Nevzat ÖZKAYA
Nevzat ÖZKAYA
Giriş Tarihi : 27-02-2015 22:00

İstanbul hüner pazarı

Batman Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü öğretim görevlisi Doç Dr. Zehra Öztürk, İSMEK’in Fatih’te bulunan Yavuz Selim Uzmanlık Merkezi’nde Osmanlıca Kursiyerlerine “Divan Edebiyatında İstanbul Şiirleri” konulu seminer verdi.

 

İSMEK’in Osmanlıca Kursu hocalarından Murat Albayrak’ın organizasyonuyla geçekleşen programa katlım yoğundu.

 

Zehra hocam, önceki yıllarda İSMEK’te Osmanlıca dersleri vermiş, kurumun emektarı yani. Eski öğrencileri ve kursa devam eden Osmanlıca öğrencilerinin daveti üzerine Batman’dan gelmişti.

 

Hocam Nedim’den ve Nabi’den nefis lem’alarla akli melaikemizi ferahlattı.

 

Seminerde iki ünlü divan şairinin İstanbul hakkında yazdıkları şiirler incelendi.

 

Nedim ve Nabi’nin şiirlerinden yola çıkılarak Osmanlı dönemi İstanbul’unun sosyal hayatı bilgiler de verildi. Özellikle İstanbul’un havası suyu, çeşmeleri, kaplıcaları ve mesire yerleri anlatıldı. Çeşmelerin eski İstanbul kültürünün oluşmasındaki yeri üzerinde duruldu.

 

Nedim’in İstanbul’u överek anlattığı “Bu şehr-i Sitanbul ki bi-mislübehadır; bir sengine yek-pare Acem mülkü fedadır… / Bir gevher-i yek-pare iki bahr arasında hurşid-i cihan-tabla tartılsa sezadır” girişiyle başlayan ünlü kasidesinin kelime ve cümle analizi yapıldı. Anlamı günümüz Türkçesiyle açıklandı.

 

Nedim ve Nabi arasında ilginç bir ilişki var. Bu ilişki üzerinde de duruldu.

 

Nedim, İstanbullu bir şair ve bu şehrin aşığı, Nabi ise İstanbul özlemiyle alev alev yanan uzak diyarların şairi.

Hocamız şunları ifade eder.

 

İşlenen ilk şiir Nedim’in Damat İbrahim Paşa'ya yazmış olduğu bir şiirdi ya. Bu şiiri asıl meşhur eden içindeki İstanbul sevgisidir.

 

Diğer şiir ise çorak topraklardan İstanbul’a su taşıyan büyük şair Nabi’nin kendi evladına nasihatlerde bulunmuş olduğu kitaptan İstanbul’u anlatan bir kaç beyiti…

 

Burada, varmak istediğimiz nokta Nedim Divan'ını ve Nabi’nin Hayriye’sini sevdirmektir.

 

Nedim’in, şiirindeki; "Bu şehr-i Sitanbul ki bi-mislübehadır; bir sengine yek-pare Acem mülkü fedadır…" cümlesini açıklarken şu fıkrayı anlatıyor:

 

Söylenir ki, şair; “sevgilimin saçının bir teline bir şehr-i feda ederim” der, padişah; “ne cenkle bunu aldım, sen sevgilinin saçının teline bu şehr-i feda ediyorsun” der.

 

Şair cevap verir; “böyle vere vere fakir olduk zaten” der.

 

Batman Üniversite'si Öğretim Üyesi Doç.Dr.Zehra Öztürk Hocam, bu iki şiir anlatırken İstanbul’a karşı olan ilgisini de gizleyemiyor. Kendisinin de bir İstanbul sevdalısı olduğunu rahatlıkla anlıyoruz.

 

Hocam çok güzel bir noktaya değiniyor. Modernizm, insanları kapalı alanlara doldurmanın planlarını yaparken, bu iki şairimizin yaşadığı yıllarda etkinlikler hep açık havalarda yapılırmış.


Hocam, “Açık havada toplantılar, şiir okumaları yapılırdı. İstanbullularda mesire, seyir yeri kavramı vardır” der.

 

İstanbul’da manevi yönleri kuvvetlendirici insanlar vardı o yıllarda. Buna da dikkat çekiyor Hocam, “sıkıntıları bunlar gideriyordu ve psikologa ihtiyaç yoktu” ifadesini kullanıyor.

