Cevdet Işık
Cevdet Işık
Giriş Tarihi : 07-03-2021 18:25

Varoluşsal Bir Trajedi Olarak Şeyleşme..

İnsan, varoluş kaygısına sahip tek varlıktır. İnsanı bu kaygıya götüren sebeplerin başında yok olma düşüncesi gelmektedir. Öyle ya insan dünyaya geliyor ve her şeyin oyun olarak düşünüldüğü bir çocukluk döneminden sonra, hayatla ilgili düşündürücü gerçekliklerle yüzleşiyor. Her günün, her mevsimin ve her yılın gelip geçmesi ve zaman içerisinde yaşadığı değişim ve dönüşümler, ister istemez bilinmez bir geleceğin oluşturduğu kaygıları da beraberinde getiriyor.

Varlığın ne olduğu, varoluşun nasıl gerçekleştiği ve insanın bu gidiş içinde nerede durduğu soruları, insan zihnine kaygıları bir çeşme gibi akıtır. İnsanın, doğan her günün bilinmez akışı içinde yol alırken kaygılanması doğal bir refleks olarak görülmelidir.

Varoluşu nasıl anlamak gerekir? Sadece biyolojik varoluş, varoluşun izahı için yeterli olabilir mi? Eğer varoluşu sadece biyolojik açıdan değerlendirirsek hayatın kendisi anlamsız olmaz mı? Düşündüğü zaman insan, akılsız bir taşın sonsuz varoluşuyla, akıllı bir varlık olan insanın sonlu varoluşunun izahını yapmak nasıl olacaktır?

İnsan sahip olduğu imkânlar bakımından, doğaya ve doğadaki varlıklara hükmedebiliyor. Fakat bir süre sonra insan ölüp yok olurken, hükmettiği cansız varlıklar varlıklarını devam ettirmektedirler. İnsan bu durumda hayata nasıl bir anlam biçmelidir? Görüldüğü üzere varlığı yaratan Allah’a inanmaktan başka kaygılarımızı giderecek hiçbir çözüm yolunun varlığı söz konusu değildir.

Allah, mutlak anlamda zaaf olarak tanımlanabilecek her türlü eksiklikten münezzeh bir varlıktır. O her şeyi yarattığına göre, yarattıklarını niçin yarattığını da en doğru şekilde O bilebilir. İşte Rabbimiz Teâlâ diyor ki ben insanları bana kulluk etsinler diye yarattım. Şimdi tabi kulluk denince sanki insan bütün insani özelliklerinden sıyrılmış oluyor. Hayır, bu böyle değildir. Kulluk kölelik değildir. Kulluk Allah’ın yaratışını kabul ederek, sahip olunan imkânlar dâhilinde yaşamaktır. Örneğin insan akıl sahibi olduğu için aklını kullanmalıdır. İnsanın aklını kullanması Allah’a kulluk etmesi, aklını kullanmaması ise kulluk etmemesi demektir. Zaten indirilen vahyin amacı da insanın sahip olduğu imkânları yaratılış amacına uygun olarak kullanması değil midir?

Allah’ın yarattığı bütün varlıklar, tek başlarına birer şeydir. Her şeyin kendisine has özellikleri vardır. Bir şey, sahip olduğu özelliklerden uzaklaştığı zaman, o şey artık o şey olmaktan da uzaklaşır. Örnek olarak insanı ele alalım: İnsanı insan yapan nedir? Sahip olduğu özelliklerdir. İnsanın sahip olduğu özellikler, insanın yaratılış gayesinden bağımsız değildir. İnsan varoluşla ilgili olarak eğer bir tasavvur sahibi değilse, insan insanlığından uzaklaşmış demektir. Birinci aşamada her insan kendisini doğru veya yanlış, nasıl tanımlıyorsa öyle kabul etmek gerekir. İkinci aşamada Allah insanı nasıl tanımlıyorsa, insanın o tanımlamayı kabul etmesidir.

Şey ayrı bir şeydir, şeyleşme ayrı bir şeydir. Şeyleşmede insan kendisinden uzaklaşır. Her şeyin bir hakikati olduğu gibi insanın da bir hakikati vardır. İşte insan kendi hakikatinden uzaklaştığı zaman, yani insan olmaktan çıktığı zaman şeyleşmiş olur.

