıyor. Yahudi ve Hıristiyanlar, İslami şura meclisinde milletvekilleri ile temsil ediliyor.

Isfahan, bir kültür şehri olmasının yanında, ülkenin önemli bir tarım ve sanayi merkezlerinden birisi. Isfahan’ın içinden geçen Zayende Nehri (Zayendehrud Nehri / Yaşayan nehir),  İsfahan’ın tarihte bir cazibe merkezi olmasını sağlamış.

İsfahan belediyesi şehrin tarihi dokusunu korumak için çok katlı binalara yapım izni vermiyor. Şehrin tarihi dokusunda Selçukluların izleri görülüyor.

İsfahanlılar, İsfahan’ın güzelliğini anlatırken, İsfahan; “Dünya yarısı” tabirini kullanıyorlar. İstanbullular, İsfahan ancak İstanbul’un olmadığı bir dünyanın yarısı olabilir diyorlarmış. İsfahan gerçekten güzel bir şehir ama İstanbul kadar değil….

Saat 12:00 civarlarında eşimle birlikte, İsfahan havaalanına indik. Sevgili dostum Mehmet Ali bizi havaalanında bekliyordu. Çantalarımızı otele yerleştirdikten sonra İsfahan’ı gezmeye çıktık.

İlk gittiğimiz yer “Nakşi cihan- İmam meydanı “ idi. İsfahan’ın merkezinde bulunan, İran’ın ve Güneybatı Asya'nın en geniş meydanı.

Unesco’nun Dünya mirası listesindeki meydanın ortasında büyük havuzlar etrafında kervan saraylar, İmam Mescidi, Şeyh Lütfullah mescidi, ve Safevi sultanın sarayı olan Ali Kapısı bulunuyor. Meydanı, meydanın etrafındaki çarşıları, mescitleri ve Ali kapısını geziyoruz. Çini sanatının güzelliklerine, mimaride ses yankısı oluşturmanın eşsiz inceliklerini görerek ve yaşayarak şahit oluyoruz.

Biz İstanbul’da Ali kapısına Farsça babu ali, Farslar ise Türkçe, Ali kapısı diyorlar. 

Nakşi cihan, İmam meydanı etrafındaki kervan saray ve mescitlerin ilk yapımı Selçuklular döneminde başlamış, son haline ise Safeviler döneminde ulaşmış.

Önce bir mescit de öğle namazını kılıyoruz. Daha sonra İmam meydanın etrafındaki çarşıyı geziyoruz. Özellikle bakırcılık sanatına hayran olmamak elde değil. Bakırı bir nakış gibi işliyorlar. Gaziantep ve Kahramanmaraş’ta gezdiğimiz bakırcılar çarşısı ile kıyasladığımızda Isfahan’da bakırcılık sanatının çok daha ileri düzeyde olduğunu görüyorum.

Daha sonra İmam Mescidi, Şeyh Lütfullah mescidi, ve Safevi sultanın sarayı olan Ali Kapısını geziyor resimler çekiyoruz. Mescitlerdeki çinicilik sanatına hayran kalıyoruz.

Öğle yemeği için gittiğimiz lokanta tıklım tıklım dolu idi. Daha önce İranlı kadınların dışarıda yemek yemeyi sevdiklerini söylemiştim. Burada bir kez daha şahit oldum. Lokantalar ailelere göre düzenlenmiş. İsteyen aileler masada, isteyenler şark usulü döşenmiş bölümlerde yer sofrasında yemek yiyorlar. Ve lokantaların ortasında havuz var.

Bizde şark usulü döşenen yerlerden birine geçiyoruz. Mehmet Ali Kardeşim bize İran’ın kendine özgü yemeklerinden söylüyor.

Önce çorba içiyoruz daha sonra Mehmet Ali kardeşim bize Beruni, Mirza Kasımi, Ab Guşt, Horeşt-i mast, söylüyor. Üç kişi her çeşitten birer kişilik söyleyerek her çeşitten tatmak istiyoruz.

Beruni; Ciğer ve et kavurmasıyla yapılıyor. Beruninin yanında et suyu geliyor içine biraz  kurumuş yoğurt ve kavrulmuş nane sosuyla ekmek doğranarak yeniyor. Ve yanında reyhan ve sirkeli turşu.

