Alptekin Dursunoğlu
Alptekin Dursunoğlu
Giriş Tarihi : 03-08-2021 06:52

Yeni bölgesel denklem ihtiyacı

Amerika’nın geleneksel müttefikleri ile yeni gözdeleri arasındaki çelişkilerin daha da artacağından hiç kuşku yok.

Son bir ay içerisinde Ürdün’le ilgili gelişmeler, bölgede yeni bir denklem ihtiyacının oluşmakta olduğunu gösteriyor.

Irkçı İsrail rejiminin eski istihbaratçılarından Edy Cohen, son bir ayda yaşanan bazı gelişmelerden ‘Ürdün, Artık İran İslam Cumhuriyeti’nin Müttefikidir’ [1] sonucunu çıkarıyor.

Elbette ‘Ürdün, Mısır, Irak’ üçlü zirvesinden ve Ürdün’ün İran’a yönelik bazı jestlerinden hareketle Amman’ın artık Tahran’la müttefik olduğu sonucuna varmanın ciddiye alınacak bir tarafı yok.

Dolayısıyla Edy Cohen’in iddia ettiği gibi ‘40 yıl önce Mısır’la ırkçı İsrail rejiminin imzaladığı Camp David anlaşması gibi’ “şoke edici” bir ‘Ürdün-İran ittifakı’ söz konusu değil.

Ancak Camp David anlaşması gibi mevcut bölgesel denklemi sarsacak yeni bir bölgesel denklem ihtiyacından ve buna dair bazı emarelerden söz edilebilir.

Yeni bir bölgesel denklem oluşumuna dair emarelerin çoğunlukla Ürdün eksenli olarak ortaya çıkması Ürdün’ün gücünden veya ‘merkez ülke’ konumundan kaynaklanmıyor.

Tam tersine Ürdün’ün tıpkı ırkçı İsrail rejimi gibi yapay; ancak İsrail rejiminin aksine bölgede en kolay feda edilebilir devlet olmasından kaynaklanıyor.

1921 İngiliz manda yönetimi öncesine dair bir tarihi bulunmayan yapay Ürdün Haşimi Krallığı ile varlığını Lord Balfour’un deklarasyonuna ve İngiliz manda yönetimine borçlu olan yapay İsrail rejimi arasında bir tür sembiyotik ilişki var.   

Trump’ın Damadı Jared Kushner, ırkçı İsrail rejiminin eski Başbakanı Benyamin Netanyahu ve Suudi Veliahdı Muhammed bin Salman’ın ortak çabasının ürünü olan ‘Yüzyılın Anlaşması’, Ürdün’e artık bu sembiyotik ilişkinin bitirilmek istendiği mesajını verdi.

Bu ilişkinin bitirilmesi, Ürdün Haşimi Krallığının kurban edileceği anlamına geliyordu ve Suudi veliahdı ile Netanyahu’nun geçtiğimiz nisan ayında yaptıkları başarısız darbe girişimi Kral Abdullah’a bunun mesajını vermişti.

Yeni bölgesel denklemin işaret fişekleri

Buraya kadar anlatılanlar, yeni bir bölgesel denklemi ihtiyacına dair gelişmelerin neden Ürdün bağlamında cereyan ettiğini açıklıyor.

Şimdi bu gelişmeleri kronolojik sıra ile hatırlayalım: 

27 Haziran: Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah Sisi ve Ürdün Kralı Abdullah, Bağdat’ta Irak Cumhurbaşkanı Berham Salih ve Başbakan Mustafa Kazımi ile görüştü.[2]

29 Haziran: Irkçı İsrail rejimi Başbakanı Naftali Bennett, Amman’da Ürdün Kralı Abdullah’la “ilişkilerde yeni bir sayfa açmak”[3] için gizli bir görüşme yaptı.  

