Cem Bozlu
Cem Bozlu
Giriş Tarihi : 03-11-2020 21:41

2 Şükran 2 Buhran Geçmiş Olsun İzmir...

6.6 ile sarsıldık.

Birkaç günlüğüne büyüklerimi ziyarete İzmir'e gittiğimde  yaşadım depremi.

Evet, süresi uzun ve sert bir depremdi.

Ve satırları yazdığım an itibariyle 105 canımız gitti. İçimizdeki yangına Elif, Ayda gibi masumların günler sonra sağ kurtulması su serpse de...

Aradan günler geçince şahsen iki önemli ve değerli şeyin altını çizmek isterim:

Birincisi; 99 depremini yaşamış Gölcük ve Karamürsel hattında bulunmuş, el yordamıyla da olsa yardım çalışmalarında bulunmuş biri olarak söyleyebilirim ki, o dönemki karmaşa telaş, arama kurtarma çalışmalarındaki savrukluk artık yok. Daha bilinçli, daha organize, daha hızlı davranıyoruz. Resmi ve sivil kurumlar olağanüstü bir hızla afet bölgesine intikal edebildi. İlk yarım saatte bazı yerel müdahaleler başladığı gibi, 14.52'de meydana gelen bir deprem için İstanbul'dan 60 kişilik bir grubun saat 18.00 gibi İzmir'e ulaştığını, yola çıktıklarında ve vardıklarında telefonla görüştüğüm için söyleyebilirim. Ve gönüllü gelenlerin asgari arama kurtarma ve ilk yardım eğitimi gören kişilerden oluştuğunu ve dahası gerçekten adeta kendi yakınlarını kurtarmaya çalışır bir motivasyonla orda olduklarını söylemeden edemem. Teyide gerek olmayan, hepimizin günlerce ekranlardan şahit olduğumuz bu organize ve canhıraş arama&kurtarma ve yardıma koşmadaki güzelliğe şükran duymamak elde değil.

İkincisi; İzmir Bayraklı'da 105 canımızı kaybettik ama İzmir'i kazandık. İzmir halkının yardımlaşmasının, dayanışmasının, özverisinin, kadirşinaslığının Türkiye'nin hiç bir şehrinden aşağı olmadığını anlamış olduk. Birbirlerine evlerini açanlar, fazla evi olanların mağdurlara duraksamadan ve tereddüt etmeden evlerini tahsis etmesi, sarsıntının şokuyla ilk geceleri çok katlı evinde geçirmek istemeyenlerin müstakil ve az katlı evi olan tanıdık ve akrabaları tarafından buyur edilmesi şahaneydi. İnsanların temastan kaçınarak titrek davrandığı pandemi ortamında bu davranışlar daha bir kıymetli değil mi sizce de.?

Yabancı bir yardım kuruluşunun bir üyesinin "Dünyanın birçok yerinde arama kurtarma çalışması yaptık ve her yerde dayanışma gördük, ama İzmir halkının bize gösterdiği ilgi inanılmazdı, adeta bizi elleriyle beslemeye çalıştılar" demesi sanırım özetlemeye yeterli. Hemşerilerime bir  kez daha geçmiş olsun dileklerimle şükranlarımı sunarım.

Umarım artık İzmir hakkındaki o malum yafta belli ölçüde kırılmış olur. Van ve Elazığ hatta sınır tanımadan başka bir şehrin insanının, mozaiğinden farkı olmayan bir şehir olduğu daha iyi anlaşılır.

Endişelerime gelince: İlk endişem; doğal afetlerle manevi özdeşlik kurma takıntımız. Sebep sonuç ilişkisi kurmanın getirdiği fiili sorumluluğa ve zihinsel zahmete girmeden kolaycı, sığ "uysa da uymazsa da" kabilinden yorumların bir ahmak dindarlığını temsil ettiğini ve aslında insanı daha bir inançsızlığa sürüklediğini düşünüyorum.

Deprem bir yerküre hareketidir, dolu/sel meteorolojik bir olaydır. Bu bağlamda doğasına bırakmadığınız her şey tamahkar bir meydan okumadır ve doğanın bir nevi işgale direnmesiyle karşılaşır. Olaya böyle bakan biri saçma sapan manevi iftiralar atmaz atamaz. Zaten bu durum"... Başınıza gelenler kendi elinizin yaptıklarıdır.." şeklindeki ilahi tespite aykırıdır.

İnsanoğlu müdahale edemediği, başa çıkamadığı olaylardan elbette manevi dersler çıkarır ama bu  manevi değil Allah’ı kendi çapsız intikamcı  ayrımcı zavallı bünyesine benzetme çabasıdır.  Kendi başına gelince imtihan başkasının başına gelince ceza ilkesizliğini bu dine kimse  yamayamaz.. Aslında felsefi düşünsel bir çarpıklık ve sığlıktır bu. Dolu yağdığı zaman İstanbul'u ilçe ilçe bölmeye kalkışanda bu mizan yoksunu akıldı.. Bu ve benzeri meczupça ifadelerin sahipleri nasıl bir Allah'a inandıklarını behemahal gözden geçirmek zorunda...

Son olarak; kendi elimizin yaptıkları üzerinden Bayraklı okuması yapacak olursak, yıkım lokasyonu;  "melez deltası" diye adlandırılan, zamanla çevresiyle birlikte 310.000 nüfuslu bir yerleşim yeri olan hassas yumuşak zeminli bir bölge. Büyüklerimizin zamanında yüzmeye gittiği bir alan...

Tamahkarca meydan okuyarak kendi elimizin yaptıklarını yaşıyoruz, yaşatıyoruz yani. Gözlerin feri daha fazla sönmeden sosyal devlet refleksiyle gözü karartarak öncelikli ülke gündemi  konu bu olmalı bence.. Çok yönlü bir endişeyle iş işten geçmeden  elimizin yaptıklarını gözden geçirme vaktini aşmak üzereyiz. Dünyada 6 üzeri depremlerde en çok can kaybını yaşayan ülkeymişiz, insan bundan endişe duymaz mı?  Deprem bir yerküre hareketidir, fay hatlarını deplase edemeyiz,  müdahale edemeyiz, "Sen kırılma, burası değerlenecek" diyemeyiz, yaşam alanlarımızı doğru yere kurmak zorundayız.

Gönüllüler, STK lar yerel halk ve Anadolu gerekeni ve kendine yakışanı yaptı.

Her şeyi de vatandaştan beklememeli.  Bilmem anlatabildim mi?

Ve's-selam

 

NELER SÖYLENDİ?
@
Gazete Manşetleri
E-Bülten Kayıt
ARŞİV ARAMA
tempobet