Horeşt-i mast; ekşi yoğut ve et karışımında oluşuyor. Biraz ekşi fakat güzel bir yemek, iştah açıcı tatlı olarak ta yeniliyor. 

Mirza Kasımi; patlıcanı közleyip ezerek içine dometes ve küçük maydanoz doğranarak hazırlanıyor bizim söndürmeye benziyor güzel bir yemek.

Ab Guşt; diğer adı ile Dizi; bir Azeri yemeği olup İran genelinde servis ediliyormuş. Bizim güvece benziyor. İçinde patetes, dometes, nohut ve fasulye ile daha çok kuzu omurgasından hazırlanıyor. Kendine has bir kabında pişiriliyor.  Ve pişirildiği kap ile servis ediliyor. Önce suyu bir tabağa boşaltılıyor sonra o suya ekmek parçaları doğranarak yeniliyor. Ardından ikinci işlem yada yemeğin can damarı diyebileceğimiz işleme geçiliyor. Yukarıda saydığımız pişmiş olan malzemeleri  küçük ve sert aparatla iyice ezerek karıştırılıyor. Böylece et ve diğer malzemeler iyice eziliyor ve özdeşleşiyor ve yeni bir yemek ortaya çıkıyor.  Yemeğin yanında; reyhan, soğan ve sirkeli turşu veriliyor. Tek yemek gibi gözükse de esasen bir yemekten iki yemek çıkıyor.

Tüm yemekleri de iştahla ve beğenerek yediğimizi belirtmeliyim. Daha önce gittiğimiz lokantalarda genellikle kebap yemiştik. İran’ın kebaplarını çok beğenmediğimi söylemeliyim. Çünkü kebapların hiç acısı yoktu. Doğrusu bu yemekler iyi oldu.

Yemekten sonra demlikle ikram edilen çayımıza da içtik. Lokantadan çıktıktan sonra bir taksi kiralayarak 5000 yıllık olduğu söylenen Zerdüştlerin tapınağını görmeye gidiyoruz. Her yerde olduğu gibi İran’da da taksiciler yabancı olduğunuzu anlayınca fazla ücret istiyorlar. Kesinlikle pazarlık yapmak gerekiyor.

Önce tarihi Zerdüşt tapınağını daha sonra şu anda ibadet hane olarak kullanılan Zerdüşt tapınağını ziyaret ediyoruz. Tapınağı gezip sönmeden yanan ateşlerini izledikten sonra Zerdüşt din adamı ile sohbet ediyoruz. Zerdüştlerin sönmeyen ateşleri doğal gazla yanıyor. Doğal gaz ateşinin yanında özel bir odunları var. Zerdüşt din adamına nasıl bir Allah’a inandıklarını soruyorum. O da bana dönüyor sen nasıl bir Allah’a inanıyorsun diye soruyor.

“Ben eşi ve ortağı olmayan, doğmayan ve doğrulmayan, evveli ve ahiri olmayan, yaratıcı olan bizleri yoktan var eden, ibadet kulluk etmekle sorumlu olduğumuz, hamd edilen rızık veren bir Allah’a inanıyorum” diyorum. Bana Zerdüştlerin kutsal kitabını getiriyor, oradan Allah’ın vasıflarını okuyor. “Allah teşekkür edilendir. Allah yaratıcıdır. Allah Rızık vericidir. Allah evveli ve ahiri olmayandır” ve diyor ki “Biz isimleri farklıda olsa aynı Allah’a inanıyoruz.” Peki ateş ne o zaman diyorum. Ateş nurdur nurun sönmemesi gerekiyor, nur sönerse zulüm artar diyor ve bizim inancımızda ateş, toprak ve su kutsaldır diye ekliyor. Ateşe taptıklarını düşündüğüm Zerdüştlerin gerçekte ateşe tapmadıklarını böylece öğrenmiş oluyorum.

Daha sonra İsfahan’daki müze olarak ta kullanılan Ermeni kilisesini ziyaret ediyoruz. Ermeni kilisesindeki cennet ve cehennem resimleri dikkatimi çekiyor. Birde 1800 lü yıllara ait Ermeni kadınlarının fotoğrafları. Aynı bizim Anadolu kadınları gibi giyinmişler. Baştan aşağı örtülüler. Demek ki, Hıristiyan dünyadaki kadınların açılması da kapitalizm sonrasının ürünü.

