Hazım Koral
Hazım Koral
Giriş Tarihi : 08-01-2022 20:31
Güncelleme : 08-01-2022 20:36

Haya İmandandır...

Başlığımız bir hadis-i şerif.. Sevgili Peygamberimiz (s.a.a) Müslümanlarda olması gereken bir takım sıfatlarından söz ederken, "hayâ" olgusunu imânla ilintilendirerek, "Hayâ imândandır" diyor. Bu demektir ki, "hayâ" olgusu Müslüman şahsiyetin imânına taallûk eden olmazsa olmaz sıfatıdır. Şu hâlde, Müslüman asla hayâsız olamaz, olmamalıdır. Ancak bugün Müslüman halkımızın sosyal yaşamına baktığımızda büyük ekseriyetinde bu sıfatın yitirilmiş olduğunu görüyoruz.

Bugün tanık olduğumuz hak-hukuk tanımayan toplumsal yozlaşmanın ve müstehcenliğin yaygınlaşmasının en büyük nedenlerinden biri de hayâ yitimi olduğunu ifade etmiş olsak hiç kuşkusuz abartı yapmış sayılmayız. Hayâ olgusu insan yaşamının her yönüyle ilintili bir durumdur. Örneğin, bugün yaşanmakta olan ticarî ahlâktaki çöküş de hayâ ile ilgilidir. Hayâsı olmayan, Allah'tan ve kuldan utanmayan, hak-hukuk nedir bilmeyen esnaf veya tüccar ihtikâr (stokçuluk) da, karaborsa da yapar ve malını fahiş fiyata satar.

Memleketimizde ki son gelişmelere bakın! Anormal bir şekilde döviz artışları başlayınca kimi tüccar zam gelecek endişe ve telaşıyla elindeki malı piyasaya sürmeyip stoklamaya başladı. Gıda maddesinden tutun ikinci el araçlara kadar stokçuluk yapıldı. Kimi marketler ise "fırsat bu fırsat" deyip ürün etiketlerine astronomik zamlar koydular. Döviz (istenilen seviyede olmasa da) büyük oranda düştü, ancak yüzsüz/hayâsız esnaf bu önceki durumdan vazife çıkararak fiyatları düşürmek ve aşağı çekmek istemiyor. Medya haftalardır bu rezil durumdan söz ediyor. Bu tür davranışlar yüzsüzlüğün/hayasızlığın daniskası değil de nedir? Haya olmayınca her türlü haltı işlemek mubah görülüyor. Üstelik bu hayasızlığa "ticarî zekâ" diyenler var. Toplumsal hayasızlık bu olsa gerek! Ancak anti parantez şöyle bir durum daha var: Esnaf sattığı ürün tükenince yeni ürünü nominal fiyattan çok yüksek bir meblâ ile alması gerektiğinde ne yapmalı? Bu durumda esnafın sermayesi erimekte ve alım gücü düşmektedir. Esnaf için bu durum büyük bir açmaz! Elbette ki, normal koşullarda olması gereken kendi mevcut sattığı ürün bittikten sonra yeni alacağı ürüne makûl kâr marjı koyup satışa sunmasıdır. Ancak genel ekonomik krizden dolayı her türlü ticarî savrulmalarla birlikte toplumsal keşmekeşlik yaşıyoruz. Kapitalizmin temel değerlerine göre oluşturulmuş ekonomi modelinden istikrar beklemek beyhudedir. Kapitalizmin başlı başına faize dayalı bir sömürü düzenidir. İslâm'ın iktisadî sistemi müesses bir nizam olarak ekonomiye yön ve şekil veriyor olsa bu açmazların hiçbiri yaşanmazdı. Para baronları ve komprador burjuva sermeyedarları bir koyup beş aldığı böylesi sömürü düzenlerinin akamete uğramasını elbette istememektedir. Bilindiği üzere eski uygulamalara baktığımızda  üç tane holding şirketi istediği hükümeti alaşağı edip istedikleri partiyi iktidara taşıyordu. Dış güçlerle elele verip en son yapılan döviz üzerindeki atraksiyonlarla Ak Parti hükümetini zora sokup erken seçim dayatmaları da bu yüzden. Cumhurbaşkanı Erdoğan faizi düşürdükçe şer odaklarının talimatıyla lMF (Uluslararası Para Fonu) dövizi yükseltti. Bu suni yükseliş ekonomi piyasasını altüst etmeye yetti. Bir zamanlar REFAHYOL Hükümeti döneminde Başbakan Erbakan'ın havuz sistemi, denk bütçe politikaları ve eşel-mobil yöntemiyle cumhuriyet tarihinin en istikrarlı ekonomi politikalarını başarıyla sürdürmesine rağmen buna malum şer odakları tahammül edemedi ve "İslâm'ın adil düzenine, İslâm'ın iktisadi sistemine geçiliyor" endişesiyle 28 Şubat darbesini yaptılar.

