Alptekin Dursunoğlu
Alptekin Dursunoğlu
Giriş Tarihi : 10-10-2021 18:49

İşte İlham Aliyev’in 'İsrail burada nerede?' sorusunun cevabı

Tahran’ın değerlendirmeleri ve kaygıları anlaşılabilir olsa da; ortaya koyduğu tepkinin zamanlaması oldukça tutarsız, şekli ise abartılı.
 

 “Güya Azerbaycan İsrail'i bu bölgelere getirmiş. Gözlerini açıp görsünler. İsrail'i burada nerede gördüler. Burada tek bir kişi bile yaşamıyor. Burada bina yok. Kanıt var mı?”[1]

Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev, kendisini İsrail’i bölgeye taşımakla suçlayan İran’a bu cümlelerle cevap verdi. 

İkinci Karabağ savaşının yıldönümü dolayısıyla ‘Cebrayıl’ bölgesine giden İlham Aliyev, İsrail rejiminin Azerbaycan’daki varlığını reddeden bu açıklamadan sonra, imalı bir gülümsemeyle ve zafer işareti yaparak İsrail yapımı Harop insansız uçağını okşadı.[2]

Aliyev’in bu açıklaması, eylül ayından itibaren yaşanan bir dizi bölgesel gelişme sonucu yükselen tansiyona dair son resmi açıklamaydı.

Bu açıklamaya kadar Azerbaycan merkezli olarak tansiyonun yükselmesine neden olan şu bölgesel gelişmeler yaşandı:

6 Eylül: Türkiye ve Azerbaycan ordusu, 2020’de Ermenistan işgalinden kurtarılan Laçın’da ortak askeri tatbikat yaptı.[3]

13 Eylül: Türkiye, Azerbaycan ve Pakistan askerleri, Bakü’de ‘Üç Kardeş’ adlı bir ortak tatbikat yaptı.[4]

15 Eylül: İki İranlı kamyon şoförü, Goris – Kapan yolunda “Azerbaycan’a yasa dışı bir şekilde girmek” suçlamasıyla Azeri polisi tarafından tutuklandı.[5]

20 Eylül: Türkiye ve Azerbaycan Nahcıvan’da ortak tatbikat yaptı.[6]

1 Ekim: İran, Azerbaycan sınırında askeri tatbikat başlattı.[7] Tatbikata, Peygamber’in Yahudilere karşı yaptığı Hayber savaşına atıfla ‘Hayber Fatihleri’ adı verildi.   

5 Ekim: İlham Aliyev’in İsrail rejiminin Azerbaycan’daki varlığını reddeden ve İsrail yapımı Harop insansız uçağını okşayan açıklamasıyla eş zamanlı olarak Azerbaycan, Türkiye ve Gürcistan, ‘Sarsılmaz Kardeşlik’ tatbikatını başlattı.[8]   

Bu tatbikat, sanki İran’ın Hayber Fatihleri tatbikatına bir cevapmış gibi algılandı; ancak Türkiye ve Gürcistan, bu tatbikatı yapacağını temmuz ayında[9] açıklamıştı.   

Bölge dışı güçlerin varlığına zemin için bölgesel kriz

İranlı iki kamyon şoförünün Azeriler tarafından tutuklanması istisna edilirse, aslında 6 Eylül’den 5 Ekim’e kadar yaşananlar, ‘bölge jeopolitiğinde değişiklik’ yapıldığı algısı yaratacak gelişmeler değildi.

Zira her ülkenin kendi sınırları içerisinde dost veya müttefik gördüğü ülkelerle askeri tatbikatlar yapması olağan bir durumdu ve iki kamyon şoförünün tutuklanması meselesi de sadece adli veya idari bir sorundan ibaret gözüküyordu.

Ancak İran, bu bir aylık gelişmeler üzerine Azerbaycan sınırında askeri tatbikat yapmış ve Dışişleri Bakanı Hüseyin Emir Abdullahiyan da katıldığı bir televizyon programında “Siyonist rejimin İran sınırı yakınındaki varlığına” ve “bölgenin jeopolitiğinde ve sınırlarında değişiklik yapılmasına tahammülümüz yoktur”[10] diye tepki göstermişti.

Peki İran’ın bu tepkisinin sebebi neydi, “Bölgenin jeopolitiğinde ve sınırlarında değişiklik”ten neyi kastediyordu ve bu zamanlama ne ifade ediyordu?

