Cevdet Işık
Cevdet Işık
Giriş Tarihi : 17-09-2020 15:26

Öznel Özerklik-3

Kuşkusuz her insan yapıp ettiklerini, doğru bildiği veya yararına inandığı ölçüler dâhilinde yapar ki, daha iyiyi, daha yararlıyı, daha kaliteliyi elde etsin.

Hayatın devam ettiği bütün alanlarda gösterilen çabalar, daha iyi, daha yararlı ve daha kaliteli olana ulaşmak için yapılmaktadır.

İnsanlar, daha iyi olanın, daha yararlı olanın ve daha kaliteli olanın ne olduğu hususunda bir anlayış birliğine sahip midirler? Tabii ki hayır.

Öyle ise iyi, yararlı ve kaliteli olan hususunda görece bir durumla karşı karşıya olduğumuzu söyleyebiliriz. İnsanın bulunduğu yer ile bulunmak istediği yer arasındaki mesafe; iyinin, yararlının ve kalitelinin eşlik ettiği eylemlerle kapatılabilir.

Eğer insan kendi akıl ve iradesini, kabiliyet ve algısını mutlaklaştırmak suretiyle müstağni bir tavrı benimserse, o zaman insanların ortaklaşa tutunacakları herhangi bir tutamakları da olmaz.

İnsan, sahip olduğu sınır, kapasite ve imkânlarını mutlak ölçüt kabul etmek suretiyle diğer insanlar üzerinde hüküm icra etmeye kalkıştığında, bu demek olur ki, o insan, ilahlık heves ve arzusuyla hareket etmektedir.

Bu durum (ilahlık heves ve arzusu), gücün beraberinde getirdiği en büyük sapma olarak karşımıza çıkmaktadır. Güç ve iktidar sahipleri sözlü olarak bunu ifade etmeseler de davranışlarıyla ifade ederler. Güç, bir istisna olarak, bazı kimselerin aklını başına getirirken, ekseriyetle birçok kimsenin de aklını başından götürür. Yani aslında güçle sınanmak, sonuçları bakımından oldukça zor bir sınanmadır.

Tarihin ibretli sayfaları, güç sahiplerinin akla ziyan tasarruflarından meydana gelmiştir. Nice firavun ve nemrutlar, oluşturdukları korku iklimlerinde terör fırtınaları estirdiler. Kılık değiştirmek suretiyle aynı uygulamalar bugün de sürüp gitmiyor mu?   

Bu, niçin böyle olmaktadır? Çünkü gücü eline geçirenler, gücün verdiği hazla sarhoş oluyor. Bu tür insanlar, gücü, adalet kaygısını öne alarak kullanmak yerine, gücün etkisine girerek, gücün yönlendirdiği kimseler oluyor.

Güç, insanın değer ölçüsü haline geldiği zaman, gerçekte insanın öznel özerklik sebebiyle sahip olduğu öznel algısı da bozulmuş ve böylece terazisi de yanlış tartmaya başlamış olur.

İnsanın terazisi derken, insanı dengede tutan, insanı iyi olana meylettiren, iyi olanı tercih ettiren, iyinin yanında yer almasını ve iyiye destek olmasını salık verici dürtülerle uyaran, doğuştan bir sermaye gibi insana verilmiş olan vicdanı kastetmekteyiz.

Güç, nasıl ki aklın işleyişini bozarak, aklı sarhoş ederek üstünü örtüyorsa, aynı şekilde vicdanın da işleyişini bozarak, vicdanı sarhoş ederek vicdanın üstünü örtmektedir. Vicdanı bozulmuş veya vicdanı örtülmüş bir kimsenin insanlıkla bir ilgisinin kalması mümkün değildir. Yani vicdanı olmayanının insanlığı sakıt olur.

Modern ve postmodern insanın vicdanı ölü bir vicdandır. Dünya, vicdanı ölmüş seküler modern insanın hırsı yüzünden, hiçbir otun yeşerme imkânı bulamadığı çorak bir dünya haline gelmiştir. Dünya, uzun zamandan beridir bu vicdanı ölmüş insanın hükmü altında inim inim inlemektedir.

