Harun Yılmaz
Harun Yılmaz
Giriş Tarihi : 12-05-2022 18:47

Müslüman Mahallesinde Domuz Eti Satılıyor mu?-2

Geçen yazımızda, Reşit Haylamaz’ın 1996’da bizzat gezip araştırarak kitaplaştırdığı, özverili araştırması neticesinde ülkemizde 80-87 kadar domuz eti üretimi çiftliği olduğunu ve yıllık domuz kesiminin 1 milyon adedi bulduğunu anlatmaya çalışmıştık.

https://www.ekrangazetesi.com/kose-yazisi/1905/musluman-mahallesinde-domuz-eti-satiliyor-mu.html

1 yaşında kesimi yapılan bir domuzdan yaklaşık 80-90 kg et elde edildiği düşünülürse, ülkemizdeki domuz eti üretiminin ortalama 80-90 bin ton olduğunu hesaplayabiliriz.

Ancak, gerek Tarım Bakanlığı, gerek Ticaret Bakanlığı, gerekse TÜİK verilerine baktığımızda; sıfır gümrük vergisiyle 2.500 ton domuz, eşek, katır vb etlerin ithalatına imkân tanıyan yasaya ve (1996 yılındaki araştırmaya göre) 87 adet domuz çiftliğinin faaliyetine rağmen, domuz eti ithalatımız, üretimimiz ve ihracatımıza dair veri bulunmamakta, bir başka deyişle 0 (sıfır) olarak görünmektedir.

2022 yılına geldiğimizde, gıda, tarım, faydasız hayvanları koruma, faydalı hayvanların neslini azaltma, aile, ekonomi, ahlak, din, güvenlik, sağlık gibi hemen her alanda küreselciler, freni boşalmışçasına milletin üzerine çökmüşken, domuz eti üretimi çiftliklerinin sayısının düşmüş olabileceğine ihtimal vermek, en basit ifadeyle safdillik olur herhalde.

Hülasa; domuz çiftliği sayısının aynı kaldığını ve domuz eti ithalatı ve üretiminin ortalama 90 bin ton olduğunu farz edelim.

2021 yılı itibariyle ülkemize gelen turist sayısı, Kültür Bakanlığı verilerine göre yaklaşık 30 milyon kişi.

https://basin.ktb.gov.tr/TR-309194/turkiyeye-2021de-gelen-ziyaretci-sayisi-30-milyonu-asti-.html

Bunun yaklaşık 7 milyonu ise domuz yemeyenlerden, yani Müslümanlar.

https://www.hurriyet.com.tr/amp/ekonomi/her-yil-yaklasik-6-9-musluman-turist-turkiyeye-ziyarete-geliyor-41695557

Üretilen 90 bin ton domuz etinin sadece turistlere yedirildiğini varsaymış olsak bile, şahsen gittiğim, konakladığım hiçbir otelde, yerli ve yabancı turistlere, “aha bakın, bu domuz pirzolası, bu da kuzu gerdan, dana antrikot…” dediklerini hiç duymadım.

Bunlar bir yana, şimdi size 1997’de, bizzat şahidinden duyduğum bir hikâyeyi aktaracağım;

1996-2012 arasında Gebze’de çalışıyordum. Fabrika personelimiz için yemek hizmeti aldığımız bir firma vardı. Bu firmanın da temiz, dürüst, Müslüman bir ortağı vardı; Atilla Bey.

Doğrudan, kendi dilinden aktarayım:

“Bundan 3-4 yıl önce, bize bir adam geldi, yemekten arta kalan tavuk göğüslerini ne yaptığımızı sordu ve eğer kullanmıyorsanız, tiko para alırım, dedi.

Yemek firmaları için bir tavuğun en verimsiz yeri göğsüdür. O tarihe kadar, eğer denk gelirse tatlıcılara veriyorduk ya da yem üreticilerine; ancak bu da ekonomik olmuyordu zaten. O yüzden adamın teklifini kabul ettim.

İşimizin gereği, sabah gün doğumunda alması gerekiyordu. İlk birkaç ay, kendisi frigofirik (içinde soğutucu düzeneği bulunan) araç gönderdi.