İran basınında yapılan değerlendirmelerden anlaşıldığına göre Tahran, ‘Zengezur Koridoru’nun harita değişikliği şeklinde genişletilmesinden kaygı duyuyor. Türkiye, Gürcistan, Pakistan ortak tatbikatlarını ve İsrail rejiminin Azerbaycan’la olan askeri ilişkilerini bölge jeopolitiğini değiştirmeye yönelik hamleler olarak okuyor.

İran’ı Ermenistan ve Gürcistan üzerinden Rusya’ya bağlayan güzergahtaki Goris – Kapan yolunda Azerbaycan’ın İran kamyonlarından 130 dolar almaya başlaması, kamyon şoförlerinin tutuklanması; Türkiye, Azerbaycan, Gürcistan ortak tatbikatları ve nihayet Bakü’nün İsrail rejimiyle olağanüstü askeri ilişkileri Tahran tarafından bölgede harita değişikliği yaratmaya yönelik girişimler olarak değerlendiriliyor.

Tahran’ın tepkisi abartılı, zamanlaması tutarsız 

Tahran’ın bu değerlendirmeleri ve kaygıları anlaşılabilir olsa da; ortaya koyduğu tepkinin zamanlaması oldukça tutarsız, şekli ise abartılı gözüküyor.

Zira bölge jeopolitiğinde değişiklik yaratma potansiyeli bulunan ‘Zengezur Koridoru’ Karabağ savaşının ardından Rusya, Azerbaycan ve Ermenistan arasında imzalanan üçlü bildiriyle gündeme geldi. 

Dolayısıyla geçen yıl Karabağ savaşını ve sonraki süreci sadece izlemekle yetinen Tahran’ın bir yıl aradan sonra ‘jeopolitik değişiklik’ kaygısıyla tepki göstermesi tutarsız. 

Halbuki İranlı uzmanlar, Karabağ savaşı sırasında muhtemel harita değişikliği ile ortaya çıkabilecek yeni jeopolitik durumla ilgili uyarıda bulunmuştu. 

Örneğin Uluslararası Hukuk ve Avrasya Uzmanı Dr. Ahmed Kazımi Karabağ savaşının enerji alanında İran’ın jeopolitik kapasitesine yapabileceği olumsuz etkiler konusunda Ruhani hükümetini uyarmış ve şu risklere dikkat çekmişti:

1- Azerbaycan’la İran arasında Nahcivan’ın doğalgaz ihtiyacının karşılanması için 2004’te imzalanan gaz takası anlaşmasıiptal edilebilir. Bu ise İran’ın yüzde 15’lik gaz takası payını kaybetmesi anlamına gelir.

2- Türkiye 1996’da İran’la 25 yıllık doğalgaz anlaşması yapmıştı. Bu anlaşmanın süresi dolmak üzere, eğer bu koridor ile Azerbaycan’dan boru hattı döşenirse İran’ın zararı büyük olur. 

3- Türkmenistan gazı Azerbaycan üzerinden Türkiye’ye ulaştırılabilir bu durumda Türkmen gazının takas yoluyla İran üzerinden Türkiye’ye ulaştırılmasına gerek kalmaz.

4- Azerbaycan, Ermenistan’la Karabağ konusunda kendisine üstünlük sağlayacak bir gaz anlaşması yapabilir böylece İran Ermenistan gaz boru hattı önemini yitirir.

5- Amerika tarafından desteklenen Trans-Hazar boru hattı projesi yeniden canlandırılabilir. Türkmenistan'dan Azerbaycan'a döşenecek boru hattı, Azerbaycan-Gürcistan-Türkiye arasındaki mevcut boru hatları üzerinden Avrupa'ya ulaştırılabilir. 

6- İran’dan Avrupa’ya doğalgaz naklini öngören boru hattı projesi önündeki engeller artar.[11]

Geçen yıl bu uyarılara rağmen Karabağ savaşını izlemekle yetinen İran’ın bugün bölge jeopolitiğinde değişiklikten şikayet etmesi ve tepkisini askeri tatbikatla ortaya koyması ise abartılı; zira kopmaz kültürel ve dini bağlardan dolayı Azerbaycan’la savaş Tahran’ın asla başvurmayacağı bir seçenek. 

Öte yandan bölgedeki askeri tansiyonun yükselmesi, İran’ın değil, uluslararası güçleri bölgeye sokmaya çalışanların çıkarına. Nitekim İlham Aliyev’in İran'ın askeri tatbikatına tepki olarak “uluslararası ve bölgesel güçleri sürece dahil etme tehdidi” savurması[12] da bunu doğruluyor.