2 Temmuz: İran’a karşı hiçbir şekilde siyasi nezaket alışkanlığı olmayan Ürdün Kralı Abdullah, cumhurbaşkanlığına seçilen İbrahim Reisi’ye tebrik mesajı gönderdi. [4]

3 Temmuz: Amerika, silah ve zırhlı araçlar depoladığı Katar’daki üç üssünü Ürdün’e taşıdı.[5]

8 Temmuz: Irkçı İsrail rejimi Dışişleri Bakanı Yair Lapid, Ürdün Dışişleri Bakanı Eymen Safedi ile görüştü. 

20 Temmuz: ABD’nin yeni Başkanı Joe Biden, Kral Abdullah’ı Beyaz Saray’da ağırladı. Abdullah, Biden’ın başkan seçilmesinden sonra Beyaz Saray’da ağırlanan ilk Ortadoğulu lider[6] olurken, Biden da görüşmede Ürdün’den “Zorlu bir mahalledeki sadık müttefik[7] olarak bahsetti. 

25 Temmuz: Kral Abdullah, İran’ın ülkesine saldırdığını açıkladı.[8]

Yeni bölgesel denklem ihtiyacının kaynağı

Yukarıdaki kronolojinin ‘yeni bir bölgesel denklemin işaret fişekleri’ olarak nitelenmesi abartılı bulunabilir. 

Zira Ürdün kralının komşu ülkelerle ekonomik işbirliğini geliştirme girişimi, İsrail rejimiyle siyasi temasları, İran’a siyasi nezaket gösterisi, Amerika’nın Katar’dan taşıdığı üslerine ev sahipliği yapmayı kabul etmesi, yeni Amerikan başkanı tarafından kabul edilen ilk Ortadoğu lideri olması ve nihayet İran’ı bölgesel tehdit olarak hedef göstermesi Ürdün açısından bir sürpriz değil. 

Dolayısıyla da ne Ürdün ne de bölge açısından sürpriz olmayan bu gelişmeler, nasıl ‘yeni bir bölgesel denklem’ ihtiyacıyla ilişkilendirilebilir ki onun ‘işaret fişekleri’ olabilsin? 

Bu haklı sorunun cevabı yukarıdaki kronolojinin ayrıntılarında gizli. Ayrıntılara tek tek bakalım:

Bölgenin çehresini değiştirebilecek proje

 27 Haziran’da Bağdat’taki üçlü zirvede bölgenin çehresini değiştirebilecek önemli bir proje ele alındı. Irak petrolünü, Ürdün üzerinden Mısır’a ve Akdeniz’den de Avrupa’ya taşıyacak bu boru hattı projesi, Körfez ülkelerinin petrol piyasalarını doğrudan etkileyeceği için mevcut ittifak kombinasyonlarını da değiştirebilecek bir potansiyele sahipti.

İsrailli eski istihbaratçı Edy Cohen’i ‘Ürdün, İran’la müttefik oldu’ ‘İsrail doğu cephesinin Şiilerin kontrolüne geçmesinden korkmalıdır’ diye endişeye sevk eden de zirvenin kendisi değil, ele alınan bu projenin ekonomik, siyasi hatta stratejik dengeleri değiştirebilecek potansiyeliydi. 

Zira Irak, Mısır ve Ürdün liderleri, 2020 yılında da toplanmış; ancak o dönemde bu zirveden hareketle Ürdün’ün İran’la ittifak yaptığı sonucunu çıkarıp İsrail’i Ürdün sınırları konusunda dikkatli olmaya çağıran çıkmamıştı. 

Halbuki Ağustos 2020’de Amman’da yapılan üçlü zirvede ‘Yüzyılın Anlaşması’na karşı ‘iki devletli çözüme’ ve ırkçı İsrail rejiminin Filistin topraklarını ilhak etmekten vazgeçmesine vurgu yapılmıştı. 

3 ülke arasında ekonomik, kalkınma, siyasi, güvenlik ve kültürel alanlarda koordinasyon, iş birliği ve stratejik entegrasyonu sağlayan mekanizmaların geliştirilmesini vurgulayan ortak bir bildiri[9] kimsenin dikkatini çekmemişti; çünkü Irak, Ürdün, Mısır boru hattı gibi somut bir projeden bahsedilmemişti.

İsrailli eski istihbaratçıyı, Ürdün konusunda kaygılandıran ikinci gelişme de ‘Şii Hilali’ kavramının mucidi olan Kral Abdullah’ın Hz. Ali’nin kardeşi Cafer bin Ebu Talib’in Kerek kentindeki kabrini, İranlı Şiilerin dini turizmine açma kararıydı. 