 

Bende bu görüşün yılmaz savunucusuyum. İtikadı sağlam bir Müslüman’ın asla psikologa ihtiyacı yoktur. Böyle düşünmekteyim. Zaten psikologlara bir bakın ne veriyor? İnsanın mutluluğu maddede aranıyor.

 

Bütün sıkıntıların giderilmesinde Allah’a tevekkül kâfi geliyor, hatta gelmiyor mu?

 

Bunu bildikten sonra modern dünyanın figürleri olan o mesleğe ne ihtiyaç olacak. Bir de hocamın bahsettiği manevi yönleri kuvvetlendirici insanlar hep İstanbul’da toplanmışlardı. Bu “manevi merkezler”i duyanlar dünyanın her tarafından İstanbul’a geliyordu.

 

Hocam, “İstanbul hüner pazarıdır. O yüzdendir ki; insanların hünerlerini gösterecekleri en uygun yerdir İstanbul. Bu pazarda, hüner öğreniyorsunuz, ilim öğreniyorsunuz ve âlimlerle görüşme fırsatı buluyorsunuz” diyor.

 

İstanbullular örnek insanlarıdır. Kötü huyu da yok değil hani. Çok dedikoducu oldukları da bu şiirden anlaşılmakta…

 

Kadim kültürümüzde “sevda” geleneği da oluşmuştur. Bu kültürde sevilenler, dilberler hep vefasız olur. “Güzele naz yakışır” derler. Bu da bizim gönüllerimizi verimli hale getiren pınarlardır.

 

Sanatı devlet ileri gelenleri korumuştur, devlet ve zengin kişilerin koruması ile devam eder.

 

Tabi nihayetinde şiir analizi yapıyoruz ama burada hocamın da kendi görüşlerine vakıf oluyoruz. “İstanbul'da sanatın gelişmesi devletin ilgisindendir” diyor hocam. Buna katılmamak elde değil, lâkin sanat devletsiz, zengin insanlar olmadan zor olacağı da eklendiğinde biraz ürküyor insanı. Oysa devlet erkânının; âlimleri, sanatçıları korumasa da bu iki olgunun yaşamda yeri olmalı. Ahi kültürü bekli de devletin korumasının dışında, zenginlerin korumasının dışında gelişerek varlığını sürdüren kültürel yapılarımızdır bu meyanda.

 

“İstanbul ilmin pazarıdır” der hocam. Bunu üzerine bence söz yoktur. Aksini kimse iddia bile edemez, böyle bir iddiaya fırsat da yoktur zaten.

 

Hocama, gelip bilgilerini bizimle paylaştığı için sonsuz teşekkürlerimi arz eder, bundan mütevellit memnuniyetlerimi beyan ederim.



