Harun Yılmaz
Harun Yılmaz
Giriş Tarihi : 28-08-2020 21:28

Küfrün İhsanı Olmaz..

İnsanların yeniden diriltilecekleri güne kadar bana mühlet ver, dedi İblis. Allah da ona, sen mühlet verilenlerdensin, buyurdu. (Araf 14-15)

Aşağıdaki hikâyeyi ve devamındaki yazıyı, küresel çeteye karşı tek bir eleştirisi, itirazı, sorgulaması, rahatsızlığı, mücadelesi olmayıp; itibar sorgulamasını, basitleştirmeyi, hazımsızlığı yalnız ve yalnız kendi insanına yapanlara hediye ediyorum!

Biraz uzun; inşallah sabır gösteriniz bu yetime!

Osmanlı tebaasından bir Yahudi, bir sokaktan geçiyorken, ayağı, çıkıntı yapmış bir Arnavut kaldırımı taşına takılıp düşmüş. Yüz üstü kapaklanmaktan kurtulmak refleksiyle öne uzattığı elleri, yerdeki taze at tezeğine batmış.

Ayağa kalkınca pisliğe batmış ellerini yıkayıp temizlemek için bir çeşme bakınmış, ama bulamamış.

Zihninden ceplerini yoklayınca, mendilinin de olmadığını fark etmiş.

Ne yapayım, nasıl edeyim derken, sokakta oyun oynamakta olan çocuklara ilişmiş gözü.

Bu çocuklardan birini kestirmiş gözüne, varmış, sevimli bir hâl takınıp, sever gibi yaparak “yavrucuğum” dediği küçük, masum bir çocuğun saçına silmiş kirli ellerini.

Yahudi oradan uzaklaşırken beraber bu olayı unutmuş, ama Allah unutmamış; öldüğünde onu cennetine koymuş.

Demiş, “Ya Rabbi, beni neden cennetine koydun? Benim hayırlı bir amelim yok ki!”

Allah, ona cevap vermiş; “Hani birgün yere düşmüştün de pisliğe bulanan ellerini, oradaki çocuklardan birinin başına sürmüştün. İşte o çocuk bir yetimdi ve ilk kez birinin başını okşayıp, kendini sevdiğini zannetti. O yetim sevindiği için, seni cennetime koydum.”

Oysa başının okşandığını sanıp sevinen yetim, az sonra elini başına sürünce anlayacaktı bu adamın habis niyetini.

Gelelim kıssadan hisseye!

Gavurun yaptığı, yaptırdığı, yapılmasını istediği, övdüğü, iyiliğimiz için önerdiği her şeye karşı (gerçekten iyi niyetli olsalar bile), önce bazı ön koşullarımız olmalı.

Bizim iyiliğimizi çok aşırı şekilde istediklerini söyleyerek bir şeyin yapılmasını icbar ediyorlarsa, dahası zorla iyilik yapmaya çalışıyorlarsa, bu ön koşullar, onlara karşı şüpheli bir bakış, bir yargı, bir dikkat, bir feraset, bir tedbir hâlini almalıdır.

Bu ön koşullar bizi paranoyak yapmamalı, ancak onlara karşı zinde ve uyanık tutmalıdır.

Ezcümle; küreselci çetenin, Kovid-19 için DSÖ üzerinden, ulus hükümetlere aldırttığı tedbirlerin, insan sağlığı için olduğuna inanan Müslümanlar, bu küresel baskıyı idrak edemedikleri için, DSÖ ve onun temsil ettiği odaklara karşı zerrece tedbir almıyorlar; hatta tedbirli olunmasını önerenleri de “komplo teorisi üretmekle” ile itham ederek, söylediklerini değersizleştirmeye gayret ediyorlar.

Tam da bu yüzden İsmet Özel’in; “Gâvurun ihsanı olmaz!” sözünü bir ön koşul olarak kabul edeceğiz.