Timothy Bewes’in yazdığı “Şeyleşme” kitabının alt başlığı “Geç Kapitalizmde Endişe”dir. Kitap şeyleşmeyle ilgili olarak, farklı alanlarda ileri sürülmüş fikir ve kuramlar üzerinde durarak, eleştirel bir yaklaşımla değerlendirmelerde bulunuyor. Kitabın, insanı bunaltan taraflarına rağmen, insanlığın içinde bulunduğu belki de en önemli sorunsalı geniş bir perspektiften ele aldığını söylemek mümkündür. Her kitap gibi bu kitap da sabırla okunabilirse, en üst dereceden yararlanmak mümkün olur. Kitabı maddeler halinde izah etmek sıkıcılığı azaltması bakımından yararlı olacaktır.

1-İnsanı insan yapan kendisine özgülüğü imaj tarafından işgal edilmiştir. Modern kimlik gerçekliği olmayan bir “-mış gibi yapma” haline gelmiştir. Modern kimlik şeyleştirici bir kimliktir.

2-“Şeyleşmiş” toplumda anlam yok olmaktadır. Anlamlı sözlerin tanıtıcı niteliği adeta buharlaşıp imkânsız hale geliyor.

3-Şeyleşmeyle birlikte şunlar olmaktadır:

a)İnsan mal ve eşya gibi, ürettiği ürünler gibi oluyor.

b)İnsanı insan yapan nitel bağlar yok oluyor.

c)Kişisel sorumluluk kayboluyor.

d)Özel yaşam ile kamusal yaşam arasında mesafe oluşuyor.

d)İnsanlar, rasyonelleştirilmiş bir sistemin emir eri oluyor.

Böylece insan genel olarak bozulmaya başlıyor, kişiliğini yitiriyor, insani temaslar yoksullaşıyor, dayanışma kayboluyor, ölçütler geçersiz oluyor, farklı yaşam alanları ayrıştırılmış oluyor ve üretim süreçlerinin tahakkümüne maruz kalarak sahici ve doğal kültürden mahrum oluyor.

4-Bir kavram olarak şeyleşme veya şeyleştirme, soyutlayıcı özelliğe sahip mecaz bir kavramdır. İnsanın hayalleri ve ilişkileri üzerindeki etkisini anlatır. Modernliğin “bütüncül” bir öyküsünü sağlayacak keskinlik ve açıklığa sahiptir. Sürekli bir akış içinde olduğu için yeniden icat edilmeyi gerektirir. Fakat bu kavram çok kültürlü topluma ilişkin süreçleri ise açıklayamayacak kadar basit bir kavramdır.

5-Şeyleşme kavramının önkabulü şudur: Tüm kültürler tek bir kültür içinde asimile ediliyor. Bu asimilasyon sonucunda bu kültürler, dünyanın şafağına yerleştirilmiş saf bir masumiyetten, dünyanın alacakaranlık çağına yerleştirilmiş bir çöküşe uzanan çizgi üzerinde belli bir konum almışlardır. Bu önkabul söz konusu ilişkiyi tersine çevirme girişimlerinin tümüne direnerek ayakta kalır.

6-Şeyleşmede yapılan iş genellemedir. Genelleme ile süreç veya ilişki soyutlanır. Bu süreç veya ilişki “şey/nesne” haline getiriliş anına işaret eder.

7-Bugünün siyasal gerçekliğinin özü varsayıma dayanır: Küreselleşmiş ekonomik dünya, tek olanaklı dünyadır. Bu varsayım burjuvanın düşünsel ürünü olan bir varsayımdır. Küreselleşmeden daha iyi bir şeyleşmiş fenomen örneği yok gibidir.

8-Lukacs’a göre şeyleşme, en çok sınıflı toplum fenomeni statüsünde bulunmaktadır. Hem proletarya hem burjuvazi en güçlü ve şiddetli biçimde şeyleşmeyle dolup taşar.

9-Şeyleşme sadece modernliğe değil aynı zamanda modernlik öncesine de uygulanır.

10-Kapitalist toplumda şeyleşme süreci şöyle oluyor: İnsanlar tikel olana iyice batırılıyor. Sadece parça görülür ve parçaya odaklanılır. İnsanın, tarihsel ve toplumsal bütün ile ilgisi saklanır ve bu bütünün etkisi görmezden gelinir. Yapılan sınıflandırmalar yanlış bir genellemenin sonucudur: Aileler, kavimler, devletler.

Spivak:”Bugün dünya üzerinde kapitalist ekonomik düzenin bir parçası olmayan ya da ondan tamamen uzak kalmayı isteyebilecek herhangi bir devlet yoktur.”

11-Şeyleşme her şeyi bir tek anlatıya dönüştürür.

