Muhammed Acar
Muhammed Acar
Giriş Tarihi : 17-01-2022 17:09

Katil Aranıyor...

Türkiye son birkaç haftadır bir üniversite öğrencisi olan, aynı zamanda bir cemaat yurdunda kalan Enes Kara isimli gencin intiharını konuşuyor.
Bu olay üzerinden yine her kesim birbirini suçlama yoluna gitti. İslam'a mesafeli duran ya da İslam’la bağı olmayan kesimler, hemen dinin kendisini suçlayarak kolay bir saldırganlığa başvurdular. Kendini muhafazakar olarak tanımlayan bazı kişi ve kurumlarsa, olayın sorumlusunun ateistler ve solcular olduğunu iddia ederek kendilerini aklamaya çalıştı. Adeta işlenmiş bir cinayetin katilini arama faaliyeti gibi işledi süreç.

Peki, kim doğru söylüyor? Acaba gencecik bir insanı böyle hazin bir sona götüren sebepler sadece bir tek kaynağa mı dayanıyor? Bu olay üzerinden birbirini suçlayan bu kesimlerin, hatta sessiz kalıp müdahale etmeyen tüm bir toplumun tamamında parça parça kabahat olamaz mı? Suçu sadece tek bir kesime yüklemek zorunda mıyız?

İntihar olayı üzerinden hareketle konuşan ve yazan sol cenahtan isimlerin önemli bir kesimi toptancı bir yaklaşımla tüm İslami oluşumlara savaş açtı ve "tamamı kapatılmalıdır" diyerek, İslami düşünceye sahip tüm oluşumlar hakkında kesin yargıya vardı. Siyaset sahnesinde de sık sık gündeme gelen kapatma meselesinin on yıllardır denenmiş, hiçbirinde sonuç vermemiş, bunun onları daha da güçlendirmiş olduğu gözden kaçırılıyor.
Peki, dini suçlayan bu kesimler, dinsizliğin insan ruhunda/psikolojisinde nasıl bir etki yarattığını neden düşünmüyorlar? İnançsız kalan bir insanın, karşılaştığı zorluklar karşısında nasıl bir çıkmaza girebileceğini, dayanaksız kalan bu insanların nasıl teskin olacağını neden düşünmüyorlar?

Bir başka sorun ise, bu olay üzerinden direkt olarak dinin kendisini hedef alma meselesi. Bu yaklaşım, bilerek ya da bilmeyerek yapılan bir hedef saptırma yöntemidir. İslam dini insanları inanmak ya da inanmamak arasında serbest bırakmıştır. Hal böyleyken, birileri çıkıp insan iradesi üzerinde baskı kuruyor, dini hüküm veya vecibeleri zorla kabul ettirmeye çalışıyorsa, bunun adı din değil "dincilik"tir ve bu ikisi birbirinden oldukça farklıdır.

Din, insanın ihtiyaçlarının ve yaratılışının en iyi Allah tarafından bilinebileceğini, bu sebeple ilahi hükümlere uyulması gerektiğini tavsiye eder. Dincilik ise, dini kendi hırslarına göre değiştirip araçsallaştırarak ona istediği gibi şekil veren, ürettiği bu yeni yorumu da "din" diye sunarak insanlar üzerinde baskı aracı haline getiren tutumdur. Şunu net bir şekilde söyleyebiliriz ki, Enes Kara'nın katili din değil dinciliktir.

Bu süreçte şunu da gördük ki, bu tip olaylar sonrasında en çok bağıranlar, kendilerini açıklama ihtiyacı duyanlar, Enes Kara olayında etkileri olan yapılara en çok benzeyenler oldu. Bu olay üzerinden kendilerini aklamak için büyük bir çaba içerisine giren bu sözüm ona "dini" yapıların yaptığı açıklamalar ibret verici tablolar çıkardı karşımıza. 

"Suçu kendimden ne kadar uzaklaştırırsam o kadar iyi" mantığıyla hareket eden, cemaat/tarikat yurt ve kurslarında yıllar yılı çok düzgün bir eğitim metodu veriliyormuş havası yaratan bu gruplar, sadece kendilerine gözü kapalı şekilde biat edenleri buna inandırabilirler. Dayakla Kur'an ezberleyen, namazda hata yaptığı için şiddet gören, sosyal hayatla bağı tamamen kopartılarak yaşayan ölüye dönüştürülen çocukların ve gençlerin sorumlusu da solcular mı?

Peki, çocuğuna İslami bir hayat yaşatma iddiasındaki "dindar" anne babaların, çocuklarını İslam'dan nefret ettirecek boyutlara varan baskılarının hiç payı yok mudur bu olayların yaşanmasında?

Müslümanlar, mensubu olmakla iftihar ettikleri dinin gerçek kodlarına dönmek, geleneğin, örfün, adetin değil, inandıkları peygamberin ve ehlibeytinin izine dönmekle başlamalı işe. Aksi halde, daha çok Enes'leri defnederiz bu bağnazlık mezarlığına.

 

NELER SÖYLENDİ?
@
Advert
Gazete Manşetleri
E-Bülten Kayıt
ARŞİV ARAMA