Cevdet Işık
Cevdet Işık
Giriş Tarihi : 13-04-2022 08:18

Gerçekliğe Düşen Cemre: Oruç

Dünyaya geldik ve bir şekilde yaşıyoruz. Yaşadığımız hayatın şeklini, içine doğduğumuz koşullar belirliyor bir bakıma. Bu, yüzde yüz böyle olmasa da ağırlıklı bir şekilde bunun böyle olduğunu söylemek mümkün. Hayatın bir şekilde yaşanmasına etki eden koşullar, aynı şekilde hayatın gerçekliği olarak adlandırılır. İnsanın bir tarz olarak yaşadığı hayat, bu gerçeklikle birebir ilişkilidir. Yani hayat tarzı hayat gerçekliğinden bağımsız değildir.

Hayat gerçekliğinde, insanın sahip olduğu irade ve yaptığı tercihler çok önemlidir. Öyle ki kader olarak izah edilen bütün takdirler bu şekilde oluşuyor. Onun için insanın kaderi insanın tercihleri olmaktadır. Hayatın kıymet-i harbiyesi de bu istikametle ilgilidir. Üst düzeyde değerli hayatlar, gerçeklik hesabının yapıldığı tercihlerle ortaya çıkar. Sahip olduğu gerçekliğin farkında olmadan yaşamak insan için irtifa kaybı anlamına gelir. İrtifa kayıplarının akıbeti yere çakılıp parçalanmaktır. İnsan yere çakılıp parçalanınca dünyanın bir alet ve edevatına dönüşür: Büyük bir hüsran!
Eğer insan insanlığından vaz geçmemişse, içinde bulunduğu gerçekliği dikkate alarak tercihlerini yapar. Çünkü insan şu an ve burada yaşıyor. Dünün gerçekliğinden kopmuş ve geleceğin gerçekliğinden ise uzakta bulunuyor. İnsanın sorumluluğu soluk alıp verdiği, elinde tutamadığı, sürekli akıp giden an’dadır. Bireysel ve toplumsal hayatın bütün kademelerinde sorunsuz bir işleyiş, ancak gerçeklik dikkate alınırsa mümkün olabilir. İnsan, sahip olduğu ilkesel tutum ve davranışlarla, gerçekliğe müdahale eden nitelikli bir özne olabilir.

Allah insanı, kendi kararını verebilen, tercihte bulunabilen nitelikli bir özne olsun diye yaratmış. Nitelikli özne olmadan gerçek kulluk da mümkün olmaz. Durum sadece bundan ibaret değil tabi. Allah, insanın yaptığı tercihlerde isabet etmesini istiyor. Çünkü insan karar verirken de tercih ederken de netice olarak bir karşılık görecek. Diyelim ki insan, elini yanmakta olan ateşe sokmak istiyor. Böyle bir karar verdi. Bu tercihi yerine getirince eli yanacak doğal olarak. Rabbimiz Teâlâ insanın acı çekmesini istemiyor. Yanlışı da doğruyu da haber veriyor. Her şeyden önemlisi varoluş hikmeti bağlamında Kendi varlığını, hayatın varlığını ve de eşyanın varlığını haber veriyor. Her zaman insan için çözülmesi gereken bir sorun olarak hakikatten haberdar ediyor.

Hakikati bilmenin doğal sonucu hakkı teslim etmektir. İnsan önce Allah’ın hakkını teslim ederek hayat gerçekliğini selamlamış olur. Bütün var olan gerçekliklerin gerçek sahibi Allah olduğu için, alınacak kararlarda ve yapılacak tercihlerde bu husus dikkate alınmalıdır. Böylece tabir caizse Allah’ın hakkı teslim edilmiş olacaktır. Bundan sonra sıra, varlık âlemindeki diğer varlıkların haklarını teslim etmeye gelir. İnsan içine doğduğu dünya gerçekliğinde herkesin/varlığın hakkını teslim ettiği zaman barış içinde yaşamış olur.

Allah’ın hakkını teslim etmek demek, O’nun belirlediği sınırlar içinde yaşamak demektir. Allah, uyulması gereken sınırları vahiyle insanlara bildirmiş. Rabbimiz vahiyle birlikte hayatın gerçekliğine bir nevi müdahale etmiş. Müdahale etmiş derken, insanları zorlayan bir tutumdan söz etmiyoruz. Ateşi avuçlama misali olan tercihlerden sakınmamızı istiyor. Fakat sakınıp sakınmamakta insan özgür bırakılmış. Bu özgür bırakılmanın bedeli, yaptığıyla yüzleşmektir. İnsanın yaptıkları insanın bineği gibidir; nereye giderse insan da oraya gider. 

Oruç gerçekliğe bir müdahaledir. Bu müdahale Rabbimizin emrettiği bir müdahaledir. Çünkü O Rahman ve Rahim olandır. Oruçla birlikte gerçekliğe de format atılmış olur. Burada özne olan insanın tercihi çok büyük önem taşıyor. İnsan tercih ederek gerçekliğin nabzını tutarken, gerçeklik de insanı tehlikeli tansiyonlara karşı tutarak koruma sağlıyor. Burada oruç adeta bir zırh haline geliyor. Böylece insan hem dışta(zahir), hem de içte(batın) bir güvenlik içinde oluyor. Bu ahval ve şartlar altında bütün yapılıp edilenler, sadece Allah’a has bir niteliğe bürünmüş oluyor. Bütüncül olarak insanın şahsiyet sahibi olması orucun gerçeklik üzerindeki etkisiyle mümkün hale geliyor. Onun için oruç gerçekten sadece bedensel geçici bir mahrumiyet olmaktan çok, ruhsal sonsuz bir ikram anlamına geliyor. Oruç bir hal olma yanında, aynı zamanda bir halleşmedir. Bu halleşmeyle birlikte insan Allah’ın sözüne, bütün seküler bağ ve bağlantıları elinin tersiyle iterek teslim oluyor. Böylece insan, bir özgürlük manifestosuna imza atmış oluyor.  

Orucun gerçekliğe müdahalesi sınırlı bir zamanı değil, bütün zamanları içine alacak şekilde olmalıdır. Müslüman, şizofrenik bir yapıda olamaz. Oruçla elde ettiklerimizi oruç bittikten sonra elimizin tersiyle atamayız. Bu seküler riyakârlıktan oruçla kurtulamıyorsak, tutulan oruçların da orucun hakikatiyle bir ilgisinin olmadığı anlamına gelecektir. Müslümanların özlenen gerçekliklere ulaşması için, yapılıp edilenlerin anlamına varması gerekir. Onun için de aralıksız okumalara ihtiyaç vardır. Oruç gerçekliğe düşen bir cemre gibidir. İnsan ve hayat için yeni bir iklimin miladı olmalıdır oruç. Oruç böyle olursa oruçtur. Yoksa mı? Bilmiyorum. Rabbim orucun ruhuna uygun gerçeklikleri, oruçla birlikte inşa etmeyi nasip etsin.

NELER SÖYLENDİ?
@
Advert
Gazete Manşetleri
E-Bülten Kayıt
ARŞİV ARAMA