Cevdet Işık
Cevdet Işık
Giriş Tarihi : 04-09-2020 08:22

Öznel Özerklik-2

İnsan üzerine konuşmak demek, bir bakıma insan olmanın imkânları üzerine konuşmak demektir. Eğer insan akıl ve irade sahibi olmasaydı, insanı sahip olduğu içgüdüsel yapı üzerinden tanımaya çalışırdık. Fakat hiçbir canlıda olmayan akıl ve irade imkânı insanda olduğu için, insan hakkında konuşurken daha bir titiz ve dikkatli olmayı gerektirmektedir. Burada üzerinde durduğumuz husus, Allah insanı bir fıtrat üzere ve bir amaç için yarattığı halde, insanın bu fıtrat ve amaçtan uzaklaşması hususudur.

İnsanın fıtri yapısı ile varoluş amacı, insanın hakiki konumunu oluşturmaktadır. Her insanın hakiki konumu, her insanın sahip olduğu öznel özerkliğini oluşturur. Bu hakiki konuma uygun veya aykırı bir hayat yaşamak hususunda insan özgür bırakılmıştır. Allah, insanın hakiki konumunu kaybetmemesi için, verdiği akıl nimetine dikkat çekerek, kullanımı için insanı tekraren uyarmaktadır. Allah, yeryüzündeki sineği de, gökyüzündeki güneş, ay ve yıldızı da örnek verir ki, insan aklını kullansın, en doğru kararları verebilsin. Bunun için de bir ayrıcalık olan öznel özerklik imkânının doğru kullanılması büyük bir önem taşımaktadır.

İnsan, öznel özerklik ayrıcalığına sahip olmanın gereği olarak bir çaba içinde olur,  emek verir ve varacağı karar için olgunluk düzeyine ulaşır. Allah hiçbir şeyi boşu boşuna yapmaz veya yaratmaz; her yaptığının bir hikmeti muhakkak vardır. Onun için insana verilen öznel özerklik de boşu boşuna verilmiş değildir. Her insan yaşayacağı hayatın nasıl bir hayat olacağına kendisi karar verir. Her insanın yaşadığı hayat, kendisinin hayat tarzını oluşturur. İnsanlar kendi hayat tarzlarını, sahip oldukları öznel özerklik sayesinde oluştururlar. Öznel özerkliğin bir gereği olarak insan, hem özne ve hem de özerktir. Bu özne ve özerklikten dolayı insan, aldığı kararlar için, kendi akıl ve iradesini kullandığı için, aldığı bu kararların neticesine de katlanmak zorundadır. O sebeptendir ki öznel özerkliğini koruyan insan, herhangi bir konuda “evet” veya “hayır” derken, aslında çok ciddi bir iş yaptığının da bilincinde olur.

Aslında mesele, insanın sorumluluğu ve sorumluluktan kaynaklanan failliğidir. Neticede yaşadığımız hayat tarzı, eylemlerden oluşan bir hayat tarzıdır. Eylem yoksa hayat da yoktur. Öznel özerklikle insan, yaptığı tercihlerle kendi hayatını yaşar. İşte işin tam burasında, şüpheyle karşılamamız gereken şey, yaşadığımız hayatın bizim hayatımız olup olmadığıdır. Yani kendi kararlarımızı kendimiz mi veriyoruz, yoksa başkaları mı veriyor? Örneğin biz Müslüman olduğumuzu söylüyoruz. Müslüman olduğumuzu söylerken, Müslümanlık hususunda verdiğimiz kararı beyan etmiş oluruz. Şayet Müslümanlığın anlamını araştırarak, bizim için getirdiği sorumlulukları bilerek kabul etmişsek, o zaman bu karar, öznel özerkliğimizden kaynaklanan bir karar olmuş olur. Eğer müslüman olmamız bir araştırma, bir soruşturma sonucu değilse, sadece ana-babadan intikal etmiş bir miras gibi ise, o zaman burada bizim kendimize ait bir karardan söz edemeyiz. Sözünü edemediğimiz düşünce, karar ve yaşantılar, başkalarının düşünce, karar ve yaşantıları olur. Bu durumda olan bir kimse hem özne hem de özerk olmadığı için, öznel özerkliğe de sahip değildir. Öznel özerkliğini yitiren kimse, özgürlüğünü de yitirmiş olur.

Öznel özerkliği yitirmek, insanlığı yitirmekle eş anlamlıdır. Öznel özerkliğin yitirilmesi, aklı ve iradenin dolayısıyla insanın kendisine özgü tercihlerin de yitirilmesi anlamına gelmektedir. Aslında bu durumda olan bir kimsenin söylenmeyen vasfı deliliktir. Burada yitirilenin bir emanet olduğu ve bu emaneti de yerlerin ve göklerin taşımaktan çekindiğini ve fakat insanın bu emaneti yüklendiğini hatırlayalım. (Ahzap, 33:72) Bu durum, Allah’ın insana verdiği en önemli emanet olan, öznel özerklik emanetinin zayi edilmesi demektir.

