Hazım Koral
Hazım Koral
Giriş Tarihi : 25-03-2021 20:51

Erbakan'ı Tanımak

Merhum Erbakan'ı anmak ve hatıratını yadetmekten öte asıl olarak onu ve mücadele dolu hayatını çok iyi bilmemiz gerekmektedir. Necmeddin Erbakan kimdir? Erbakan hangi değerler uğruna bir ömür boyu yılmadan, usanmadan ve büyük bir dirayetle mücadele etmiştir? Bunu bilmek durumundayız. Her şeyden önce Erbakan'la ilgili yapacağımız tahlillerde bireysel yaşamımız, siyasî tercihlerimiz ve sorumluluklarımız için ne tür dersler çıkarmalıyız, buna bakmak durumundayız.

Zira onun mücadele dolu hayatını ve İslâm'dan neşet eden projelerini derinlemesine tetkik ederek kendimiz için dersler çıkarmalıyız. Şu bir hakikat ki, aidiyet sorumluluğumuzu kuşanmak için Erbakan'dan alacağımız çok dersler var.. Erbakan'ın hayat serüveni bizim için bir algoritmadır, bir yol haritasıdır. Kırk küsur yıllık siyasî hayatı boyunca kullandığı üç sloganın ilki neden "Önce Ahlâk Ve Manevîyat" idi? Manevî değerlerimize ve ahlâka neden bu kadar önem veriyordu. Bir makina profesörü, bir siyasetçi neden ısrarla "Önce Ahlâk Ve Manevîyat" diyordu? Ülkemizde yaşanan ahlâk erozyonunun o da farkındaydı. Bu toplumun maddî kalkınmadan önce manevî kalkınmaya ihtiyacı vardı. Erbakan'ın bu talep ve uğraşı aynı zamanda kendi kişiliğinin yansımasıydı. O her şeyden önce yüce erdemlerle mücehhez kılınmış fazilet sahibi bir insandı. Dini bütün biriydi. Bireysel ve ailevî yaşamını dini değerler şekillendiriyordu. Kibar ve nezaket sahibi oluşu bundandı. Onu tanıdığımız ilk günden bu yana biz kendisinde sadece bu fazilet ve erdemleri gördük. Muhalifleri de bu yönünü hakkaniyetle dile getiriyorlardı. Kibar ve nezaket sahibi olmanın yanısıra zulme ve haksızlıklara asla boyun eğmeyen bir dik duruşu vardı. Davasından ödün vermediği için partileri kapatıldı ve nice haksızlıklara, nice adlî kovuşturmalara maruz kaldı.

Öğrencilik yıllarına bakıyoruz, köklü bir aile terbiyesi görmüş, nezaket ve kibarlığı çocukluk yıllarından beri kişiliğinin ayrılmaz bir parçası olmuş. Ayrıca zeki, çalışkan ve başarılı bir öğrenci olduğunu, üniversiteyi birincilikle bitirdiğini biliyoruz. Almanya'daki akademik çalışmalarını başarılı bir şekilde sürdürüp yeni buluşlara imza attığını da biliyoruz...
Almanya'da kendisine sunulan cazip teklifleri elinin tersiyle itip hizmet için memleketine gelmişti. Bir makina profesörü olarak girişimci arkadaşlarıyla birlikte Gümüş Motor Fabrikası'nı kuruyor. Başarılı bir şekilde imalata başlıyorlar. Ancak muadili olan yabancı firmalar ithalatçı tüccarlarla işbirliği yapıp kumpas oluşturuyorlar. Yine Erbakan'ın imzasıyla imal edilen prototip yerli otomobil "Devrim"in seri üretimine de engel oluyorlar. Bilahare Erbakan Odalar Birliği Başkanı olduğunda vahşi kapitalizmin nasıl bir sömürü düzeni olduğuna burada "aynel yakin" tanık oluyor. İstanbul burjuvasisinin devlet bütçesini nasıl söğüşlediğini görüyor ve Anadolu yatırımcılarının da hakkı olan bu bütçeden onlara adil bir şekilde hak ayırmaya çalışıyor. Öyle ki, devlet bütçesinden yatırımcılara ayrılan 20 milyon dolarlık kotanın 19 milyarı İstanbul ve İzmir dükalığına verilirken, Anadolu girişimcilerine 1 milyon dolar taksim ediliyor. Şairin ifadesiyle: "Bir kişiye dokuz pul, dokuz kişiye bir pul; bu taksimi kurt yapmaz kuzulara şah olsa!"

