Alptekin Dursunoğlu
Alptekin Dursunoğlu
Giriş Tarihi : 24-08-2021 10:06

Yorgunların uzlaşmasıyla doğan Taliban emirliği

Taliban’ın kendisini bile şaşırtan bir hızla Afganistan’a bu kadar kapsamlı bir şekilde hâkim olup ‘Emirliği’ni yeniden kurması, dört yorgun tarafın uzlaşmasının sonucu olarak gerçekleşiyor.

Amerika’nın Katar’da başlattığı müzakere süreci, Taliban’a 20 yıl öncesinden çok daha kapsamlı bir hakimiyet armağan etti.

1994’ten itibaren Pakistan, Suudi Arabistan ve Amerika tarafından desteklenen Taliban, 1996’dan 2001’e kadar olan ilk emirliğinde Afganistan’ın tamamına hâkim olamamıştı; özellikle de ülkenin kuzey bölgelerinde ciddi bir silahlı muhalefetle karşı karşıyaydı. 

Nitekim 2001’de ‘Kuzey İttifakı’ diye isimlendirilen bu muhalefet, Amerika’nın hava desteği sayesinde çok kısa sürede Taliban Emirliğine son vermişti.

Taliban, şimdi Afganistan’ın neredeyse tamamına tek kurşun atmadan hâkim oldu. Bu yazının yazıldığı sırada Taliban hakimiyetine karşı tek itiraz Pencşir Vadisi’ni kontrolü altında tutan Ahmed Mesud’dan geliyor. 

Her ne kadar Taliban’ın Pencşir’e askeri yığınak yaptığı yönünde haberler gelse de Ahmed Mesud’un savaş seçeneğini öncelemediği, “Savunmaya hazırız; ama müzakereyi tercih ediyoruz[1] açıklamasından anlaşılıyor.

En büyük yorgun Amerika

Taliban’ın kendisini bile şaşırtan bir hızla Afganistan’a bu kadar kapsamlı bir şekilde hâkim olup ‘Emirliği’ni yeniden kurması, dört yorgun tarafın uzlaşmasının sonucu olarak gerçekleşiyor. Bunlar Amerika, Taliban, Afgan halkı ve bölge ülkeleri.

Amerika, Afganistan’ı Taliban’a teslim eden yorgunlar uzlaşması sürecini başlatarak bu konuda herkesten çok daha fazla yorgun olduğunu göstermiş oldu.  

Elbette Amerika, Afganistan’da askeri bir yenilgi yaşamadı; Afganistan topraklarında gerekli görüp de kontrol altına alamadığı yahut elinde tutamadığı hiçbir yer olmadı. 

Öte yandan kurduğu devletin tüm işlevsizliğine ve yozlaşmışlığına rağmen Afgan halkının Taliban’ı ulusal bir kurtarıcı olarak görmesine sebep olacak bir siyasi başarısızlığı da olmadı. 

Peki tahammül edilemez bir askeri veya siyasi başarısızlık olmamasına rağmen Amerika kime yenildi ve neden yoruldu da Afganistan’ı Taliban emirliğine teslim eden süreci başlattı?  

 Washington’un 2 trilyon dolar harcamasına[2] rağmen 20 yıl boyunca Afganistan için öngördüğü hedefleri gerçekleştirememesi bu soruya kısmen cevap veriyor.

Amerika, 2011’deki Afganistan müdahalesini 11 Eylül saldırılarıyla yani güvenlik gerekçesiyle izah etti. Taliban emirliği 2011’de birkaç hafta içinde yok edildikten ve ‘Afganistan İslam Cumhuriyeti’ kurulduktan sonra askeri varlığını, Afgan ordusuna askeri danışmanlık, eğitmenlik yahut güvenlik ve istihbarat misyonuyla sınırlasaydı bu izah ikna edici olabilirdi.

Ancak buradaki askeri varlığını, NATO ile çeşitlendirerek hem kapsam hem de nitelik açısından takviye etmesi, Amerika’nın Afganistan’da güvenliksel değil, jeopolitik hedefler öngördüğünü ortaya koyuyor.

İran ve Çin’le sınır komşusu olan Afganistan, 2001’de Amerika’ya Moskova, Pekin ve Tahran’a karşı eşsiz jeopolitik fırsatlar sunmuştu. Dolaysıyla Amerika’nın Afganistan’daki başarısızlığı Rusya, Çin ve İran’a karşı öngördüğü hedeflerde yaşadığı bir başarısızlıkken; yorgunluğu da bu hedefleri gerçekleştirmekten umudunu tamamen yitirmiş olmasından kaynaklanıyor.       