Vakit ikindi sonrası ve biz Zayendehrud Nehri / Yaşayan nehir’e doğru gidiyoruz. İsfahan’a güzellik katan ve şehrin ortasından geçen bu güzel nehrin kuruduğunu, nehirde çok az suyun olduğunu görünce çok üzülüyorum. İsfahan’ın yöneticileri kesinlikle bu soruna bir çözüm üretip nehrin kurumasını engellemeliler diye düşünüyorum.

Nehrin kenarına boydan boya parklar yapılmış. İnsanlar bu güzel parklara dinlenmeye geliyorlar. İran’da belediyelerin parklara büyük önem verdiğini tüm şehirlerinde çok miktarda park olduğunu daha öncede ifade etmiştim. Sanıyorum Isfahan, parklar açısından daha zengin bir şehir.

Nehrin üzerinde üç tane köprü var. Polohacı denilen köprünün üzerinden geçiyoruz. Köprü iki katlı dönüşte alt katından geliyoruz. Köprü alt katında iç kısımlarında insanların toplanarak şarkı söylediklerine şahit oluyoruz. Müziksiz, bazı emeklilerin buralara gelip çeşitli şarkılar söylediklerini öğreniyoruz. Kadınlı erkeli kalabalıklar söylenen şarkıları dinliyor alkışla tempo tutuyorlardı. Bizde bir miktar bu müzik şölenini dinledik.

Daha sonra polo cubi/Ahşap köprü üzerinden geçerek  Sio-sepol 33 ayaklı köprüye gittik. Vakit akşam olmuştu. Köprünün ışıkları yanmış çok güzel bir görüntü kazanmıştı. Köprüde ciddi bir insan akışı vardı. İran’a göre tesettürsüz diyebileceğimiz en çok bayanı da bu nehir ziyaretinde gördüm. Tesettürsüz demişsem pantolon, tunik ve başlarını yarım örten şalları var. Türkiye’de şimdilerde birçok dindar bayanın tesettür için giydikleri kıyafet bunlar.

Uzun zamandır yürüyerek geziyorduk ve epeyce yorulmuştuk. Otelimize gitmeden önce İsfahan’ın meşhur otellerinden Otel Abbas’a gittik. Bahçesinde biraz dinlenelim ve bir çay içelim dedik.

Otel Abbas tarihi bir bina idi. Bir kervansaray lüks bir otele dönüştürülmüştü. Bahçesi de çok güzel bir parktı. Ve tıklım tıklım dolu idi. Burada da kadınlar çoğunlukta idi. Önce nefis bir çorba sonra bir çay içtik. Biraz dinlendikten sonra kendi otelimize gittik. Artık dinlenmemiz gerekiyordu. Sabah erkenden Tahran’a gitmek için yola çıkacaktık.

Yeniden Tahran ve Beheşti Zehra’yı Ziyaret

Sabah namazı kıldıktan sonra bir taksi kiralayarak Isfahan’dan Tahran’a doğru yola çıktık.

Isfahan- Tahran arası yaklaşık 450 km. Yol boyunca düz ova ve küçük tepecikler var. Büyük dağ ve ormanlık bir arazi görmedim. Zaman zaman tarım arazisi görmek mümkün. Yollar otoban, otoban ücretleri ise komik diyecek kadar ucuz. Otobanlarda henüz otomatik geçiş sistemine geçmemişler. Gişelerde vezneler ücretleri alıyor. İran hükümetinin otomatik geçiş sistemi için çalışma yaptığını söylüyorlar. Otobanlarda hız sınırı 120.

Yolculuk sırasında hepimiz uyumuştuk. Eşim uyanmış beni uyandırdı. “Şoförü ikaz et uyuyor” dedi. Baktım bizim şoför 120 km hızla giderken gözü yumuluyor, başı da omzuna düşüyordu. Şoförü uyardım. Rehberimiz, dostumuz Mehmet Ali’yi uyandırdım, şoförle konuş yoksa şoför uyuyacak dedim.

Rabbime hamd olsun kazasız belasız saat 11:00 civarlarında Tahran’a geldik. Şehir merkezine girmeden Beheşti Zehra’ya gittik.