Kur’an’ın bize aktardığı İblis’in şeytanlaşma meselesi de öznel özerklikle ilgili bir meseledir. Burada bir başkaldırı ve sonuçta da niteliksel bir değişim söz konusudur. Buradan nasıl bir ders çıkarmalıyız? Allah’ın emrine başkaldırı neticesinde olumsuz anlamda bir niteliksel değişim meydana geldiğine göre, bugün de benzer tepkiler benzer neticeleri verecektir. Bugün Allah’ın emirleri Kuran olarak karşımızda durmaktadır. Kur’an’ı, öznel özerklik gereği ya kabul edeceğiz ya da kabul etmeyeceğiz. Bu tercih, bu karar, insanın nitelikler hususunda yaptığı bir tercih ve karar olmaktadır. Bu durum hayatın bütünü için geçerli bir durumdur.

Bir de şöyle bir durum vardır: Melekler öznel özerklik sahibi varlıklar değildirler. Meleklerin Âdeme secde etmesini nasıl anlayacağız? Farklı bir kategori olarak karşımızda duran melekler (melaike), öznel özerklikleri olmayan bütün varlıkların insanın emrine amade olduğunun ön habercisidir. Allah Âdem’e isimleri öğretmişti ama Âdem’in de aklını kullanarak bazı sonuçlara varması gerekiyordu. Belki de bunun talimini yapılmıştı. Karar verecek, bir şeyler yapacak; doğru yapacak, yanlış yapacak, hakikati bulacak vs. Nitekim ilk deneyiminde geçtiği sınırı fark etti ve tövbe ederek, hatasından dönüş yaptı.

“Bu dünya, öznel özerkliğe sahip insan ile şeytanın mücadele alanıdır. Şimdi burada, yani dünyada, şeytan somut bir şekilde görünmüyorsa eğer, bu mücadele nasıl ve kime karşı verilecek sorusu, ister istemez akla geliyor. Bu böyle olduğu için, öznel özerkliğe sahip insanların, yapacakları tercihlerin oluşturacağı mücadeleden başka bir durum ortalıkta görünmeyecektir. Yani insanın somut olarak mücadele edeceği şeytani varlıklar da, insan cinsinden olan şeytani varlıklar olacaktır.”

Öznel özerkliğin, toplumsal değişimle doğrudan bir ilgisi olduğunu Kur’an bize haber vermektedir. Toplumu oluşturan fertler kendi iç dünyalarını değiştirdikleri zaman, Allah da toplumu değiştirecektir. (Ra’d, 13:11)Bir kimsenin kendisini değiştirmesi demek, öznel özerklik gereği içinde bulunduğu durumdan rahatsız olması ve bu rahatsızlıktan kaynaklanan tavır değişikliğidir. Öznel özerklik bağlamındaki bu tavır değişikliği, toplumsal değişimlerin değişmeyen yasasıdır.

 

NELER SÖYLENDİ?
@
Cevdet Işık

Cevdet Işık

DİĞER YAZILARI Adalet Düşüncesinin İnşası Gerçekliğe Düşen Cemre: Oruç Bir Yolcu Gelir Gibi... Dumdum Kurşunu Tarih Felsefesinin Gerekliliği Konuşan Kuran Hz. Ali.... Rabbimiz Allah mıdır? Mikro Milliyetçilikler Sezai Karakoç Tanıklığım.. Milliyetçi Tasavvurları Aşmak-2- Milliyetçi Tasavvurları Aşmak-1 İtibar Üzerine... İktidar Tiryakiliği Kesintisiz Çoklu Okumalar Hayatsız Gündem Gündemsiz Hayat.. Kudüs Gerçekliğini Doğru Okumak... Nadide Zamanlar Yaşamsal Bir Unsur Olarak “Müphemlik” Varoluşsal Bir Trajedi Olarak Şeyleşme.. Bir Sorunsal Olarak Gündem Sorumluluğun Zirvesinde Bir Mü’min: Mehmet Akif.. Öznelliğin İktidarı-2 Öznelliğin İktidarı-1 Zamanın Ayarını Kaçırmak Farkı Fark Ettiren Fark Öznel Özerklik-3 Öznel Özerklik-1 Hayat Ve Hicret Yanıltıcı Varoluşsal Katılık... Kur’an Ahlakının Gerekliliği Hüzünle Giden Ramazan.. İnsanı Tanımak Hiçbir Şey Olmamak.. Müslümanların Kafes Hayatı Şuradan Şuraya Post Truth Dünyada Müslüman Kalmak Adaletin Ayağa Kalkması Yaraların Kabuk Bağlaması... Bir Nitelik Olarak Adaleti Ayakta Tutmak.. Sanal Resepsiyon.. Can Alıcı Ve Can Yakıcı Kısım İçerik Bakımından Adalet Çarkı Adl Üzere Bir Hayat Adaletin Kuşatıcılığı Aklın Hakikatinden Uzaklaşmak Cenneti Arayan Adam Felsefik Bir Nazarla Seçim Olgusu Bekâ Üzerine Zihinsel Bir Egzersiz Hakikate Dair Görmezlikten Gelmek... Kilitli Labirent: Üstünlük Çıkmazı Gizli Irkçılıklar
Advert
Gazete Manşetleri
E-Bülten Kayıt
ARŞİV ARAMA