Mesela, “hâkimiyeti eline aldığı günden bu yana” (Bakara 205), insanlığa en ufak hayrı dokunmayan Batı’nın, durup dururken uyku girmiyor bir gece gözüne; “Yav arkadaş, şu caaanımm Türkiye’deki caaanımm kadınlara kocaları çok şiddet uyguluyor. Nasıl yapsak etsek de, Türkiye’deki kadınları kocalarının şiddetinden korusak. Hadi Osmanlı’nın son başkenti İstanbul’da bir sözleşme imzalayalım da Türkiye kadınını kocasının zulmünden kurtaralım…”

Ancak gelin görün ki, rakamlar aksini söylüyor; sırf, kadınımıza şiddeti önlemek için imzalattıkları bu sözleşmenin imzalandığı yıl olan 2011’de öldürülen kadın sayısı 121 iken, bu sayı her yıl artarak 2019’da 474’e çıkıyor. Ya bu sözleşme olmasaydı, daha çok kadın cinayeti işlenirdi, iddiası absürttür; çünkü şiddetin azmettiricisi her zaman Batı’dır (Bkz. Suriye, Irak, Yemen, Libya, Nijerya, 27 Mayıs, 12 Eylül, 28 Şubat ve 15 Temmuz’da Türkiye...)

Oysa, bir o kadar sayıda öldürülen çocuklardan, kaybolan çocuklardan, kadın cinayetlerinin 8-10 katı işlenen erkek cinayetlerinden, kadınlar tarafından baltayla parçalanıp, yemeğine zehir katılarak katledilen babalardan, dostuna çocuğunu öldürten kadınlardan hiç bahsetmezler.

Sabır hasletini kaybetmiş, zıvanadan çıkmış, zayıf erkekler tarafından kadınlar öldürüldükçe, erkeği cinayete azmettiren Batı elini ovuşturuyor, kurulmasına önayak olduğu kadın ve LGBT dernekleri de bu kanla besleniyor.

Mesela, 2015’ten 2019’a kadar 1.957.523 baba, kanun kuvvetiyle evinden, evladının yanından atılıyor. Yılda ortalama 391.505 baba, bu zulmün mağduru oluyor.

2015’ten 2019’a kadar yılda ortalama 391 kadın öldürülmüşken, evinden, evlatlarının yanından atılmış ortalama 391.114 erkek, baba silaha sarılmamış, şiddete başvurmamış; ancak Batı ve bağrımızdaki yerli süngüleri, “Kadına şiddet vaaaaar!” diye yaygara yapıyor. (Bir böceğin bile öldürülmesine, bir çiçeğin bile koparılmasına karşıyım; çarpıtmaya mahal yok, rakamlar konuşuyor!)

Bir diğer ön koşulumuz, Bakara’nın 11’inci âyetidir; “Onlara ‘Yeryüzünde bozgunculuk yapmayın/fesat çıkarmayın!’ denildiğinde, Biz ancak düzelticiyiz/ıslah ediciyiz.’ derler.”

Bu âyeti doğrudan şöyle anlayabiliriz; “Onlar, sizin iyiliğiniz (!) için hangi güzel sözlerle konuşuyorlarsa bile (Bakara 204), siz mutlaka onun tersini anlayın.” Çünkü onların güzel sözlerinin ardında fitne, fesat planları vardır; güzel, cafcaflı, janjanlı sözlerinin arkasına sakladıkları kötü niyetleri olabilir.

Oluyor da zaten.

Bill Gates, insanlığın küresel sağlığından bahsediyorsa, onun asıl gayesi küresel soykırımdır.

Elon Musk, mikroçiplerin hayatımızı kolaylaştıracağından bahsediyorsa, onun aslı, küresel bir yoksunluk tasarladığıdır.

Rockefeller Foundation, küresel kıtlıkla mücadele etmekten bahsediyorsa, onun aslı tüm dünyayı açlıktan kırmaktır.