Beheşti Zehra; İran’da mezarlıklara verilen isim, cennet bahçesi demek. Ben daha önceleri Beheşti Zehra, Tahran’da şehitliğin özel ismi zannediyordum. Öyle değilmiş, tüm mezarlıkların genel ismi imiş. Mezarlıklara cenneti hatırlatan bir isim vermek güzel bir şey doğrusu. Medine’de de mezarlığın ismi “Cenneti baki” idi.

Beheşti Zehra’da önce Ayetullah Telagani’inin daha sonra Şehit Ayetullah Beheşti’nin ve Şehit Mustafa Çamran’ın kabrini ziyaret ettik.

Ayetullah Telegani’nin kabrinin yanında İmam Humeyni’nin, devrim günlerinde, Paris sürgünü dönüşü Tahran’da halka konuşma yaptığı yer var. Devrimin bir hatırası olarak muhafaza ediliyor. Buraya bir anıt yaptırılmış, İmam Humeyni’nin konuşma yaptığı kürsü anıtın üstünde duruyor.

31 Ocak 1979 tarihinde, 14 yıllık uzun bir sürgün yıllarından sonra İmam İran’a dönmüştü. İran halkı, eşi-benzeri görülmemiş bir şekilde, İmamı karşılamaya geldi. Kalabalık öylesine çoktu ki bu insan selinin 4 ya da 6 milyon kişi olduğunu söylenmişti. İnsan yığınları İmam Humeyni’nin tarihi konuşmasını dinlemek için havaalanından İslam devrimi şehitlerinin mezarlarının bulunduğu Beheşti Zehra ya akın ettiler. İmam Beheşti Zehra’da işte bu kürsüde yüksek sesle şöyle demişti. “Ben devlet kuracağım! Ben bu milletin desteğiyle devlet kuracağım.”  Bu bir anlamda İslam Cumhuriyetinin ilan edilmesi idi.

Şehit Mustafa Çamran’ın kabrini özellikle ziyaret etmek istedim. Gerçek bir derviş tam bir gönül adamı olan ve dünyaya hiç ama hiç değer vermeyen şehit Çamran’a karşı özel bir muhabbetim olduğunu söylemeliyim.

Şehit Çamran’ın şehitlik öyküsünü ve eşi ile ilişkisini eşinin dilinden aktarmak istiyorum.

Şehit Çamran’ın Eşi Gade diyor ki; “Mustafa beni ailemden istemeye gelince annem ona şöyle demişti: “Evlenmek istediğiniz bu kızın nasıl bir kız olduğunu biliyor musunuz? Bu öyle bir kızdır ki sabahları kalktığında elini yüzünü yıkamadan ve dişlerini fırçalamadan onun yatağını biri toplamalı, önüne bir bardak süt koymalı ve kahve hazırlayıp odasına getirmelidir. Siz böyle bir kızla yaşayamazsınız. Onun için bir hizmetçi de tutamazsınız.”  Mustafa annemin bu sözlerini dinledikten sonra son derece sakin bir şekilde; “Ben onun için bir hizmetçi tutamam; ama söz veriyorum, sağ olduğum müddetçe, uyandığı zaman yatağını toplayacağım, bir bardak sütü ve kahvesini tepside önünde hazır edeceğim” dedi. Nitekim Şehit oluncaya kadar da bu hep böyle oldu. 

“Bir gün Mustafa bana; Ben yarın buradan gidiyorum ve senin tam anlamıyla benden razı olmanı gitmem için bana izin vermeni istiyorum, çünkü sen razı olmaz ve bana izin vermezsen şehit olamam halbuki ben şehit olmak istiyorum” dedi. İstemeden Mustafa’ya izin vermek zorunda kaldım.