Böylesi adaletsizliklere tanık olan Erbakan vatan sathına yayılmış olan bu zulüm ve haksızlıkların önünü almak için çok uğraşıp çabalıyor. Devlet bütçesinden kaptıkları parsayı paylaşmak istemeyen aç gözlü monşer sermayedarlar ise, siyasî erki kullanarak çeşitli komplolarla Erbakan'ı Odalar Birliği'nden uzaklaştırmaya çalışıyorlar. Nitekim bu hak-hukuk nedir bilmeyen Nemrut şahsiyetliler şeytanî emellerine ulaşıp Erbakan'ı Odalar Birliği'nden adeta derdest ederek uzaklaştırıyorlar.

Odalar Birliği'nden büyük bir üzüntü ile ayrılan Erbakan bu sefer hizmetin siyasetle sürdürülebileceğinin kanaatine varıp Adalet Partisi'ne müracaat ediyor. Ancak Demirel Erbakan'ı üniversite yıllarından beri çok iyi tanıdığı için, siyasette nasıl bir manevî ve milli hamle başlatacağını, kendisinin de süreç içerisinde ekarte edileceğini tahmin ettiği için Erbakan'ın bu müracaatını veto ediyor. Erbakan bu sefer (1969) Konya'dan bağımsız aday oluyor ve kazanıyor. 26 Ocak 1970 tarihinde ise Milli Nizam Partisi'ni kuruyor.

Erbakan ve 18 arkadaşı tarafından kurulan Milli Nizam Partisi, Milli Görüş Hareketi'nin ilk partisi olma özelliği taşımaktadır. Parti manifestosundan ve Erbakan'ın dile getirdiği İslâmî söylemlerden yola çıkarak ifade edecek olursak, Milli Nizam Partisi Türkiye'de politik arenaya çıkan ilk İslamî parti olma özelliğine sahiptir. Erbakan bir özlü sözünde şöyle diyor: "Bana diyorlar ki: 'Senin siyasetle ne işin var? Otur Kûr'ân'ını oku! Ben Kûr'ân okuduğumda, Kûr'ân bana diyor ki: 'Kalk haksızlık ve zulümlere karşı mücadelede et, Allah'ın adil nizamını hakim kılmak için cihad et, uğraş, çabala.."

Merhum Erbakan Hocamız gerek siyasete atılmadan önce ve gerekse siyasete atıldıktan sonra bütün uğraş ve çabası bu minvâl üzereydi. Onun için halkımız ona "Mücahid Erbakan" diyordu. Erbakan, bağımsız aday olup siyasete adım attığında kullandığı ve Konya Alaaddin Tepesi'ne bankart olarak astırdığı "Hak geldi batıl zail oldu." (İsra:81) ayeti olmuştu. Tekrar vurgulayacak olursak, Türkiye siyasetinde iktidar mücadelesi veren partiler içerisinde ana akım olarak İslâmî kimlikle ortaya çıkan ve "Milli Görüş"ü temsil eden ilk parti Milli Nizam Partisi'ydi. Erbakan maddî kalkınmaya önem verdiği gibi manevî kalkınmayı da bir zorunluluk olarak görüyordu. Bu nedenle yukarıda ifade ettiğimiz gibi siyasî hayatı boyunca kullandığı üç sloganın ilki, "Önce ahlâk ve maneviyat" idi.

Erbakan, "Davam" isimli eserinin kapağında, "Ne yaptıysam Allah rızası için yaptım" diyor. Bunu diyen bir lider elbette ki, Kûr'ân ve İslâm'ı kendisine referans alacaktı. Onun ilke ve hedefleri İslâm'dan neşet etmekteydi. Özellikle İslâm Birliği projesi imâna taallûk etmektedir. (Bunun uğraş ve çabasını vermeyen Müslüman memleketlerin başındaki yöneticiler asla vebâlden kurtulamayacaklar.) Necmeddin Erbakan siyasî hayatı boyunca Allah için, İslâm için uğraştı, çabaladı, mücadele etti. ABD'yi, Siyonistleri ve içimizdeki piyonları rahatsız eden Erbakan'ın bu vizyonuydu, bu destinasyonuydu. Tahammül edemediler ve 26 Ocak 1970 tarihinde kurulmuş olan Milli Nizam Partisi'ni 20 Mayıs 1971 tarihinde kapattılar. 11 Ekim 1972 tarihinde MNP'nin devamı olan Milli Selamet Partisi kuruldu. Bu parti 1973 yılında CHP ile koalisyon hükümeti kurdu. Erbakan, bu koalisyon hükümeti döneminde "Ağır Sanayi" hamlesini başlatarak Anadolu'nun birçok ilinde yüzlerce fabrikanın temelini atmış ve süreç içerisinde bu fabrikaların bir kısmı akamete uğratılmış olsa da çoğu üretime geçmiş ve on binlerce Anadolu insanına iş istihdamı sağlanmıştı. Bu dönemde savunma sanayii alanında da atılımlar yapan Erbakan ASELSAN'ı (Askerî Elektronik Sanayiî) TÜBİTAK'ı (Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu)

