Muhammed Acar
Muhammed Acar
Giriş Tarihi : 22-12-2021 17:31

Ne Umduk, Ne Bulduk!

Türkiye’deki İslami kesim üzerinde yetmişli yıllarda hız kazanıp doksanlı yıllarda da devam eden büyük bir baskı vardı. Başörtüsü yüzünden eğitim hakkı elinden alınan kızlar, sakalı sebebiyle işe alınmayan ya da işten atılan erkekler...

Unutmak istediğimiz bu manzaraları yeniden yaşama tehlikesiyle karşı karşıyayız. Türkiye’de halen iktidarda olan Ak Parti hükümetinde 2011’den sonra hızlanan savrulma, 2018 yılından sonra daha da kötü bir tecrübe yaşanmasına neden olmaya başladı.

Doksanlı yıllarda yaşatılan zulümler karşısında yükseltilen sloganları hatırlayalım. Bu sloganların ortak mesajında, hukuksuzluğu giderme, rüşvet, adam kayırma, yolsuzluk gibi hem İslami hem de insani olmayan uygulamalara son verme vardı. Bizden olmayana farklı bir muamelede bulunmayacak, kimliği ne olursa olsun haklıya haklı olduğu için hakkını teslim edecek, zalim bizden dahi olsa karşısında duracaktık.

Daha nice ideallerimiz vardı o zamanlar. Peki, ne oldu bu ideallerimize? Kendini dindar, muhafazakar, mütedeyyin olarak tanımlayan insanlar adına iktidara gelen Ak Parti hükümeti, geride kalan yirmi yıllık süreçte yukarıda kısaca zikrettiğimiz ideallerin hayata geçirilmesi noktasında kötü bir tecrübe ortaya koydu.

Yaşanan bu sürecin hem siyasi, hem dini, hem de sosyal sonuçları oldu. Siyasi sonuçlarını muhtemelen yapılacak ilk seçimlerde göreceğiz.

Türkiye toplumunun taklide dayalı dini yaşayışını da bu süreç oldukça etkiledi. Bundan otuz-kırk yıl önce, özellikle gençlere taklide dayalı bir dini inanç veriliyor, onlar da bunu sorgulamıyor, ana babadan ne öğrendiyse ona inanıyordu. Şimdiyse durum daha farklı. Söylem ve eylem arasındaki farkları gözlemleyen/sorgulayan/itiraz eden gençler, tutarsızlık gördükleri noktaların nereler olduğunu, bunları kimlerin dillendirdiğini bir yere not ediyor ve şahit olduğu bu çarpıklıklar karşısında savrulmalar yaşıyor.

Faize karşı olduğunu dillendiren, uygulamada ise devlet eliyle faiz verildiğini gören genç dini hükümler karşısında ciddiyetini yitiriyor. Devlet kurumlarında adam kayırma, yolsuzluk, rüşvet vb. birçok hukuksuzluğa şahit olan genç, aynı zamanda bunları yapanların dilinde Kur’an, İslam, Müslüman söylemlerinin olduğunu görüyor ve Kur’an’a da, İslam’a da, Müslümanlara da mesafe koyuyor.

Sürecin sosyal sonuçlarını ise ikiye ayırabiliriz. Ekonomi adına bir cümle kuracak olursak, 2021 yılının son günleri itibariyle Türkiye halkının yaşam kalitesinin geldiği noktaya baktığımızda ülkenin iktisadi olarak yönetilemediğini açık şekilde ifade edebiliriz.

Sosyal etkilerinden bir diğeri de, halk içindeki kutuplaşmanın iyiden iyiye sertleşmesi. Öyle ki, siyasi parti liderlerinin aynı masa etrafında oturup konuşması imkansız hale gelmiş durumda. Parti liderlerinin bu tutumları halk nezdinde de karşılık buluyor, farklı görüşlere sahip olmak bir düşmanlık sebebi olarak görülüyor.

Doksanlarda kendisi gibi olmayanlar tarafından dışlanan İslami kesimden kimseler, bugün kendisi gibi olmayanları hayatın dışına itebiliyor, hatta onlara hak mahrumiyetleri yaşatabiliyor. Bu rövanşist davranış biçimleri nedeniyle, Türkiye kısır döngüden çıkamıyor, gelen her hükümet, karşısında konumlandırdığı kitleyi ezmek için harekete geçiyor.

Tüm bunların sonucunda, enerjisini kendi içinde tüketen, üretemeyen, üretemediği için ekonomik sorunlar yaşayan, netice itibariyle dış müdahaleye açık hale gelen bir ülke haline geliyoruz. Artık, iç barışın sağlanamadığı bir ülkede dışarıya karşı güçlü bir duruş sergilenemeyeceğini görmemiz, bunun için adımlar atmamız gerekiyor. Aksi halde, düşmanlık, dar görüşlülük, bağnazlık ve geri kalmışlık çukurundan çıkmamız mümkün olmayacak.

NELER SÖYLENDİ?
@
Gazete Manşetleri
E-Bülten Kayıt
ARŞİV ARAMA