Bütün olup biten bu zulüm ve haksızlıklar karşısında Müslümanlar sus-pus olmuş ve gıklarını çıkarmamışlardı. Merhum Erbakan Hocamız'da mütedeyyin halkımızı sükunete/sağduyuya davet etmiş ve herhangi bir taşkınlık yapılmasını istememişti. O da biliyordu ki terör ve anarşi ile devrim olmazdı. Zaten silahlı güçler eli tetikte teyakkuz hâlindeydi. Nitekim o dönemde omuzu demirlilerin sözcülüğünü yapan gazeteler (darbeciler adına), "Gerekirse Silah Kullanırız" diye manşetler atarak "Mütarekesiz Savaş" ilânında bulunuyordu. Hatta İslâmî değerlere karşı başlattıkları bu savaşın bin yıl sürebileceğini söyleyip galiz tehditler savuruyorlardı.

O rezil dönemde sivil itaatsizlik adına medeni cesaret örneği ile adam gibi toplumsal bir tepki gösteremedik ne yazık ki.. Toplum olarak, Müslümanlar olarak bu konuda vebalimiz büyük. Hak ve adalet temeline dayalı bir müesses nizam kurmamız için Yüce Rabbimiz biz Müslümanlara vazife yüklemiş. Öncelikle ifade etmiş olalım ki biz Müslümanlar bu mesuliyetimizi yerine getirmediğimiz için iki yakamız bir araya gelmemektedir. "Benim zikrimden (benim buyruğumdan), yüz çevirenlere yeryüzünde istikrarsız bir yaşam vardır." (Tâ Hâ: 124)
Bu nedenledir ki toplumsal belâ ve istikrarsızlıklara maruz kalmaktayız. Konumuz olması hasebiyle diyebiliriz ki, biz Müslümanlar öncelikli olarak Rabbimize karşı hayâ yitimi yaşıyoruz. Gereği gibi hayâ sahibi olsaydık sorumluluklarımızı karşı müdrik olurduk. Her şeyden önce hayâ duygusu insana sorumluluğunu hatırlatır. Hayâ olmayınca sorumluluk da yoktur. Böylesi bir insan Rabbine ve kendi dışındaki insanlara karşı hodgâmdır. Bu tip insanlar kendilerini hayata ve hayatın sahibine karşı müstağni görür. Bu ise kibrin ve hayâsızlığın bir başka adıdır. Ayette belirtildiği üzere, "Kendini müstağni gören azar." (Alak:6-7)