Bununla birlikte ‘Zengezur Koridoru’nun bir oldubitti ile harita değişikliğine dönüştürülme ihtimali, bölge dışı güçlerin bölgeye sokulması ve barış denizi olan Hazar’ın askerileştirilmesi sadece Tahran’ı değil Moskova’yı da kaygılandırabilecek gelişmeler.

Yeni bölge jeopolitiği, Zengezur Koridoru ile Goris–Kapan yolundan geçiyor

İddia edildiği gibi Zengzur Koridoru ile Goris – Kapan yolundaki son gelişmeler eğer bölge jeopolitiğine yönelik müdahale girişimleri ise hem bu yer isimleriyle yeni bölgesel jeopolitik arasındaki ilişkiyi hem de İran’ın bu konudaki kaygısının sebebini anlamak açısından haritaya bakmak şart. 

Zengzur, Nahcivan ile Azerbaycan arasında kalan ve şu an Ermenistan sınırları içerisinde yer alan bir bölge. Karabağ savaşından sonra Rusya, Azerbaycan ve Ermenistan tarafından imzalanan bildiriyle burada bir ulaşım hattı kurulması gündeme geldi. 

Bu ulaşım hattının açılmasıyla Türkiye, Nahcivan ve Azerbaycan birbirine bağlanmış olmakla kalmayacak Azerbaycan Nahcivan bağlantısında İran da bypass edilmiş olacak. 

Goris – Kapan yolu ise büyük kısmı Ermenistan sınırları içerisinde bulunan bir yol. Ancak bunun 21 kilometrelik kısmı[13]geçen yılki Karabağ savaşında Azerbaycan’ın kontrolüne geçti. Azerbaycan’la İran arasındaki sorun da işte bu kısımda yaşanıyor. 

Zira geçtiğimiz ağustos ayında yolu kapatan Azerbaycan, İran kamyonlarından 130 dolar para alıyor ve iki şoförün tutuklanması olayında olduğu gibi “Azerbaycan’a yasadışı girmek” gerekçesiyle İran kamyonlarını da alıkoyabiliyor.    

İran medyası, Karabağ savaşından sonra Ermenistan’ın güneyindeki Syunik kentinin ele geçirilerek Nahcıvan ile Azerbaycan’ın birleştirilmeye çalışıldığını ve böylece İran’ın Ermenistan, Gürcistan ve Rusya ile bağlantısının kesilmek istendiğini öne sürüyor.    

Bu açıdan bakıldığında ise ‘Zengezur Koridoru’ ile Goris – Kapan yolundaki yeni uygulamalar, İran’ın Rusya ile bağlantısını kesmenin somut adımları olarak ortaya çıkıyor. 

Fars News’in iddiasına göre bu girişimin arkasında “İslam ülkelerinin en azından İhvancıların lideri olmak isteyen” ancak “Suriye’de ve Irak’ta Direniş Cephesine yenilince kaybettiği prestiji Türk dünyasının lideri olarak yeniden kazanmaya çalışan Erdoğan” var. [14]

İran devletinin resmi görüşlerini yansıtan Fars News’in diğer iddiaları da özetle şöyle:

1- Türkiye, geçen yılki Karabağ savaşında Azerbaycan’a sadece silah ve askeri danışman desteği vermedi. İran Azerbaycan sınırına Suriye’den terörist grupları da getirdi.

2- Bakü ve Ankara, İran mallarını Rusya pazarında silmeye çalışıyor bu yüzden de başta Goris – Kapan yolu olmak üzere yollarda İran kamyonlarına kasti sorunlar çıkarıyor. 

3- Azerbaycan, İran ve Rusya arasındaki transit taşımacılığa ilişkin Amerika’ya istihbarat veriyor.

4- Hazar havzasına bölge dışı güçler sokulmak isteniyor.

Azerbaycan’ın yalanlamayı başaramayan yalanlamaları

Tahran’ın Bakü’nün niyetleri konusundaki iddiaları ve şikayetleri üç maddede özetlenebilir:

1- Bakü, İran’ın kuzeyi ile bağlantısını kesmeye çalışıyor.

2- Karabağ savaşında Suriye’den bölgeye terörist getirilmesine izin verdi ve bunların bölgeyi terk edip etmediği bilinmiyor.