NELER SÖYLENDİ?
@
Nevzat ÖZKAYA

Nevzat ÖZKAYA

DİĞER YAZILARI Rüyada ekmek paylaşmanın hikmeti... 27-02-2020 22:23 İşte en güzel reçete… 30-06-2019 23:24 Siyasal iletişimde beden dili 02-02-2019 11:29 Örgütlerde Duygusal Sermaye 15-09-2018 12:22 Umutlar yeniden filizlendi... 29-05-2018 11:59 Bu Ramazan hüzünle geldi... 22-05-2018 13:06 Türkiye’de Devletin Çalışma İlişkileri İdeoloji- 2- 23-03-2018 21:47 “Türkiye’de Devletin Çalışma İlişkileri İdeoloji -1- 20-02-2018 16:02 Bir söz ola yüreğimize ve dokuna 15-12-2017 16:50 ‘Aile, Toplum ve Devlet’sempozyumu 01-11-2017 17:05 İşte Yeni Yaşam Tarzımız... 27-09-2017 11:20 Okumak Farkındalıktır... 23-08-2017 16:04 Okulların hali içler acısı… değil mi? 25-07-2017 10:38 Okullarda öğrenciler mağdur ediliyor! 12-06-2017 09:55 İslamın şartı beş ise altıncısı haddini bilmektir.. 08-05-2017 15:13 İnsan alışır(mış)... 29-03-2017 19:57 Tarihi Güne Şahitlik Etmek... 22-03-2017 13:10 Halka inanların sesi daha gür olmalı... 08-02-2017 14:50 O’na aitiz ve O’na döneceğiz. 06-01-2017 09:46 Acı hep Müslüman coğrafyada 30-11-2016 21:46 Ulus aşırı işgalcilerin “Kurtarma” gösterisi... 22-10-2016 23:32 İyi ki Her Şey Geçici 23-09-2016 15:58 “Gün”e şahit olmak... 15-08-2016 12:06 Sevdiklerinizi zehirlemeyin... 25-05-2016 12:31 Bir dava adamı: İlhan Akıncı 05-04-2016 16:25 Batı’nın gerçek yüzü 01-04-2016 16:04 Hamd-ü sena… 08-03-2016 19:51 O’nu an(la)mak… 17-02-2016 16:06 Soğuk havada sıcak tebessümler... 29-01-2016 22:26 Şehirli olmak, inşa olmaktır 05-12-2015 14:39 Baharla başlayan sıcak günler... 31-08-2015 06:34 Şehr-i Güzide… Malatya 19-06-2015 06:03 Kütüphaneleri nasıl seveceğiz? 28-04-2015 08:42 Çocuklar nazlıdır… 16-04-2015 07:49 Güncemde susuşun var 13-03-2015 22:24 İstanbul hüner pazarı 27-02-2015 22:00 Geride bırakılan bir gün 26-01-2015 19:02 “Muhabbet” olsun 19-01-2015 16:38 İstikametimiz... 12-01-2015 17:27 Bir dostun ardından… 06-01-2015 22:19 Soğuk, içimizi ısıtsın 04-01-2015 10:11 Şehrin temiz nefesi 23-12-2014 12:31 Kitap müzayedesi... 04-11-2014 00:01 Bir İstanbul valisi vardı 19-09-2014 17:20 Kendimiz nasıl bir "dost"uz? 24-08-2014 12:19 Kutsal Yolculuğu Yaşamak 08-05-2014 23:50 Bâb-ı Şefkat 119 yaşında 13-03-2014 21:50 Teyzelerimizin, annelerimizin ve anne adaylarımızın “her” günü kutlu olsun 09-03-2014 14:43 Sahafçılık artık “net”te 20-02-2014 09:53 Kardeş olduğumuzun farkına varmak… 15-02-2014 21:52 Yoğun bir Cumartesini geride bırakırken… 08-01-2014 07:52 Yolunuz da bahtınız da açık olsun 30-12-2013 21:17 Bağlanacaksın... 13-12-1901 22:42 Mutlu mu olmak istiyoruz? 13-12-1901 22:42 En anlamlı dil “ŞÜHEDA”nın dili 13-12-1901 22:42 Ramazan, İnsan hayatında muhteşem bir manzume 13-12-1901 22:42 Söylenti mi? Koskoca bir gerçek! 13-12-1901 22:42 Taksim ve ötekiler... 13-12-1901 22:42 Kur’an’da aşk var mı? 13-12-1901 22:42 Dostlarım, anneciğim için bir dua… 13-12-1901 22:42 10 Haziran’daki Bursluluk sınavında yanlış soru var 13-12-1901 22:42 Kim olmak değil, kendin olacaksın öncelikle… 13-12-1901 22:42 Güneşe seslenmek 13-12-1901 22:42 Üstad Abdurrahim Karakoç hakka yürüdü... 13-12-1901 22:42 İnsanları bağımlılığa özendirmek insanlık suçudur! 13-12-1901 22:42 Affetmekten utanmayın 13-12-1901 22:42 Rızık korkusu mu? Allah var… 13-12-1901 22:42 Ak Parti… Babuşçu… Fatih Altaylı… “Yanılmışım.” 13-12-1901 22:42 Canım dediklerime, canımdan can verdiklerime… bana elini ver 13-12-1901 22:42 Rabbimiz! Yalvarıyoruz, yakarıyoruz, Affet! 13-12-1901 22:42 Daha özgür dünya için faşist zihniyetin izi silinsin 13-12-1901 22:42 Dillerde Fetih, “dîl”lerde Fatih 13-12-1901 22:42 Çizginin Ustası TDED’de… 13-12-1901 22:42 Anne yardan kurtaran bir yârdır 13-12-1901 22:42 İtirazım var 13-12-1901 22:42 Senden yine sana şikâyetle adalet istiyorum 13-12-1901 22:42 Ben Leylama gidiyorum çekil önümden Leyla 13-12-1901 22:42 Bir duayen daha gözlerini yumdu 13-12-1901 22:42 Akıl bazen başa bela olur 13-12-1901 22:42 Friedrich W. Nietzsche diye bir adam yaşamış, “farzedelim.” 13-12-1901 22:42 İnsanlar birbirlerini öldürsün ve “kan tüccarları” ceplerini doldursun(!) 13-12-1901 22:42
Gazete Manşetleri
E-Bülten Kayıt
ARŞİV ARAMA
tempobet