Hazım Koral
Hazım Koral
Giriş Tarihi : 19-11-2020 10:00

Batıl Ehlinin İslâm'a Ve Peygamberimiz'e Olan Düşmanlığı...

Mekke müşriklerinin Sevgili Peygamberimiz'e olan düşmanlığını gayet net bir şekilde anlıyoruz. Avam dediğimiz halk tabakasının düşmanlığı, Allah Resûlü'nün sunduğu tevhidî değerlerin yerleşik pagan din anlayışlarına mugayir olması hasebiyle idi. Ekâbir veya mütref dediğimiz (bolluk ve refah içerisinde yaşayan şımarık/kendini beğenmiş/nobran) sınıfın düşmanlığı ise, İslâm'ın sunduğu adalet ve eşitlik temeline dayalı ilâhî yasaların mevcut statükonun (yerleşik sömürü düzenin) egemenliğine son verileceğinin endişesini duymalarından dolayı idi.

Söz konusu ettiğimiz bu iki sınıfın bakışı tarih boyunca değişmemiştir ve kıyamete kadar bu minvâl üzere devam edeceği kanaatindeyiz. Zira Sevgili Peygamberimiz'in de buyurduğu üzere, "Hak-batıl mücadelesi kıyamete kadar devam edecektir."

Önemli olan bu mücadelede Hakkı temsil edenlerin yol/yöntem ve stratejilerinin de yine hakka dayalı olması gerektiğidir. Kûr'ân ve Sünnet'ten neşet etmesi gereken tutum/davranış ve algoritma (yol haritası) sağlıklı bir zemine oturtulmazsa yanlış yollara evrilmek kaçınılmaz olur. Bunu neden söylüyoruz? Sevgili Peygamberimiz'i temsil ettiğini iddia eden yöneticilerin tarih boyunca sergiledikleri olumsuzlukların faturası ne yazık ki, İslâm'a, Allah Resûlü'ne ve onun nezdinde tüm Müslümanlara kesilmeye kalkılmıştır. Örneğin, 14. Benedikt Joseph Alois Ratzinger 19 Nisan 2005 tarihinde Hıristiyanlık dünyasının başına Papa olarak seçildiğinde, Vatikan'daki makamının balkonunda yapmış olduğu ilk konuşmasında, bütün dünyaya sevgi ve barış mesajları sunarken sıra Müslümanlara gelince birden bire küstahlaşarak Sevgili Peygamberimiz'e yönelik "Elinde kılıç olan biri" diye sözlerine başlamış ve âlemlere rahmet olarak gönderilen Sevgili Peygamberimiz'i şiddet ve savaş yanlısı biri olarak göstermişti. Ayrıca 2013 yılına kadar kalmış olduğu görevi esnasında Avrupa Birliği'nin bir Hıristiyan kulübü olduğunu vurgulayıp Müslüman bir ülke olan Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne alınmaması gerektiğini dile getiriyordu. (Bu zaten böyle olmalı! Avrupa Birliği sizin olsun, bize İslâm Birliği gerek.) Papa'nın mütref sınıfı temsil ettiği aşikâr. Yani avam halk kesiminden değiller. Düşmanlıklarında kasıt olduğu kesin. Tarihi bilmiyor olmaları mümkün değil. Ancak tarihte Müslümanların başındaki yöneticilerin yaptıkları şiddet içerikli icraatların yüce dinimize ve Sevgilisi Peygamberimiz'e mal edilmesi son derece üzücü bir durumdur. Örneğin Haçlılar yüzyıllar boyunca İslâm coğrafyalarına saldırıp oluk oluk Müslüman kanı akıttılar. Buradan yola çıkarak bir Müslüman çıkıp da (haşa) İsa aleyhisselama dil uzattı mı? Hiç bu mümkün müdür? Böyle bir şey yapan zaten dinden çıkar ve İslâm'dan irtidat etmiş olur. Zira Kûr'ânî bir emir olarak biz peygamberler arasında hiçbir ayırım yapamayız. (Bakara:285) Nezdimizde hepsinin saygınlığı var. Batılıların en büyük açmazı bu. Geçmiş tarihlerde öyle veya böyle yaşanmış hadiseler Sevgili Peygamberimiz'e ve muazzez dinimiz İslâm'a mal edilemez, edilmemeli.
Allah Resulü ile sultanların mutlaka ayrı mütaâla edilmeleri gerekmektedir. Siyer-i Nebi kaynaklarını tetkik ettiğimizde Sevgili Peygamberimiz'in yaşamı "hâl tercümesi" olarak en ince detay ve teferruatına kadar kayıt altına alınıp aktarıldığını görmüş oluyoruz. 13 yıllık tahkir, tezyif, taciz kısacası fizikî ve manevî olarak uğramış olduğu işkence dolu hayatına bakalım! Burada sabır ve tahammülden başka bir şey görmüyoruz. Hatta başta Hattapoğlu Ömer olmak üzere birçok sahabenin, "Yeter artık, bu müşriklerin bizlere yapmış olduğu eziyet ve işkencelere daha ne kadar tahammül edeceğiz" diyerek şiddete başvurma temayülü içerisinde olduklarını görünce Allah Resûlü onlara sabrı tavsiye etmekten başka bir öneride bulunmamıştı. Bu gibi durumlarda arkadaşlarını sürekli teskin edip, suhûlete davet etmişti. Düşünebiliyor musunuz? 13 yıl boyunca insanın tahammül sınırlarını aşan eziyetlere maruz kalmasına rağmen asla tepkisel bir tavır sergilememişti. Ashabını da sakin olmaya davet ediyordu. Allah Resûlü'nün bu tutum ve davranışları İslâm'ı en iyi şekilde temsil ediyor olmasındandı. Zira o her şeyden önce "yaşayan (mücessem) Kûr'ân" idi. Kûr'ân asla şiddeti teşvik etmiyor, aksine sabrı ve tahammülü, selâm deyip geçmeyi, af yolunu seçmeyi tavsiye ediyordu. Hatırlayalım! Kâbe'nin önünde namaz kılarken secdeye vardığında sırtından aşağı başına doğru deve işkembesini boca ettiklerinde sadece sabretmişti.

