Cevdet Işık
Cevdet Işık
Giriş Tarihi : 30-12-2021 11:09
Güncelleme : 30-12-2021 11:12

Rabbimiz Allah mıdır?

Başlıktaki sorunun muhatapları, özellikle kendisini Müslüman kabul edenlerdir. Müslüman olmayanlar da dilerlerse kendilerini muhatap kabul edebilir. Bunda herhangi bir sakınca yoktur. Bu, cevabı malum olan bir sorudur. Eğer bir yerde cevabı malum olan bir soru soruluyorsa, bilinmelidir ki o malum cevapla ilgili bir sorun var demektir. Burada da dikkatlere arz edilmek istenen şey, bu sorunun doğru anlaşılmasıdır. İnsani bir haslet olan doğru anlamanın, aynı zamanda içinde yüzdüğümüz nimet deryasının da en önemli nimetlerinden biri olduğu kanaatini taşıyorum.

Hiç istisnasız durumu ne olursa olsun, bütün Müslümanların bu soruya verecekleri cevap, pek tabi “evet” cevabı olacaktır. Hatta böyle bir sorunun Müslümanlara sorulmasını saçma görecek kimseler de çıkacaktır. Bu soruyu saçma bir soru kabul edip tepki gösterecek kimselerin tepkisine, şahsen ben hak veririm. Çok doğru bir açıdan bakıyorlar. Çünkü Müslüman olmanın en temel göstergelerinden birisi de Allah’ı Rab kabul etmektir. Hem Müslüman olmak ve hem de Allah’ı Rab kabul etmemek kadar büyük bir çelişki olabilir mi? Olmamalı ama ne yazık ki oluyor/olabiliyor. Öyle ise bu çelişkinin oluşturduğu imkânla harekete geçme ve doğru teşhislerle doğru çözümler bulma sorumluluğu da ortaya çıkmış oluyor.

Her Müslümanın gayet doğal olarak, müslümanca bir tasavvura sahip olması gerekir. Müslümanca tasavvuru oluşturan sütunlardan birisi de Rab terimidir. Terim deyince aklıma rahmetli Mevdudi geldi. Malumunuz Mevdudi’nin “Kur’an’a Göre Dört Terim” diye bir kitabı var. O kitapta ele aldığı terimlerden birisi de Rab terimidir. Yeri gelmişken diğerlerini de hatırlayalım: İlah, İbadet ve Din. Gençliğimde bu kitabı okuduğumda bütün bir tasavvur dünyamı sarstığını hatırlıyorum. Tutunacak herhangi bir tutamağım yoktu o zamanlar. Bu kitabı okuduğumda bakışımda değişmeler olduğunu bariz bir şekilde fark etmiştim. Gerçi konu bu değil. Allah Mevdudi’ye rahmet etsin.

Seksenli yıllar nerde, iki bin yirmili yıllar nerde? Uzun zaman geçmiş. Zamanla insanın bir gelişim, bir değişim, bir tekâmül içinde olması gerekir. Özellikle de Müslümanların böyle bir evrimsel süreci idrak etmeleri, kendileriyle uyumlu olmaları anlamına gelecektir. Çünkü meşhur Hadiste “iki günü birbirine eşit olanların zararda olduğu” dile getiriliyor. Müslümanların Kur’an gibi bir hazinesi var, orada düşünceden, tefekkürden, akletmekten, tezekkürden, teemmülden vs. söz ediliyor. Kıssalar var. Kur’an, adeta bir “gök sofrası” gibi önümüze indirilmiş. Onun rehberliğiyle yol aldıktan sonra, Müslümanın sırtını yere indirmek mümkün olur mu? Doğrudur, ama bunun doğruluğunun dilden kalbe inmesi gerekiyor. Eğer biz Müslümanlar vahyin hakikatlerini kalbe indirebilseydik bugün bu halde olmayacaktık. İlk sorunsalımızın kalple ilgili bir sorunsal olduğu açıktır. Kur’an yerine, sloganlar bize yön verdi ve halen vermeye de devam ediyor. Durum böyle olunca bizim işlerimiz de yolunda gitmiyor. Gidilmesi gereken yolda gidilmiyorsa, yani başka bir yola düşmüş olmak söz konusu ise, hele hele bu başka yol da İslam olarak kabul görüyorsa, o zaman işler büsbütün karışmış demektir.

Şahsen beni çok etkileyen Emeviler döneminde yaşanmış bir anekdot anlatayım: Olay, zalim sıfatıyla ünlenmiş Haccac ile bir adam arasında geçiyor. Haccac bir gün söz konusu adama, Muhammed b. Yusuf’u tanıyıp tanımadığını sorar. O adam da tanıdığını söyler. Haccac onun nasıl birisi olduğunu, karakterinin nasıl olduğunu sual eder. O yiğit insan da şöyle cevap verir: “Son derece küstah ve ahlaksızdır, hele Allah’a ve emirlerine uymamakta, onu kimse geçemez.” Haccac öfkelenir ve “onun benim kardeşim olduğunu bilmiyor musun?” der. Adamın verdiği cevap şöyledir: “Evet, evet, biliyorum; ama sen Allah’u Teâlâ’nın Rabbim olduğunu bilmiyor musun? Vallahi benim, senin kardeşinden çok daha fazla, O’na ihtiyacım vardır ve O’nu o kadar da severim.”