Ona göre ‘Irak, İran’ın kukla devletiydi’ Ürdün ve Mısır, bu boru hattı projesinin inşası ve güvenliği için İran’a muhtaçtı. Ürdün, ‘Sünniliğin kabir ziyareti konusundaki karşıt tutumuna rağmen’ Kerek kentini Şiiler için dini turizme açarak İran’ın tıpkı Irak ve Suriye’ye olduğu gibi Ürdün’e de ‘dini olarak sızmasının’ zeminini yaratıyordu. İran bu ‘dini sızmalarla’ bu ülkelerde nasıl tam kontrol sahibi olduysa Ürdün’de de kontrolü ele geçirecekti! 

İran ve Şiilikle ilgili şimdiye kadar hiçbir nezaket jestine tanık olunmayan Ürdün kralının İbrahim Reisi’ye tebrik mesajı gönderip “iki kardeş ülke ve olan İran ve Ürdün arasındaki ilişkilerin geliştirilmesi arzusu”nu dile getirmesi de elbette Tahran-Amman ittifakıyla değil; ama boru hattı projesiyle ilişkilendirilebilir. 

İsrail rejiminin Ürdün’le ‘yeni sayfa açma’ ihtiyacı

Irkçı İsrail rejiminin yeni Başbakanı Naftali Bennett’in 29 Haziran’da Amman’da Abdullah’la yaptığı ‘gizli görüşmenin’ elbette tek başına sürpriz olabilecek hiçbir yanı yok. Peki 1994’ten beri resmi diplomatik ilişkileri olan iki taraf neden ‘gizli’ görüşme ihtiyacı duyar ve bu görüşmeyi önemli kılan nedir? 

Bu sorunun cevabı, görüşmeden daha sonra yapılan haberlerde geçen ‘ilişkilerde yeni bir sayfa açmak’ ifadesinde gizli. Ürdün’le İsrail rejimi arasında ‘yeni bir sayfa açma’ ihtiyacını duyan İsrail rejiminin yeni başbakanıydı. Bu yüzden de görüşme Tel Aviv’de değil Amman’da yapılmıştı. 

Naftali Bennett’in Ürdün’le ‘yeni bir sayfa açma’ ihtiyacı duymasına sebep olan şey ırkçı rejimin bir önceki başbakanı Benyamin Netanyahu’ydu. Çünkü ayrıntılarını Washington Post Yazarı David Ignatius’tan[10] öğrendiğimiz Ürdün’deki darbe girişiminin arkasında kişisel olarak Netanyahu ile Suudi veliahdı bulunuyordu. 

Ignatius’un ‘eski bir Batılı istihbarat yetkilisinden’ aldığı Ürdünlülere ait bir soruşturma raporuna göre ‘darbe’ değil ‘komplo’ olan olay özetle şöyle: 

Netanyahu, Kral Abdullah, ‘Yüzyılın Anlaşması’na karşı çıktığı için, Bin Salman da başta Mescidi Aksa olmak üzere Kudüs’teki kutsal mekanların kayyumluğunu Ürdün’den almak için bu ‘komployu’ kuruyor.

Bu komploda Abdullah’ın üvey kardeşi Hamza bin Hüseyin, Ürdün’de eskiden bakanlık yaparken sonradan Bin Salman’ın danışmanı olan Basim Avadullah ve kralın akrabası da olan güçlü bir aşiret lideri Şerif Hasan bin Zeydkullanılıyor. 

Ancak İsrail rejiminin dış istihbarat servisi Mossad ile iç istihbarat servisi Şin Bet, Ürdün kralına mesajlar göndererek söz konusu komploda kendilerinin bir rolü olmadığını, bunun -Netanyahu’yu ima ederek- “üstlerinden geldiğini” söylüyor.  

Bu durum, Naftali Bennett’in Abdullah’la neden Bağdat’taki üçlü zirveden 2 gün sonra gizli görüştüğünü de gizliliğin sebebini de ‘ilişkilerde yeni sayfa açma’ arzusunu da açıklıyor.

Yani Bennett de Mossad ve Şin Bet gibi Abdullah’a ‘nisan ayındaki komplo rejim olarak bizim değil, kişisel olarak Netanyahu’nun işiydi’ mesajı verdi. Dışişleri Bakanı Yair Lapid de bu gizli görüşmeden bir hafta kadar sonra Bennet’in açtığı ‘yeni sayfa’nın içini Ürdünlü meslektaşı Eymen Safedi ile görüşmesinde doldurdu.   

