Ümmiye Yılmaz
Ümmiye Yılmaz
Giriş Tarihi : 09-09-2021 07:20
Güncelleme : 24-09-2021 21:49

Kişilik ve Sınırlandırılmış Hayatlar...

Bazılarınız beyaz renk ve şu tespit edilen şekillerde giyinmelisiniz. Peki, nasıl bir tespittir bu? Moda denilen ve bir yalan adı altında toplanmış ayrıca gösterişten öteye geçememiş boş dizaynlar diyebilirim. Fark ettiniz mi neden TV'deki tüm spikerlerin burunları aynı ve boş boş bakan bir tavırları var. Sanırım aynı estetik cerraha gitmişler ya da cerrahlar üşenmiş tek tip bir standart mı izlemişler?

Ve oysaki ben sadece çocukken meleklerin beyaz renk elbiseler giydiklerini ve elbiselerinde dikiş olmadığını düşünürdüm. Sadece giyinmekte değil ya da yemek yeme biçiminde, çalışma yörüngesinde örneklendirmiyorum hayatı. Hayat zaten gri bir film şeridi görünümündedir.

Bizlerde kimi zaman figüran kimi zaman başrol oyuncusu olarak oyunumuzu oynarız. Bazen Sevdiğiniz birine sevdiğinizi yanlış söyleme şeklinizde, kızdığınızda, haksızlığa uğradığınızda tel örgülerinizin kendinize nasıl battığını hissedersiniz. Yaşamımızın çevresine çit öreriz ya da bir başka insanın bizim hayatımızın çevresine çit örmesine izin veririz. Neden başkasının belirlediği şekilde yaşamalıyım ki hamurdan bir bebek gibi her gelen gidenin bir parçamı koparmasına izin vermeliyim.

Kalıplara sıkıştırılmış hayatlar sadece uyulması gereken kurallar ve listeler dizinini kopyalamakla mükelleftir. Okulda, işyerinde, apartmanda, denizde çarşıda pazarda kısaca her mekânda tabii belli kurallar olmalı olmaması disiplinsizliği doğurur. Bu konuda da bende kuralların olması gerektiğini savunuyorum. Ama savunmadığım tek kalıptan çıkmış insan bedenleri ve fabrikasyon gibi gözüken yaşama standartları diyebilirim. Yani anlayacağımız tabiri şudur kişilik fakirliği ya da kişiliksizliktir.

Sonra oturup ağlanıyoruz. Bizim toplumdan neden ünlü bir sanatçılar, mucitler, dâhiler çıkamıyor. İçten içe gülümsüyorum Fazıl say çıktıda ne oldu adamı bir aforoz etmediğimiz kalmıştı. Anlaşılamadığını zaten oda anlamıştı ki çareyi ülkeyi terk etmekte buldu. Farklı olması kalıba girmemesi insanlara ters geldi. Standart uyan havalarda ucan yalakalık yaptığımız bireylerden yapabilseydik kolay olsaydı zaten sorunda yoktu.

Gecen gece bir programda Okan Bayülgen'e kulak veriyorum. Kızı İstanbul'u anlatıyor. Biz onu agucuk bu gucuk yapmak için, kendi egolarımızı tatmin etmek için dünyaya getirmedik hatta işi iyice abarttık O izin verirse onu sevebiliyoruz çünkü biz çocuğumuzun kişilik sahibi olmasını istiyoruz diyordu. Kişilik ne kadar önemli bir kavramdı bunu fark edebilmek ve yaşamlara uygulayabilen biri ne mutlu dedim.

Acaba kaçımız çocuğumuzu büyütürken kişiliği olsun diye üstüne titredik. Annelerimiz elbette aman sıkı giyinsin, üşütmesin, yemeğini yesin zayıf kalmasın, süt içsin boyu uzun olsun, sivilcesini yolmasın güzel olsun diye düşünmüştür. Yeterli oldu mu olmadı mı? sosyal toplum şekillerini ve gidişatlarını incelediğimizde sanırım bunun cevabını alabiliyoruz.