Her sözün muhakkak bir bedeli vardır. Bedelsiz söz suya yazılmış yazı gibidir. Bu olayda zalim bir insanla konuşuluyor. Yani bu zalim insanı bağlayan herhangi bir hak ve hakkaniyet ölçüsü de yoktur. Bu durumda insanın ne can ve ne de başka herhangi bir güvenliği olmayacaktır. Onun için ağızdan çıkan sözün neticede nasıl bir bedelle karşılık bulacağını tahmin etmek zordur. Yani “kelle koltukta” bir durum söz konusudur. Bu duruma rağmen söz konusu adam, Haccac’ın sorusuna verdiği cevapta hakikati dile getirmekten çekinmiyor. Aldığı tehdit karşısında yukarıdaki cevabı veriyor. Biz böylece görmekteyiz ki, Allah’ın Rab olarak kabul edilmesi, insanın sözlü ve fiili hayatını etkileyen bir dinamik durumundadır. Mekke döneminde Müslümanların, yaşadıkları zulüm ve işkencelere karşı gösterdikleri direnme güç ve cesareti de bu dinamiksel değer sayesinde idi.

Tevbe Suresi otuz birinci ayet vesilesiyle henüz müslüman olmamış Adiy b. Hatem meselesini hatırlayalım. Hz. Peygamber, Yahudilerin hahamlarını ve Hıristiyanların da rahiplerini ve Meryam oğlu Mesihi yani Hz. İsa’yı Allah’ın peşi sıra rabler edindiği ayetini okurken, henüz boynunda haçı olan Adiy b. Hatem itiraz eder ve onları rabler olarak kabul edip tapmadıklarını söyler. Hz. Peygamber Hatem’e “onların Allah’ın helal kıldığını haram, haram kıldığını da helal olarak değiştirdiğini ve sizler de bunu kabul etmiyor muydunuz” diye sorar. Adiy b. Hatem de evet diyerek cevap verince, bu durumun onları rabler olarak kabul ederek, onlara tapmak anlamına geldiğini söyler.

Şimdi günümüzde her Müslümanın yukarıda belirtilen iki olay bağlamında durumunu gözden geçirmesinin önemli olduğunu görmek gerekir. Birincisi Haccac’la tartışan şahıs bağlamında değerlerin hayata dönüşmesinin gözden geçirilmesidir. Yani yaşanan hayatta yaratıcı olarak, sahip olarak, terbiye edici olarak Rabbimizin kim olduğunun farkında olmaktır. İkincisi de Adiy b. Hatem bağlamında değer durumundaki ilkelerin anlam bakımından gözden geçirilmesidir. Enam Suresi yüz altmış dördüncü ayette “De ki: Allah her şeyin Rabbi iken, ben O’ndan başka bir Rab mi ararım?” diyor. Bunun bir iman ve güven meselesi olduğu açıktır.

İman ve güvenin oluşum süreci kalp, dil ve hayat olarak karşımıza çıkmaktadır. Öncelikle kalpte karar oluşmalıdır. Kanaatimce bütün sorunlar, kalpteki kararsızlıklardan oluşmaktadır. Kararsızlıklar karara bağlanmadan âlemlerin Rabbine ne kadar hamd etsek de, dilden hayata bir sıçramayı gerçekleştirmek mümkün olmayacak. Durum böyle olunca ‘Rabbimiz Allah mıdır?’ sorusu da öylece orada durmaya devam edecektir. Yaşadığımız toplumsal hayat itibariyle Rab olarak Allah’ın kabul edilmediği açıktır. Rab olarak Allah kabul edilmediğine göre, demek ki bunun yerinde başka bir şeyler vardır. Bu durum çok önemli bir özeleştiri ihtiyacını ortaya çıkarmaktadır.

Bütün sınırları anlamsız kılan post-değer bir hayattır şu an yaşanan hayat. Değerlerin, özellikle de İslami değerlerin adeta talan edildiğini görmeyen var mıdır? Bu böyle mi olmalıydı? Değerlerin öncelikle siyasi çıkarların yük hamallığından kurtarılması gerekir. Bu önemli bir olaydır. Müslümanların birer zihinsel sömürü nesnesine dönüştürülmesinden daha vahim bir şey olamaz. Bu vahim durumun oluşturduğu vebal büyük bir vebaldir. Vebali kanıksamak, vebali içselleştirmek, bütün alçaltıcı, yok edici salgınların, vebaların dölyatağı olduğunu görmek, bilmek, fark etmek gerekir. Bu veba sorunu Müslüman olduğunu deklare eden kimseleri buluşturmalı, konuşturmalıdır. Çünkü Müslüman, değerleri ipotek altında iken özne ve özgün olamaz. İpotek edilmiş değerlerle özgün bir hayat yolculuğu yapılamaz.