Zira Lapid, Safedi görüşmesinde ‘Ürdün’ün Batı Şeria’ya olan yıllık ihracatının 160 milyon dolardan 700 milyon dolara çıkarılması’; İsrail'in bu yıl ağır bir kuraklık yaşayan ‘Ürdün'e fazladan 50 milyon metreküp su satması’ konusunda anlaşmaya varıldı. 

Lapid görüşmenin ardından yaptığı açıklamada da "Ürdün Krallığı, İsrail Devleti'nin komşusu ve önemli bir ortağıdır. İlişkiyi korumak ve güçlendirmek için diyalog yürütmeye devam edeceğiz. Ekonomik işbirliğini her iki ülkenin yararına genişleteceğiz” dedi.[11]

Abdullah’a çöp kovasından çıkarılma onuru 

Ürdün Kralı Abdullah, ‘Yüzyılın Anlaşması’na karşı çıktığı için Trump yönetimi tarafından çöp kutusuna atılmıştı. Ancak Abdullah, Amerikan rejiminin değil, Trump yönetiminin çöp kutusundaydı.

Amerika, devlet olarak Ürdün’den henüz vazgeçmediğini Katar’daki üslerini Ürdün’e taşıyarak gösterdi.

Üslerin, İran füze tehditlerinden korunmak için taşındığına dair iddialar çok gerçekçi gözükmüyor. Zira Amerika, Katar’daki Udeyd hava üssünü koruyor ve ayrıca Ürdün de İran’ın füze menzilinin dışında yer almıyor. Ürdün’e taşınan üslerin Amerika’nın Afganistan’daki güçlerine destek rolü oynadığı[12] düşünüldüğünde Afganistan’dan çekilen Amerika’nın bu üsleri Katar’dan taşıması anlaşılabilir gözüküyor. 

Öte yandan İsrail rejiminin eski Başbakanı İzak Rabin’in güvenlik danışmanı Jack Neria’nın Hizbullah’a karşı yaptığı uluslararası savaş çağrısı[13] dikkate alındığında Katar’daki varlığı anlamsızlaşan bu üslerin Ürdün’e taşınma sebebi biraz daha anlaşılır oluyor. 

Katar’daki üslerin Ürdün’e taşınması, muhtemel bir bölgesel savaşta Amerika’nın Ürdün’e ihtiyacı olduğunu gösterirken, Abdullah’ın Yeni Amerikan Başkanı Joe Biden tarafından Beyaz Saray’da ağırlanması da Trump’ın çöp kutusundan çıkarılma seremonisiydi.   

Abdullah, görüşmede Yüzyılın Anlaşması’nın ırkçı İsrail rejimi lehine, Ürdün’ün ise aleyhine yarattığı sonuçlardan geri adım konusunda herhangi bir vaat bile işitmedi. Yani yeni başkan Abdullah’ın çöpe atılmasına sebep olan şartlarda hiçbir değişiklik yapmadı.

Dolayısıyla Abdullah, kendisine komplo kuran Netanyahu sonrasında Naftali Bennett’le ‘yeni bir sayfa’ açmış olsa da kendisini çöpe atan Trump sonrasında Biden’le ‘yeni bir sayfa’ açmış olmadı. Trump’ın yarattığı şartlarından taviz verilmemesine rağmen çöp kutusundan çıkarılmış olmanın ‘onuru’yla yetindi.

 Ancak Abdullah’ın Binden tarafından bu şekilde ‘onurlandırılması’ Ürdün Haşimi Krallığının varlığını garanti etmiyor. Zira ‘Yüzyılın Anlaşması’ Ürdün’ün ırkçı İsrail rejimiyle olan sembiyotik ilişkisini kendiliğinden ortadan kaldırıyor. 

Abdullah’ın Biden’la görüşmesinden devlet olarak Ürdün’ün tek somut kazanımı ise Suriye sınırındaki Cabir-Nasib sınır kapısını açma iznini koparması oldu. 