TÜMOSAN'ı (Yerli Traktör Fabrikası) kurmuştu. Özellikle bugün gelinen nokta itibariyle her türlü zırhlı araçtan çeşitli konvansiyonel silahlara kadar ve ayrıca ürettiği İHA (İnsansız Hava Aracı), İDA (İnsansız Deniz Aracı), SİHA (Silahlı Hava Aracı), öte yandan KORAL (Mobil Elektronik Harp Sistemi) ile savunma sanayimize büyük katkıları olan bütün bu modern araç-gereçler Merhum Erbakan'ın temellerini attığı ASELSAN bünyesinde üretilmektedir. Kamu vicdanı açısında sadece bu yapılan hizmete baktığımızda Erbakan'a şükran duymamamız ve müteşekkir olmamamız mümkün mü? Meğer Hocamız kısa bir koalisyon döneminde ne işler başarmış. Bu koalisyon dönemindeki en önemli icraatlardan biri, bizzat Erbakan'ın dahli ile gerçekleşen Kıbrıs Barış Harekâtı'dır. Başbakan Ecevit, Kıbrıs sorununu garantör devlet olarak gördüğü İngiltere'nin diplomasi yoluyla halletmesini istiyordu. Bu yüzden İngiltere'ye gitmişti. O boşlukta Erbakan vekâleten Başbakan olunca alelacele askerî erkanı topluyor ve Genel Kurmay Başkanlığı'nda bir brifing veriyor. Bu görüşmede dönemin Genel Kurmay Başkanı Semih Sancar'a çıkarma talimatını veriyor ve askerimiz 20 Temmuz 1974'te adaya çıkıyor.

Bu çıkarma ABD, İngiltere ve Ecevit'e rağmen yapılmıştı. ABD 6'ncı Filo ile Türkiye'yi tehdit etmişti. Erbakan da ABD'nin bu küstah tehdidine karşılık Hava Kuvvetleri'mize ait pilotlarla kamikazi tehdidinde bulunmuştu. Sonuçta ABD ambargo ile yetinmek zorunda kalmıştı. Erbakan da buna misilleme olarak başta İncirlik olmak üzere ABD üslerini kapatmıştı. O günün gazeteleri, "ABD üslerine el koyduk" diye manşet atmışlardı. Bu da bizim için gurur verici bir durumdu.

Ama ne yazık ki sonraki hükümetler ABD vesayetine boyun eğdiler. Türkiye siyasî konjonktüründeki Erbakan farkı burada da kendini göstermektedir.

Erbakan her şeyden önce "Banane Amerika'dan" diyebilen dirayet sahibi bir siyasetçiyi. Bunu REFAHYOL Hükümeti döneminde de görüyoruz. Necmeddin Erbakan Başbakan olduğunda ABD Büyükelçisi ziyaretine geliyor ve sanki müstemleke ülkesiymişiz gibi küstahça, "Sizin Başbakan olmanızdan memnun değiliz ancak beraber çalışmak durumundayız" diyerek, buyurgan bir üslupla tek tek 6 maddelik talimatı sıralıyor ve kripto klasörü sephanın üzerine koyuyor.

Talimatlar şunlardı:
1- İran'a gitmeyecekseniz!
2- İran ile ticaret hacminizi 50 milyon doların üzerine
çıkarmayacaksınız!
3- ABD üslerine dokunmayacaksınız!
4- Çekiç Güç ile ilgili sözleşmemizi iptal etmeyeceksiniz!
5- Diğer Müslüman ülkelerle de ticaretinizi arttırmayacaksınız!
6- Irak boru hattını açmayacaksınız!

Erbakan diyor ki: "ABD ne dediyse tersini yaptım. İlk yurtdışı ziyaretimi kardeş ülke İran'a gerçekleştirdim. İran ile ticarî hacmimizi 50 milyon dolardan sadece doğalgaz anlaşmasıyla 2,5 milyar dolara çıkardık. Diğer Müslüman ülkelerle de ticarî hacmimizi büyüttük. Çekiç Güç'ü kovduk. İslâm Birliği'ni hedefleyen D-8'İ kurduk."

