Ahmet Yıldırım
Ahmet Yıldırım
Giriş Tarihi : 08-05-2021 05:38
Güncelleme : 08-05-2021 05:41

Sosyalleşme Girdabında Yalnızlık

Genel kanaat insanın kendi kendine yetemeyen sosyal bir varlık olduğudur. İlk bakışta bu sözün doğru olduğu varsayılabilir. Ancak insanın yaşamındaki kimi olaylar bu sözün tersini göstermektedir. Dünyaya bir başımıza gözlerimizi açmamız, bir başımıza yaşamamız (ne kadar kalabalık ve yakın olursa olsun insan hakiki manada iç dünyasını kolay kolay kimseyle paylaşmaz), tek başımıza ölüm anını tatmamız ve dünyalık hesabımızı Hak Teala’ya bir başımıza vermemiz gibi olaylar göstermektedir ki insan esasen kalabalıklar içinde dahi yalnızdır. Temel de yüce yaratıcı insanı yalnız, bir başına yaşayabilecek donanımda, özelliklerde yaratmıştır. Modern çağ bu yanılsamayı derinleştirmektedir.

Yanılsama diyorum, zira yaşadığımız durumun bir illüzyonlar dünyası olduğunu düşünmekteyim. Bizler bu illüzyonist kurgunun içinde halüsinasyonlar görmekten kendimizi alamıyoruz. Mesela sosyalleşme… İnsan neden sosyalleşme ihtiyacı hisseder? Sosyalleşme önemini neye borçludur? İnsan bir topluluğun parçası olmayı neden ister ya da topluluğun parçası olmak insana ne kazandırır? Ya da insan ne zaman sosyalleşmelidir? Yüce yaratıcı bu hususta ne diyor?

Sosyalleşmek; içinde bulunduğu topluma, yapıya, gruba ayak uydurmak, onunla bütünleşmek, içinde bulunduğu toplumun değer yargılarına göre uygun tavır ve davranışlarda bulunmak olarak tanımlanmaktadır. Alexis Carrel; insan ile çevrenin aynı doğrultuda olması gerektiğini ileri sürer. Eğer birey, çevrenin aksi istikametinde hareket ederse; bireyin, o muhitte kafese kapatılmış vahşi bir hayvan olduğunu söyler. Bu vahşi hayvanın süreçte saldırganlaşacağını ve zamanla solup tükeneceğini iddia eder. Carrel, acaba saldırganlıktan uzak durmanın  ehlileşmekten, evcilleşmekten veya yabaniliğin zıddı olan çevreye/muhite entegre olmaktan geçtiğini mi ileri sürmektedir? Dahası bu örnekteki vahşilik meselesinde neden birey vahşi olanı temsil eder? Bireyi kafese kapatan çevrenin (topluluk)  kabahati yok mudur? Hâlbuki vahşilik ve saldırganlık emarelerini genelde topluluklar göstermiştir. Peygamberlere, azizlere, hakikate ulaşma umuduyla temiz ve ahlaklı kalmak isteyenlere en çok sorun çıkaran, şiddet uygulayan (fiziksel ve ruhsal) mevcut topluluklar değil midir? Hak Teala onları çoğunluk diye tanımlamıyor mu? Çoğunluğa uyarsanız, çoğu sapıtmış, çoğu fasıklardır, çoğunluğu iman etmez vb çıkışların muhatabı inivasyona (yenilik) ve eleştirilere kapalı topluluklar değil midir? 

Hakikate toplulukla ulaşılmaz. Doğası gereği hakikat; muhatabını bir başına karşılamak, ağırlamak ister. Hakikatin, insanı bir başına kabul etme özelliği vardır.  Çünkü hakikat bir bir öz cevherimize konuşmayı, fısıldamayı, dertleşmeyi talep eder. Hakikat kitlelere konuşmaz. Onu dinlemek, Ona muhatap olmak veya Onunla dertleşmek istiyorsanız; ayrılmak, soyutlanmak zorundasınız. Öncelikle kendi realitenmizden, kendi doğrularımızdan ve akabinde içinde bulunduğumuz topluluğun doğruları ve gerçeklik algısından ayrılmalıyız diye düşünüyorum. Belki o zaman anlaşılabilir Efendimizin Hira’yı neden mesken  tuttuğu.