Ürdün İçişleri Bakanı Mazin el-Faraya’nın Cabir-Nasib sınır kapısının 1 Ağustos’ta açılacağını açıklaması,[14]Biden’ın Beyaz Saray’dan “Suriye ile ticareti kısıtlayan Sezar Yasası için muafiyet kazanmayı uman” Abdullah’ı eli boş çevirmediğini gösterdi. 

Biden’a Trump’ın zevkine uygun gösteri

Katar’daki ABD üslerinin taşınacağı ülke olmaya ‘layık görülmek’, Biden tarafından çöp kovasından çıkarılarak ‘onurlandırılmak’ Abdullah’ın ‘fabrika ayarlarına dönmesi’ne yetti. 

2 Temmuz’da İbrahim Reisi’ye tebrik mesajı gönderip İran’la ilişkileri geliştirme arzusu dile getiren Abdullah’ın Gazeteci Ferid Zekeriya’ya verdiği mülakatta İran’la ilgili söyledikleri CNN’i bile hayrete düşürdü.

Çünkü Abdullah, İran’la ilgili olarak, Biden’ın değil, Trump’ın duymak isteyeceği şeyler söyledi. 

“İran’dan kaygı duymak için haklı sebepler” olduğunu ispat etmeye! çalışan Abdullah, Amerika’nın Irak’tan, Suudilerin Yemen’den ve İsrail’in de Suriye ve Lübnan’dan İran’ın insansız uçaklarının (İHA) ve füzelerinin saldırılarına maruz kaldığını söyledi. 

Hatta hızını alamayıp ‘İsrail’e düşmeyen İran İHA’larının ve füzelerinin Ürdün’e düştüğünü’ belirterek İran’ı Ürdün’e saldırmakla suçladı. 

CNN’i dahi şaşırtan da işte buydu. Çünkü Abdullah, Trump hükümeti yetkililerinden edindiği alışkanlıkla İran İHA’larının veya füzelerinin Ürdün’ün neresini ve ne zaman vurduğuna dair hiçbir şey söylemiyordu.

Sonuç

1973 savaşından sonra tüm çabasını bölge ülkelerine İsrail rejimini kabullendirmeye yoğunlaştıran Amerika, dönemin Dışişleri Bakanı Henri Kissinger’in ünlü ‘mekik diplomasisi’ sonucu zaferini Camp David anlaşmasıyla taçlandırdı.    

İsrail rejimini tanıyan Arap liderlerine ömür boyu iktidar garantisi sunan Camp David düzeni, İsrail’le ilişki kurmaktan utanç duymayan rejimler yaratmıştı.

Arap dünyasında İsrail karşısındaki son güçlü bariyer olan Suriye’nin ‘Arap Baharı aktörleri’ tarafından vekalet savaşıyla tahrip edilmesi, bölgede Camp David düzeninden farklı bir jeopolitik denklem yarattı.

‘Arap Baharı’nın yarattığı Direniş Ekseni karşıtı iklim, Camp David düzenini anlamsız hale getirdi; çünkü ‘Yüzyılın Anlaşması’yla birlikte artık İsrail’in liderliği altında olmaktan ‘gurur’ duyan rejimler var.

Dolayısıyla Camp David düzeninin aktörleri olan Mısır, Ürdün ve Filistin Özerk Yönetimi artık ne ırkçı İsrail rejiminin ne de Amerika’nın ihtiyaçlarına cevap verebiliyor.

Çünkü ‘Yüzyılın Anlaşması’ bölge ülkelerine İsrail rejiminin varlığını değil liderliğini dayatıyor ve Suudi Ekseni de kendi nüfuzu altındaki ülkeleri İsrail’le ‘normalleşmeye’ zorlayarak bunu Amerika ile ilişkilerinde siyasal krediye dönüştürmeye çalışıyor.

Ancak bu durum bölgedeki Amerikan müttefiklerini birbirine daha fazla yakınlaştırmıyor; tam tersine birbirine düşürüyor. 

İsrail’le ilişki kurmaktan utanç duymayan Mısır, Ürdün, Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri, Katar ve Türkiye, ortak bir paydada buluşabiliyor; hatta Suriye örneğinde olduğu gibi Amerikan komutası altında aynı safta ortak düşmana karşı savaşıyordu. 