ABD, Siyonistler ve içimizdeki uzantıları bu gelişmelerden elbette rahatsız olmuştu. REFAHYOL Hükümeti Necmeddin Erbakan'ın Başbakan olduğu dönemde istikrarlı bir şekilde yoluna devam ediyordu. Havuz sistemi ve denk bütçe politikaları ile Cumhuriyet tarihinde ilk defa devlet hazinesi açık vermemişti. ABD piyonu ve Siyonist uşağı medya için ülke ekonomisinin istikrarı hiç önemli değildi; varsa yoksa tezvirat, iftira ve saldırıydı manşet ve ekranlara taşınan.. Ali Kalkancı, Fadime Şahin, Müslüm Gündüz ve tarikat şeyhlerine iftar yemeği işin bahanesiydi, işin kamuflaj yönüydü. 12 Eylül ve 28 Şubat asıl olarak Filistin davasını gündeme taşımanın bedeliydi. Nasıl ki, 6 Eylül 1980 tarihinde Konya'da büyük "Kudüs Mitingi"nin 6 gün sonrasında alelacele ihtilâl yaptıklarsa aynı şekilde Sincan'da tertiplenen "Kudüs Günü" etkinliğinden dolayı Sincan sokaklarına tankları indirip 28 Şubat post-modern darbesini yaptılar. Filistin işgalini ve mazlum Filistin halkının uğradığı zulümleri gündeme taşıyıp dile getirmek Siyonistlerin piyonlarını harekete geçirmeye yetmişti.
28 Şubat mimarlarından General Çevik Bir, ABD'nin "Middle East Quarterly" adlı dergisinde, "İstikrar İçin Formül: Türkiye Artı İsrail" başlığıyla yazdığı makalede, "Erbakan İsrail'i düşman olarak görüyordu ve bu yüzden Türkiye ile İsrail arasındaki anlaşmaları iptal etmek istiyordu.. 28 Şubat'ı İsrail'in güvenliği için yaptık" diyor. Yapılan bu ihaneti, bu alçaklığı Merhum Erbakan büyük bir metanetle karşılamıştı. Öfkeli genç kardeşlerimizin her hangi bir taşkınlık veya her hangi bir anarşik hadiseye sebebiyet vermemesi için, ortalığı yatıştırma kabilinden "Bu yapılanlar tarih içerisinde bir nokta bile değildir" diyerek sadece öfkeli gençleri değil bütün bir kamuoyunu teskin etmişti. Erbakan ve onun Milli Görüş hareketi Türkiye'deki iç huzurun teminatıydı. 12 Eylül öncesi, ideolojik çatışmalar ve terör eylemleri ortalığı kasıp kavururken Milli Görüş'çü gençler asla böyle bir eyleme tevessül etmediler.

Sonuç olarak ifade edecek olursak, Merhum Erbakan Hocamız sadece Anadolu halkının değil, sadece İslâm ümmetinin de değil, tüm dünya insanlığının huzur ve saadetini istiyordu. Bunun için D-8'i kurup, D-60 ve D-160'ı hedefliyordu.

Erbakan'ın bu düşüncesi Kûr'ân'dan Neşet etmekteydi.

"Siz insanlar için çıkarılmış hayırlı bir ümmetsiniz iyi olanı tesis eder olumsuz olanı bertaraf edersiniz." (Al-i İmrân: 110)

"Yeryüzünde fitneden (her türlü kötülükten) eser kalmayıncaya ve din hükümleri Allah adına tatbik edilinceye kadar cihad ediniz." (Bakara:193)

Erbakan her şeyden önce Müslüman halkımıza "İslâm ümmetinin yeryüzündeki misyonunu"nu hatırlatmış oldu...

Mekanın cennet, ruhun şad olsun Mücahid Hocam...