Araç şoförü, her gelişinde, o gün alacağı malın parasını da peşin getiriyordu.

Sonra, ben araç gönderemeyeceğim, siz araç ayarlarsanız, yakıt parasını da eklerim ödemeye, dedi.

Ayları bulan çekler alarak işimizi döndürdüğümüz için, böyle peşin çalışan bir müşteriye tamam dedik.

Bizim şoför, her sabah aldığı yükü, Gebze’den, İstanbul’un Kartal ilçesindeki Kurtköy tarafına, Aydos Ormanı’na doğru götürdüğünü söyledi, ancak bunu anormal bulmadım; herhalde maliyetlerden dolayı şehre uzak bir yerde çalıştırıyor işyerini diye düşündüm.

Zaten para peşin olunca, bir yandan da bana ne diyordum içimden.

Bir süre de böyle devam ettik.

Bir sabah şoförümüz hastalandığı için işe gelemedi ve iş başa düştü.

Adresi öğrendim ve malı yükleyip yola çıktım.

O zamanlar Kurtköy kuş uçmaz, kervan geçmez bir yerdi.

Taşlı tozlu yollardan geçerek, nihayet yeri buldum.

Dışarıdan bakınca, üstü trapez sacla kapatılmış, etrafı yüksek duvarlarla çevrilmiş büyük bir çiftlik görünümündeydi ve ortalık çok pis kokuyordu.

Malı kapıdan, onların rampasına indirirken de çiftlikteki bir sorumluyla havadan sudan sohbete başladık.

Bir yandan ayakta çay içip, sohbet ederken, öbür yandan içeriden canhıraş ciyaklama seslerini duyuyordum.

Merakımı yenemeyip sordum, abi bu ne sesi böyle, daha önce hiç duymadım bu sesleri, deyince; adam, sanki bir kazan kaynar suyu heyula üzerime boca etti; “Bugün kesim var abi, domuzlar kesilirken böle bağırıyorlar.” dedi.

“Tavuk göğsünü niye alıyorsunuz ya?”

“Bu domuzlar her şeyi yiyor, onu da önlerine atıyoruz.”

“Peki, kestikten sonra ne yapıyorsunuz bunların etlerini?”

(Bildiğim birkaç ünlü marka söyleyerek) “Salam, sosis, sucuk eti yapan bu yerlere veriyoruz.” dedi.

Ertesi günden itibaren bir daha oraya tavuk göğsü göndermedim ve o saatten sonra, kendim yapmadıkça sucuk, salam, sosis, kıyma almadım hiçbir yerden.”

Bu hadise, ta 1992-1993’te yaşanmış gerçek bir hikâye maalesef.

-o-

Bu ülkede ve halkı Müslüman olan herhangi bir ülkede, insan fıtratını, sağlığını, ahlakını, hayvanı, bitkiyi ve hatta iklimi ifsat etmek (Bakara 121, Bakara 204-205, Nisa 119, Enam 121, Şuara 183) amacıyla insanlığı ve insanın faydasına olan her şeyi hedef alan tüm çalışmalar, hem de yasal meşruiyet zemini sağlanarak, Müslüman halka rağmen nasıl yapılabiliyor?

Geçen yazımızda şu atasözünü paylaşmıştık; (Çünkü) “Hükümdar yol vermeden, eşkıya yol kesemez.

Peki, bütün bunlar yapılmakta iken, biz ne yapıyoruz?

Buna da Maide suresinin 79’uncu âyeti cevap veriyor; “Onlar, kötülüğe engel olmuyorlardı. Hâlbuki gözlerinin önünde çok kötü işler yapılıyordu.

Peki, böyle giderse ve biz ıslah etmek için elimizle, dilimizle hayırlı bir irade göstermezsek ne olacak?

İnsanların, kendi elleriyle yaptıkları yüzünden, karada ve denizde düzen bozuldu. Allah, insanlara, kendi yaptıkları bu işlerin sonuçlarını yaşatacaktır.” (Rum 41)

-o-

 

NELER SÖYLENDİ?
@
ÇOK OKUNANLAR
Advert
Gazete Manşetleri
E-Bülten Kayıt
ARŞİV ARAMA