Bu durum zorunlu olarak bizi şu sonuca ulaştırıyor: Dünyanın en güçlü ülkesi Amerika’nın dünyanın en zavallı ülkesi Afganistan’daki yenilgisinin sorumlusu Taliban değil, on binlerce askerini bu jeopolitik heveslerle buraya getiren kendi strateji planlamacıları ve karar vericileridir.  

Amerika’nın bu başarısızlığının ve uğradığı alçaltıcı yenilginin sebepleri, ancak müstakil bir kitapta anlatılabilecek kadar fazla ve ayrıntılı.

Ancak Rusya, İran ve Çin’in hem birbiriyle hem de Amerika’yla ilişkilerinin 20 yıl önceki hali ile bugünkü halinin kıyaslanması bile hem Amerika’nın 2001’de on binlerce askerle Afganistan’ı işgale neden iştahlandığı hem de bugün neden zelil bir şekilde kaçtığı konusunda fikir verebilir.

Umutsuzluktan zafer çıkaran yorgun Taliban

Taliban’ın Amerika ve Pakistan istihbaratı tarafından Sovyetlerin çekilmesinden sonra ortaya çıkan iç savaş denklemini değiştirmek için yaratılan bir örgüt olduğu, birçok kanıtla desteklenebilen bir iddia.

Taliban, Afganistan’daki Sovyet askeri varlığına karşı savaştıkları için ‘mücahit’ diye isimlendirilen gruplardan biri değildi. 1994’te bir anda ortaya çıktı ve yıllar boyunca Sovyetlere karşı silahlı mücadele veren grupların çoğunu iki yıl içinde adeta sahadan süpürdü.

Elbette Taliban’ı kuran liderlerden bazıları çeşitli ‘mücahit’ grupları içerisinde yer alıyordu. Örneğin şimdi ABD’nin terör listesinde bulunuyor olsa da o dönemde ABD tarafından desteklenen ve dönemin ABD Başkanı Ronald Reagan’la Beyaz Saray’da fotoğrafları bulunan ‘Hakkani Şebekesi’[3] liderlerinin Taliban emirliği bileşenlerinden olduğu biliniyor. 

Dolaysıyla Amerika ve Pakistan istihbaratı tarafından yaratılan bir örgüt olduğunu söyleyenler, Taliban’ın yoktan var edildiğini iddia etmiyor.  

Örgüt üzerinde Pakistan’ın derin nüfuzu, örgütün siyasi büro üyelerinden Şir Muhammed Abbas İstankzi’nin 2001’de BM’nin kara listesine alınıp, 2010’da Afgan hükümeti ve ABD müttefiklerinin girişimiyle kara listeden çıkarılması,[4] siyasi büro başkanı Molla Abdulgani Berader’in 2010’da CIA’nın ‘talebiyle’ Pakistan istihbaratı tarafından Karaçi’de tutuklanıp 2018’de ABD Afganistan Özel Temsilcisi Zalmay Halilzad’ın ‘talebiyle’ serbest bırakılması,[5]Taliban’ın 1994’ten bugüne dek Pakistan ve Amerika ile olan derin ilişkisine dair sadece birkaç örnek.

Amerika’yla, Pakistan’la ve son birkaç yıldır da yine Amerikan yönlendirmesiyle Katar’la derin ilişkileri olan Taliban, 20 yıllık savaşı boyunca denklemi değiştirebilecek ne bir askeri ne de bir siyasi kazanım elde edebildi. 

Askeri açıdan örneğin İdlib’deki silahlı gruplar gibi bir ‘kurtarılmış bölge’ yaratamadı;  siyasi açıdan da Yemen’deki Ensarullah Hareketi gibi halkın farklı kesimleri nezdinde bir ulusal kurtuluş lideri olarak kendini benimsetemedi.   

Taliban, 20 yıllık savaş iradesi ve ülkedeki Peştun çoğunluğa dayanan militan gücü sayesinde Afganistan’da Amerika’nın bıraktığı otorite boşluğunu doldurabilecek tek güç olduğunu ispat etti. 

Ancak 20 yıllık yıpratma savaşı tecrübesi, şunu da ispat etti: Amerika çekilme kararı almamış olsaydı, Taliban mevcut denklemi asla değiştiremezdi.

