Cevdet Işık
Cevdet Işık
Giriş Tarihi : 11-10-2020 21:48

Zamanın Ayarını Kaçırmak

İnsanın uyandığı her gün potansiyel olarak, sevinçleri, üzüntüleri veya herhangi bir şeye tekabül etmeyen, herhangi bir anlamla eşleştirilemeyen bilinmezleri içinde barındırır.
Her yeni gün ya devam eden hesapların yapıldığı veya yeni hesapların tecrübe edildiği bir gün olagelmektedir.

Her ne yaparsak yapalım fakat yaptıklarımızın geçmişte yaptıklarımızla tıpatıp aynı olması mümkün değildir.

Filozofun söylediği gibi bir nehirde nasıl ki, iki defa yıkanmak mümkün değilse, insanın da bir sonraki günü bir önceki günle aynı olması mümkün değildir.

Aslında her şey her açıdan hızlı ve sürekli bir değişim içindedir. Onun içindir ki en doğru davranış, zamanı bütüncül olarak doğru değerlendirmektir.

Zamanın bütüncül değerlendirmesi derken, hem geçmişi, hem şimdiyi ve hem de gelecek zamanı değerlendirmeye tabi tutmaktan söz etmekteyiz.

Geçmiş zamanı geçtiği için yok saymak, insanı aptallaştıracak bir gafletin kucağına iter. Dün yaptığın hatayı bu gün de yaparsın. Yanarsın yıkılırsın ama iş işten geçmiştir: Dün ısırıldığın delikten hem bu gün ve hem de yarın ısırılırsın.

Şimdiki zaman elan doğru veya yanlışın yapıldığı zamandır. İnsan için tabir caizse ticaretin yapılış süreci gibidir şimdiki zaman: Kâr veya zararı en kısa gelecekte göreceğin zaman. Onun için burada yapılanın kalitesine dikkat edilmelidir. Zira yaptığın muhakkak sana dönecektir.
Gelecek zaman eğer ulaşılabilirse her zaman için büyük fırsat olarak görülmelidir. Burada büyük bir handikabın olduğunu unutmamak önemlidir: Gelecek zamanın ayarını kaçırmak. 

Gelecek zamanın kapsamı, alınacak bir tek nefesten ibaret olabildiği gibi, uzun yılları içine alan bir zaman dilimi de olabilir. Bu durumu iyice ölçüp biçmek ve böylece bilinçsel bir düzeye çıkmak çok önemlidir. Peki, bu durumda dikkatleri hangi zaman üzerinde yoğunlaştırmak gerekir? İşte bu sorunun doğru cevabı, gelecek zamanın ayarını oluşturur.
Zamanın ayarı, zaman hakkındaki yanılgılarla bozulur: İnsan, her aldığı nefesin kendi mülkiyetinde olduğunu düşününce yanılır. Çünkü her alınan en son nefesten sonra da bir nefes vardır ve o nefesi almaya insanın gücü yetmez. Öyle ise tek tek alınan nefeslerin kıymetinin farkında olarak hareket etmek gerekir.

İnsanın içinde olarak kanıksadığı bir yanılgı da yılları, on yılları kapsayan zaman dilimleri ile ilgilidir. İnsan bir tek nefese bile sahip değilken, on yılları kapsayan zaman dilimlerine sahip olduğunu düşünmesi hayal kırıklığı oluşturacak bir durumdur. Böylesi bir durumun, gerçeklikten uzak, tümüyle varsayımsal bir durumdan ibaret olduğu rahatlıkla söylenebilir.
Zamanın ayarını kaçırmanın birçok sonucu vardır. Bunlardan bir tanesi sorumlulukların ertelenmesi şeklinde zuhur eder. Nasılsa önümde çok uzun bir zaman var diyerek habire ertelenen sorumluluklar yarınlara ertelenir. Böylesi bir insan, aslında zaten sorumluluğun bilincinde olmayan bir insandır. Bir başka sonuç ise zamanın yıpratıcı sesinden gafil olmaktır. İnsan gibi bütün bir varlık âlemi de zamanla değişir. Öyle ki, bu değişikliğin farkına varmak bazen insanın aklını başına getirir ama bu durumda da zaman bitmiş ve artık iş işten geçmiştir.
Zamanın ayarını kaçırmayı bir paradigma haline getiren modern zihniyet, zamana karşı en büyük saygısızlığı yapmıştır. Modern zihniyete sahip olanlar zaman sermayesinin tümünü bu dünyaya hükmetmek üzerine kurgulamıştır. Bu dünya derken, doğasıyla, insanıyla, hayvanıyla bütün dünya akla gelmelidir.

Allah indirdiği vahiyle, birçok konuda olduğu gibi bu konuda da gerekli ikazları yapmıştır. Öncelikle insana çok az bir zaman verildiği uyarısında bulunmuştur. Bu kısa zaman içinde insanın peşini bırakmayan varoluşsal kaygı ve sorunlara çözümler getirmiştir. Bütün her şeyin olduğu gibi zamanın da insana verilmiş olan bir emanet olduğu bildirilmiştir. Emanet olarak verilmiş olan görünür görünmez bütün her şeyin hesabı gibi zamanın da hesabı sorulacaktır.

Hesabı verilecek bir zamanın ayarıyla kim oynayabilir? Bütün farkındalıkları birer nimet olarak düşünce soframıza koyan, bütün varlığın mutlak sahibi olan Allah’ı hesap dışı tutan kimseler, evet, ancak bu kimseler zamanın ayarıyla oynama cüretini gösterebilir. Zamanı hesaba katmayanların, zamanı geldiğinde, utanç ve çaresizlik içinde kahrolacaklarını Allah bize haber veriyor. Öyle ki, ölüp yok olmak isteyecekler ama ölüm kendilerine verilmeyecektir.

Zaman bir değirmen misali dönüşünü sürdürmektedir. Her insana zamandan bir parça verilmiştir. Verilen bu zamanın içini doldurmak insanın tasarrufuna bırakılmıştır. İnsanın uhdesinde olan tasarrufta bulunma hakkı, insanı öznel özerklik konumuna getirmiştir. İnsan bu konumundan dolayı tercihlerde bulunmaktadır. Yine insan bu konumu vesilesiyle yaptığı tercihlerden sorgulanacaktır. İşte yapılan o tercihlerin sonucu olarak, kimilerinin yüzü aydınlanacak, kimilerinin yüzü ise kararacaktır. Onun için zamanın ayarını bozmadan kullanmak için, bin düşünüp bir karar vermek gerekir. 

Ne mutlu zamanın ayarını kaçırmayan aydınlık yüzlü insanlara!

NELER SÖYLENDİ?
@
Gazete Manşetleri
E-Bülten Kayıt
ARŞİV ARAMA
tempobet