Bu küresel tetikçiler ve sahipleri, hangi iyilikten bahsediyorlarsa, tüm insanlar, hayvanlar, bitkiler, eşyalar için küresel çapta fitne ve fesat tasarlıyorlardır aslında.

“Yok canım, Bill Gates, Elon Musk gibiler, neden insanları yok etmeyi planlasınlar ki?” diye düşünenler; Bakara suresinin 11. âyetinden ne anlıyorsunuz?

1450 yıl öncesine hapsedecekseniz ve bugün bir işinize yaramayacaksa bu âyetler, neden Allah’a iman ettik diyorsunuz?

Âyetleri, günümüzün kafirlerine, şeytanlarına uyarlamayacaksanız, neden İslam’ın izzetinden bahsediyorsunuz?

 “Ama aslında şunu planlıyoruz.” diyecek değiller ya; tabi ki, iyi cümlelerle konuşacaklar!

Mesela Rockefeller’in Türkiye’deki adamı Rahmi Koç, Türkiye’nin nüfusu 50 milyon kalsaydı, daha zengin olurduk derken, şu 30 milyon ölmeli, yok olmalı demez. Olumlu cümle kalıbının ardına saklanan niyeti, şu soruyla açığa çıkarabilirsiniz; “Diğer 30 milyona ne yapmayı planlıyorsunuz?”

Halbuki Müslümanlar zihni ve imani gıdasını Bakara 11’den alabilseydi, bunların ağızlarından çıkan her olumlu kalıba sahip sözleriyle oluşturdukları küresel algıyı, tek bir soruyla darmadağın edebilirlerdi; “Sana neden güvenelim?!”

Oysa bu soruyu bizim Müslümanlar, yine Müslümanlara soruyor; “Bir tek sen mi görüyorsun bunları, kafayı bunlarla bozmuşsun, senin söylediklerine neden ehemmiyet verelim?”

Böyle bakmanın, böyle demenin dünyada vebali, ahirette hesabı var oysa.

Bir başka ön koşulumuz, Hucurat’ın 6’ıncı âyetidir; “(Günahlarıyla Allah’tan uzaklaşmakta ve uzaklaştırmakta ısrar eden) Bir fasıktan haber aldığınızda, önce onun aslını/doğruluğunu araştırın.”

Demek ki, küresel ve yerel ölçekte bize verilen haberlere, sözlere, sözleşmelere, protokollere, (ilmî değil) bilimsel çalışmalara bu ön koşul kriterleri ışığında, gayet temkinli yaklaşmalıyız.

Asıl niyetleri, ellerindeki ve kalplerindeki pisliği tüm insanlığa bulaştırmak, ama bunu yaparken de birer hayırsever işadamı olarak algılanmak olan; eli, yüzü, kalbi, her yanı ve her ameli necasete bulanmış çağdaş emsalleri var hikayedeki Yahudi’nin.

Bu küresel bozguncularla aynı yeryüzünü paylaşıyoruz, ancak onlar, Allah’ın arzını, 7,5 milyar insanla paylaşmayı kesinlikle istemiyorlar.

Mesela Bill Gates, Elon Musk, Jeff Pezos, George Soros, DSÖ Başkanı Tedros Adhonam Gebreyesus, bunların her ülkede tetikçiliğini yapan bilim adamları, bürokrat, politikacı gibi bir yığın ehl-i küfür işbirlikçi ile onların sahipleri olan Rockefeller,  Rothschild, Openheimer, İngiliz Kraliyet Ailesi gibi azmettiriciler, ekinin (doğal bitki ve hayvan türünün) ve neslin (insan türünün) ifsadı için milyarlarca dolar harcıyorlar.