NELER SÖYLENDİ?
@
Hazım Koral

Hazım Koral

DİĞER YAZILARI Allah'a Koşunuz... Suriye ve Diğer Arap Ülkelerinin Filistin'e Bakışı... Takva Mücadeledir 28 Şubat Darbesinin Hatırlattıkları.... Biz Neyin Derdindeyiz Suud Ve Avanesi Ne Yapıyor? Haya İmandandır... Merhamet İnsanın En Temel Hasleti Olmalı... Allah'a Koşunuz Azerbaycan ABD Ve Siyonist İsrail Kıskacında... Tarih Tekerrür Ediyor ve Taliban'lı Yeni Dönem Evlilikte Liyakat Ve Sadakat.. Bosna Savaşı ve Srebrenica Katliamı... Ey Allah'ın Kulları Kardeş Olunuz... Ateşkes Filistin'i Unutturmamalı... Sicili Bozuk Ve Küstah ABD Merhum Erbakan'ı Rahmetle Anmak... Tarım Ve Ekolojik Sorunlarımız Sürdürülebilir Aile Yuvasının Ön Şartı İyi Geçimdir.. Batıl Ehlinin İslâm'a Ve Peygamberimiz'e Olan Düşmanlığı... İftira Dezenformasyon Ve Tezvirat Olguları Üzerinden İran Düşmanlığı.. Kısasta Hayat Vardır Kerbelâ Kıyamını Anlamak... Istanbul Sözleşmesi Mi, İslam Sözleşmesi Mi.... Bir Hukuk Skandalı Ve 22 Yıllık Hasret... Aile Mahremiyeti Üzerine Dünya Kudüs Günü Ve Asıl Mesele Oruç Ve Nefs Tezkiyesi.. Koronavirüs (Kovid-19) Hakkında... Mayın Eşeği Olmamak İslâm Devriminin 41'nci Yılı Muhasebesi İran'ın Suriye'de Ne İşi Var? Kadına Şiddet Ve Evlilik Hayatını Bitiren Faktörler... Nikâh Akdi.. Evlilikte Liyakat Ve Sadakat.. Kadına Şiddet Ve Kadın Cinayetleri Önce Ahlâk Ve Maneviyat... Takva İslam’ı En İyi Şekilde Yaşamaktır Gürültü Kirliliği Ramazan Ayı Ve Oruç Tesettürün Cılkının Çıkarılması Ve Müstehcenliğin Yaygınlaşması Üzerine... Şer Ekseni İslâm Devrimi’nin 40. Yılı Nikâhta Keramet Vardır Uygurlu Müslüman Türklere Uygulanan Çin Zulmü Evliliğe Giden Yolda Kıskançlık... Unutulan Vecibe Emr-İ Maruf -Nehyi Münker Ve Nasihat.. Akraba Ve Komşuluk İlişkileri Art Niyet - Suizan Veya Önyargı Emin, Güvenilir Ve Nezaket Sahibi Olmak Gelin Ve Damat Mevzusu Yarınlar Bizim Siyonistlerin Kuklası Küstah Trump Evlilik Oyunu (!) Vefa Kavramı.. Geçimsizlik Ve Boşanma Hadiseleri Anlamlı Ve Bir O Kadarda Stratejik Ziyaret... Evlilik Huzurun Teminatıdır… Srebrenitsa’yı Unutmayalım... Evlilik İçin Mümeyyiz Olmak… Medeniyetimiz Ve Ufak Ayrıntılar Eşler Arasındaki Kıskançlık Ve Duygu Kontrolü... Sosyal Medyanın Negatif Ve Pozitif Yönü... Sevgi Ve Aşk Üzerine Kısa Bir Analiz.... Farkındalık... Mesuliyet Hissi Ve Merhamet Duygusu.. İnsanı Ve Misyonunu Tanımak. Terör Ve Şiddetin Meşruiyeti Yoktur. Fethullah Gülen’in İnanç Ve Psikolojisi... Kerbelâ’da Âşura Öncesi Azmettirici ABD Tetikçi FETÖ Destekçi NATO İşgalci Siyonist İsrail İle Anlaşmaya Hayır.. Kanlı Darbe Girişimine Bir Başka Açıdan Bakış... Kanlı Darbe Girişimi Hangi Amaca Matuf.. Sıbgatullah; Allah'ın Boyası.. Ramazan Ve Oruç İkra Önce Ahlâk Ve Manevîyat Edep Erbain Yürüyüşü Kerbelâ’yi Anmak Bidat Mi? Kûr’ân Ve İmâm Hüseyin Üst Kimlik Manifestomuz.. Teberrâ Ve Tevellâ Uhuvvet Ve Tasavvuf Ümmet Birlikteliğinin Önündeki Engeller Diyalog Ve Uhuvvet'in Ön Şartları… Tekfircilik Hastalığı (2) Tekfircilik Hastalığı -1- Tevhid Selâm Terör Örgütü Mü?
Advert
Gazete Manşetleri
E-Bülten Kayıt
ARŞİV ARAMA