3- Bakü, Irkçı İsrail rejimini bölgeye getirdi. 

Başta Cumhurbaşkanı İlham Aliyev olmak üzere Azeri yetkililer, yaptıkları açıklamalarla bu iddiaları ya Harop’un başını okşayarak imalı bir şekilde teyit etti yahut, somut gerçeklikle çelişen yalanlamalarda bulundu.

Azerbaycan Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Leyla Abdullayeva, “Suriye’den getirilen teröristler” konusundaki iddiayla ilgili olarak şu açıklamayı yaptı:

“Hiçbir dayanağı olmayan bu iddiaları kabul etmiyoruz. Azerbaycan topraklarında devletimize veya komşu ülkelere tehdit oluşturabilecek terör unsurları da dahil olmak üzere herhangi bir gücün varlığı tartışılamaz bile. Maalesef 44 günlük savaşta bazıları bu gibi asılsız iddialarda bulundu. Bu iddiaların mesnetsiz olduğunu o zaman belirtmiştik, şimdi de yineliyoruz ve şu ana kadar Azerbaycan'a bu hususta herhangi bir delil sunulmamıştır.”[15]

Halbuki 2011’den beri Suriye konusundaki her haberi dünya medyası tarafından ilahi vahiy doğruluğunda kabul edilen Londra merkezli Suriye İnsan Hakları Gözlem Evi, Karabağ savaşına katılan Suriyelilerle ilgili rakamlar, fotoğraflar ve görüntüler yayımladı. 

Örneğin 2 binden fazla Suriyelinin Karabağ savaşına gönderildiğini, 18 Ekim 2020 tarihi itibariyle bunların 135’ininöldüğünü;[16] 900’ünün de Suriye’ye geri döndüğünü bildirdi.[17]

Öte yandan BBC, Karabağ savaşına paralı asker olarak gönderilip sağ kurtulan Suriyelilerle mülakat yaptı. Dolayısıyla Abdulleyava’nın iddiasının aksine delilin sadece fotoğrafı veya videosu değil; ölüsü de dirisi de sunuldu.

Azeri yetkililerin “biz zaten savaşta üstündük, askere de ihtiyacımız yok Suriye’den niye paralı asker getirelim?” şeklindeki zahiren ‘ikna edici’ görünen itirazının cevabı da BBC’nin söz konusu haberinde mevcut. 

“Washington DC'deki CNA askeri araştırmalar düşünce kuruluşunun Rusya masası başkanı, askeri analist Michael Kofman”, BBC’nin bu sorusuna şu cevabı veriyor:

“Azeriler başlangıçta, özellikle de Güneydoğu'da epey bir kayıp verdiler. Bu paralı askerler esasen öne sürülecek, harcanabilir hücum birlikleri olarak kullanıldı. Başta bu hücum harekatları başarılı olmazsa, bu durumda can kayıplarının Azeri askerleri değil paralı askerlerden olmasının daha iyi olacağının hesabını yaptılar.”[18]

Bu açıklama gösteriyor ki ölüm ihtimalinin güçlü olduğu yerlerde Suriyelilerin Azeriler için feda edildiği yönündeki cevap da en az Azeri yetkililerin sorusu kadar ikna edici.

Gizlenen ve çarpıtılan resmi rakamlardaki İsrail   

İlham Aliyev’in Azerbaycan’da İsrail’in bulunmadığını ispat etmek için eliyle arkasında kalan boş arazileri işaret ederek söylediği sözü hatırlayalım: 

“Güya Azerbaycan İsrail'i bu bölgelere getirmiş. Gözlerini açıp görsünler. İsrail'i burada nerede gördüler. Burada tek bir kişi bile yaşamıyor. Burada bina yok. Kanıt var mı?”

Elbette Azerbaycan’ın İsrail’e üs verdiği iddiası sadece bugüne has ve sadece İran’a ait bir iddia değil. Amerika’nın dış politika konusundaki karar alıcıların yayın organı olarak nitelenen Foreign Policy dergisi, 2012’de Aliyev yönetiminin İsrail’e üs verdiğini bildirmişti.[19]

Aliyev’in delil ve ispat mantığına göre elinizle işaret ettiğiniz bir arazide herhangi bir İsrailli görülmüyorsa orada İsrail yok demektir!

Azerbaycan Devlet İstatistik Kurumunun İsrail rejimiyle ekonomik ilişkilere dair rakamları da Aliyev’in ispat mantığına çok benziyor. 