Dünya gailesi içerisinde ve vurdumduymaz bir şekilde lakayt bir hayat yaşayanlara bakın statükonun  değişmesinden yana değiller.  Vurdumduymazlık, kibir, gurur ve kendini beğenmişlik duygularına kapılmak hayâ yitiminden dolayıdır. Yüce Rabbimiz'in en sevmediği davranışlardan biri de bu tür müstağni tutum ve davranışlardan kaynaklanan kibirli lakayt hâllerdir. Rabbimiz bu konuda insanları uyarmaktadır. (İsra:37; Lokman:18) Hayâ sahibi insanda elbette lakayt tutum ve kibir olmaz. Zira hayâ sahibi Allah'a karşı haşyet içerisindedir. Hayâsı olmayanın Allah'a ve insanlara karşı küstah olması şaşılacak bir durum değildir. Bu nedeledir ki, utanma ve hayâ duygusunu yitiren bir kişi aynı zamanda imânını da yitirmiş olarak her türlü ahlâksızlığı irtigab etme potansiyeline sahiptir. Utanma ve hayâ duygusu ise aslında ontolojiktir/fıtridir ve yüce erdemleri muhafaza eden bir sığınaktır. Zariyat Sûresi'nin 56'ncı ayetinde belirtildiği üzere insan ve cinler Allah Teâlâ'ya kulluk etmeleri için yaratılmıştır. İnsan bu kulluk misyonunu ifa ederken davranış olarak riayet etmesi gereken bir takım enfüsî (içsel) disiplin kuralları vardır. Bu aynı zamanda her insanda olan ve otokontrol mekanizması işlevini gören hayâ duygusudur. Allah'a ve ahirete iman eden her mü'min bu duyguyu her daim canlı tutması gerekmektedir. İnsanı takvaya eriştiren en önemli duygu budur. Bu nedenledir ki, bir mü'min Yüce Allah'ın rızasına erişebilmesi için bu güzel hasleti kendi kişiliğinin ayrılmaz bir parçası hâline getirmelidir. İnsan bu duygularla haddini bilir ve kendisini kontrol altında tutabilir. Hayâ kelimesi, genellikle dinî terminolojide kullanılır. Hayâ duygusu dinî anlamda Allah'a karşı haşyet duymak, Allah korkusu ile günahlardan kaçınmak, hicab ve edep anlamlarına gelmektedir. Hayâ, ahlâk olgusunun somut/mücessem hâlidir. Bir insan için "hayâlı" ifadesini kullandığımızda o insanın ahlâklı, güvenilir, dürüst ve erdemli bir kişiliğe sahip olduğunu ifade etmiş oluruz. Zira insanlardaki fazilet hissini motive eden "hayâ" duygusudur. Hayâ duygusu ile yüce ahlâkî erdemlere ulaşmak mümkündür. Bu nedenledir ki başlıkta ifade ettiğimiz gibi Sevgili Peygamberimiz, "Hayâ imândandır." diye buyurmaktadır. İnsan "hayâ" hasletini yitirmediği süre ancak yüce ahlâkî erdemlerini de muhafaza etmiş olur. Bir başka ifadeyle, ahlâkî savrulmanın ilk belirtisi "hayâ" duygusunun yitirilmesidir. Bir hadis-i şerifte belirtildiği üzere, "Hayân yoksa istediğini yap." Yani hayasını yitirmiş kişi her türlü edep dışı davranışı sergileyebilir. Şu hâlde biz Müslümanlar sürekli nefs muhasebesi yaparak imânımıza taallûk eden "hayâ" duygumuza mukayyet olmalıyız.

Hayâ duygumuz bize yön verdiği oranda ahlâklı ve erdemli bir hayat yaşayabiliriz. Bu şekilde hayat yaşayan insanlardan oluşan aile ve topluluklar ancak huzur ve insicama kavuşabilir.

Hayâ/utanma duygusu ontolojik/fıtri olduğu için evrenseldir ve insan türüne özgüdür. Bakınız Rus film yönetmeni, yazar ve aynı zamanda aktör olan meşhur

Andrei Arsenyeviç Tarkovski diyor ki: "Utanmak, insanlığı kurtaracak düzeyde güçlü bir duygudur." Bu müthiş bir ifade değil mi? Yeryüzünü kana bulayan zalim diktatörlerin ve çağdaş firavunların hayatını inceleyin, onların ilk yitirdiği duygu, utanma duygusudur. Bir insanda utanma duygusu ve Allah korkusu olmayınca, o insandan her türlü zulüm ve her türlü kötülük beklenebilir. Utanma duygusu olmayan insanın en önemli özelliği küstah olmasıdır. Başta ABD olmak üzere emperyalist ülkelerin başındaki yöneticilere bakın istisnasız hepsinin ortak özelliği "küstah" olmalarıdır. Her saldırgan, her haddi aşan, her ekini ve nesli helâk etmeye teşebbüs eden küstahtır. Bunun istisnası yoktur.