Ancak İsrail’in liderliğinden gurur duyan Suudi Ekseni, bu denklemi tamamen bozdu. Irkçı İsrail rejimiyle 6 milyar dolardan fazla ticaret hacmine sahip olan Türkiye bile Suudi Eksenindeki ülkelerin İsrail’le normalleşmesini ihanet[15]olarak niteliyor.

 İşte yazının başında bahsedilen ‘yeni bölgesel denklem ihtiyacı’ bu denklemin bozulmasından kaynaklanıyor. Mısır, Ürdün, Katar, Türkiye gibi Camp David denkleminin aktörleri artık eski ilgi ve itibarı görmüyor. 

Mısır ve Ürdün’ün, Hatta Katar ve Türkiye’nin Suudi ekseninin ABD nezdindeki ‘itibarını’ kazanabilmek için Yüzyılın Anlaşması denklemine geçişi kendi başına bir makale konusu olabilecek sebeplerden dolayı çok zor hatta imkansız.

Dolayısıyla Ürdün hayatta kalabilmek, Mısır da tarihsel rolüne yeniden kavuşabilmek; en azından Suudi Ekseni’nin kulu olmaktan kurtulabilmek için yeni bir denkleme ihtiyaç duyuyor.

Elbette bu, Mısır ve Ürdün’ün Direniş Ekseni’ne katılacağı anlamına gelmiyor. Ancak Ürdün ve Mısır’ın Direniş Ekseni’ni değil, Suudi Ekseni’ni tehdit olarak gördüğünü düşündürecek çok sayıda örnek var.

Edy Cohen’in Ürdün konusundaki kaygıları gerçekleşir mi bilinmez; ancak Amerika’nın geleneksel müttefikleri ileyeni gözdeleri arasındaki çelişkilerin daha da artacağından hiç kuşku yok.  

 

 

[6] Arab Center Washington DC, 22 Temmuz 2021. King Abdullah’s Visit: Resetting American-Jordanian Relations

[11] İsrail Dışişleri Bakanlığı resmi sitesi: 8 Temmuz 2021. FM Lapid meets with Jordanian Deputy PM and FM Ayman Safadi