İnsan, iyi veya kötü bir şekilde aklını kullanarak tercihlerde bulunuyor. Bu, insanın sahip olduğu en büyük ve en önemli sermayedir. Bu sermaye, insana doğuştan/fıtri olarak emanet edilen öznel özerklik sermayesidir. Bu sermaye son derece önemli bir sermayedir. Bu sermaye, kısıtlı bir zaman ve kısıtlı bir zeminde kullanılmak üzere insana verilmiştir. Unutmayalım ki, insana verilenin, veriliş amacı doğrultusunda kullanılıp kullanılmadığının da hesabı sorulur.

İnsan öznel özerklik sermayesini kullanırken özerk bir özne konumunda bulunur. Yani eylemlerinde özne, tercihlerinde özerktir. Özgürlük olgusunun da bununla doğrudan ilgili olduğuna dikkat etmek gerekir. Bu lütuf, ikram ve değer beraberinde insana sorumluluğu da yüklemektedir. Kur’an’da, dağların bile taşıyamayacağı ağırlıktaki yük olarak zikredilen emanet, söz konusu bu sorumluluk yükü olmalıdır.

Vicdan, vicdanın niteliği ve vicdanın işlevselliği hep öznel özerlikle bağlantılı olarak, ya hakikatle buluşturuyor ya da hakikatten uzaklaştırıyor.

Öznel özerlik insanın yaşamsal dinamiğidir. Gerek değişim ve devrim fikrinin karar mekanizması ve gerekse statükoyu muhafaza etme iradesi, insanın sahip olduğu öznel özerkliğin doğal sonuçlarıdır.

Her insan, normal şartlar altında, -müspet veya menfi- bir benliğe sahiptir. Her insanın, bir fert olarak, bir benlik sahibi olması ne ila izah edilebilir? Bu çok önemli bir sorudur. Çünkü insan, sahip olduğu benlik kadar insandır. Bu da bizi öznel özerklikle buluşturmaktadır. Birbirinin eşanlamlısı olmasa da, öznel özerklik ile benlik arasında birinin diğerini gerektirdiği bir ilgi ve ilişki vardır.

Öznel özerkliği, insan benliğini oluşturan bir mekanizmaya benzetebiliriz. Bu mekanizmanın en önemli, en etkin ve en işlevsel unsurunu akıl oluşturmaktadır. İnsan, aklını çalıştırdıkça, yani aklını kullandıkça daha iyi bir akla doğru seyreder. İnsan aklına, aile, çevre ve okul gibi dış etkenlerin yaptığı etki, öznel özerkliğin yönünü belirler. İnsanın kültürel yaşamı, tutulan yön ve istikamet doğrultusunda şekillenir.

Aile, okul ve çevre ile birlikte öznel özerkliğin sağlıklı olarak maruf bir yönde seyretmesi için, yapılacak kitap okumaları birinci dereceden etkilidir. Hiç şüphesiz okuma olgusunun sadece kitapları okumakla sınırlı olmadığını biliyoruz. Zaten asıl olan da, okuma olgusunu, bütün bir ilgi ve ilişkileri kapsayacak şekilde geniş tutmaktır.

İnsan okurken hem düşünmekte hem taşınmakta ve hem de konuşmaktadır. Okumada, düşünme, taşınma ve konuşmayı oluşturan gerekçe, okunanı anlamaktır. Anlamak bir bakıma yaratılışın en önemli gerekçesi olarak karşımızda durmaktadır. Anlamdan yoksun olarak insanın Allah’a kulluk yapması mümkün olur mu? İşte bütün bu okuma, anlama, düşünme, konuşma gibi yaşamsal faaliyetleri kapsayan niteliksel işleyiş imkânını öznel özerklik ifadesiyle karşılıyoruz.

İnsanoğlu bu öznel özerklik imkânını ya hiç kullanmamakta ya da çok az kullanmaktadır. Dikkat çekmek istediğim husus, neredeyse bütün önemli sorunların hepsi, bu imkân kullanılmadığı için oluşmaktadır.

Öznel özerklik imkânını kullanmak hem bir hak ve hem de bir sorumluluktur. İnsanın varoluş amacını da bu kapsamda ele almak gerekir. İnsanın karar veren bir özne olması yani fiillerinin faili olması gibi daha birçok düşünsel eylemlilik hali de öznel özerklik kapsamında yer alır. İnsan, öznel özerklik gereği “özerk bir özne” olduğu halde bu niteliksel yapısını işletmemektedir. Böylece özgünlüğü oluşturan kişilik değerlerini de heba etmektedir.

NELER SÖYLENDİ?
@
Gazete Manşetleri
E-Bülten Kayıt
ARŞİV ARAMA
tempobet