Orhan Kocabaş
Orhan Kocabaş
Giriş Tarihi : 20-05-2022 17:31

İkinci Yeni’nin İklimi...

Yazınsal alan da diğer alanlar gibi mücadele ve rekabet alanıdır. Aynı siyaset felsefesi içinde politika iktidar mücadelesi şeklinde göründüğü gibi, yazınsal ve sanatsal alan, görece bir özerkliğe sahip olsa da iktidar alanının içinde yer alır. Bu alanda da egemenler ve egemen olmayanlar vardır. Kültürel üretim alanının dünyasında mücadeleler ekonomik sermaye kazanmaktan çok simgesel sermaye (prestij, tanınma, onur ve ün gibi) kazanmaya dönüktür. (Pierre Bourdieu’dan) Türkiye’de yazınsal alanda iktidar mücadelesi ise egemenlerin siyasi iktidarla ilişkilerine göre değişmektedir. Cumhuriyet’in ilk onlu yıllarında bu alan adeta iktidarın ideolojik aygıtları işlevini görmekteydi. Genel olarak maziyi inkâr diyebileceğimiz, seküler ve halkı tepeden değiştirmeye dönük inkılâplara destek mahiyetinde bir yazınsal alan inşa edilmeye çalışılmıştı. Fakat çok partili hayata geçişle beraber bu alanda da bir değişim başlamıştı. Değişim kamusal alanda mütehakkim olanın ne olacağına dönük bir mücadeleydi. Süreklilik ve yeniden üretim isteyen egemenlere karşı yenilik, devrim, farklılık isteyenler arasındaki mücadele edebiyat, özellikle şiir alanında yeni akımlara, gelişmelere gebeydi.

1955 yılında Varlık Dergisi’nde Birinci Yenicilere yani Garip akımına dönük eleştirilerin yoğunlaştığı dönemde, bu eleştirilere cevap olarak “Orhan Veli’nin inkârcılığı yüzünden değil, yazdıklarıyla ünlü olduğu” vurgulanıyordu. Bu tartışmaya girme nedenleri dönemin edebiyat tartışmaları açısından oldukça ilginçtir. Çünkü 1950’li yıllar siyasi ve toplumsal olarak tek parti döneminden oldukça farklı bir atmosfer ortaya çıkarmıştı. Bu atmosferden ve siyasetin sunduğu imkânlardan faydalanan dergiler daha serbest tartışmalar yapıyorlardı, edebiyat dergileri de çoğalmıştı. Bu çoğalan dergilerin bir kısmı iktidar politikalarına uygun bir dil geliştiriyorlar, bu arada Birinci Yeni alabildiğine eleştiriliyordu. İşte bu atmosferde 1950’li yılların ortalarından itibaren önceki dönemin atmosferini devam ettiren ve cumhuriyet dönemi devrimlerinin hararetli savunusunu yapan Varlık Dergisi edebiyat gündemini belirlerken artık yalnız değildi. Gerçi geçmiş dönemlerde de edebiyat alanında tek ses yoktu. Fakat özellikle Varlık Dergisi üzerinde durmamızın sebebi geçen yazımızda belirttiğimiz gibi önceki dönemin iktidarı ile olan ilişkilerinin ve misyonunun çok belirgin olmasıdır. Fakat 1950’li yıllardan itibaren yazın alanında çeşitlilik arttığı gibi özellikle başta belirttiğimiz gibi adı geçen dergi Garip Akımının şiirlerine dönük eleştirilere cevap vermek durumunda kalmaktaydı.

İşte, bu atmosferde 1950’li yılların ortalarından itibaren Cemil Barlas’ın çıkarttığı Pazar Postası’nda farklı bir şiir görülmeye başladı. Manifestosu olmayan, hatta birbirleri ile iletişimi bile olmayan şairlerin şiirleri sonradan İkinci Yeni olarak adlandırılan bir akım ortaya çıkardı. İkinci Yenicilerin şiirleri Cumhuriyet ilkelerini yüceltme adına yayın yapan ve edebiyat gündemini 1950’li yıllarda da halen az çok belirleyen Varlık Dergisinde hiç yayınlanmadı. Bunun üzerinde durulmayı hak eden bir konu olduğunu düşünmekteyim. Çünkü 1960 yılında yapılan darbe gerçekte iktidarın kim olduğunu net olarak ortaya çıkarmıştı. Görünen iktidarın üzerinde Varlık Dergisinin zihniyetini taşıyan güçler hali hazırda beklemekteydiler. Yazın alanında yaptıkları ile bu dergi her dönemde Cumhuriyet ideolojisinin savunucusu ve taşıyıcısı olmaya devam etmiştir. Bu manada İkinci Yeni şiirini görünen iktidarın üzerinde Demokles’in Kılıcı gibi duran gerçek iktidar ile ilişkisi bağlamında ele almak gerekmektedir. Bu mesele sadece Demokrat Parti iktidarının baskılı yönetiminin, bir nevi kapalı anlatımı olan İkinci Yeni şiirini ortaya çıkardığını söyleyenlere karşı bir argüman üretmek için önemli değildir. Bu şiiri ortaya çıkaran dünyanın tanınması, bugün yaşadıklarımızın, yani başımıza gelenlerin hakkıyla bilinmesi açısından da önemlidir. Sonuçta son yüz yılda Türkiye’yi taşıyacak bir düşünce bu topraklarda gelişmemiştir ve bunun sebeplerinin ortaya çıkarılması gerekmektedir.