Durum böyle iken gruplar, cemaatler, cemiyetler falan neden insanları kendilerine çağırırlar. Biz insanları kendimize çağırmıyoruz, kendilerine çağırıyoruz söylemi hakikati bırakın, ne kadar gerçekçi? İnsan nasıl kendine gelecek? Neyi dayanak alacak? Kendime nasıl gelebilirim, dediğiniz de önünüze bir müfredat konulmuyor mu? Yani daha önceden okunmuş yazarların kitapları, daha önceden beslenilen klasik eserler önerilmiyor mu? O halde bu şu anlama gelmez mi “filan kitapları okursanız veya yazarları takip ederseniz veya falan amelleri işlemeyi huy haline getirirseniz kendinize gelirsiniz”. Bireyin kendisine gelmesi için ileri sürdüğümüz unsurlar bireyin topluluğumuza / klanımıza gelmesi için bir manipülasyon görevi gördü üstlenmiş olabilir mi?

İnsanlara yardım ettiğinizi iddia edip onların yararına işler yaptığınızda insanları nereye davet etmiş olmaktasınız? Kendinize mi, kendilerine mi? Bu ilk etapta bir bağlantı oluşturmuyor mu? Bu bağlantı bireyi bağımlılığa sürüklemez mi?  İllüzyon burada başlıyor.  Bu sözleri şöyle anlayabilir miyiz; “Senin kendine gelmen için benim haftalık sohbetlerime, haftalık organizasyonlarıma gelmen; verdiğim ibadi görevleri yerine getirmen gerekmektedir”. Veya muhatap sol veya farklı bir düşünce mensubu ise “oluşturduğum ortamlara gelmeli, belirlediğimiz kitapları okumalı, filmleri izlemeli, seminer ve konferanslara katılmalı ve takip edilmesi gereken şahsiyetlerin düşünce yapılarını izlemelisin”.

Her halükarda bir kurtuluş, özgürlük veya aydınlanma imkânı sunulmaktadır. Yani kendine geldiğinde! sakın beni unutma, kurduğumuz yapıyı, seni besleyenleri görmemezlikten gelme. Ya da soruları tersten de sorabiliriz; muhatabımız kendisinden istediğimiz iş ve eylemleri yaptığında, hazırladığımız müfredatı (kitap, sohbet, film, seminer vb) içselleştirip uyguladığında kendisine gelmiş oldu / olacak mı?

Haliyle her grup, cemaat, yapı, organizasyon, örgüt muhatabına kendine gel derken muhatabın aydınlanmasıyla birlikte kendi yönteminin önem ve gerekliliğinin altını da kalın çizgilerle çizer. Kendinde bu hakkı görmekte, çünkü performansıyla nice insanın aydınlanmasına, hidayet bulmasına vesile olduğu ortadadır! Diğer yandan bireyin yeni durumuyla yaşayabileceği ortamı da ancak kendisi sağlayabilir. Yani kendi gettosunda.

Dolayısıyla muhatap bu noktada kendine gelmekten ziyade vaaz edilen argümanlara, düşünce yapısına, oluşturulmak istenilen fikri bütünlüğe, gösterilen lidere, diz çökmesi istenilen sohbet halkalarına veya kızlı- erkekli yapılan müzikli ortamlara gelmiş olmaktadır. Ortamı oluşturan güç nereye isterse o minvalde de hareket etmiş olacaktır. Çıkarımım O’dur ki bu söylemleri ileri sürenlerin ekseriyeti (açık kapı bırakalım) muhataplarının kendi kendilerine gelmelerini istememektedirler. Hatta tam tersi muhatabın kendi yörüngesinden ayrılmasını dahi arzu etmemektedirler.

Tüm sistemli yapılar neden topluluğun birlik ve beraberliğine vurgu yaparlar? Birey neden cemaate (topluluk) uyarda, cemaat bireye uymayıp onun düşünce ve fikirlerini bastırmak ister? (Son günlerde Furkan Vakfının kimi üyelerinin itikafta iken karşılaştıkları durum ortada. Cemaat mensubu bir birey böylesi bir dönemde camilerde itikaf kararının yanlış olduğunu, yapılacaksa evlerde kendi imkanlarıyla yapmaları gerektiğini ileri sürse cemaat ve birey denklemi ne olur? Bu olaylardan sonra bu birey ben size demiştim derse ne olur? Benzeri durum, oranları değişmek kaydıyla diğer sistemli yapılar içinde geçerlidir)  Çünkü topluluğun güç olması veya gücü elinde tutması, en hafifi ile birbirlerini motive etmeleri için birlik ve beraberlik elzemdir. Tehlikelere karşı birlikte mukavemet edilmelidir.  Doğrudur da. Güvende olmak, kendini emin hissetmek bir ve beraber olmaktan geçmiyor mu? Çünkü dışarısı tehlikelerle doludur. Birey gettonun (topluluğun) dışında nefes alabilir mi? Alsa bile her nefes işkence gibi gelir.