Yine hatırlayalım! Mekke'de sürekli eziyetlere maruz kaldığından dolayı bir hayli bunalmış ve Tayif'e gidip akrabalarını İslâm'a davet etmişti. Karşılık olarak küfür, hakaret ve taşlanmaya maruz kalmıştı. Kan revan içerisinde oradan kaçıp bir ağacın altında solukkanırken Cebrail aleyhisselam yanına gelip, "Ya Resûlullah, Allah'ın sana selâmı var, habibime söyle eğer istiyorsa Taif kasabasını o zalimlerin başına geçireyim ve onları helâk edeyim" dediğinde, Sevgili Peygamberimiz, "Hayır, böyle bir şey istemiyorum, onlar cahil insanlar, ne yaptıklarını bilmiyorlar, belki onlardan sonra gelen nesil hayırlı olur ve İslâm'ı seçerler" diyerek engin bir hoşgörü ve yüce bir âlî cenaplık göstermişti? Bazı oryantalistler ve bir takım ard niyetli kişiler, "İşte efendim Muhammed Mekke döneminde güçsüz ve zayıftı tahammül etmekten, sesini çıkarmamaktan başka bir seçeneği yoktu" dediklerine tanık oluyoruz. Şu hâlde risaletin Medine dönemine bir göz atalım. Alemlere rahmet olarak gönderilen Sevgili Peygamberimiz'in Medine'deki hayatına baktığımızda barış ve adalet temeline dayalı, hukukun üstünlüğünü esas alan bir sosyal doku oluşturduğunu, hatta bu bağlamda Medine'de anayasal bir düzen kurduğunu görmüş oluyoruz. Bakınız nasıl barışçıl bir tutum sergilemiş? Medine'ye hicret ettiğinde oradaki halkın sosyolojik ve demografik yapısını incelemiş, oradaki değişik din, kabile ve farklı etnik kökenli halkların birbirleriyle nizalı ve düşmanlık içerisinde olduklarını görmüş ve bu düşmanlıkları, bu kan davalarını sonlandırıp barış oluşturmak için çareler aramaya başlamış. Değişik din ve farklı kabile liderleriyle bir araya gelip günlerce süren münazaralardan sonra 52 maddelik bir vesika hazırlanmış ve oluşturulan bu mütabakat ile barış için somut adımlar atılmış oldu. Allah Resûlü vasıtasıyla Medine'de hukukun üstünlüğünü esas alan bir anayasal düzen oluşturulup insanların güvenlik içerisinde yaşadığı, barış ve huzurun teminat altına alındığı bir site devleti kurulmuş oldu. Elbette ki bu dönemde de İslâm ve insanlık düşmanı Mekkeli şer güçler Ebu Cehil ve Ebu Süfyan'ın öncülüğünde boş durmamış ve hazırladıkları muharrib ordularla Medine'ye karşı saldırılar düzenlemişlerdi. Bunların ilki Bedir Savaşı idi. Müşrikler bu savaşta büyük bir hezimete uğrayıp geri çekilmişlerdi. Bir müddet sonra tekrar Allah Resûlü ile savaşmak için Medine'ye doğru hücuma geçmişlerdi. Uhud bölgesinde meydana gelen bu savaşta ise Müslümanlar büyük bir zayiat vermişlerdi. Sonrasında ise Medine halkı yeni bir saldırı savaşına maruz kalmış fakat düşman yine geri püskürtülmüştü. Savunma amaçlı kazılan hendek ile düşmanın Medine'ye girmesine ve büyük bir katliam yapmasına bi iznillah engel olunmuştu. Görüldüğü gibi Allah Resûlü Medine'de yaşamı boyunca zorunlu olarak üç savaşın muhatabı olmuştu. "Muhatap olmuştu" diyoruz, zira bu savaşların üçü de savunma amaçlıydı. Saldırı savaşı değildi. İslâm şiddet ve savaş dini değildir. İslâm'a göre savaş arızî bir durumdur. Yüce dinimiz İslâm ve bu dinin elçisi savaşı değil, barışı, sulhü ve suhûleti öncelemektedir. İslâm kelimesinin terminolojik anlamı zaten "barış" demektir. Yani İslâm eşittir barış. İslâm'ın şiddet, savaş ve intikam dini olmadığının en somut örneğini Mekke'nin fethinde görüyoruz.