İki gün sonraydı. Mustafa’nın birkaç arkadaşı bizim eve geldi Mustafa’nın yaralı ve hastanede olduğunu söyledi. Hastanede doğru morga gittim. Çünkü Mustafa’nın yaralı olmadığını, şehit olduğunu ve morgda bulunduğunu biliyordum… O an hissettim ki Mustafa artık yok…”

Mustafa, şehadetinden önce benim için şöyle dua ederdi:  “Allah’ım! Bütün ihlâsımla senden Gade’yi korumanı ve onu boşlukta bırakmamanı istiyorum! Ölümümden sonra ruhum yükselirken onu görmek isterim. Allah’ım, Gade’nin benden sonra beni düşünmesini istiyorum; tıpkı hayat ve kemal yolunda bulunan güzel bir gül gibi! Tıpkı, karanlıkta insanların ışığından istifade ettiği küçük bir mum gibi! Tıpkı bir gökten esen ve kulağına aşk kelimesi fısıldayan ve sonsuzluk kelimesine yönelen bir meltem gibi!”

Şehit Çamran’dan sonra İmam Humeyni’nin türbesini ziyarete gittik. Daha önce İmam Humeyni’yi anma programında türbeyi görmüştüm, ama kalabalıktan dolayı rahat bir şekilde ziyaret edememiştim.

Sade yaşamı ile Müslümanlara örnek olan İslam Cumhuriyetinin kurucusu, asrın son devrimcisi İmam Humeyni rahmetliye İran İslam Cumhuriyeti yöneticilerinin muhteşem bir türbe yaptırdıkların daha önce ifade etmiştim.

Anma günü kadar kalabalık olmasa da türbenin bugünde bir hayli ziyaretçisi vardı. Dinin hayattan soyutlandığı bir dönemde zulme ve küfre karşı verdiği mücadelede halkına önderlik eden ve insanlık tarihine şanlı bir İslam devrimi hediye eden İmam Humeyni’nin türbesini ziyaret edip Fatiha okuyorum. İmamın Amerikan emperyalizmine karşı onurlu duruşunu ve Filistin davasına özgür Kudüs davasına sahip çıkışını, İslam dünyasının birliği için yaptığı çalışmaları hatırlıyor, İmamı saygı ve hürmetle anıyorum.

Rabbimden İslam dünyasına birlik ve vahdet nasip etmesini diliyorum

İmamın yanında bir kabir daha var. İmam eşi olacağını düşündüğüm bu kabrin İmam Humeyni’nin oğlu Ahmet Humeyni’ye ait olduğunu söylüyorlar. İmamın eşinin kabrinin ise türbenin dışında ve yerde olduğunu öğreniyorum. Doğrusu bu uygulamaya çok şaşırdım. İmamın yanında bence eşi olmalı idi. İmamın eşini çok sevdiğini ve eşine çok değer verdiğini herkes bilir.

İmam’ın Kızı Feride hanım İmam’ın eşi ile ilişkisini şöyle anlatır. “Biz hiçbir zaman babamın anneme şu işi yap veya bir bardak çay koy dediğini duymadık. Babam annemi çok severdi. Babam öyle bir insandı ki; 60 yıllık evlilik yaşamında bir bardak su bile hanımından istemedi. Fakat kendisi hanımın çayını koyar hanımına su verirdi. Biz annemin yaptığı yemeğe kötü olmuş diyemezdik çünkü babam o yemeği överdi.”

İmam rahmetlinin eşi Hatice hanımda şöyle der; “İmam benimle hiç emrederek konuşmadı. Hatta kapıyı açık unutarak odaya girdiğimde bana kapıyı kapat demez oturmamı bekler sonra kendisi kapıyı kapatırdı.”

Türbe ziyaretimizi yaptıktan sonra önce Ashab-ı kehf, Hz. Meryem, Hz. Yusuf ve İmam Ali gibi filmlerin çekimin yapıldığı yere gidiyoruz. Tahran'da bu tarihi filmlerin çekildiği bir büyük film platosu var.

Tahran’ın oldukça dışında olan bu yeri bulmakta zorlandık. Yanlışlıkla Azadi (özgürlük) meydanına geldiğimizi görünce taksimizden inip özgürlük meydanındaki devrim anıtının önünde resim çektirdik.

Neyse ki sonunda bu film platosunu bulduk. Meşhed’e bizimle gelmedikleri için iki gündür görüşemediğimiz Ali abi ve kızı Zeynep’le de burada bu film platosunu gezmeye geldiler. Onlarla buluşarak önce yemek yedik sonra birlikte film platosunu gezdik.