Bunların kurumsal hâlleri de var; DSÖ, ILO (Dünya çalışma Örgütü), FAO (Dünya Tarım Örgütü), BM, UNESCO, WB (Dünya Bankası), IMF (Uluslararası Para Fonu) ve daha birçoğu…

Bunların yeni dünya düzeninde her ülkede icracı bakanlıkları gibi çalışacak uzuvları da kuruluyor, kurulacak; sağlık bilim kurulları, toplum bilim kurulları, gıda bilim kurulları, eğitim bilim kurulları, kimin doğurup doğuramayacağına karar veren bilim kurulları, hangi çocuğun yaşayıp yaşamayacağına karar veren bilim kurulları…

Mevzuat olarak hayatımıza giren şekilleri de var tabi ki; Fulbright Anlaşması, CEDAW, İstanbul Sözleşmesi, Lanzarotte Sözleşmesi, GENDER politikaları, ETCEP projeleri gibi…

Kavramsal argümanlarını da görebilmeliyiz; toplumsal cinsiyet eşitliği (GENDER), toplumsal cinsiyet adaleti, queer, LGBT+ (ki; buradaki “+” işaretini anlamak bile büyük bir iştir), İstanbul Sözleşmesi’nin çevirisinde eş, aile diye ifade edilmesine rağmen, orijinal dilinde partner, ev olarak geçen kavramlar gibi…

Küresel ifsat niyetine rağmen ortak dili şudur onların; “Tüm insanların hayrı için, tüm insanlığın sağlığı için, bütün insanların refahı için…”

Bahsi geçenleri tanımak, tanımlamak, zihnimizde konumlandırmak için, aklımız, idrakimiz, aşağıdaki âyetlere göre şekillenmek zorundadır:

Bakara 204-205: “Bazı insanların dünya hayatı hakkında söyledikleri senin hoşuna gider. Samimi olduğunu ispat için, Allah’ı şahit gösterir. Oysa düşmanların en azılısıdır o. Hâkimiyeti eline alır almaz yeryüzünde bozgunculuk yapmaya, ekini ve nesli ifsad etmeye çalışır.

Enam 121: “Üzerine Allah'ın adı anılmayanlardan yemeyin.” (GDO, hibrit, hormon bu âyetle ikaz edilir bize.)

Nisa 119: “(Şeytan dedi ki) İnsanlara, Allah'ın yarattıklarının özünü değiştirmelerini tavsiye edeceğim!” (GDO, burada da karşımıza çıkar.)

Bakara 27: “Onlar, Allah ile ahitleştikleri hâlde, o yeminlerini bozarlar ve Allah’ın, insanlar arasında kurulmasını istediği bağları (iletişimi) kopararak, yeryüzünde fesat çıkarırlar.

Yukarıdaki ön koşullarla ve devamında bahsedilen âyetlerle olayları okumayan, okuyamayan, bu ferasetten yoksun kimseler; “İnsanların, kendi elleriyle (doğada) yaptıkları (ifsat) yüzünden, karada ve denizde düzen bozuldu (felaketler çıktı). Allah, insanlara kendi yaptıklarının sonuçlarını yaşatacaktır.” (Rum 41) hükmü gerçekleştiğinde bile, başlarına gelenlerden dolayı asıl failleri, yani küreselci çeteyi göremeyip, yine birbirlerini, komşusunu, kardeşini, akrabasını, köylüsünü, arkadaşını suçlayacak, onun kanını dökecektir.

Halbuki, zihnini, algısını küresel manipülasyonlarla değil, vahiy ile beslese insan, asıl düşmanın küreselci kafirler olduğunu hemen fark eder.

Küreselci çete, dünya nüfusunun çok fazla olduğunu, “insanın” dünyaya zarar verdiğini söylüyor ve küresel nüfusun 500 milyonla sınırlanmasını istiyor. Kimse şu soruyu sormuyor; geriye kalan 7,5 milyar insana ne yapacaksınız?

Bu yüzden yüzyıllardır filmlerle, (ilmi değil) bilimsel/akademik yayınlarla, küresel medya gücüyle zihnimize devamlı bir şey işlediler; “İnsan türü, yeryüzüne zarar veriyor, insan nüfusunun azalması lazım!”