O zaman şöyle bir soru sorabilir miyiz; bunca topluluğu genişlettiniz, kendi sisteminizi inşa ettiniz, muhataplarınıza bu sistem içinde roller de verdiniz sonra… Bu kadar insanı başınıza sadece kendilerine gelsinler diye mi topladınız?

Kendine gelmek birazda kendi iradesi ve yetenekleriyle kendi ayakları üzerinde kalmak anlamına gelmez mi? Dahası kendine gelen, kendini bulan daha farklı arayışlara girer mi? Bulanın, aramayacağı net sanırım. Hala arıyorsa bulamadığı düşünülmelidir. Bulanın ihtiyacının kalmaması gerekir. Yani demem o ki muhatabımız hala bizim yörüngeden çık(a)mıyorsa ve hala dizimizin dibinden ayrıl(a)mıyorsa (fiziksel değil fikirsel) bu noktada iki sorun bizi karşılar; Ya biz muhatabımızın kendisine gelmesini istemiyor ve kendini bulacağı yolları tıkamış olmaktayız. Ya da muhatabımız bir türlü kendisine gelemiyor veya gelmek istemiyordur. Her iki durumda da ortaya koyduğumuz müfredat işe yaramamış demektir. Ya da zaten biz müfredatı muhatabın kendini bulmaması üzerine oluşturduk. Umarım böyle değildir.  Eğer böyle ise neden?

Yerleşim yerleri, şehirler, gettolar biraz da bu düşünce ile inşa edilmedi mi? Belki de insanlığın ilk gördüğü halüsinasyon buydu. Vahşi doğadan, yırtıcı hayvanlardan korunmanın en iyi yolu topluluk veyahut klan şeklinde yaşamaktı. Her yeni, beraberinde kendi formunu da dayatır. Öyleyse gettoda veya sistemli yapının (Cemaat, cemiyet, tarikat, örgütler, gruplar, klanlar vd) içinde yaşamanın bedeli muhatabın özgürlüğünden, iradesinden biraz vazgeçmesidir. Ya da vahşi doğanın ve yırtıcı hayvanların! insafına terk edilme tehlikesini göze almalıdır. Damgalamak, etiketlemek yani. El çekmek, ötekileştirip, yalnızlaştırmak; Rebeze çölüne hapsetmek.  Bu yeni yöntem her tarafları kapatıp tek açık kapı, tek çıkar yol bırakmak; açık bırakılan kapıya kendi neferini dikmek kaydıyla bireyi haraç vermeye zorlamaktır. 

Rabbimiz her şeyi yalnızlık üzerine yaratmışken; dünyada yalnız Bir’i aramamızı, ona ulaşmamızı isterken, üstüne üstelik İslam Dini her türlü dualist (çokluk) düşünce ve fikri ret ederken bireysel inisiyatife ipotek koymaya kalkışmak neden? Her türlü örgütlü yapının seküler kaygılarla hareket ettiği modern zamanlarda daha netleşmektedir.  Günümüz örgütlü yapıların en iyi beslenme, ayakta kalmanın yollarından biri yalnız yaşama becerisi gösteremeyen bireyler değil midir? Kabul etmek gerekir ki örgütlü yapılar tamamlanmamış, arayış içinde olan ve kendisinde eksiklik hisseden bireyler istemektedir. İnsanları örgütlü yapılara iten sebep de biraz budur. Eksiklerini, noksanlıklarını tamamlama duygusu. Fakat bütün bunların neticesinde bireyin kendine geleceği, kendini bulacağı anlamına gelmez.

Bağlantısız yaşayamayanlar… Bir yerlere bağlanma ihtiyacı hissedenler. Kendi öz cevherleriyle yüzleşemeyen, kapasitelerinin farkında olmayan, dış tehlikelere karşı mukavemet etme yeteneğinden mahrum, yalnızlığı sakınılması gereken, korkunç bir durum olarak telakki edenler, yalnızlığı göze alamayan bireyler değil midir? 

Bu özellikleri taşıyanlara yalnız kalmanın ne kadar yanlış olduğu, yalnız yaşayanların ne kadar sorunlu oldukları gösterilmeli ve kendilerine her daim zayıf oldukları hatırlatılmalı ve dış tehlikelere karşı sürekli uyarılıp tetikte olmaları hususunda uyarılar yapılmalıdır. Sürüden ayrılanı kurt kapar. Topluluğa devam eden, toplulukla hareket eden bireyden daha iyisi var mıdır? Halbuki bireyin kendisine gelmesi (bulması), hakikati araması ve ona ulaşması için insanın yalnız yaşayabilmesi, kendi yaralarını kendisinin sarabilme olgunluğa ermesi gerekmez mi?