Hz. Meryem, İmam Ali, Ashab-ı Kehf gibi tarihi filmleri çekmek için, o dönemin tarihi şehirlerini sanki yeniden inşa etmişler.

İran filmlerinin neden bu kadar başarılı olduğunu şimdi daha iyi anlıyorum. Her şey o kadar gerçekçi ve tarihi aslına uygun ki, zannediyorsunuz ki o günden bu güne ulaşmış tarihi yapıları geziyorsunuz. Ashabı Kehf’hin Hz. Meryem’in ve İmam Ali’nin yaşadığı döneme gittiğinizi hissediyorsunuz. Platoda gezerken film sahnelerinden kareleri gözümüzün önüne getirdik. İmam Ali filminin çekildiği yerlerde dolaştık. İmam Ali Küfe yaşadığı evi ziyaret ettik. Hz. Meryem’in inzivaya çekildiği odayı gördük. Bir de idam sehpası vardı Küfe şehir meydanında.  Bir de idam olmanın tadına baktık bu arada.  Bir film platosunda tarihi yaşıyorsunuz sanki.

Bu film platosu şu anda müze olarak kullanıyorlar. Ziyaretler cüzide olsa ücretli.  

İran sineması çok iyi durumda, tarihi dizileri de çok başarılı. Tüm bu diziler ülkemizde de büyük beğeni ile izlendi. Sanat yönü güçlü olan İran toplumun sinema alanında dünya çapında ödül kazanan filmleri var. İran sinemasının bu kadar başarılı olmasının nedeni yaptıkları işleri ciddiye alarak, her şeyi aslına uygun yapmaları olsa gerek.

Film platosundaki gezimizi bitirdikten sonra İmam Humeyni rahmetlinin Cemaran’daki yaşadığı eve gitmek için yola çıkıyoruz.

Cemaran’a geldiğimizde önce İmam’ın evinin altındaki Hüseyniye-i İrşad’a gidiyor öğle ve ikindi namazlarımızı cem ederek birlikte kılıyoruz. Daha sonra İmam Humeyni rahmetlinin yaşadığı ve vefat ettiği evi ziyaret ediyoruz. İmam’ın evinin yanında tam 800 yıllık olduğu söylenen bir çınar var.  

İmam Humeyni Tahran’a döndükten sonra, Tahran’ın kuzeyinde dağ eteğinde bulunan bu mütevazi evde yaşadı. İki katlı birkaç odalı sıradan mütevazi bir ev. İmam birçok devlet adamını burada kabul etti. Evin ön kısmında İmam’ın ziyaretçilerine konuşma yaptığı platform var. İmam ömrünün son dönemlerinde rahatsızlığında da hastaneye gitmedi. Doktorlar İmamın evinin yanında bir anlamda küçük bir hastane kurarak İmamın tedavisini burada yapmaya çalıştılar. Bugün o küçük hastane tam teşekküllü bir hastaneye dönüşmüş bölge insanına hizmet ediyor.

Cemaran ziyaretinden sonra şehrin merkezine inerek Tahran’da bir çarşı gezisi yapmak istiyoruz.

Tatil günleri Tahran çarşıları bir büyük şehirden beklenmeyecek kadar sakin oluyor. Bugün Pazar ama Tahran’da tabi ki tatil değil ve çarşı oldukça canlı.

Hediyelik eşyalara bakıyor, oyuncakçıdan torunumuz için bir tren alıyoruz. Meyve sucudan İran’a özgü bir meyve suyu içip serinledikten sonra, haremlik selamlık usuli çalışan belediye otobüsüne binerek otelimize gidiyoruz.

Bizimle çok yakından ilgilenen bize rehberlik kardeşlik yapan sevgili dostum Mehmet Ali ile vedalaşıyoruz. Kendisine ve sevgili eşine misafirperverliklerinden dolayı ne kadar teşekkür etsek az olur. İyi ki varsınız sevgili dostlarım, rabbim sizlerden razı olsun.

Yarin Pazartesi, artık memlekete dönme zamanı geliyor. Pazartesi günü sabah saat 06:10 uçağımız gece saat 03:00’da otelden çıkmamız gerekecek. Onun için erkenden yatmamız lazım. Çünkü Tahran dış hatlar havaalanı bulunduğumuz otele yaklaşık bir saat sürüyor.