12-Jameson’a göre “şeyleştirme ve metalaştırma mantığı en nihayet elimizde kalan son direniş alanlarını da sömürgeleştirmiştir: Bilinç dışını, estetiği ve Üçüncü Dünya’yı.”

13-“Dünya görüşü” “dünyanın şu anki durumu”nun üstesinden gelmemizi sağlayabilecek metodolojik bir araçtır.

14-Şeyleşme ânı şeyleşmeden kurtuluş ânına gebedir.

15-İnsanların hem dünyaya ve hem de kendilerine giderek daha çok yabancılaşmaları, yalnızca modernliğin değil, bizzat diyalektik düşüncenin de bir sonucu olması açısından, şeyleşme süreciyle özdeştir.

16-Kapitalizm, geleneğin hayaletlerini askıya alır. Toplumsal hayatı dünyevileştirir. Kutsallığı yok eder. Dünyevileştirme hem ateist hem de deist bir süreçtir. Sermaye şiddet uygular. Bu şiddet “nesnel”, sistemli ve anonim bir şiddettir. Şeyleşme bu anlamda radikal bir dünyevileştirme sürecidir.

17-Spivak: “Şeyleşme, ‘kullanım değeri’nin tek somut ölçüt olarak ayrıcalıklı hale getirilişini içerir.”

18-Adorno:”Şeyleşmiş olanın sayılıp ölçülemeyenin yaşamı da son bulmaktadır. Ancak şeyleşme bununla da yetinmeyerek kendi karşıtına, dolayısızca fiilileşemeyen yaşama da yayılıyor: Sadece düşünce ve anımsama olarak sürüp giden şeylere. Bunlar için özel bir terim icat edildi: Özgeçmiş.”

19-Şeyleştirilmeye karşı mücadelede söylenen “kültür”, “kimlik”, “hoşgörü” şeyleşmeye karşı, şeyleştirilen birer araç haline gelir.

20-F.Fanon, Siyah’la Beyaz’ın eşitliği meselesinden daha çok ve önemli olanın, Siyah’ın sahip olduğu, sömürge döneminde filizlenmiş kompleks donanımından kurtulmasına yardım etmek olduğunu belirtir. Bu kompleks donanım şeyleşmeye denk gelen bir durumdur.

21-“Şeyleşmiş”, düşkün bir dünyada, yalanlar hakikati söylemek için yegâne şey ve günah ise hakikate ulaşmanın tek yoludur.

22-Fanon ve Lukacs’a göre ezilen bir halkın taşlaşmış bilincini ancak şiddet yerinden oynatabilir. Burada “taşlaşmış bilinç”le şeyleşme aynı anlama gelmektedir.

23-“Bütüncül şeyleşme” tezinin doğasında kendi kendisinin doğrudan inkârı mevcuttur. Fakat aynı zamanda şeyleşme kavramı her zaman tam da adlandırdığı sürece yenilmenin eşiğindedir.

24-Şeyleşme dediğimiz kavramı, şeyleşme bilinci oluşturmaktadır. Şu husus dikkat çekicidir: Şeyleşmiş bir durum veya nesne vardır. Fakat bu şeyleşme fark edilmiyor. Şeyleşme anı şeyleşmeye uyanma anıyla eşzamanlıdır ya da ondan ayrılmazdır. Onun için şeyleşme sorununun çözümü için bakılması gereken yer bilinç olmalıdır.

25-Şeyleşme onu fark eden ve onun yasını tutan endişeden ayrılamaz; hatta bir kavram olarak şeyleşme bu endişe olmadan var olamazdı.

26- Şeyleşme insanın dünyaya dâhil oluşunun ve ideal ile gerçeklik arasındaki ayrımın gerektirdiği sembolik bir şiddettir; bu yüzden Adorno’ya göre şeyleşme, siyasetin kaçınılmaz ve zorunlu bir bileşenidir.

27-Sürekli sorgulanmadığında şeyleşme kavramının kendisi şeyleşir.

28-Marksist devrimciler, tıpkı pantekost Hıristiyanlar ve Yehova Şahitleri gibi, aksi yöndeki tüm işaretlere rağmen anlamlı Olayın yakın zamanda olacağına inanırlar. Burada kör bir inadın oluşturduğu bir şeyleşmeden söz edilebilir.