Evimizin direği olan babalarımızın da şimdi haklarını yemeyelim. Okusun adam olsun kaymakam olsun hâkim olsun da kendini kurtarsın anlayışı ile ders çalıştın mı diye kontrol etmiş ellerinden geleni yapmışlardır. Ama çocuğun büyüyüp bakan olup devleti çarpacağından ya da polis olup rüşvet alacağı akıllarımıza gelmemiştir. Tabi ben namuslu bakanlarımızı, kişilikli polislerimizi ve değerlerini kaybetmemiş hâkimlerimizi bu örneklendirmenin dışında tutuyorum.

Okan'ı takdir ettim ve itiraf edebilirim ki fanatik bir hayranı olmamama rağmen de onu hep akıllı bulmuşumdur. Ne de olsa sınırlandırılmamış hayat yaşamak başka bir şey olsa gerek. Biliriz ki o sınırları olmayan yeniliklere açık ve önyargılarını öldürmüş biridir. Ve çocuğunun kişiliğinin olmasını istemesi ne yalan söyleyeyim beni hiç şaşırtmadı diyebilirim. İlk Zagayı sunduğu senelerde telefona bağlanan haksız izleyicilere karşı müşteri velinimettir anlayışını çürüten ilk sunuculardan olduğunu, içinden geleni söylemiş vay be adama bakın ne cesaretli helal olsun dedirtmişti. Bugün değişik bir konuyu ele alalım istedim ve sizlere sınırlandırılmış yaşamlardan ve kişilikten bahsetmiş oldum. Sevgili okuyucular dostça kalın.

NELER SÖYLENDİ?
@
Ümmiye Yılmaz

Ümmiye Yılmaz

DİĞER YAZILARI Adam Üzüldü Ama Belli Etmedi… 12-11-2021 16:43 Kişilik ve Sınırlandırılmış Hayatlar... 09-09-2021 07:20 Deli kızın türküsü kaplamış dünya denen melun meydanı... 17-07-2021 22:39 Adam Kadını Çok Sevdi Kadın Onun Cenneti İdi… 21-06-2021 08:50 Dört Duvar Arasında, Hayatta Bazen... 27-05-2021 07:05 En Sonunda Çiçekler Açtık... 06-05-2021 08:23 Oyuncak Bebek... 18-04-2021 09:49 En Sonunda Çiçekler Açtık 05-04-2021 15:46 Ben O Yarayı Sevdim... 26-02-2021 23:33 Baktım ki Sevecek Kimse Yok, Bende Yalnızlığı Sevdim... 12-02-2021 06:55 Uçurtmanın Kanadına Taktım Seni! 30-11-2020 09:31 Ne Büyüğüm Anne Ne De Küçük Kalabiliyorum… 08-09-2020 17:29 Martılar Ve Gökyüzü 06-07-2020 20:41 Aşkın Görünmeyen Hali.. 13-05-2020 22:01 Bana Bir Masal Anlat Baba... 08-05-2020 07:13 Siz hiç beni ağlamadı mı? Üzülmedi mi sanıyorsunuz? 17-04-2020 09:17 8 Mart Dünya Kadınlar Günü 07-03-2020 13:34 Annem Cennetden Düşmüş… 05-02-2020 11:33 Allah Bizi Affetsin… 07-03-2019 07:29 Ben ‘Dön!’ Desem de Sen Artık Dönme! 25-01-2019 09:53 Yeni Nesildeki Tablet Köleliği… 12-12-2018 23:01 Kurban İbrahimce Bir Adanış, İsmailce Bir Teslimiyettir... 09-08-2018 07:27 Bir Hayır Geleneği, Son Zimem Defteri... 17-05-2018 05:45 Peki, Biz Hangi Ara Duygu Körü Olduk? 16-02-2018 07:23 Gerçek Vatanseverler… 25-01-2018 16:03 Kudüs Nasıl Kaybedildi? 16-12-2017 09:30 Hem Zehir Hem Bal… 25-10-2017 16:37 Hazırı Seviyoruz… 14-08-2017 20:35 Müfredata Adab-I Muaşeret Dersi Konulmalı 31-07-2017 09:07 Kaybolan Vicdanımız! 10-07-2017 22:54 Tecrübeymiş Bizi Büyüten... 19-05-2017 15:48 Terketmeyen En Çok Seven! 04-05-2017 23:10
Gazete Manşetleri
E-Bülten Kayıt
ARŞİV ARAMA