İbrahim Eser
İbrahim Eser
Giriş Tarihi : 29-03-2022 19:52

Ölüm Bilinci Ahiret Hayatına Doğuş....

Rabbimiz Ali İmran Suresi 14. Âyet-i Kerime’sinde şöyle buyuruyor:

“İnsanın gönlünü çeken kadınlar, oğullar, yığın yığın biriktirilmiş altın ve gümüşler, salma ve güzel atlar, sağmal hayvanlar ve ekin sevgisi insanlara hoş gösterildi.
Bunlar dünya hayatının geçici birer menfaatidir. Oysa gidilecek yerin güzel olanı Allah katındadır.” (Âl-i imrân/14)

Rahmetli Akif Emre'nin vefatından önce kaleme aldığı en son yazılarından bir tanesi çürüme üzerineydi. Öleceğini bildiği halde hiç ölmeyecekmiş gibi yaşamak ne kadar büyük bir çürümenin, yozlaşmanın ve gaflette olduğumuzun kanıtıdır aslında.

N. Fazıl Kısakürek, "Öleceğini bilerek yaşayan tek canlı insandır. O da hiç ölmeyecekmiş gibi yaşar" der.

Koronavirüs nedeniyle her gün duyulan onlarca ölüm haberi, maalesef ölümü sıradanlaştırdı. Bu yüzden insanlar artık ölümden pek etkilenmez bir şekilde hayatlarını sürdürüyorlar.

Yüce Rabbimiz, Araf Suresi 34. Ayette, “Her ümmetin bir eceli vardır. O ecel geldiğinde, ne bir ân geri kalırlar ne de bir an öne alabilirler” diye  buyurmaktadır.

Aziz olan Allah nasıl ki hayatı bir imtihan olarak yaratmışsa, aynı şekilde ölümü de bir imtihan olarak yaratmıştır. Her ne kadar ölüm sevdiklerimizi yanımızdan almak suretiyle bize acı verse de, derin bir tefekkür ve tezekkür bilinciyle ölümü müşahede ettiğimizde, ölümün ne kadar büyük bir nimet olduğunu idrak etmiş oluyoruz. Önemli olan Rabbimizin bu büyük nimetinden gafil olmadan, ondan gerektiği gibi faydalanmayı bilmek ve onun bilinciyle yaşayabilmektir.

"Ey iman edenler! Allah'a gönülden saygı besleyip O'na karşı gelmekten sakının ve herkes yarına ne hazırladığına baksın. Allah'tan korkun, çünkü Allah yaptıklarınızdan haberdardır." (El-Haşr/18)

Her şeyini dünyaya bağlamış, ahiret inancı taşımayan bir kimse için ölüm en büyük korku ve felakettir. Fakat iman eden ve bu istikamette yaşayan Müslümanlar için bu durum farklıdır. Müslüman, her ne kadar sevdiklerinden ayrılma üzüntüsü taşısa da onun için ölüm, Rabbine olan vuslattır.   

Ölüm bilinci; bizi günah işlemekten, harama bulaşmaktan, isyan etmekten korur ve bizim için bir nimet haline dönüşür. İnsanı günah işlemekten alıkoyan her şey aslında bir nimettir.  Dolayısıyla bu nimeti iyi değerlendirip, bilhassa hesabını veremeyeceğimiz davranışları terketmemiz gerekir.

Bir gün mutlaka öleceğinin farkında olmak, aslında bu inanç ve şuurla yaşamak insanın ruhunu kötülüklere karşı dizginleyen ve iyiliklerle besleyen bir kalkandır, bir ilaçtır, bir iman esasıdır. Bu ilaç alınıp, bu inanç özümsendiğinde, Allah dışında hiçbir şeyden korkmayan kemale ermiş  Müslüman neferler ortaya çıkacaktır.

Dünya sevgisine müptela olmuş günümüzün modern insanları ne yazık ki ölümü anmak istemezler. Ölümden korktukları için ondan kaçmak isterler. O kadar dünyevileşmişlerdir ki kalpleri bu hakikate adeta kördür. Hiç ölmeyecekmiş gibi yaşarlar. Evler, apartmanlar dikip, günlerini gün ederler. Etrafında hergün onca ölen insanı görmezden gelip, okunan selaları  duymazdan gelirler. Oysa Aziz ve Celil olan Allah Ankebut Suresi 57. ayette "Her nefis ölümü tadacak, sonra döndürülüp bize getirileceksiniz" temel kanununu bütün canlılar için koymuştur.

