Mehmet Deveci
Mehmet Deveci
Giriş Tarihi : 20-02-2015 14:52

Sevgili Yalnızlığım

Yıl 2012'ydi. İlk kitabımız Yazının Şahitliği gözlerini açtı dünyaya.

Hüzünlü bir melodinin, gözleri sevinçten yaşartan neşesi vardı içimizde.

Birikmişti onca senenin, yazgının yazıları. İçinde içimizden gelmeyen hiçbir şeyin olmadığı, konmadığı kutsal bir emanet gibi yürekte taşınan hayaller, düşler kelama dökülmüş ve "yazının şahitliği yüreklerimizin elinden tutsun diye" iki kapak arasına alınmıştı.

Ardımızdan duracak, ardımızdan gelecek bir muştuydu.

Kim bilir, “ne yaptın?” sorusuna bir cevap belki de.

 

Mağaraya düştüğümüzde, eğer, diye başlayıp, eğer bir yüreğe dokunabildiyse, diye niyazlara katılıp, mağaramızın kapısını kapatan taşı az da olsa yerinden oynatacak bir sunuş, gösterilecek bir umuttu.

Kapağını açtığım kolide sapsarı gözlerime bakıyor, gülümsüyordu sanki.  Bir bahçıvanın ilk meyvesi, şimdi avuç içlerini doldurmuş, gönül heybelerine sunulmuştu.

Heyecan duymadığım hiçbir işi yapmadım şimdiye kadar. Beni heyecanlandırmayan hiçbir şeyin ardına düşmedim.

Göz göze gelince Yazının Şahitliği ile, ona bakınca, ellerime alınca, kapağını aralayıp kokusunu çekince içime bana sunduğu teşekkürü hissetmiş, onu “ilk” sıfatıyla bir ömür kalacağı yerine, toprağa; güzleri ekilecek, baharda yeşerecek, yazları serin ikindi yelleriyle gülümseyecek, her mevsim yeniden başlayacak yerine bırakmıştım.

 

***

 

Toprak bereketti. Ona düşen hiçbir tohumu dışına atmaz, bağrına saklanılan hiçbir emeği karşılıksız bırakmazdı. Bu emeği güzel bir niyetle süsleyip, ona teslim etmiş iseniz eğer, onu soğukların ayazından, güneşlerin sıcağından korur, yeni bir başlangıç gibi doğururdu müşfik bağrından. Tıpkı yürek gibi.

Zamanında yürekte duygular ile beslenip büyütülmüş kelimeler, şimdi gün yüzüne çıkmak istemişlerdi. İşte böyle bir beklemenin, böyle bir hevesin tohumuydu yirmi üç sahabe hayatının anlatıldığı BİZİMKİLER kitabımız.

Evet ya, Onlar bizimkilerdi. Adı ne olsun, diye düşünürken en çok da bu isim yakın gelmişti içimize. Kimi anlatacaktık? İsimlerinin başına saygı ifade eden bazı sıfatları ekleyerek Onlara saygı gösterdiğimizi sanmış, hayatlarını bir roman gibi, yaşantılarını bir film gibi izlemiştik şimdiye kadar. Ama değildi. Bu kadar uzağımızda değildi onlar. Yakınımızdaydılar, içimizde, kelimelerimizde, ayet ve hadislerimizdeydiler. Bizimkilerdi işte. Bizden önce yaşayan, imtihan olan, gülümseyen, ağlayan sevda yolcularıydılar.

 

Onlarla yaşamış gibiydik hayatlarını yazarken. Sanki onlara sormuş, Seni böyle anlatacağım Abi, bak senden şöyle bahsedeceğim güzel insan diye içli konuşmalar yapmış, onlarla birlikte kaleme almıştık sanki.

Annelerimizi, efendilerimiz, önderlerimizi ve olmak istediklerimizi.

Kitabın sonunda onları daha çok sevmek, daha çok anlamak, imrenilmesi gereken yaşamların onlar olması gerektiğini amaçlamıştık.

Dokunulacak kadar yanımızda, konuşacak kadar içimizde, izlenilecek kadar da göğümüzdeydi onlar. Kapağına düşen bir damla da, içimize düşen bereket tohumu olsun, çatlamış, kurumuş yerlerimizi yeşertsin istemiştik.

 

Tohum düşmüştü toprağa. Yeşertecek olana ısmarlanmıştı arık…

 

***

 

İnsan en çok içinden konuşurdu. İçinde susar, içinde yaşardı birçok hüzün ve mutluluğu. Korkardı belki de, ses olup gitmesinden, cümle olup sıradanlaşmasından, kalabalıklara düşüp gizemini yitirmesinden.

Durgun bakışların ardındaki gizdi YÜRÜYELİM Mİ BİRAZ.

Bir soru değildi asla. Zaten yürümeye layık gördüğüne, zaten yürümeye başladığına, zaten adımlarınızı birlikte attığınıza bir nezaket, cevabını bildiğiniz bir çağrıydı.

 

Birikmişti yankılar içimizin ücra köşelerinde. Sesimiz kısıktı, içimiz yankı doluydu, bir soluk gerekti onları dışarıya salmak için. Evinden alınıp uzak diyarlara götürülse de artık, içimizde beslenip büyümüş yürek kuşumuzdu. Geri gelirdi. Gelip bulurdu. Seyrettiği âlemlerden içinize yeni başlamalar sunardı. Her bir çiçekten aldığı tohumlardan serpiştirirdi gönül bahçenize.

Onun içindi YÜRÜYELİM Mİ BİRAZ.  İçine ne katılmışsa yürektendi. Yürekten olandı. Onun içindi en çok da yüreklere iyi gelmesi, oraya iyi gelmesi istenmesi.

