Ülkü Aras
Ülkü Aras
Giriş Tarihi : 06-07-2021 09:33
Güncelleme : 06-07-2021 15:29

Beklentilerimiz Ve Kabullenmek

“Yaşamımızı yaşadıklarımızla değil, beklentilerimizle şekillendiriyoruz.”

Yaşamımızda kabullenmek istemediğimiz birçok şeyle karşılıyoruz. Olumsuzluklar ne kadar canımızı yakıyorsa bir o kadar zihnimizi meşgul ediyor.

Beklentilerimiz gerçekleşene kadar acı çekerken hayat bize zindanmış gibi gelir. Nerede çok beklentimiz olursa orada takılır kalır ve yaşam o ölçüde de zorlaşır.

Aileden, dostlardan , işten, insanlardan, tabiattan bir şeyler umarken kabul edemiyoruz bazı durumları.

Annem biraz daha anlayışlı olsa,babam isteklerimi yerine getirse, kardeşlerim beni bir anlasa...Dostum biraz daha fedakar olsa...

Ailede başlayan devamında dostlara varan beklentileri çoğaltıp, isteklerimizin tutsağı oldukça sıkıntılarımızda bir o kadar artıyor daha fazla üzülüyoruz.

Tam olarak ne istediğimizi belki de bilmeden yanı başımızdakileri oldukları gibi değil,isteklerimiz doğrultusunda görmek istedikçe hem kendimize hem de çevremizdekilere bilerek veya bilmeyerek zarar veriyoruz.

***

İnsanları olduğu gibi kabul etmek mi gerekir yoksa mücadele etmek mi doğrusu?

Her insanın kendine has özellikleri ve doğruları var hepimiz bu doğruları yaşamak ve yaşatmak isteriz buna bağlı olarak kendimize özel doğruları yaşayamadıkça üzüntümüz artıyor ve durumu kabullenmek de bir o kadar zorlaşıyor.

Tutsaklıklarımız özgürce düşünmemizi ve bu özgürlüğü hayata geçirmemize engel olsa da; bu durumu göre göre gerçeklerden kaçıyoruz ısrarla..

İsteklerimizi ve sadece kendi menfaatlerimizi gözettikçe sonu olmayan bir çıkmaz sokağa gireceğimizi bu şekliyle de çıkış kapısı bulamayacağımızı bilsekte yine de o yolda ilerlemekten vazgeçmiyoruz!

Sorunsuz , tartışmasız bir yaşam istiyoruz ama bunu yapabilmek ne kadar mümkün?

Yaratıcının her birimize yüklediği vazifeyi teşhis edip o noktaya yoğunlaşırsak, anne, baba, yakınlarımızda Allah’ın istediği ölçüde vazifeyi yerine getirebilirsek; önce kendimizdeki hataları düzeltebilirsek sorunu kısmen halledebiliriz belki de.

Anne, baba şefkatli, sevecen, koruyucu kardeşler birbirlerine karşı paylaşımcı ve samimi ; eş ve dostlar biraz daha fedakar olsa daha iyi olmaz mı?

Huzurlu olmanın yolu galiba ; kendi doğrularımızdan sıyrılıp ve Rabbimizin ilahi öğretiler doğrultusunda her kişiye özel uygun gördüğü vazifeye göre hareket etmekten geçiyor..

Bütün ilişkilerde olmazsa olmazlardan olan saygı, samimiyet, dürüstlük, vefa, şefkat, fedakârlık, affetme ve buna benzer insani özellikleri kendimizde geliştirme çabası içinde olmalı vazifeye göre bu ölçüyü koruyarak hareket edebilmek en güzeli değil mi?

İnsanları ve hayatımızda iyi veya kötü gelişmeleri olduğu gibi kabullenebilmek en doğrusu değil mi?

Her insanın doğruları var herkes doğrusunu yaşama telaşı içerisinde olursa çevremizdekilerle ne kadar sağlıklı bir ilişki kurabiliriz?

Her beklentimizi hayata geçirmek ve sonsuz özgür olma gibi bir şansımızın olmadığını hepimiz biliyoruz.

Kendimize göre doğruları belirlemek yerine Yaratıcının yani “Büyük Sanatçının” doğrularını kabullenmekten başka çare var mı?

Yaptığımız her davranışa göre mahkemede yargılanacağımızı bilip ona göre hareket etmekten başka bir çare var mı?

Eğer bireysel düşünürsek işin içinden çıkmak ne kadar mümkündür?

Sizce nasıl olmalı bu konuda ne yapmalı?

 

NELER SÖYLENDİ?
@
Gazete Manşetleri
E-Bülten Kayıt
ARŞİV ARAMA