Uğrunda ömür tükettiğimiz bu geçici dünya hayatının bilincinde olan bir Müslüman için, arabanın, evin, malın, mülkün, makamın, servetin, şehvetin, şöhretin bir değeri olur mu? Üç kuruş için insanların kalplerini kırmaya değer mi? Fani bir dünya için kendimizi yıpratmaya değer mi? Akıllı kimse öncelikle ahiretini düşünür. Yatırımını ahirete yapar. İnsan ateşi dünyadan götürür. Bir başka sözde ise “Ateşe dayanabileceğin kadar günah işle” denir. Nice sultanlar, padişahlar ve dahi peygamberler bu dünyayı bırakıp gitmediler mi? Dolayısıyla bu anlamda her daim yolcu olduğumuzun farkına varmamız gerekir.

Sevgili Peygamberimiz (sav.) "Ölüm bir köprüdür, dostu dosta/sevgiliyi sevgiliye kavuşturur" der. Bu bağlamda ölümü bir kapı olarak düşünelim. Dünya ile ahiret arasında bir kapı. Nasıl ki anne karnında buna benzer bir dünyamız vardı ve orada belli bir müddet kalıp öldük ve dünyaya doğduk ise dünyada da belirli bir müddet kalıp öleceğiz ve ahiret alemine doğacağız. İşte bu doğum için bu kapıdan geçeceğiz. Yani ölmek aslında yok olmak değil, aksine yeniden doğmak demektir.

Müslüman olarak bu bilinçle ölüm kavramına inanmalıyız, sıkça düşünüp, salih amellerimizle bunu açığa çıkarmalıyız. Aslında ölüm gerçekten idrak edilse dünyadaki hemen her problem kendiliğinden çözülecektir. Kavgalar, nefret ve düşmanlıklar, bencillikler, kıskançlıklar… imani ve ahlaki olumsuzluklar bitecektir. Öyleyse ölümü çokça analım. Kendi ölümümüzü hayal edelim. Kendi kendimizle yüzleşelim.

Neticede inansın veya inanmasın hiçbir canlının sonsuza dek yaşama imkanı olmadığına göre, ölüme hazırlıklı olmalı, hayatımızı imanla, salih amellerle ve güzel ahlakla geçirmeye çalışarak Rabbimizin rızasını kazanmaya çalışmalıyız. 

Malumunuz olduğu üzere Kur'an ve Oruç ayı olan Ramazan'a sayılı günler kaldı. Rabbim bu mübarek ayı en iyi şekilde değerlendirmeyi, kirlenen kalplerimizin arınmasını, ruhlarımızın dinlenmesini ve nefis muhasebesiyle sükunete ermemizi vesile kılsın. Bütüncül bir Kur'an ahlakıyla ahlaklanmayı bize nasip eylesin. Amellerimizi ihlasla yapmayı, namazlarımızı huşuyla eda etmeyi, oruçlarımızı günahlara kalkan kılmayı, tavır, tutum ve davranışlarımızı takva şuuruyla/sorumluluk bilinciyle donatmayı, sözlerimizi tesirli, dualarımızı hikmetli ve ibadet taatlarımızda samimiyeti yakalamayı vesile kılsın.    Rabbim bize ve tüm müminlere dünyada hayırlı ölümler, Ahirete de hayırlı doğumlar ihsan eylesin...

Yazımı Yunus Emre'nin bu veciz sözleriyle bitirmek istiyorum.

Sabah mezarlığa vardım, 
Baktım herkes ölmüş yatar, 
Her biri çaresiz olup, 
Ömrünü yitirmiş yatar. 

Kimi yiğit, kimi koca, 
Kimi vezir, kimi hoca, 
Gündüzleri olmuş gece, 
Karanlığa girmiş yatar. 

Vardım onların katına, 
Baktım ecel heybetine, 
Ne yiğitler muradına, 
Daha ermemiş yatar. 

Nicelerin bağrın deler, 
Kurtlar üstünde gezeler, 
Gepegencecik tazeler, 
Gül gibice solmuş yatar. 

Yarı kalmış tüm işleri, 
Dökülmüş inci dişleri, 
Dağılmış sırma saçları, 
Hep yerlere düşmüş yatar. 

Çürüyüp durur tenleri, 
Hakka ulaşmış canları, 
Görmez misin sen bunları? 
Nöbet bize gelmiş yatar.

NELER SÖYLENDİ?
@
Advert
Gazete Manşetleri
E-Bülten Kayıt
ARŞİV ARAMA