Ahmet Yıldırım
Ahmet Yıldırım
Giriş Tarihi : 04-06-2022 10:36

Yalnızlaşmayı Fırsata Çevirmek

İnsan yaşamını konumlandırmak kaydıyla şekillendirmiştir. İnsan her türlü krizden bu konumlandırma sonucu kurtulmuştur. Konumlandırmak; fikre ve söyleme dayandığı için insanın karşılaştığı sorunları tanımlamasında insanın en önemli dayanağı olmuştur. Bu sayede insan derin ve büyük krizlerden korunmanın yollarını bulmuştur.

İnsanlık tarihinin henüz ilk evresinde bile Hak Tealanın yönelttiği soruların ağırlığından ve karmaşıklığından konumlandırma melekesi sayesinde kurtulmuştur. İnsanlık tarihinin her evresi kendi dönemi ve yaşayanları açısından girift, karmaşık olayları ve sorunları barındırmıştır. Her evre yeni yaşam formunu dayattığında kimi insanlar yeniliklere taraftar olurken kimileri tepki göstermiştir. Yenilik, karşıtlığını da beraberinde getirmiştir. Temelde bu iki karşıt tutum birbirini besleyen bir sarmaldır.

İnsan daha çok konumlandıramadığı, çözümleyemediği muğlâka karşı bir tavır geliştirir. Konumlandırdığı ve çözümlediği unsurları ise kabullenmek ve içselleştirmekte sorun yaşamamıştır. İnsanın herhangi bir şeyi konumlandırabilmesi için ise derin bir bakış açısına ve bilgeliğe ihtiyacı vardır. Hikmet bu ihtiyacın ürünüdür.

Modern zamanlarda hikmetin insanlardan el çekmesi ve köşesine çekilip insanları kendi ürettikleri buhranlarıyla baş başa bırakması sonucu insanlar öz mecralarını kaybetmişler ve insani düzlemden savrulmuşlardır. Uzun süre insan ve beşer düzleminde devam eden yaşam üçüncü bir unsurun arz etmesiyle yeni bir ivme kazanmıştır. İnsansı varlık olarak konumlandırmak istediğim bu üçüncü kategori ile birlikte, insan her boyutuyla bireyselleşme ve yalnızlaşma safhasına girmiştir. Zira insansı varlık en çok da insanın başına bela olmuştur. İnsani düzlemde anlık değişmeler yaşamış olması insansı varlığı; bir zaman beşer kategorisine indirirken, bir zaman sonra insan kategorisine çıkartabilmektedir. Bu anlık tavır değişikliği en çok da tutarlı bir yaşam sürdüren insanın kafasını karıştırmaktadır. Buhrana düşen insan maalesef kalabalıklar arasında yalnızlaşan bireydir.

Yalnızlık meselesini sağlam bir zemine oturtmalıyız. Yalnızlıktan kastımız insanın bir başına kalması, yaşamın her alanında tek başına kalıp mücadele etmesidir. Her hareketi Allah tarafından gözetlenip duran ve nice varlıklar tarafından yaşamına şahit olunan birinin yalnızlaşması makul bir durum değildir. Yalnızlıktan meramımız budur (Yalnızlık kelimesini tek başına kalmak olarak okursanız sevinirim).

Tüketim insanı her türden değeri tükettiği için modern dönemin ataklarına direnç gösterecek gücünü kaybetmiştir. Günümüzde insansı varlık yaşamından çıkardığı ahlak, adalet, merhamet, sevgi, hürmet, iyilik, hakikat vb unsurlardan azade sürdürdüğü yaşamında (genellikle) tüm kaleleri modernizm tarafından işgal edilmiş bir görüntüyle karşı karşıyadır. İnsansı dayatmalara maruz kalmayı tercih etmiştir. Dayatılanı ret eder görünmüş, ancak bu yeni yaşam formunu benimsemesi hiç de zor olmamıştır. Hatta kültürel norm ve ahlaki değerleri geriye bırakması kendisine sun’i bir özgürlük alanı açmıştır. Modernizm toplumsalın genetiği çözmesi ve temelde ne istediğini tespit etmesi hiç de zor olmamıştır. Sistem tarafından projenin kalan kısmını uygulamak ciddi mana da kolaylaşmıştır. Diğer yandan kitle tarafından damgalanarak ötekileştirilmiş, yalnızlığa maruz kalmış veya bırakılmış insan birçok cephede mücadele etmesi nedeniyle ciddi manada yorgun, kırgın ve yılgındır. Örselenmiş duyguları ve pörsümüş ruhuyla geleceğe dair bir umut kırıntısından yoksun bırakılmak istenmektedir

Modern insansı, tammüden kabullendiği yeni yaşam formunun aksaklıklarıyla karşılaşınca hata ve kabahati kendinde bulacağına farklı bahaneler ileri sürmüştür. Hâlbuki henüz yeni yaşam formunu tercih ettiğinde bu yolun sorunlarını ifşa eden insanları damgalayan ve bir şekilde etiketleyip ötekileştiren de insansı kitlenin kendisi olmuştur.