Mekke feth edildiğinde, 13 yıl Allah Resûlü'ne zulüm ve eziyet etmiş olan müşrikler korku ve paniğe kapılarak büyük bir intikama maruz kalacaklarını sanıyorlardı. Oysa şefkat Peygamberi, "Yusuf aleyhisselamın kardeşlerine söylediğini size söylüyorum, bugün intikam günü değildir, bugün af günüdür. Herkes eman ve güvendedir" demişti. İsteseydi intikam almaz mıydı? 13 yıl boyunca az mı eziyet etmişlerdi. Az önce ifade ettiğimiz gibi, Medine'de iken o kadir kıymet bilmeyen zalimler tarafından üç kez saldırı savaşına maruz kalmışlardı. Ve bu savaşlarda başta amcası Hamza ve nice sahabesi şehid olmuştu...

Artık güç Allah Resûlü'nün elindeydi ve isteseydi intikamın en alâsını alırdı. Ama o öyle yapmadı. Çünkü o şefkat ve merhamet abidesiydi. Af yolunu seçti. Bakınız, Mekkeli azgın müşrikler Müslümanları kılıçtan geçirmek amacıyla büyük ordular hazırlayıp Medine'ye saldırdıkları esnada Müslümanlara esir düşenler olmuştu. Sahi Allah Resûlü onlara nasıl bir muamelede bulunmuştu? "On tane çocuğa okuma yazma öğreten serbesttir" demişti. Bu nasıl bir âlî cenaplıktır böyle?

Yani zayıfken olduğu gibi güçlüyken de hep af yolunu seçmişti. O öylesine yufka yürekliydi ki, komşu çocuklarından birinin kuşu öldü diye taziyeye gidip çocuğu teskin etmeye çalışıyor. O kendisine düşmanlık edenlerin bile hidayete ermesini istiyor ve inkârcıların durumlarına çok üzülüyordu. Nitekim üzüntüsünü gören Allah Teâlâ onu teskin etmişti: "Ey habibim! İnkârcılar imân etmiyorlar diye neredeyse kendini helâk edeceksin!" (Şuarâ:3)

Bakınız, biz bu hakikatleri neden aktarıyoruz? Yukarıda verdiğimiz örnekteki gibi başta Vatikan olmak üzere, Batı dünyasına vaziyet eden siyasîler ve yine Batı dünyasına yön veren medya kuruluşları ısrarla Resûlullah efendimizin, Kûr'ân ve İslâm'ın şiddeti teşvik ettiğini iddia etmektedirler.