Planladığımız gibi gece saat 03:00 da kalkarak, yol arkadaşım Ali abi ve kızı Zeynep’le bir taksi ile havaalanına gidiyoruz.

Doğrusu İran’da gezerken bir İslam Cumhuriyetinde gezdiğinizi fazlası ile hissediyorsunuz. İran bölgenin önemli bir İslam ülkesi. Bu günlerde ilişkilerde bazı sorunlar yaşıyor olsak ta, 300 yıldır sınır sorunu yaşamadığımız ve barış içerisinde yaşadığımız bir ülke. İran’ında Türkiye’nin de menfaati, birbiri ile dost olmasında. Düşmanlık ve kötü ilişki iki tarafa da zarar verir İsrail’i kazandırır. İslam dünyasının birliği ve beraberliği içinde İran ve Türkiye’nin çatışmacı olmayan, ben kazanayım anlayışı ile değil, birlikte, kazanalım ümmet kazansın anlayışı ile hareket etmesini gerekli kılıyor. Rabbimden İslam dünyasına birlik ve beraberlik nasip etmesini diliyorum. Dünyada sevgi barış ve adalet hakim olsun diyorum.

Güzel ve verimli bir geziden sonra İslam cumhuriyetinden ayrılma zamanı… Sabah saat 08.30 civarları da İstanbul Sabiha Gökçen havaalanındayız. 

 