Dolayısıyla ABD’nin askeri varlığı sürdükçe Afganistan’da değil hakimiyet, ‘kurtarılmış bölge’ bile kuramayacağının farkında olan Taliban, askeri ve siyasi dengeyi değiştiremediği bir savaşı sürdürmekten de yorulmuştu. 

Amerika’nın çekilmesinden doğacak güç boşluğunu oldurabileceğini düşündüğü için müzakere teklifini kabul etti.

Amerika müzakereyi güvenli kaçış için kullanırken Taliban da bu durumu kurtarılmış bölge oluşturma vizesi olarak algıladı. Ülkeden ayrılan Amerikan askeri gücüyle doğru orantılı bir hızla kent ele geçirmeye başladı.

Amerika’nın çekilmesiyle Taliban’ın kent ele geçirmesi arasındaki koordinasyon ise Afganistan devlet kurumlarının kumdan bir şato gibi çökmesinin psikolojik zeminini yarattı.

Afgan halkı Taliban’a bile razı olacak kadar savaş yorgunu

1979’dan beri savaşın her türünü tecrübe eden Afgan halkının savaştan yorgun olduğu biliniyordu. Ancak başkent Kabil’i bile hiçbir direniş göstermeden teslim eden 20 yıllık Afgan devleti ve onun ‘88 milyar dolarlık’ ordusunun neden yorgun olduğu anlaşılamadı.

Afgan halkı yeni bir iç savaş zemini yaratmak istemediği için Afgan devleti de yozlaştığı için Taliban’a teslim oldu. 

Hiçbir ideolojik vurgusu olmayan ve Afganistan şartlarında gerçek anlamda profesyonel haber televizyonculuğu yapan Tolo News ve Aryana News kanallarına yansıyan tüm kesimlerden halk ve uzman görüşlerinde mevcut durumdan rahatsızlık çok açık bir şekilde görülüyor.

Ancak bu rahatsızlık, asla direniş fikri oluşturmaya yönelik boyutlar içermiyor. Kabil’in düştüğü günden beri vurgulanan öncelikler şunlar: 

- Taliban’ın güvenlik yetkisini derhal eline almalı ve huzur ve sükunet sağlanmalıdır.

- Yeniden iç savaş zemini oluşturacak silahlı mücadeleden uzak durulmalıdır. 

- Hayatın olağan akışına bir an önce geri dönmek için güvenceler verilmelidir. 

- Kapsamlı bir hükümet kurulmalı ve Afganistan’ı şu an askıya alınan dış yardımlardan mahrum edecek ve yeniden izole edecek radikal söylem ve uygulamalardan sakınılmalıdır.

Amerikan hezimetinden memnun bölge ülkeleri, Taliban’a bile şans verecek kadar terör yorgunu

 20 yıl önceki Afganistan müdahalesini doğrudan kendi ulusal güvenliklerine yönelik bir tehdit olarak algılayan bölge ülkeleri, Amerika’nın aşağılanmış bir şekilde kaçışından oldukça memnun.

Ancak 1996’dan 2001’e kadar olan emirlik döneminde tanık olunan Taliban pratiği hissettirdiği potansiyel tehditlerden dolayı bölge ülkelerine ihtiyatlı olmayı dayatıyor.

Bu yüzden Afganistan’daki savaşların doğurduğu istikrarsızlıktan, güvenlik sorunlarından ve mülteci akınından yorgun olan bölge ülkelerinin yeni durumla ilgili açıklamalarında memnuniyet ve ihtiyat oldukça dikkat çekiyor. 

Öte yandan Taliban’ın Amerika’yla olan şaibeli ilişki geçmişi ve Afganistan’a hakim olma biçimi de bölge ülkelerinin tedirginliğini arttırıyor. Çünkü özellikle de son bir ay içinde yaşanan gelişmelerden Afganistan’ın Taliban’a bizzat Amerika tarafından teslim edildiği sonucu çıkarılıyor.

Örneğin Taliban’ın eline esir düştükten sonra İran’ın baskısıyla serbest bırakılıp Meşhed’e giden[6] Herat Valisi Muhammed İsmail Han’ın bizzat Cumhurbaşkanı Eşref Gani’nin rol aldığı bir komployla Taliban’a esir düştüğüne ve Herat’ın Taliban’a teslim edildiğine dair söyledikleri bu sonucu çıkaranlar için iyi bir argüman oluşturuyor.