Ebu Zer mesela. Enteresan ki Müslümanlar arasında Ebu Zer tavrı övülür. Övünülen bu metot peki neden bunca zaman sistemini kuramadı? Ebu Zer’i övenler neden onun çizgisini (kuramsal olarak) sürdürmekten imtina ettiler. Yani bunca imkân neden Ebu Zer’lerin yetişmesi için sarf edilmez? İmkân mı yok, yoksa kurduğumuz sistemlerde övülen Ebu Zer çizgisine yer mi yok?  

İnsanlığın özgürlüğüne, ümmetin özgürlüğüne, Kudüs ve Mekke’nin özgürlüğüne vesile olması temennisiyle Ramazan bayramınızı tebrik ederim.

 

NELER SÖYLENDİ?
@
Ahmet Yıldırım

Ahmet Yıldırım

DİĞER YAZILARI Arabesk İçimizde Bir Yaradır... 10-07-2021 08:34 Sosyalleşme Girdabında Yalnızlık 08-05-2021 05:38 Var Mısın? 16-03-2021 16:55 Kadın Programları Neden Kaldırılmaz?.. 25-09-2020 06:14 Bir Mücadele İnsanı 15-06-2020 19:25 Corona Morona?* 02-04-2020 08:12 Ademoğlu Ve Haram Lokma * 12-02-2020 09:52 Yönetim, Öteki Ve Madunlaşmak... 12-12-2019 10:07 Güç, Egemenlik Ve Ehlibeyt 08-09-2019 08:56 Panoptikon Mahpusları 25-07-2019 12:12 Muhafazkarlık Artıyor, Hakikat Uzaklaşıyor. 25-06-2019 22:12 Biz Kopya Değiliz. 05-03-2019 12:17 Gerçeğin Sessiz Çığlığı 15-01-2019 17:38 Zamanın Telaş Kurbanları.. 31-10-2018 14:34 Histerik Kişilikler Ve Kerbela 20-09-2018 14:57 Olmadan Ölünmüyor. 09-07-2018 12:20 Bu Seçimlerde Kime Oy Vermeli? 07-06-2018 11:24 Gençlere Neden Kızıyoruz? 09-04-2018 14:35 Kudüs; Antakya’dır, Kilis’tir, Antep’tir Urfa’dır. 29-03-2018 21:11 Bir Şey Olabildik Mi? 22-02-2018 18:23 Ümmetten Ulusa... 08-01-2018 16:47 İnsanın Tabuları Olmalı. 11-12-2017 15:21 Düşünce Ekmek… 27-10-2017 13:53 Referanduma Dair... 03-10-2017 14:25 Korku Üzerine.... 12-09-2017 07:41 Yeşil Sarıklı Ulu Hocalar! 15-08-2017 22:26 Bize Ne Oluyor? Bizde Ne Ölüyor? 11-07-2017 15:47 Aziz Dostum Ramazan! Göz Aydınlığımız Sen Hoş Geldin... 03-06-2017 09:33 Acıların Çocuğu Muyuz? 22-05-2017 18:30 Modernizm İllüzyonunda Halüsinasyon Görmeden Uyanmak... 10-04-2017 15:01 Dünden Bu Güne Neslin Değişimi. 22-03-2017 13:15 Gerçeklik, Hakikat Ve Doğruluk Üzerine… 22-02-2017 11:30 Geçmişi Anlamak Üzerine; Siyonizm Kralları.. 20-01-2017 21:09 Ölen, Öldüren Kim? Ölen Ne? 16-12-2016 22:38 Merhamet Ölmesin... 08-11-2016 20:18 Gençlerimize Hüseyni Misyonu Tanıtmak. 08-10-2016 09:39 Biz, Siz Arasında Arafta Kalmak. 26-09-2016 12:25 Darbe Sonrası Değerlendirme… 26-08-2016 16:19 Bürokratın Şakirtlik Hevesi.*** 02-08-2016 00:02 Aslına Rücu Et Ey İnsan. 15-07-2016 21:21 Gettolaşıyor muyuz? 01-07-2016 12:41 Bize Ne Oluyor? 21-06-2016 14:08
Gazete Manşetleri
E-Bülten Kayıt
ARŞİV ARAMA