Kurumun 2019 verilerine göre Azerbaycan’ın ırkçı İsrail rejimine yaptığı ihracat 1.3 milyar dolar, İsrail’den yaptığı ithalatise 43.7 milyon dolar olarak gerçekleşti.[20]

Halbuki en azından ithalatla ilgili rakam, mantıksal ve matematiksel gerçeği yansıtmıyor. 

Zira “Şubat 2012'de Azerbaycan, İsrail’den insansız hava araçları ve füzesavar savunma sistemleri de dahil olmak üzere 1,6 milyar dolar değerinde silah alım anlaşması yaptı. Bakü'de varılan anlaşma kapsamında Azerbaycan ve İsrail'in ortaklaşa insansız taarruz uçakları üretmeye başladıkları da bilinmektedir. Söz konusu silah alımları bugüne kadar da devam ediyor.”[21]

Dolayısıyla İsrail’den 1.6 milyar dolarlık silah alan ve ortak taarruz uçağı üreten Azerbaycan’ın İsrail’den yaptığı ithalat nasıl 43.7 milyon dolarda kalabilir?  

Ayrıca korona salgını sebebiyle 2020 yılında hem ithalat hem de ihracat rakamlarındaki düşüşe rağmen 2020 yılının ocak ayında İsrail, Azerbaycan’ın toplam ithalatında yüzde 8.49’luk paya sahip.[22]

Azerbaycan basınında yer alan haberlere göre de İsrail rejimi “Azerbaycan’a silah satışı yarışında Rusya’yı bile geçti ve Azerbaycan’ın ana silah tedarikçisi haline geldi.”[23]

Azerbaycan’ın İsrail’i bölgeye soktuğu yönündeki suçlamaların gündeme gelmesinden birkaç hafta önce de Azerbaycan’ın İsrail rejiminden 2 milyar dolarlık silah alımı anlaşması için görüşmeler yaptığı bildirildi.[24]

25 Aralık 1991’de Azerbaycan’ın bağımsızlığını tanıyan İsrail’in Ağustos 1993’ten beri Bakü’de elçiliği bulunuyor olmakla birlikte Azerbaycan’ın henüz İsrail işgali altındaki topraklarda elçiliği bulunmuyor.

Bu, birçok Arap ülkesinin de İsrail rejimiyle ilişkisine benzer bir durum. Ancak Türkiye’nin İsrail’le ilişkilerinden daha tutarlı daha açık sözlü.

Zira Türkiye ile İsrail’in diplomatik ilişkileri hala büyükelçi seviyesinde değil; ama İsrail’le 5.2 milyar dolar ticaret hacmine sahip.

Türkiye, Birleşik Arap Emirlikleri’nin İsrail rejimiyle yaptığı normalleşme anlaşmasını “ihanet ve riyakarlık” olarak niteliyor;[25] ama Azerbaycan’ın İsrail’le benzersiz ilişkilerini asla sorun etmiyor.     

Azerbaycan basında yer alan 13 Ağustos tarihli habere göre Azerbaycan, satın aldığı silahların taşınması için İsrailli kargo uçağı firmalarıyla görüşmeler yapıyor. Öncelikle işgal altındaki topraklarda bir ticaret ve turizm ofisi, ardından da elçilik açacağı öne sürülüyor. 

Bunların gerçekleşmesi halinde de Azerbaycan’ın Bahreyn’den sonra ırkçı İsrail rejimiyle diplomatik ilişki başlatan ikinci Şii ülke olacağı vurgulanıyor.

İlham Aliyev soruyor: “İsrail’i burada nerede gördüler?” 

Cevap: Çarpıtmayı bile beceremeyen kendi resmi istatistik kurumunuzun rakamlarında. 