Dünyamız Korona/Covid-19 salgın hastalığına maruz kaldığından bu yana bilim insanları hummalı bir şekilde aşı çalışmalarında bulundu ve buldukları aşıları insanlara enjekte ediyorlar. Gayri ihtiyari düşünüyoruz, "Acaba insanda hayâ ve utanma duygusunu geliştirecek bir aşı bulunması mümkün mü? Bilim insanlarımız lütfedip bu yönde bir çalışma başlatsalar! Nano teknoloji ile çipli yaşam arayışı acaba buna endeksli bir çalışma olamaz mı? Hiç olmazsa böylesi bir çip sayesinde şiddete ve gayri ahlâkî davranışlara teşne olan insanlar zapturapt altına alınamazlar mı? İllâ ki, utanma ve hayâ duygusunu yitirmiş insanlara DTT mi sıkılsın?! Sayın okuyucumuz, "Bu da nereden çıktı?" demeyin! İzah edelim. Eskiden köy yerlerinde, büyük baş hayvanlar haşere salgınına maruz kalınca anormal davranışlar sergileyip çevresine zarar verirmiş. Haşere ilacı olan DTT hayvanın üstüne sıkıdığında, haşereler ölür ve ilacın da etkisiyle hayvan sakinleşip uysallaşırmış. Bu uygulamaya istinaden köy yerlerinde darb-ı mesel hâline gelmiş bir söz vardır: Bir çocuk fazla yaramazlık yaptığında, "ya bu çocuğun uslanacağı yok, bunun üzerine biraz DTT sıkın, sakinleşsin, uysallaşın" diyorlarmış. İşin şakası bir yana utanma ve hayâ yitiminin aşısı, reçetesi ve şifası Kûr'ân-ı Kerim'de var: "Biz, Kûr'ân'dan öyle bir şey indiriyoruz ki o, mü'minler için şifâ ve rahmettir…” (İsra:82) Ahlâk, edep, hayâ ve utanma duygusuna sahip olmak isteyen Kûr'ân'a yönelmeli. Bu ilâhî şifadan nasiplenmek istemeyenler ise yine İslâm'ın disiplin kuralları ile tedip edilip zapturapt altına alınmalı. Bu nasıl olur? İslâm'ın evrensel hukuk sistemi Asr-ı Saadet'te olduğu gibi bir yönetim şekiline dönüştürülürse olur. Sevgili Peygamberimiz'in 52 maddelik Anayasa metni ile Medine'de tesis etmiş olduğu İslâm Devlet'inin egemen olduğu döneme neden "Medine-i Fazıla" veya "Asr-ı Saadet" deniyor? Bunu düşündük mü hiç? O toplumda insanların huzur ve saadete kavuşması ve insanların faziletli/erdemli bir hayat yaşaması o topluma İslâm'ın ahlâk ve hukuk kurallarının egemen olmasıyla, İslâm'ın o topluma rengini vermesiyle olmuştur. İslâm ümmeti olarak bugün bizim de "Asr-ı Saadet"e, "Medine-i Fazıla"ya ihtiyacımız var...