29-Simmel, modernliğin modelini, özne-nesne ayrılmasının kaçınılmazlığına teslim olmasıyla tanımlıyor. Tarih bu hususta Simmel’i haklı çıkarıyor. Şu şekilde haklı çıkarıyor: “Nesnel kültür”, öznel özerkliğin her tezahürünü etkin bir biçimde sömürgeleştiriyor. Yani kişi(öznel özerklik sahibi) görüş ve düşüncelerini nesnel kültürün etkisine teslim ediyor.

30-Baudrillard’a göre kitleler, siyasi öznenin pratiklerini (kendini ifade etme, oy kullanma, özgürleşme), siyasi nesne pratikleri (gelişmemişlik, hiperuyumluluk, tam bağımlılık, edilgenlik, ahmaklık) uğruna vazgeçmişlerdir. Baudrillard’ın sözünü ettiği bu durum, her açıdan bir kendini şeyleştirme olarak görülebilir.

31-Hoşumuza giden herhangi bir yargı, yalnızca öznel gerçekliğe sahip bir yargıdır. Kırmızı elmayla yeşil elma arasında yaptığım tercihi evrensel terimlerle açıklayamam. Çünkü bu tercihi, duyularımın uyarısı ile yapmışım. Fakat ‘güzel’ yargısı böyle değildir. ‘Güzel’ yargısı nesnel bir tanınmayı talep eden, ama bu tanınmayı zorla kabul ettirmeyen bir öznel yargıdır. Öznel yargılarda bir dayatma, bir zorla kabul ettirme yoktur ama onay verilmesi beklenen bir talep niteliği vardır.

Güzellik gibi şeyleşme de zorla kabul ettirme imkânı olmadığı halde, nesnel uzlaşma talep eden öznel bir kategoridir. Bu nedenle şeyleşme öznel algıya sıkı sıkıya bağlı olmasından dolayı estetik ile yakından ilişkilidir. Kavramın tümüyle bilimsel (bu nedenle nesnel) ya da tümüyle psikolojik (bu nedenle öznel) bir kategori olduğu savlarının kendileri kavramın şeyleştirildiği formlardır.

32-Düşünümsel modernleşme: Eş zamanlı olarak hem şeyleşmiş hem de şeyleştirilemez toplum fikri siyasi olarak saygın bir biçimde kurulur. Sınırları ortadan kaldırır. Hangi sınırlar bunlar? Sınıfların sınırlarını, iş sektörlerinin sınırlarını, ulusların-kıtaların, ailelerin sınırlarını, cinsiyet rollerinin sınırlarını… ortadan kaldırır.

Düşünümsel modernleşme pozitivist bir kuramdır. Çağdaş bir mitolojidir. Sorunu bütün çözülmezliğiyle hayalde yeniden üretmeye yarayan bir şeydir. Bütün bunların oluştuğu yer kapitalizmdir.

Düşünümsel modernleşme, bütüncül şeyleşme fantezisini, şeyleşmenin sonu olarak betimler ve böylece şeyleşme kuramının demode olduğuna karar verir.

Düşünümsel modernleşme için insan her şeyin ölçüsüdür. Bireyselleşme küresel ekonominin içerisinde bulunan tüm insanların mahkûm olduğu bir durumdur. Karar verme, düşünümsel modernleşmede her şeydir.

33-Sanat ve dinin şeyleşmesi modalarının geçmesinin bir belirtisidir ve araçsallaştırılmaları, yalnızca bir kulanım değerine indirgenmeleri biçimine bürünür. Bu noktada Adorno şöyle der:”Sanat ve din ‘kültürel mallar’ haline gelir ve ‘artık hiç kimse tarafından pek ciddiye alınmazlar’.”

34-Şeyleşme eleştirisi her zaman “dolayım mantığı”nın kendisinin bir eleştirisidir.

35-Tanrı ile ilişkimizi geri kazanabilseydik ya da yeniden keşfedebilseydik, bu endişe ve beraberinde şeyleşmenin kendisi tamamen kontrol altına alınır, hatta yok edilirdi.

36-Şeyleşme, nesnel dünyadaki her başarının öznel dünyada bir eksilmeye tekabül ettiğini düşünen ikici bir felsefenin ürünüdür. Bu ikiciğin reddedilmesi ile hem şeyleşmeye yönelik endişe hem de, sonuç olarak, şeyleşme kuramının kendisi tamamen modası geçmiş hale gelir.

37-Berger ve Luckmann: “Şeyleşme, insan etkinliğinin ürünlerinin, insan ürünlerinden başka şeylermiş gibi algılanmasıdır.” Berger ve Luckmann’a göre şeyleşmenin aşılması için “Mesihçi” bir bilincin amaçlarını terk etmek yeterlidir.