 

 

[2] Youtube, 5 Ekim 2021. İlham Əliyev, Harop

[19] Foreign Policy. 28 Mart 2012.  Israel’s Secret Staging Ground 

[20] Azerbaycan Dışişleri Bakanlığı web sitesi. İsrail Dövləti

[21] Azlogos, Şehla Celilzade, 3 Mayıs 2021. Tarixdən bu günə – Azərbaycan-İsrail münasibətləri

NELER SÖYLENDİ?
@
Alptekin Dursunoğlu

Alptekin Dursunoğlu

DİĞER YAZILARI Erbil’den mesaj: 'Şehit Süleymani, General Süleymani’den' daha tehlikeli... Yorgunların uzlaşmasıyla doğan Taliban emirliği Yeni bölgesel denklem ihtiyacı İran’da seçimler sonrası yeni bir dönem mi başlıyor? İsmail Heniye'nin İsrail İle Normalleşme Yönünde Adım Atan Fas Ziyareti... ‘Ümmetin liderlik’ ve Filistin’in silah sorunu... İdlib mi Fırat’ın doğusu mu? Suriye krizi onuncu yılına girerken.. Yozlaşmış düzenler, lümpen devrimler... Suriye hevesleri ve İdlib kaygıları arasında tercih zorunluluğu.. Direniş’in Zulfikar’ı Amerikan Jokerleri, Irak ve Lübnan'da Neler Oluyor... Barış Pınarı’nda neye niyet neye kısmet... İdlib için ‘yeni bir sayfa’ mümkün İsrail, Trump yönetiminden ne kadar korksa yeridir! Tahran ve Şam’dan Amerika’ya uyarı, Rusya’ya ayar... Adana mutabakatı, Türkiye’nin 'berat belgesi' Sahi kim Kürt düşmanı? PYD Şam’ın himayesine sığınacak? 2015'ten bugüne değişen Yemen politikası yada, Suudi makamında Yemen ağıtları... Yemen savaşı biter mi? Sünni dünya'da tehdit algısının değiştirilmesi, Düşman olarak İsrail'i değil İran'ı görmek.. Bir acayip zirve, tüm tarafları memnun etti. Netanyahu’yu kim işletti? Soçi anlaşması, Fırat’ın doğusu ve Türkiye’nin İdlib rolü Suriye’ye müdahale ihtirasının acı meyvesi İdlib.. İran Rusya ortaklığında neler oluyor? Sadr’ın ‘zaferi’ Irak’ın belirsizliği... Mağluplar cephesinin savaş tehdidi ‘Doğu Guta’dan ‘Doğu Fırat’a Suriye’nin toprak bütünlüğü... Meğer İran halkı ne istiyormuş? Amerika’nın yeni Suriye stratejisi ve Türkiye'nin safı... İran’a dair iki tasvir.. Filistin-İsrail sorununda dördüncü aşama İran’ın en büyük şansı Suudiler Lübnan’da ava giderken av olmak.. Suudi-İsrail ekseni için yeni umut.. Dejavu, bağımsız Kürdistan macerası Kürdistan referandumu, hangi mağduriyet, hangi meşruiyet? Kürdistan için iki senaryo, Barzani için iki muhtemel gelecek.. Hizbullah’ın ikinci stratejik zaferi.. Omletten yumurta yapma sanatı ‘Fiili durumlar’ diyarında bağımsız Kürdistan kumarı Şerif’in Çar’la anlaşması... Zulfikar’ın anlattıkları... 350 milyar dolarlık hayal ticareti Ortadoğu NATO’su.. Hamas’ın Yeni Siyaset Belgesi Ne Diyor.. Suriye’de yeni süreç başlarken Türkiye’nin lisanı ve lisan-ı hali.. Suriye saldırısı, ‘Yeni Şerifin’ ödül avcılarına züğürt tesellisi.. Şam ve Hama saldırısı Türkiye’nin Astana rolüne Suudi çelmesi... Türkiye’nin ‘Suriye’nin toprak bütünlüğü’ macerası... ÖSO iç savaşından, Fetih Ordusu iç savaşına Astana konferansı, yeni 'oyun düzeninin' ilk tatbikatı. Türkiye, Rusya İran ortaklığı ve Suriye’de artan çözüm şansı... Türkiye’nin ‘dolaylı ortaklığı’ ve Halep'in 'düşmesi' Irak’a dair gerçekler ve Musul’a dair senaryolar. Fırat Kalkanı kimin kalkanı? Cerablus müdahalesi Yeni Osmanlı aklından Türkiye Cumhuriyeti aklına dönüş... Dış politika dinamikleri açısından 15 Temmuz darbe girişimi... Cenevre-3’ün Cenevre-2’ye direnişi Arap Birliği’nde Suudi İsrail dönemi İsrail ile fabrika ayarlarına dönüş Suriye için şafak vakti IŞİD’e karşı ‘taktik başarısızlık’ mı yanlış strateji mi?
Advert
Gazete Manşetleri
E-Bülten Kayıt
ARŞİV ARAMA