Değerlerin oluşturacağı müslümanca öznelik ve özgünlük için, Allah’ın hakkıyla Rab olarak kabul edilmesi gerekir. Bu gereklilik sadece dil ile ifade edilebilecek bir gereklilik değildir. Istılahi anlamıyla kalbin işlevsel olduğu bir kararla dile, söyleme yapılacak yolculuğun, hayat içinde davranış olarak meyvesini verecek şekilde olması gerekir. İşte o zaman hak yerini bulmuş olacaktır. Allah’ın Rab kabul edilmesi, bütün referansların Allah ile irtibatlı hale getirilmesi anlamına gelir. Hayatın anlamlı olması, hayata doğru anlamlarla yaklaşıldığı zaman mümkün olacaktır. Onun için bütün kelimelerin, kavramların ve terimlerin doğru anlamlarıyla buluşturulması gerekiyor. O zaman ‘Rabbimiz Allah’tır’ dediğimizde gerçekten ‘Rabbimiz Allah’ olur.

NELER SÖYLENDİ?
@
Cevdet Işık

Cevdet Işık

DİĞER YAZILARI Rabbimiz Allah mıdır? 30-12-2021 11:09 Mikro Milliyetçilikler 23-11-2021 18:24 Sezai Karakoç Tanıklığım.. 17-11-2021 14:22 Milliyetçi Tasavvurları Aşmak-2- 08-11-2021 09:47 Milliyetçi Tasavvurları Aşmak-1 22-10-2021 18:48 İtibar Üzerine... 16-09-2021 10:09 İktidar Tiryakiliği 30-08-2021 20:50 Kesintisiz Çoklu Okumalar 17-07-2021 16:24 Hayatsız Gündem Gündemsiz Hayat.. 04-07-2021 11:33 Kudüs Gerçekliğini Doğru Okumak... 12-05-2021 12:00 Nadide Zamanlar 30-04-2021 19:27 Yaşamsal Bir Unsur Olarak “Müphemlik” 10-04-2021 15:44 Varoluşsal Bir Trajedi Olarak Şeyleşme.. 07-03-2021 18:25 Bir Sorunsal Olarak Gündem 05-02-2021 17:04 Sorumluluğun Zirvesinde Bir Mü’min: Mehmet Akif.. 27-12-2020 13:34 Öznelliğin İktidarı-2 17-12-2020 08:52 Öznelliğin İktidarı-1 30-11-2020 09:31 Zamanın Ayarını Kaçırmak 11-10-2020 21:48 Farkı Fark Ettiren Fark 26-09-2020 09:22 Öznel Özerklik-3 17-09-2020 15:26 Öznel Özerklik-2 04-09-2020 08:22 Öznel Özerklik-1 20-08-2020 08:47 Hayat Ve Hicret 09-08-2020 08:55 Yanıltıcı Varoluşsal Katılık... 17-07-2020 18:52 Kur’an Ahlakının Gerekliliği 10-07-2020 15:50 Hüzünle Giden Ramazan.. 23-05-2020 14:47 İnsanı Tanımak 06-05-2020 18:31 Hiçbir Şey Olmamak.. 14-03-2020 22:12 Müslümanların Kafes Hayatı 23-02-2020 09:15 Şuradan Şuraya 09-02-2020 09:25 Post Truth Dünyada Müslüman Kalmak 08-01-2020 08:21 Adaletin Ayağa Kalkması 23-12-2019 10:28 Yaraların Kabuk Bağlaması... 09-12-2019 09:08 Bir Nitelik Olarak Adaleti Ayakta Tutmak.. 13-11-2019 09:14 Sanal Resepsiyon.. 03-11-2019 18:54 Can Alıcı Ve Can Yakıcı Kısım 29-10-2019 20:58 İçerik Bakımından Adalet Çarkı 01-10-2019 08:35 Adl Üzere Bir Hayat 23-09-2019 06:10 Adaletin Kuşatıcılığı 10-07-2019 17:25 Aklın Hakikatinden Uzaklaşmak 18-06-2019 12:06 Cenneti Arayan Adam 29-05-2019 06:26 Felsefik Bir Nazarla Seçim Olgusu 24-04-2019 09:05 Bekâ Üzerine Zihinsel Bir Egzersiz 27-03-2019 07:16 Hakikate Dair 16-03-2019 11:22 Görmezlikten Gelmek... 07-03-2019 21:55 Kilitli Labirent: Üstünlük Çıkmazı 27-02-2019 23:33 Gizli Irkçılıklar 16-02-2019 12:19
Gazete Manşetleri
E-Bülten Kayıt
ARŞİV ARAMA