NELER SÖYLENDİ?
@
Alptekin Dursunoğlu

Alptekin Dursunoğlu

DİĞER YAZILARI Yorgunların uzlaşmasıyla doğan Taliban emirliği 24-08-2021 10:06 Yeni bölgesel denklem ihtiyacı 03-08-2021 06:52 İran’da seçimler sonrası yeni bir dönem mi başlıyor? 21-06-2021 09:34 İsmail Heniye'nin İsrail İle Normalleşme Yönünde Adım Atan Fas Ziyareti... 18-06-2021 10:59 ‘Ümmetin liderlik’ ve Filistin’in silah sorunu... 19-05-2021 06:14 İdlib mi Fırat’ın doğusu mu? 28-03-2021 09:03 Suriye krizi onuncu yılına girerken.. 15-03-2021 09:21 Yozlaşmış düzenler, lümpen devrimler... 09-08-2020 22:56 Suriye hevesleri ve İdlib kaygıları arasında tercih zorunluluğu.. 11-02-2020 20:48 Direniş’in Zulfikar’ı 10-01-2020 19:45 Amerikan Jokerleri, Irak ve Lübnan'da Neler Oluyor... 08-12-2019 19:50 Barış Pınarı’nda neye niyet neye kısmet... 20-10-2019 08:04 İdlib için ‘yeni bir sayfa’ mümkün 11-07-2019 08:01 İsrail, Trump yönetiminden ne kadar korksa yeridir! 22-05-2019 05:00 Tahran ve Şam’dan Amerika’ya uyarı, Rusya’ya ayar... 03-03-2019 07:14 Adana mutabakatı, Türkiye’nin 'berat belgesi' 29-01-2019 17:14 Sahi kim Kürt düşmanı? PYD Şam’ın himayesine sığınacak? 27-12-2018 08:38 2015'ten bugüne değişen Yemen politikası yada, Suudi makamında Yemen ağıtları... 17-12-2018 20:01 Yemen savaşı biter mi? 25-11-2018 22:59 Sünni dünya'da tehdit algısının değiştirilmesi, Düşman olarak İsrail'i değil İran'ı görmek.. 05-11-2018 13:11 Bir acayip zirve, tüm tarafları memnun etti. 29-10-2018 21:15 Netanyahu’yu kim işletti? 30-09-2018 19:08 Soçi anlaşması, Fırat’ın doğusu ve Türkiye’nin İdlib rolü 24-09-2018 09:34 Suriye’ye müdahale ihtirasının acı meyvesi İdlib.. 15-09-2018 20:57 İran Rusya ortaklığında neler oluyor? 02-06-2018 12:23 Sadr’ın ‘zaferi’ Irak’ın belirsizliği... 20-05-2018 11:59 Mağluplar cephesinin savaş tehdidi 03-05-2018 23:45 ‘Doğu Guta’dan ‘Doğu Fırat’a Suriye’nin toprak bütünlüğü... 26-02-2018 20:28 Meğer İran halkı ne istiyormuş? 04-02-2018 23:35 Amerika’nın yeni Suriye stratejisi ve Türkiye'nin safı... 22-01-2018 10:20 İran’a dair iki tasvir.. 01-01-2018 13:36 Filistin-İsrail sorununda dördüncü aşama 18-12-2017 07:07 İran’ın en büyük şansı Suudiler 08-12-2017 09:06 Lübnan’da ava giderken av olmak.. 22-11-2017 23:06 Suudi-İsrail ekseni için yeni umut.. 06-11-2017 15:59 Dejavu, bağımsız Kürdistan macerası 23-10-2017 13:15 Kürdistan referandumu, hangi mağduriyet, hangi meşruiyet? 03-10-2017 10:40 Kürdistan için iki senaryo, Barzani için iki muhtemel gelecek.. 17-09-2017 21:34 Hizbullah’ın ikinci stratejik zaferi.. 30-08-2017 21:04 Omletten yumurta yapma sanatı 14-08-2017 07:19 ‘Fiili durumlar’ diyarında bağımsız Kürdistan kumarı 31-07-2017 08:56 Şerif’in Çar’la anlaşması... 10-07-2017 08:00 Zulfikar’ın anlattıkları... 22-06-2017 01:00 350 milyar dolarlık hayal ticareti Ortadoğu NATO’su.. 23-05-2017 14:29 Hamas’ın Yeni Siyaset Belgesi Ne Diyor.. 08-05-2017 09:28 Suriye’de yeni süreç başlarken Türkiye’nin lisanı ve lisan-ı hali.. 01-05-2017 19:09 Suriye saldırısı, ‘Yeni Şerifin’ ödül avcılarına züğürt tesellisi.. 10-04-2017 05:15 Şam ve Hama saldırısı Türkiye’nin Astana rolüne Suudi çelmesi... 27-03-2017 08:48 Türkiye’nin ‘Suriye’nin toprak bütünlüğü’ macerası... 19-02-2017 20:43 ÖSO iç savaşından, Fetih Ordusu iç savaşına 01-02-2017 12:35 Astana konferansı, yeni 'oyun düzeninin' ilk tatbikatı. 23-01-2017 14:29 Türkiye, Rusya İran ortaklığı ve Suriye’de artan çözüm şansı... 04-01-2017 21:57 Türkiye’nin ‘dolaylı ortaklığı’ ve Halep'in 'düşmesi' 19-12-2016 07:18 Irak’a dair gerçekler ve Musul’a dair senaryolar. 04-12-2016 21:33 Fırat Kalkanı kimin kalkanı? 27-11-2016 20:51 Cerablus müdahalesi 29-08-2016 22:51 Yeni Osmanlı aklından Türkiye Cumhuriyeti aklına dönüş... 08-08-2016 09:28 Dış politika dinamikleri açısından 15 Temmuz darbe girişimi... 25-07-2016 23:08 Cenevre-3’ün Cenevre-2’ye direnişi 08-05-2016 23:37 Arap Birliği’nde Suudi İsrail dönemi 27-03-2016 23:16 İsrail ile fabrika ayarlarına dönüş 28-12-2015 13:10 Suriye için şafak vakti 21-12-2015 17:23 IŞİD’e karşı ‘taktik başarısızlık’ mı yanlış strateji mi? 25-05-2015 08:13
Gazete Manşetleri
E-Bülten Kayıt
ARŞİV ARAMA