NELER SÖYLENDİ?
@
Hazım Koral

Hazım Koral

DİĞER YAZILARI Haya İmandandır... 08-01-2022 20:31 Merhamet İnsanın En Temel Hasleti Olmalı... 11-12-2021 09:09 Allah'a Koşunuz 12-11-2021 14:38 Azerbaycan ABD Ve Siyonist İsrail Kıskacında... 13-10-2021 16:59 Tarih Tekerrür Ediyor ve Taliban'lı Yeni Dönem 12-09-2021 18:11 Evlilikte Liyakat Ve Sadakat.. 08-08-2021 14:54 Bosna Savaşı ve Srebrenica Katliamı... 12-07-2021 07:06 Ey Allah'ın Kulları Kardeş Olunuz... 03-07-2021 15:34 Ateşkes Filistin'i Unutturmamalı... 03-06-2021 15:07 Sicili Bozuk Ve Küstah ABD 04-05-2021 07:21 Erbakan'ı Tanımak 25-03-2021 20:51 Merhum Erbakan'ı Rahmetle Anmak... 26-02-2021 22:54 Tarım Ve Ekolojik Sorunlarımız 28-01-2021 16:11 Sürdürülebilir Aile Yuvasının Ön Şartı İyi Geçimdir.. 24-12-2020 22:24 Batıl Ehlinin İslâm'a Ve Peygamberimiz'e Olan Düşmanlığı... 19-11-2020 10:00 İftira Dezenformasyon Ve Tezvirat Olguları Üzerinden İran Düşmanlığı.. 25-10-2020 10:25 Kısasta Hayat Vardır 29-09-2020 18:30 Kerbelâ Kıyamını Anlamak... 30-08-2020 12:18 Istanbul Sözleşmesi Mi, İslam Sözleşmesi Mi.... 16-08-2020 15:45 Bir Hukuk Skandalı Ve 22 Yıllık Hasret... 14-07-2020 07:43 Aile Mahremiyeti Üzerine 25-06-2020 07:31 Dünya Kudüs Günü Ve Asıl Mesele 21-05-2020 21:26 Oruç Ve Nefs Tezkiyesi.. 25-04-2020 15:57 Koronavirüs (Kovid-19) Hakkında... 27-03-2020 12:27 Mayın Eşeği Olmamak 10-03-2020 11:30 İslâm Devriminin 41'nci Yılı Muhasebesi 12-02-2020 09:42 İran'ın Suriye'de Ne İşi Var? 21-01-2020 10:29 Kadına Şiddet Ve Evlilik Hayatını Bitiren Faktörler... 02-01-2020 22:06 Nikâh Akdi.. 28-11-2019 21:17 Evlilikte Liyakat Ve Sadakat.. 29-10-2019 20:55 Kadına Şiddet Ve Kadın Cinayetleri 14-09-2019 09:54 Önce Ahlâk Ve Maneviyat... 18-08-2019 20:33 Takva İslam’ı En İyi Şekilde Yaşamaktır 08-07-2019 19:27 Gürültü Kirliliği 06-06-2019 17:40 Ramazan Ayı Ve Oruç 08-05-2019 21:15 Tesettürün Cılkının Çıkarılması Ve Müstehcenliğin Yaygınlaşması Üzerine... 18-04-2019 09:44 Şer Ekseni 12-03-2019 15:36 İslâm Devrimi’nin 40. Yılı 05-02-2019 18:20 Nikâhta Keramet Vardır 20-01-2019 11:50 Uygurlu Müslüman Türklere Uygulanan Çin Zulmü 19-12-2018 14:54 Evliliğe Giden Yolda Kıskançlık... 14-11-2018 22:03 Unutulan Vecibe Emr-İ Maruf -Nehyi Münker Ve Nasihat.. 10-09-2018 23:06 Akraba Ve Komşuluk İlişkileri 01-08-2018 19:36 Art Niyet - Suizan Veya Önyargı 30-06-2018 06:47 Emin, Güvenilir Ve Nezaket Sahibi Olmak 10-05-2018 18:34 Gelin Ve Damat Mevzusu 04-04-2018 17:18 Yarınlar Bizim 20-02-2018 12:01 Siyonistlerin Kuklası Küstah Trump 21-12-2017 01:02 Evlilik Oyunu (!) 22-11-2017 12:03 Vefa Kavramı.. 19-10-2017 23:07 Geçimsizlik Ve Boşanma Hadiseleri 19-09-2017 20:53 Anlamlı Ve Bir O Kadarda Stratejik Ziyaret... 17-08-2017 15:53 Evlilik Huzurun Teminatıdır… 25-07-2017 22:45 Srebrenitsa’yı Unutmayalım... 10-07-2017 23:02 Evlilik İçin Mümeyyiz Olmak… 01-07-2017 18:05 Medeniyetimiz Ve Ufak Ayrıntılar 12-06-2017 17:21 Eşler Arasındaki Kıskançlık Ve Duygu Kontrolü... 10-05-2017 13:03 Sosyal Medyanın Negatif Ve Pozitif Yönü... 03-04-2017 05:01 Sevgi Ve Aşk Üzerine Kısa Bir Analiz.... 08-03-2017 19:08 Farkındalık... 08-02-2017 20:55 Mesuliyet Hissi Ve Merhamet Duygusu.. 18-01-2017 10:05 İnsanı Ve Misyonunu Tanımak. 03-01-2017 21:34 Terör Ve Şiddetin Meşruiyeti Yoktur. 14-12-2016 10:00 Fethullah Gülen’in İnanç Ve Psikolojisi... 16-11-2016 09:46 Kerbelâ’da Âşura Öncesi 08-10-2016 09:34 Azmettirici ABD Tetikçi FETÖ Destekçi NATO 28-09-2016 22:37 İşgalci Siyonist İsrail İle Anlaşmaya Hayır.. 31-08-2016 21:33 Kanlı Darbe Girişimine Bir Başka Açıdan Bakış... 11-08-2016 13:02 Kanlı Darbe Girişimi Hangi Amaca Matuf.. 21-07-2016 16:58 Sıbgatullah; Allah'ın Boyası.. 29-06-2016 00:15 Ramazan Ve Oruç 02-06-2016 09:13 İkra 02-05-2016 12:56 Önce Ahlâk Ve Manevîyat 01-04-2016 07:20 Edep 01-03-2016 10:05 Erbain Yürüyüşü 27-01-2016 23:41 Kerbelâ’yi Anmak Bidat Mi? 29-12-2015 22:47 Kûr’ân Ve İmâm Hüseyin 24-11-2015 16:53 Üst Kimlik Manifestomuz.. 21-10-2015 16:21 Teberrâ Ve Tevellâ 21-09-2015 22:19 Uhuvvet Ve Tasavvuf 18-08-2015 08:52 Ümmet Birlikteliğinin Önündeki Engeller 03-08-2015 14:02 Diyalog Ve Uhuvvet'in Ön Şartları… 30-06-2015 23:26 Tekfircilik Hastalığı (2) 20-06-2015 18:37 Tekfircilik Hastalığı -1- 25-05-2015 13:44 Tevhid Selâm Terör Örgütü Mü? 02-05-2015 17:51
Gazete Manşetleri
E-Bülten Kayıt
ARŞİV ARAMA