İbrahim Eser
İbrahim Eser
Giriş Tarihi : 12-03-2021 09:53

Sözde Değil, Özde Adalet Ahlakını Kuşanmak!

Şanı yüce Rabbimiz, peygamberleri açık ve kesin delillerle gönderdiğini, ve onlarla birlikte insanlar adaleti ifa ve icra etsinler diye Kitap ve mizanı da indirdiğini beyan etmektedir. Adalet konusunda çok duyarlı olan İslam, Müslümanlardan adaleti titizlikle ayakta tutmalarını emreder. Sadece yakınlarımız, sevdiklerimiz için değil, herkes için, sevmediğimiz kişiler de olsa adalet istemeliyiz. Allah’ın bütün kullarına adaletle davranmak şahitlik bilincinin yükseldiği bir sorumluluktur. Herkesi kuşatıcı ve kucaklayıcı bir merhamet bilincinin adı olan adalet; Güneş gibi, kimsenin konumuna, düşünce ve tercihine bakmaksızın herkese eşit şekilde doğar.   

Düzenli ve dengeli davranmak olan adalet, her şeyin ve herkesin hakkını verme, haksızlıklardan uzaklaşarak orta yolu tutma, bir şeyi yerli yerine koyma, dürüstlük, insaf ve eşitlik gibi manalarına gelir. Geniş kapsamlı bir kavram olan adaletin zıddı ise zulüm, haksızlık, insafsızlık, adam kayırma gibi olumsuz davranışlardır. İslam'da adâlet, hukuk önünde herkese eşit davranmak, kültür, bilgi ve mevkî farkı olsa da insanlara karşı başka başka davranmamaktır. Dinimiz İslam, adaleti, insanlar arasında din, dil,  makam farkı gözetmeksizin eşit muamele etme şeklinde açıklamış ve "Bir topluluğa duyduğunuz kin sizi adaletten saptırmasın" der. Huzur içinde yaşamanın yolu olan adalet, güven ve barış içerisinde bir arada kardeşçe yaşamanın adıdır. Allah, adaleti ve iyilik etmeyi emreder ve müslümanları da bu anlamda adil olmaya davet etmektedir.

İslâm'ın çok önem verdiği konulardan bir tanesi olan adalet, herkese ve her şeye eşit mesafede adil davranmaktır. Adalet, mizandır, ölçüdür, yönetimin temel direği ve ruhudur. İster bireysel ister toplumsal bazda olsun her daim adalet üzere olmak, herkesin yararınadır. İster yakınımız, dostumuz, ister düşmanımız olsun, temel ölçümüz ve şaşmaz terazimiz adalet olmalıdır. Adalet vasfını yitiren yönetimler, güvenilirliklerini de yitirirler. Bunun sonucu olarak çöküş mukadderdir. Adalet insanlık için tuz hükmündedir. Tuz kokarsa, felaket olur. Adalet; her şeyi layık olduğu yere koymak, doğru hüküm vermek, haksızlıktan sakınmaktır. Adalet; hikmettir, aydınlıktır, olduğu yerde güven, huzur, barış ve kardeşlik olur. Adalet, her şeyi yerli yerine koyarken, karşıtı olan haksızlık, zulüm ise her şeyi yerinden ederek bir kaos ortamının oluşmasına sebebiyet vermektir. İslam'da adalet, kimliği, rengi, ırkı, inancı, coğrafyası ne olursa olsun, her daim adil olmaktır. Mazlumun yanında, zalimin karşısında olmak, hayatımızın temel şiarı olmalıdır. Adalet, farklılıklardan dolayı hukuk önünde insanlara eşit davranmaktır. Hangi toplumsal katmanda olursak olalım, yönetimimiz altındakilere karşı her daim adalet düsturuyla şefkat ve merhamet yaklaşımıyla ve sorumluluk bilinciyle yaklaşmak durumundayız. 

Zihin açıcı, ufuk açıcı ve yol gösterici nitelikteki söylemleriyle insanlığa ve Müslümanlara ışık kaynağı olma noktasında rol model olan, ilim şehrinin kapısı Hz. Ali "Devletin dini adalet ve hikmettir" derken, devletin istiklal, istikbal ve istikrarının ancak adalet mekanizmasıyla sağlanabileceğini vurgulamaktadır. Alimlerin serdarı Hz. Ali'nin bu derin anlam içerikli çarpıcı mesajı derinlemesine düşünüldüğünde devletin düzeninin tesisi açısından son derece hayati önemi haizdir. Hz. Ali, "Adaletin; kaynaşma, kurtuluş, yücelik, insaf, hayat ve hayırlı hüküm olduğunu söyler, ve yöneticiler için de bağışların en yücesi bir erdemdir" der.