Adorno:”Her şeyleşme bir unutuştur.” (Bir nesne üzerinde düşününüz. O nesnenin başka yönleri hatırlanmadan biliniyorsa, yani parçaları unutuluyorsa, o nesne şeysel hale gelmiş olur.)

38-Endişe şeyleşme bilincidir; şeyleşme şeyleşmeye yönelik endişedir. Her ikisi de diğeri olmaksızın var olamaz.

39-Seküler düalist bilincin algıladığı her şey (özellikle de kendisi) bir şeyleşmedir.

40-Ruhsuzluk şeyleşmiş bilinçtir.

Özetin özeti: Şeyleşme, insanın kendi fıtratını terk etmesi ve böylece kendi hakikatinden uzaklaşmasıdır. Bu aşamadan sonradır ki, varoluşsal kaygılar birer rahatsızlık olarak hayatı içten içe kemirerek çürütmeye başlar

NELER SÖYLENDİ?
@
Cevdet Işık

Cevdet Işık

DİĞER YAZILARI Mikro Milliyetçilikler 23-11-2021 18:24 Sezai Karakoç Tanıklığım.. 17-11-2021 14:22 Milliyetçi Tasavvurları Aşmak-2- 08-11-2021 09:47 Milliyetçi Tasavvurları Aşmak-1 22-10-2021 18:48 İtibar Üzerine... 16-09-2021 10:09 İktidar Tiryakiliği 30-08-2021 20:50 Kesintisiz Çoklu Okumalar 17-07-2021 16:24 Hayatsız Gündem Gündemsiz Hayat.. 04-07-2021 11:33 Kudüs Gerçekliğini Doğru Okumak... 12-05-2021 12:00 Nadide Zamanlar 30-04-2021 19:27 Yaşamsal Bir Unsur Olarak “Müphemlik” 10-04-2021 15:44 Varoluşsal Bir Trajedi Olarak Şeyleşme.. 07-03-2021 18:25 Bir Sorunsal Olarak Gündem 05-02-2021 17:04 Sorumluluğun Zirvesinde Bir Mü’min: Mehmet Akif.. 27-12-2020 13:34 Öznelliğin İktidarı-2 17-12-2020 08:52 Öznelliğin İktidarı-1 30-11-2020 09:31 Zamanın Ayarını Kaçırmak 11-10-2020 21:48 Farkı Fark Ettiren Fark 26-09-2020 09:22 Öznel Özerklik-3 17-09-2020 15:26 Öznel Özerklik-2 04-09-2020 08:22 Öznel Özerklik-1 20-08-2020 08:47 Hayat Ve Hicret 09-08-2020 08:55 Yanıltıcı Varoluşsal Katılık... 17-07-2020 18:52 Kur’an Ahlakının Gerekliliği 10-07-2020 15:50 Hüzünle Giden Ramazan.. 23-05-2020 14:47 İnsanı Tanımak 06-05-2020 18:31 Hiçbir Şey Olmamak.. 14-03-2020 22:12 Müslümanların Kafes Hayatı 23-02-2020 09:15 Şuradan Şuraya 09-02-2020 09:25 Post Truth Dünyada Müslüman Kalmak 08-01-2020 08:21 Adaletin Ayağa Kalkması 23-12-2019 10:28 Yaraların Kabuk Bağlaması... 09-12-2019 09:08 Bir Nitelik Olarak Adaleti Ayakta Tutmak.. 13-11-2019 09:14 Sanal Resepsiyon.. 03-11-2019 18:54 Can Alıcı Ve Can Yakıcı Kısım 29-10-2019 20:58 İçerik Bakımından Adalet Çarkı 01-10-2019 08:35 Adl Üzere Bir Hayat 23-09-2019 06:10 Adaletin Kuşatıcılığı 10-07-2019 17:25 Aklın Hakikatinden Uzaklaşmak 18-06-2019 12:06 Cenneti Arayan Adam 29-05-2019 06:26 Felsefik Bir Nazarla Seçim Olgusu 24-04-2019 09:05 Bekâ Üzerine Zihinsel Bir Egzersiz 27-03-2019 07:16 Hakikate Dair 16-03-2019 11:22 Görmezlikten Gelmek... 07-03-2019 21:55 Kilitli Labirent: Üstünlük Çıkmazı 27-02-2019 23:33 Gizli Irkçılıklar 16-02-2019 12:19
Gazete Manşetleri
E-Bülten Kayıt
ARŞİV ARAMA