İngiltere'de The Runnymede Trust tarafından 1997 yılında hazırlanan "Islamophobia: A Challenge For Us All" isimli raporda İslamofobi, “Müslümanlara karşı duyulan temelsiz korku ve hoşnutsuzluğu ihtiva eden bir bakış açısı veya dünya görüşü” olarak tarif edilmiş ve Müslümanlara karşı toplumsal dışlama ve ayrımcılık olduğu vurgulanmış. İslâmofobi ile ilgili bu raporda, "İslâmofobi" kelimesi ilk defa kullanılarak Batılıların Müslümanlara karşı nasıl bir bakış açısına sahip olduğu detaylı bir şekilde kaydedilmiş. Biz sadece bir anekdot aktarmış olalım: (Batılı bir takım siyasilere ve bazı medya kuruluşlarına göre) "İslam, 'şiddet yanlısı, saldırgan ve terörizm üreten' bir dindir. 'Medeniyetler çatışması'na teşvik edici bir yapıya sahiptir. Hatta bizatihi bu çatışmaya girişmiş bulunmaktadır. Medeniyetler arası çatışmada şiddet tarafını temsil etmektedir."

Evet, ne acı gerçektir ki, bunların elinde DEAŞ, El-Kaide, Taliban, Boko Haram ve geçmiş tarihlerde zalim sultanların yapıp ettiği kötülüklerin somut gerekçeleri var. Ve ne yazık ki İslâm'a ve Sevgili Peygamberimiz'e bu verilerle saldırıyorlar...

Sevgili Peygamberimiz ahirete irtihâl ettikten kısa bir süre sonra Müslümanların yönetimini ellerine geçiren saltanat sahipleri insanların gönüllerini feth etmeyi değil de toprakları ele geçirmeyi hedef alınca çok kanlar akıtılmış ve çok zulümler yapılmış. Ne yazık ki, Müslümanların başlarındaki zalim yöneticilerin yaptığı kötülük ve zulümler Peygamberimiz'e ve İslâm'a isnat edilir olmuş. Bu da yüzyıllar boyunca olduğu gibi günümüzde de kasıtlı olarak yapılmaktadır. Maksat kendi halklarını kin ve düşmanlığa kışkırtmak/tahrik etmek.. Norveç'te Kûr'ân'ın yakılma hadisesi, Fransa'da karikatürlü tezyif ve tahkiratlar, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron'un küstah beyanatları hep bu düşmanlığı körükleme amacına matuftur..

Peki Müslümanlar olarak bu durumlar karşısında ne yapmalıyız? Şiddet içerikli tepkilerde mi bulunalım? Yoksa susup sinemize mi çekelim. Baştan beri ifade etmeye çalıştığımız gibi İslâm şiddet dini değildir. İslâm'ın önceliği barıştır. Batılılar Müslüman bireylerin provake olmasını istemektedir. Bu düşüceye, bu fikre prim verilmemeli. Bu işler siyasî erk tarafından diplomasi yolu ile çözülmelidir. Ancak bugün İslâm ümmeti olarak 57 ulus devlete bölünmüş olmamız hasebiyle böyle bir inisiyatif ve yaptırım sahibi değiliz. Batılılar zaten meydanı boş bulduğu için böylesi küstahlıklarla bizleri ve değerlerimizi tahfif ve aşağılamalarda bulunabiliyorlar.

Rahatsız edilmememiz ve huzurumuz için İslâm Birliği zarurî ve imânî bir vecibedir. Aksi hâlde memnuniyet içerisinde olmadığımız bu hâlimiz devam edecektir.

"Bir toplum kendi durumunu değiştirmedikçe Allah da onların durumunu değiştirmez." (Râd:11)

 