Pek çok kesim tarafından sevilen, birçok farklı sözleri üzerinden büyük bir beğeni toplayan ve özellikle Müslümanlara örnek olacak tarzda mücadele dolu bir hayatla unutulmaz anlamlı ve derin cümleler bırakan güzel insan Bilge Kral Aliya'nın da belirttiği gibi "Güç ve kanun sadece adaletin vasıtalarıdır.

Benim için yeryüzünde iyi, doğru ve güzel ne varsa onun adı İslam'dır. Sevgi ve dayanışmanın, paylaşmanın olduğu yerde ölüm değil hayat vardır. Adaletin kendisi insanların kalplerinde mevcuttur, aksi durumda adalet yoktur. Hukuk benim için sadece meslek değil inancım, yaşam tercihim ve hayat felsefem. Hiç kimse intikam peşinde koşmamalı, sadece adaleti aramalıdır. Çünkü intikam sonu olmayan kötülüklerin de kapısını açar. Geçmişi unutmayın ama onunla da yaşamayın. Hakiki vatansever vatanını diğerlerine üstün tutan değil, vatanının övgüye mazhar olması için hareket edendir” der. Aliya İzzetbegoviç

Adaletle hükmetmemiz, geleceğimizin sağlam temeller üzerine inşası bakımından hayati derecede önemlidir. Adalet, bütün bir evreni aydınlatan ve ısıtan güneşe benzer. Güneş, ayrım yapmaksızın bütün bir varlık dünyasını ısıtır, aydınlatır. İnanan, inanmayan her insan ve tüm canlı ve cansız organizmalar, onun ışığından yararlanır. Onun ışığı, herkese hayat kaynağı olur. Adalet de böyle bir şeydir. Adil olmak, beraberinde sorumluluğu da getirir. Yaratılmışların en şereflisi, en onurlusu ve en değerlisi insanın sorumluluğu kuşanması, karakteristik özelliğinin ve yaratılış fıtratının gereğidir. Dolayısıyla bizlerin; kendimize, ailemize, komşularımıza, bölgemize, ülkemize ve içinde yaşadığımız evrene karşı sorumluluklarımız vardır. Bu sorumlulukların bilincinde olan ve adaleti temel ölçü ve mizan kabul eden bir insanın yanlış yapma riski olabilir mi? Elbette olamaz. Bu güzel düsturlarla hayatını inşa eden ve gelecekle alakalı planları, projeleri ve projeksiyonları bu sorumluluk perspektifinde düşünen fertlerden oluşan bir toplum, özlenen bir toplumdur. Kimisi buna “hayal” diyebilir. Evet, bu bir “hayal”dir. Zira, hayali olmayanın geleceği yoktur. Ancak gerçekleşebilir bir “hayal”dir bu. Kadim medeniyetimizde, bu örnekleri görmek zor değildir. “Asr-ı Saadet” ve sonraki dönemlerde çokça örnekler vardır. Zira adalet, medeniyet tasavvurumuzun ve Aziz İslamı bir hayat tarzı olarak gören Müslüman’ın özünde saklıdır.

Ahlak ve maneviyat vidası gevşeyen toplumlarda, adalet ve vicdan terazisi doğru tartmaz. Dolayısıyla İslami değerlerden özellikle ahlak ve maneviyat, vicdan ve merhamet, doğruluk ve dürüstlük, samimiyet ve fazilet, edep ve erdem, ilim ve irfan, hikmet ve marifet, takva ve ihlas, feraset ve cesaret, basiret ve dirayet gibi bütüncül bir İslami sütunlar üzerine inşa edilen mekanizma olduğunda ancak adaletin tesisi mümkündür. Adalet, bir anlamda, en yüksek ahlak demektir. Ahlâkın bozulması durumunda adaletin de bozulması söz konusu. Yani ahlak ve adalet ilişkisinin kopması ikisinin de buharlaşması anlamına gelir. Ahlak, adalet erdemine ulaşmasıyla mümkündür. İnsanoğlunun yaşam serüveni ahlak ve adalet etrafında döner. Adaletin olmadığı yerde ahlak da olmaz, düzen de olmaz. Hedef ve gayesi eşitliği sağlamak olan adalet, kutup yıldızı gibi yerinde durur ve geri kalan her şey onun etrafında döner. Dolayısıyla her şeyin temeli adalet ve ahlaka dayanır. Adalet ve ahlakın temeli de maneviyata, ahiret inancına dayanır. Huzur içinde yaşamanın kurtuluş yolu ve adı olan adalet, medeniyet tasavvurumuzun temel dayanağı olan ilahi adaletin mihenk taşına sarılmakla ancak mümkündür. Ama maalesef zayıfken istenen, güçlüyken ıskalanan bir adalet anlayışı söz konusu. Güçlüyken adaleti gizlemeyenlere selam olsun!

Vesselam.

NELER SÖYLENDİ?
@
Gazete Manşetleri
E-Bülten Kayıt
ARŞİV ARAMA