Belirsizlik çağına birkaç durak kala toplum tamamen olmasa da çözülmüş, milli ve manevi duyguları ağır yara almış, kültürel kodlarından uzaklaşmış ve toplumun her bir bireyi kendi telaşına düşmüştür. Yalnızlığın (yaşamda tek kalmak) ağırlığı altında feryat etmektedir. Toplumun feryat figan yaşadığı bu dönemde kimse kimse ile ilgilenmemektedir. Zira herkesin kendi çapından daha büyük ve kapasitesinin üstünde bir derdi bulunmaktadır (Bu durum bir illüzyondur. Ancak toplum bu illüzyona kendini inandırmıştır).

İnsanlık krizinin tam ortasından geçtiğimiz bu dönemde bireyselleşmeyi başaranlar, yani kendi dertlerinin ve dayatılan sistemin ataklarına bireysel direnç gösterenler, ayakta kalmaya devam edenler, kendi öz imkânlarıyla (manevi) tek başlarına kalma pahasına mücadele veren insanlar hayatta kalmanın hakkını vermiş olacaklardır. Temelde insan sosyal bir varlık olsa da asl olunan tek kaldığında dahi kimseye yaslanmadan ahlaki ve insani ölçülerde yaşama becerisi koruyabilmesidir. Yenilmişlikleri, mutsuzlukları ve hayal kırıklıklarına rağmen ayakta kalma becerisi gösterenler, yeni yaşam formunun aktörleri olacaktır. Ölmeyi sadece bunlar hak etmiş olacaktır. Zira bu sorunların üstesinden gelmeyi başaramayanlar sistemin farklı argümanları tarafından ifsat edilecekler (maruz kalacaklar) ve helak olacaklardır.

Her bir birey dünyaya yaratıcı tarafından tek gönderilir. Gözünü bir topluluğun (ki bu aile bile olabilir) içinde açmış olması bu durumu değiştirmeyecektir. Aile vb çevresel unsurlar insanın tek başına yaşaması ve bu yaşam tarzını kabullenmesi için vardır. Ebeveynler belli bir kıvama geldikten sonra evlatlarını kendi ayakları üzerinde duracakları bir üst versiyona hazırlarlar. Gençlik döneminde yüzlerce, beklide binlerce insanla muhatap oluruz. Fakat orta yaşlara gelindiğinde bu sayılarda ciddi düşüşler yaşanacaktır.

İmece usulü ve dayanışma kültürüyle yaşamını sürdürmüş bir toplumda bunu kabullenmek ve bu yaşam formuna uygun davranış sergilemek kolay bir durum değildir. Ancak gelinen durum farklı bir görüntü de vermemektedir. Bir süre daha çekirdek ailenin (ne demekse) dayanışmacı haliyle yol alacağız (çünkü geniş aileyi 90’larda terk ettik). Fakat maruz bırakıldığımız süreç bu yönde direnç gösterenleri de ekarte edecektir. Bu vesile ile bireysel çabaların artacağı yeni yaşam formuna hazırlıklı olmalıyız.

Birçoğumuz akvaryumlarda yaşayan balıklar gibiyiz. Hepimizin farklı akvaryumları, havuzları varmış gibi. Aile, okul, dernek ve vakıflar, partiler, stk’lar, işyerleri vb hepsi bir akvaryum veya havuz şeklinde düşünülebilir. Olayın en önemli kısmı bu noktada başlamaktadır. Bir gün ve bir şekilde bu akvaryumlardan dışarı çıkmakla baş başa kalındığında nasıl yaşayacağız? Yaşamın sivri uçlu mızraklarına neyle direnç gösterip mukavemet eyleyeceğiz? Daha da beteri yıllarca akvaryumda yaşadığı hissine kapılmışlar bu yeni yaşam formuna nasıl bir tepki gösterecekler? Çünkü insanın asıl akvaryum dışına çıktığında asli kimliğini, şahsiyetini bulacağına inanmaktayım. Her boyutuyla kendi gerçekliğiyle bu noktada karşılaşacaktır.

Olumsuzladığımız yeni yaşam formu bu kimlik ve şahsiyetin oluşmasını hızlandıran bir süreci bizlere dayatmaktadır. Maruz kaldığımız bu yeni yaşam formunu bir fırsata çevirebiliriz diye düşünüyorum. Akvaryumlardan çıkış ile bu yeni yaşam formu ahlaki, insani, sosyal, iktisadi vb birçok riskleri barındırmakla birlikte fırsatlarını da beraberinde getirmektedir.

Yaşamın merkezine adaleti, erdemi, insanlığı, şahsiyeti ve ahlakı alanlara selam.

NELER SÖYLENDİ?
@
Arif ekiz 4 hafta önce
Eline yüreğine sağlık inşallah Ahmet abi
Advert
Gazete Manşetleri
E-Bülten Kayıt
ARŞİV ARAMA