Ancak hem Rusya’da hem de İran’da özellikle de askeri kurumlarda Taliban’ın Afganistan hakimiyeti konusundaki ihtiyatlı ve kötümser değerlendirmelerin aksine siyasi kurumlarda da bu yeni durumu fırsata dönüştürme yaklaşımı söz konusu.

Öncelikle Rusya, Çin ve İran, Afganistan’da Taliban’ı da yaratan iç savaş şartlarını ortadan kaldıracak bir düzen istiyor.

Taliban’ın Amerika ile şaibeli bir geçmişi olsa da ciddi bir devlet olma iştiyakı da var. Pakistan nüfuzu altındaki Taliban liderleri, 1996 – 2001 dönemi mantığını ve davranışlarını koruyor olsa da Katar’ın nüfuzu altındaki daha etkili liderler ise mantık, söylem ve davranış bakımından çok ciddi bir değişim sergiliyor.

Elbette hiç kimse Taliban’ın söylemini de vaatlerini de yeterli bir güvence olarak görmüyor. Ancak Taliban’ın 1990’lı yıllarda Amerika ve Pakistan’ın vekil gücüyken sergilediği davranışları tekrar ederek bugün iktidarda kalamayacağı son derece açık. 

Öte yandan Amerika ile Taliban arasındaki şaibeli ilişki geçmişinin bugün artık İran ve Rusya’yı neden korkutamayacağını Aydın Sezer’in “Taliban ve 'bizim' Şoygu” başlıklı yazısından öğreniyoruz.[7]

 Amerika’nın Afganistan’dan aşağılanmış bir şekilde kaçmasının zeminini hazırlayan İran ve Rusya işte bundan kaynaklanan güvenle Taliban’ı kapsamlı bir hükümet kurması şartıyla tanıyacaklarının mesajını veriyor.[8]

Sonuç

Afganistan’ın tamamına hakim olabilecek Taliban dışında bir güç yok. Devlet kurumları çökmüş, halk Taliban’la dahi olsa bir kurulu düzeni iç savaşa tercih ediyor. 

Afganistan’ı Taliban'a mahkum eden şartlar 40 yıllık savaşın ürünü ve ona bu savaşı dayatan Amerika, dünyaya kendini rezil ederek kaçıyor. 

Bunlar Afganistan’a ait nesnel şartlar.

Afganistan'ın ortaçağdan günümüze gelebilmesi için savaşın durması gerekiyor; ancak ironik ama Taliban'ı yaratan şartları şu an Taliban'dan başka ortadan kaldırabilecek bir alternatif yok. 

 