Bilinçaltımıza işledikleri bu kurguya çoğumuzu da inandırdılar. “Allah’ın nimetlerini saymakla bitiremezsiniz” (İbrahim 14) ve “Çocuklarınızı rızık endişesiyle öldürmeyin” (İsra 17) diyen Allah’ın esirgeyici rahmetini unuttuk böylece. Oysa kendi hâlinde toprağını ekip biçen, hayvanını yayan bütün çiftçilerin toplamı, bu algıyı yaratan küreselci çetenin endüstriyel ölçekli şirketlerinden bir tanesininki kadar bile zarar vermedi dünya ekosistemine.

Şimdi, değil bu yazıyı okumak, gökten aleyhine âyet bile inse, küreselci çetenin fabrikalarından çıkacak aşıları, Kovid-19 aşısını insanlığın sağlığı ve umudu olarak görüp bekleyenlere, artık bir sözümüz olmaz, ama son olarak şunu söyleyebiliriz;

“Lütfen zihninize, kalbinize işlenen küresel virüs korkunuzu, bundan masun ve masum insanlara, çocuklara bulaştırmayın! Bu yaptığınız şey, telafisi imkansız bir kul hakkıdır!”

 

NELER SÖYLENDİ?
@
Harun Yılmaz

Harun Yılmaz

DİĞER YAZILARI Küfrün İhsanı Olmaz.. 28-08-2020 21:28 Müşfik Bir Millet(tik) Biz; Ne Oldu Bize? 28-07-2020 12:13 Zaman Çok Kısa; Ye, İç, Gül, Oyna… Bir Daha mı Geleceksin Dünyaya? 25-06-2020 20:08 Koronavirüs, Hastalık Değil, Servetin El Değiştirmesi Aracı Olabilir mi? 30-05-2020 06:03 Sahurun Vakti.. 26-04-2020 08:58 Abid Özmen, Sevda Kuşun Kanadında ve Bilderberg Toplantısı 09-04-2020 13:28 Her İnsan, Yapmadığı Tüm İyiliklerin Suçlusudur* 30-01-2020 13:14 Ziyanda Olan Kitlelerdir, Şahsiyetler Her Zaman Kazanır 29-12-2019 13:51 Yine Bir 24 Kasım Daha Geldi... 21-11-2019 22:07 Conseil Français Du Culte Musulmane veya Müslümanların Birlik Sorunu 25-10-2019 22:42 Türkiyeliler Defolsun! 28-09-2019 06:53 Baba Ne İşe Yarar?* 23-08-2019 07:21 Nezaketi Olmayan Bir Milletin Nihayeti Ya İllettir Ya Zillet!.. 28-06-2019 20:56 Toplumsal Cinsiyet Eşitliği - STK'lar Uyanıyor mu? 24-05-2019 10:35 Ümmi Bir Peygamberi Cahil Yapmak 19-04-2019 18:57 Atam Lut Gibi Bir Mürteciyim Ben! 28-03-2019 07:39 Dünyanın Öbür Ucundaki Kardeşlerimizin Ayağına Diken Battı 15-03-2019 21:21 LGBT’nin Onur Yürüyüşü 31-01-2019 09:28 İnsan Birey midir, Şahsiyet midir? 27-12-2018 22:11 Dilin Kavramsal Bütünlüğünün Bozulması 29-11-2018 21:31 Hac mı, Panayır mı? 25-10-2018 17:55 İnsan Bu! Yaprak Misali: Ya Şimale Savrulur Ya Kıbleye Eğilir! 25-09-2018 21:44 Pacta Sund Servanda 28-08-2018 00:53 İdam Cezası Neden Getirilemez? 16-07-2018 21:43 Sırat Köprüsü Nerededir, Bilir Miyiz? 08-06-2018 00:12
Gazete Manşetleri
E-Bülten Kayıt
ARŞİV ARAMA
tempobet