NELER SÖYLENDİ?
@
Ramazan DEVECİ

Ramazan DEVECİ

DİĞER YAZILARI Müslüman Ahlak İlişkisi ve Riya, İhlas Arasına Sıkışan Amellerimiz .. 07-07-2020 16:43 Filistin’e Sadece Türkiye mi Sahip Çıkıyor? 01-06-2020 13:19 Amerika’ya Karşı Olmak, Küresel Adalet Mücadelesi Vermektir… 08-05-2020 07:53 Adalet İçin Mücadele Örneği: Hılfu’l-Fudûl… 07-03-2020 13:16 41. Yılında İran İslam Devrimi: Başarıları Ve Başarısızlıkları? 03-02-2020 08:40 Cemaatten PY'ya, PY'dan Terör Örgütüne FETÖ, FETÖ Mücadelesinde Yapılan Adaletsizlikler 20-01-2020 08:43 Türkiye’de Dindarlaşma Niye Azalıyor… 17-12-2019 08:53 Takva Adalet Sahibi Olmak, Adalet Mücadelesi Vermektir.. 21-10-2019 08:10 Nijerya İslami Hareketi ve Şeyh İbrahim Zakzaki… 17-07-2019 18:16 Şehitlerin Mesajı: Tevhid- Adalet- Vahdet- Özgürlük- Kudüs 04-05-2019 00:08 31 Mart seçimlerinin düşündürdükleri… 15-04-2019 05:35 İmam Humeyni Düşüncesinde ve İslam Devrimi'nin 40 Yıllık Sürecinde İslami Vahdet 06-03-2019 08:20 Doğum Günü ve Ölüm Günü... 22-01-2019 00:13 Kadın Sorunu Mu, Erkek Sorunu Mu? 17-12-2018 12:25 Günümüzün Kerbela’sı Yemen’in Serencamı ve Ümmetin Duyarsızlığı… 10-10-2018 06:56 Hz. Osman’ın Kanı Üzerinden, Hz. Ali’den İstenen Adalet mi, Yoksa Adaletsizlik mi? 05-09-2018 21:24 Ak Parti ve 24 Haziran Seçimleri... 03-07-2018 21:52 ‘Türkiye- ABD İlişkilerinin Psikolojisi’ Kitabı ve Büyük Şeytan Amerika’yı Tanımak… 28-05-2018 13:03 Erzincan İzlenimleri Erzincan Candır…. 28-04-2018 00:09 Bize de Ali’nin yalnızlığı düştü… 16-03-2018 09:59 Piri Aşk’ın, Davası Devrimden Özgür Kudüs’e… 09-02-2018 15:21 Üstad Bediüzzaman’ı ve Risale-i Nur’ları Doğru Anlamak… 15-01-2018 00:46 Kudüs İçin ne Yapmak gerekiyor, Kudüs eylemleri Müslümanların gazını mı alıyor? 21-12-2017 19:52 Yalnız Devrimciler Ali ve Ebuzer 11-11-2017 09:57 Ümmetin Dirilişi ve Direnişi Kudüs’ten Geçer… 01-10-2017 00:07 Kurban Yaklaşırken, İbrahim’in İmtihanına Hazır Mıyız? 24-08-2017 10:33 Hz. Ali Örnekliğinde: Tevhid, Adalet ve Vahdet 06-08-2017 15:09 15 Temmuz Darbe Girişiminin Düşündürdükleri… 14-07-2017 17:57 İktidarın Dayanılmaz Cazibesi ve İslamcılardaki Değişim.. 01-07-2017 18:01 İyi olmak kolaydır zor olan adil olmaktır…. 12-06-2017 00:43 Devletin Dini adalettir, dinin devleti de özgürlüktür... 17-05-2017 08:49 Emperyalizm ve Sömürgecilik Karşısında İnsanlığa Umut Olmak… 08-04-2017 22:55 İmam Ali ve Nefsini Tanımak… 03-03-2017 08:28 Şubat Ayı Şahadet Ayıdır; Şahadet Kudüs’tür…. 04-02-2017 22:33 İnsanı Tanımak mı Zor Yoksa Anlamak mı? 01-01-2017 07:23 Aşk Yolculuğu Kerbela... 04-10-2016 08:47 Kuran’da Sevgi ve Aşk.. 17-09-2016 22:56 Ali’nin Adaleti, Muaviye’nin Maslahatçılığı… 04-08-2016 10:09 Medeniyet ve Modernizm Üzerine ….. 08-07-2016 11:50 Ramazan Ayı Kuran Ayı… 06-06-2016 08:55 İmamı Azam Ebu Hanife’nin Siyasi Mücadelesi... 18-05-2016 09:27 İmamı Azam Ebu Hanife… 06-05-2016 00:02 Müslümanların Kardeşliği ve Vahdet 01-02-2016 00:01 Çağdaş Medrese; İslami Değerler Akademisi… 01-01-2016 00:26 İslami Mücadelede Metot 01-12-2015 10:45 Ebul Fazl Abbas; Kerbela’nın Yiğit Savaşçısı 23-10-2015 00:04 Mustafa İslamoğlu hoca ve Uydurulmuş din-İndirilmiş din söylemi… 09-10-2015 00:01 Ak saçlı bilge: Atasoy Müftüoğlu 12-08-2015 19:00 İran Gezi Notları 30-06-2015 18:28 Miraç, Namaz ve Kudüs 15-05-2015 08:17 Aşka ve Sevgiye Dair 06-04-2015 08:22 Kuran'da Müslüman 28-01-2015 22:27 Fıtratın İlahi Yanı; Kamil İnsan Olmak 25-12-2014 10:37 Hz. Zeynep; Babasının Süsü…. 24-11-2014 09:00 Kerbela ve Kuran 25-10-2014 06:31 Kurbanda İbrahim’ce Bir Duruş… 26-09-2014 05:52 Kudüs, İslahiye Ve İstanbul 23-08-2014 06:06 Kuran Rehberliğinde Huriyi Doğru Anlamak 11-08-2014 19:36 Kudüs Sevdamız Aşkımız Hayalimiz Bizim. 25-07-2014 00:59 Bireysellik Ve Bencillik 23-06-2014 04:57 Hayat Sigortamı Annemi Kaybettim 07-04-2014 00:06 Dostluk Üzerine 25-03-2014 00:02 Nisa Suresi Tevhid Adalet ve Kadın 03-03-2014 07:51 Dünya Sevgisi ya da Dünyevileşme 02-02-2014 11:01 Kadınlardan Yönetici Olur mu? 21-12-2013 08:34 Oruç Tutmak İhram Giymek Gibidir 29-09-2013 07:06 Annem.... 01-08-2013 07:03 Müslümanların Suriye İmtihanı 19-04-2012 07:08 Hz. Fatıma Timsali Bir Anne ve Onun Çocuk Eğitimi 25-06-2013 07:09 Bebeğini Özleyen Anne 28-05-2013 07:10
Gazete Manşetleri
E-Bülten Kayıt
ARŞİV ARAMA
tempobet