[4] Pendar-é Nov, 14 Kasım 2018. شیرمحمد عباس استانکزی کیست؟

NELER SÖYLENDİ?
@
Alptekin Dursunoğlu

Alptekin Dursunoğlu

DİĞER YAZILARI Yorgunların uzlaşmasıyla doğan Taliban emirliği 24-08-2021 10:06 Yeni bölgesel denklem ihtiyacı 03-08-2021 06:52 İran’da seçimler sonrası yeni bir dönem mi başlıyor? 21-06-2021 09:34 İsmail Heniye'nin İsrail İle Normalleşme Yönünde Adım Atan Fas Ziyareti... 18-06-2021 10:59 ‘Ümmetin liderlik’ ve Filistin’in silah sorunu... 19-05-2021 06:14 İdlib mi Fırat’ın doğusu mu? 28-03-2021 09:03 Suriye krizi onuncu yılına girerken.. 15-03-2021 09:21 Yozlaşmış düzenler, lümpen devrimler... 09-08-2020 22:56 Suriye hevesleri ve İdlib kaygıları arasında tercih zorunluluğu.. 11-02-2020 20:48 Direniş’in Zulfikar’ı 10-01-2020 19:45 Amerikan Jokerleri, Irak ve Lübnan'da Neler Oluyor... 08-12-2019 19:50 Barış Pınarı’nda neye niyet neye kısmet... 20-10-2019 08:04 İdlib için ‘yeni bir sayfa’ mümkün 11-07-2019 08:01 İsrail, Trump yönetiminden ne kadar korksa yeridir! 22-05-2019 05:00 Tahran ve Şam’dan Amerika’ya uyarı, Rusya’ya ayar... 03-03-2019 07:14 Adana mutabakatı, Türkiye’nin 'berat belgesi' 29-01-2019 17:14 Sahi kim Kürt düşmanı? PYD Şam’ın himayesine sığınacak? 27-12-2018 08:38 2015'ten bugüne değişen Yemen politikası yada, Suudi makamında Yemen ağıtları... 17-12-2018 20:01 Yemen savaşı biter mi? 25-11-2018 22:59 Sünni dünya'da tehdit algısının değiştirilmesi, Düşman olarak İsrail'i değil İran'ı görmek.. 05-11-2018 13:11 Bir acayip zirve, tüm tarafları memnun etti. 29-10-2018 21:15 Netanyahu’yu kim işletti? 30-09-2018 19:08 Soçi anlaşması, Fırat’ın doğusu ve Türkiye’nin İdlib rolü 24-09-2018 09:34 Suriye’ye müdahale ihtirasının acı meyvesi İdlib.. 15-09-2018 20:57 İran Rusya ortaklığında neler oluyor? 02-06-2018 12:23 Sadr’ın ‘zaferi’ Irak’ın belirsizliği... 20-05-2018 11:59 Mağluplar cephesinin savaş tehdidi 03-05-2018 23:45 ‘Doğu Guta’dan ‘Doğu Fırat’a Suriye’nin toprak bütünlüğü... 26-02-2018 20:28 Meğer İran halkı ne istiyormuş? 04-02-2018 23:35 Amerika’nın yeni Suriye stratejisi ve Türkiye'nin safı... 22-01-2018 10:20 İran’a dair iki tasvir.. 01-01-2018 13:36 Filistin-İsrail sorununda dördüncü aşama 18-12-2017 07:07 İran’ın en büyük şansı Suudiler 08-12-2017 09:06 Lübnan’da ava giderken av olmak.. 22-11-2017 23:06 Suudi-İsrail ekseni için yeni umut.. 06-11-2017 15:59 Dejavu, bağımsız Kürdistan macerası 23-10-2017 13:15 Kürdistan referandumu, hangi mağduriyet, hangi meşruiyet? 03-10-2017 10:40 Kürdistan için iki senaryo, Barzani için iki muhtemel gelecek.. 17-09-2017 21:34 Hizbullah’ın ikinci stratejik zaferi.. 30-08-2017 21:04 Omletten yumurta yapma sanatı 14-08-2017 07:19 ‘Fiili durumlar’ diyarında bağımsız Kürdistan kumarı 31-07-2017 08:56 Şerif’in Çar’la anlaşması... 10-07-2017 08:00 Zulfikar’ın anlattıkları... 22-06-2017 01:00 350 milyar dolarlık hayal ticareti Ortadoğu NATO’su.. 23-05-2017 14:29 Hamas’ın Yeni Siyaset Belgesi Ne Diyor.. 08-05-2017 09:28 Suriye’de yeni süreç başlarken Türkiye’nin lisanı ve lisan-ı hali.. 01-05-2017 19:09 Suriye saldırısı, ‘Yeni Şerifin’ ödül avcılarına züğürt tesellisi.. 10-04-2017 05:15 Şam ve Hama saldırısı Türkiye’nin Astana rolüne Suudi çelmesi... 27-03-2017 08:48 Türkiye’nin ‘Suriye’nin toprak bütünlüğü’ macerası... 19-02-2017 20:43 ÖSO iç savaşından, Fetih Ordusu iç savaşına 01-02-2017 12:35 Astana konferansı, yeni 'oyun düzeninin' ilk tatbikatı. 23-01-2017 14:29 Türkiye, Rusya İran ortaklığı ve Suriye’de artan çözüm şansı... 04-01-2017 21:57 Türkiye’nin ‘dolaylı ortaklığı’ ve Halep'in 'düşmesi' 19-12-2016 07:18 Irak’a dair gerçekler ve Musul’a dair senaryolar. 04-12-2016 21:33 Fırat Kalkanı kimin kalkanı? 27-11-2016 20:51 Cerablus müdahalesi 29-08-2016 22:51 Yeni Osmanlı aklından Türkiye Cumhuriyeti aklına dönüş... 08-08-2016 09:28 Dış politika dinamikleri açısından 15 Temmuz darbe girişimi... 25-07-2016 23:08 Cenevre-3’ün Cenevre-2’ye direnişi 08-05-2016 23:37 Arap Birliği’nde Suudi İsrail dönemi 27-03-2016 23:16 İsrail ile fabrika ayarlarına dönüş 28-12-2015 13:10 Suriye için şafak vakti 21-12-2015 17:23 IŞİD’e karşı ‘taktik başarısızlık’ mı yanlış strateji mi? 25-05-2015 08:13
Gazete Manşetleri
E-Bülten Kayıt
ARŞİV ARAMA