NELER SÖYLENDİ?
@
Hazım Koral

Hazım Koral

DİĞER YAZILARI Allah'a Koşunuz... Suriye ve Diğer Arap Ülkelerinin Filistin'e Bakışı... Takva Mücadeledir 28 Şubat Darbesinin Hatırlattıkları.... Biz Neyin Derdindeyiz Suud Ve Avanesi Ne Yapıyor? Haya İmandandır... Merhamet İnsanın En Temel Hasleti Olmalı... Allah'a Koşunuz Azerbaycan ABD Ve Siyonist İsrail Kıskacında... Tarih Tekerrür Ediyor ve Taliban'lı Yeni Dönem Evlilikte Liyakat Ve Sadakat.. Bosna Savaşı ve Srebrenica Katliamı... Ey Allah'ın Kulları Kardeş Olunuz... Ateşkes Filistin'i Unutturmamalı... Sicili Bozuk Ve Küstah ABD Erbakan'ı Tanımak Merhum Erbakan'ı Rahmetle Anmak... Tarım Ve Ekolojik Sorunlarımız Sürdürülebilir Aile Yuvasının Ön Şartı İyi Geçimdir.. İftira Dezenformasyon Ve Tezvirat Olguları Üzerinden İran Düşmanlığı.. Kısasta Hayat Vardır Kerbelâ Kıyamını Anlamak... Istanbul Sözleşmesi Mi, İslam Sözleşmesi Mi.... Bir Hukuk Skandalı Ve 22 Yıllık Hasret... Aile Mahremiyeti Üzerine Dünya Kudüs Günü Ve Asıl Mesele Oruç Ve Nefs Tezkiyesi.. Koronavirüs (Kovid-19) Hakkında... Mayın Eşeği Olmamak İslâm Devriminin 41'nci Yılı Muhasebesi İran'ın Suriye'de Ne İşi Var? Kadına Şiddet Ve Evlilik Hayatını Bitiren Faktörler... Nikâh Akdi.. Evlilikte Liyakat Ve Sadakat.. Kadına Şiddet Ve Kadın Cinayetleri Önce Ahlâk Ve Maneviyat... Takva İslam’ı En İyi Şekilde Yaşamaktır Gürültü Kirliliği Ramazan Ayı Ve Oruç Tesettürün Cılkının Çıkarılması Ve Müstehcenliğin Yaygınlaşması Üzerine... Şer Ekseni İslâm Devrimi’nin 40. Yılı Nikâhta Keramet Vardır Uygurlu Müslüman Türklere Uygulanan Çin Zulmü Evliliğe Giden Yolda Kıskançlık... Unutulan Vecibe Emr-İ Maruf -Nehyi Münker Ve Nasihat.. Akraba Ve Komşuluk İlişkileri Art Niyet - Suizan Veya Önyargı Emin, Güvenilir Ve Nezaket Sahibi Olmak Gelin Ve Damat Mevzusu Yarınlar Bizim Siyonistlerin Kuklası Küstah Trump Evlilik Oyunu (!) Vefa Kavramı.. Geçimsizlik Ve Boşanma Hadiseleri Anlamlı Ve Bir O Kadarda Stratejik Ziyaret... Evlilik Huzurun Teminatıdır… Srebrenitsa’yı Unutmayalım... Evlilik İçin Mümeyyiz Olmak… Medeniyetimiz Ve Ufak Ayrıntılar Eşler Arasındaki Kıskançlık Ve Duygu Kontrolü... Sosyal Medyanın Negatif Ve Pozitif Yönü... Sevgi Ve Aşk Üzerine Kısa Bir Analiz.... Farkındalık... Mesuliyet Hissi Ve Merhamet Duygusu.. İnsanı Ve Misyonunu Tanımak. Terör Ve Şiddetin Meşruiyeti Yoktur. Fethullah Gülen’in İnanç Ve Psikolojisi... Kerbelâ’da Âşura Öncesi Azmettirici ABD Tetikçi FETÖ Destekçi NATO İşgalci Siyonist İsrail İle Anlaşmaya Hayır.. Kanlı Darbe Girişimine Bir Başka Açıdan Bakış... Kanlı Darbe Girişimi Hangi Amaca Matuf.. Sıbgatullah; Allah'ın Boyası.. Ramazan Ve Oruç İkra Önce Ahlâk Ve Manevîyat Edep Erbain Yürüyüşü Kerbelâ’yi Anmak Bidat Mi? Kûr’ân Ve İmâm Hüseyin Üst Kimlik Manifestomuz.. Teberrâ Ve Tevellâ Uhuvvet Ve Tasavvuf Ümmet Birlikteliğinin Önündeki Engeller Diyalog Ve Uhuvvet'in Ön Şartları… Tekfircilik Hastalığı (2) Tekfircilik Hastalığı -1- Tevhid Selâm Terör Örgütü Mü?
Advert
Gazete Manşetleri
E-Bülten Kayıt
ARŞİV ARAMA