İbni Haldun’a göre medeniyetlerin ürettiği değerlerin toplumsallaşmasını sanatlar sağlar. Yine kültürlerdeki organikliği (canlılığı), homojenliği, sürekliliği edebi metinler taşır. Yüksek düzeyde edebi eser üreten o kültürün etkinliği, büyüklüğü artar. Edebiyat içerisinde şiirin konumu çok özeldir. Şiir süzülmüş düşüncedir aynı zamanda. Dille ilgilidir, dilin gelişmesini sağlarken, dilin varlıkla ilişkisini şiir en güzel şekilde kurar. Anlam dünyasını genişletir, öz düşüncedir. İnsan üretimi olduğu için tarihseldir yani döneminin ürünüdür. İsmet Özel şiir ortaya konurken evrelerden bahseder, ilki şiir öncesi ozanın içinde yaşadığı düzendir. Toplumun, doğanın, eşyanın düzeni onda ham, kabaca bir duyarlılık yaratır, der. Bu açıdan İkinci Yeni şairlerinin 1954/59 yılları arasındaki şiirleri (bu adla anılmalarını sağlayan ilk şiirleriydi bunlar aynı zamanda) İsmet Özel’e göre dönemin zihni dönüşümünü ele verecek ehemmiyettedir. Bu dönem Türk aydınının kendilerine dünyada yeni bir yer açmaya çalıştığı çalkantılı bir dönemdi, diye devam eder. Bu döneme bir “crise” dönemi diyebilir miyiz? İkinci Yeni şiirinin çıktığı yukarda belirtilen tarihler arasında ne oldu? Bu soruların peşine düşüldüğünde alacağımız cevaplar önümüzü açabilir. Cumhuriyet sonrası Modern Şiir Türkiye’de ülkenin dünya üzerindeki yerini tayin etme arayışı üzerinden de okunabilir. Evet, ülkemizde sürekli olan bir kriz var ve ülkenin gideceği yön üzerinde karar verilemiyor. Kesin bir şey söyleme zorluğu ozanın anlatmak istediği şeyleri de kapalı tutuyor, bu yüzden ülkenin bir yön tayininde şiir üzerinden bir şeyler söylenme ihtiyacı beliriyor. Bir karar verme süreci nedense hiç bitmiyor. Tüm bunlar da şiirde olsun, başka alanlarda olsun yeni arayışları, üretimleri gerektiriyor ve akımlar, süreçler başlatıyor. Yeninin başlaması eskinin yetersizliğinin ve tıkanmasının da sebebi aynı zamanda. İkinci Yeni şiirinin devrin hâkim otoritesi (görünen iktidarının değil) ile olan ilişkisini bu çerçevede değerlendirmek gerekir. Hâkim otorite, yani insan üzerinde ekili olan ve insanı şekillendirmeye matuf anlayış. Dünya üzerinde mütegallibenin maksadı ile Türkiye’nin gideceği yön arasında sıkışan insanın arayışı şiirde İkinci Yeni akımını çıkarttığını söyleyebiliriz sanırım. Yine İsmet Özel verilmiş kararların yedeğinde şiir yazılamıyor diyor. İşte Varlık Dergisi kendilerine güvenli bir limana kapatmışların zemini. Fakat liman zannettikleri gibi muhkem mi tartışılır. Verilen karar sorgulanmıyor burada, dolayısıyla arayış da yok, yenilik de. Bu yüzden İkinci Yeni şairleri buraya girmediler veya kabul görmediler. Çünkü sanat, özelde şiir içinde bulunan yaratıcı unsurdan dolayı mevcut gerçekliği aşan bir yapı barındırır. Bu da insanların sanat aracılığıyla alternatif bir gerçekliği tasavvur edebileceği anlamına geliyor. İkinci Yenicilerin hâkim otoritenin –tekraren görünen iktidarın değil-  gerçeklik algısına yani laikçilerin hayal ettikleri Türkiye’nin ve hatta dünyanın dışında bir gerçeklik anlayışını kurma girişiminde bulunduğunu ifade etmek abartı olmaz sanırım.  Şimdi İkinci Yeni’yi ortaya çıkaran dönemin özellikleri üzerinde konuşarak meseleyi açabiliriz.

 

NELER SÖYLENDİ?
@
Advert
Gazete Manşetleri
E-Bülten Kayıt
ARŞİV ARAMA
bettilt