 

Birlikte yürümek için yola çıkanlara bir çağrıydı.

Hamdolsun.

Bu üç eser de gerekli ilgiyi, desteği, duaları gördü okur yüreklerden. Kısa sürede yeni baskıları yapıldı.

Tercihimiz çok satan olmak değil, sürekli okunan olmaktan yanaydı. Oldu da. Okundu ve okuyanların dünyalarına anlam kattı. Değiştirdi, dokundu,..

Yüreği diri olanları buldu.

 

Son olarak SEVGİLİ YALNIZLIĞIM döküldü gönül heybemizden.

Yürek serzenişlerinin roman şekliydi bu. Çıkmaz sokaklarda kalanlara bir hikâyeydi. Geceye, yağmura ve sessizliğe düşenlere yoldaş olma kararındaydı.

En çok yoranıydı belki de bizi. Demlenmesi en çok beklenileniydi. 

Yazmak, ama ne için? Sorusuna verilen en açık cevaptı. Okuduğum onca kitap, yazı ve anlatılara farkında olmadan verilen cevaptı.

Derdi vardı bu romanın, amacı, mesajı vardı. Değil miydi ki, içine dert katmayan hiçbir iş, aş lezzet vermezdi.

Bu lezzeti okurların sofralarına koyduk elhamdülillah. Göklere bıraktık duygu yüklü balonları. Bir buluta değer mi, yağmura eşlik eder mi, düşer mi okuyanın üzerine, ıslatır mı bunu bize zaman gösterecek. Ama hiç eskimeyen ve bizlere kalacak en büyük kâr da ne için yazdığımızın niyeti olacak inşallah.

Romandaki karakterlerden her okur kendinden bir parça bulacak. Kimisinin arayışları, kimisinin sorgulamaları, kimisinin de sevmeleri benzeşecek karakterlerle.

Durulacak, kalınacak, gidilecek yönü gösterecek en çok da.

Romanda geçtiği gibi olsun sözümüz:

 

“Kuşlar…

Serçe yüreğinizin parmak uçlarından öperim. Kanatlarınızın yükü kadar yükü olanlara selam edin. Yazdım onlara. Deyin. Söyleyin. Haber verin.”

 

 

 

NELER SÖYLENDİ?
@
Mehmet Deveci

Mehmet Deveci

DİĞER YAZILARI Hiçbir Şey Anlatmayan Şiirler... 16-07-2020 21:06 Ey Benim Hevesim... 09-07-2020 20:57 Rüzgar ve Göğün Yüzü 03-07-2020 11:37 Derviş İle Çınar Yaprakları... 23-06-2020 20:00 Deizm Bizim Neyimiz Olur? 20-03-2019 18:55 Ben Hz. İbrahim ve Musa... 30-01-2019 16:46 Umre Ziyaretimizden Notlar 21-02-2018 09:16 Vatan Sevgisi... 22-08-2017 19:55 Beni unuturken inşallah de 01-08-2017 19:02 Oğuz Atay Söylüyor; Ey Şehadet, Bana Küsülü Müsün? 03-05-2017 17:51 Çok Sevmiştik Be! 14-04-2017 18:45 Sus da Leyla’m Duymasınlar 14-02-2017 16:17 Boğazlı Kazak 04-01-2017 17:24 Her Kitap Yeni Bir Başlangıçtır 05-10-2016 12:56 Biz Kazanacağız 02-08-2016 13:18 Cemaatin Yöntemi 26-07-2016 16:21 Darbe mi Tiyatro mu? 20-07-2016 16:06 Diyanetin Yetimleri Fahri Kur'an Kursu Öğreticleri 13-07-2016 19:44 Sevgili Ramazan 06-06-2016 10:34 Bu Tweet de Benden Olsun 25-03-2016 14:46 Türkücü 29-01-2016 14:26 Mevlit Kandili Ne yapmalı, Nasıl Yapmalı 23-12-2015 07:54 Özlemek Güzel 31-10-2015 15:52 Sevdiğine Yenilmek 26-08-2015 13:17 Aytaç Baran 12-06-2015 11:02 Neyin Var? 25-05-2015 13:25 Sevgili Yalnızlığım 20-02-2015 14:52 Limon Ağacı 09-12-2014 14:32 Yasin Börü 29-10-2014 15:07 Ortalama Tipler 29-09-2014 11:28 Melike 22-08-2014 08:41 Gazze'm Ağrıyor 19-07-2014 11:50 Anne Bak.... 10-06-2014 20:47 Platonik Bir Aşk Değildir Dostluk 12-05-2014 18:37 Osman Abi 25-04-2014 15:44 Bir sabah uyandığında tüm kapılar kapanmıştı... 31-03-2014 07:58 Duanın Buluşturduğu Yürekler 07-03-2014 09:45 İkna Edilemeyen Kardeşlik 12-02-2014 16:22 Taraf olabiliriz ama düşman olmayalım! 26-12-2013 14:12 Taksim - Gezi Olaylarına Nasıl Bakmalı 13-12-1901 22:42 Bize Maval Okuma! 13-12-1901 22:42 Hayatın İçinden Kareler 13-12-1901 22:42 Esed, Bomba, Ekmek, Çocuk 13-12-1901 22:42 Müsait Bir Yerde Susacak Var! 13-12-1901 22:42 Mayası Bozuklardan Eyleme 13-12-1901 22:42 Yeryüzüne İnmiş Melekler 13-12-1901 22:42 Kudüs Ve Aşk 13-12-1901 22:42 Ne Yapmalı 13-12-1901 22:42
Gazete Manşetleri
E-Bülten Kayıt
ARŞİV ARAMA
tempobet