Muhammed Acar
Muhammed Acar
Giriş Tarihi : 11-08-2020 07:58

Beyrut Patlamasının Hatırlattıkları..

Gerçeklerin rüya, rüyaların ise gerçek olmasını ümit ediyoruz bugünlerde...

Bu yazıyı 2020 yılının Ağustos ayının başlarında yazıyorum. Yılın sadece yedi ayını ardımızda bırakmamıza rağmen, hem ülkemizde hem de dünyada felaket üstüne felaket yaşadık.

Felaketler zincirinin son halkası geçtiğimiz hafta Lübnan’ın başkenti Beyrut’ta yaşandı. Yüklü miktarda amonyum nitratın patlaması ya da patlatılması sonucu yüzlerce insan hayatını kaybetti, binlercesi de yaralandı.

Bölgemizdeki ülke ve şehirlerin hepsinin yeri ayrı ayrı kıymetli. Ancak Lübnan, özellikle de Beyrut coğrafyamızın adeta gözbebeği konumunda. Bir mahallenin güzel yüzlü, şirin bir çocuğu olur da herkes onun üzerine titrer ya hani, işte Beyrut’ta öyle bizim için.

Sadece tarihi güzellikleriyle değil, aynı zamanda Müslüman’ı ve Hıristiyan’ı ile, Şii’si ve Sünni’si ile, birçok farklı toplumun barış içinde yaşama örneğiyle de hayranlık duyulan bir ülke Lübnan. Bir süredir ekonomik sıkıntılarla boğuşan ülke, bu son felaketle birlikte daha da sert bir şekilde sarsıldı.

Bölgemizdeki ülkelerin dara düşmesi için leş toplayıcı sırtlanlar gibi bekleşen ‘medeni batı’nın o çok ilerlemiş sömürgeci ülkeleri Lübnan’da da boy göstermeye başladı bugünlerde. Yıllardır sıkıntılarla boğuşan Lübnan’ı seyretmekle yetinen Fransa başbakanı Macron, patlamanın hemen ertesi günü Beyrut’ta kameraların karşısındaydı. Peki niçin? Lübnan’ı içinde bulunduğu zor durumdan kurtarmak, ülkenin kalkınmasına yardımcı olmak için mi? Elbette hayır! Lübnan’ı sömürdüğü yılların özlemini çeken Fransa, yeniden o yıllara geri dönmenin hayalini kuruyor bugünlerde.

Lübnan üzerinden önümüze dökülen tablo bize çok şeyler söylüyor aslında. Zalimlerin gözünün her an üzerimizde olduğunu, zayıf anımızı kollayıp bizi yutmak için fırsat kolladıklarını söylüyor örneğin. Birbirimizden güç almadığımız, kendi problemlerimizi kendimiz çözmediğimiz sürece, gücümüzün an be an eriyip yittiğini, problemlerin daha da çözümsüz hale geldiğini söylüyor. Direnişi kuşanmamız, direnişe sahip çıkmamız, direnişi yalnız bırakmamamız gerektiğini söylüyor.

Lübnan’da yaşanan patlamanın hemen sonrasında, İslami direniş hareketi Hizbullah’ın Lübnan’dan çıkarılması gerektiği dillendirilmeye başlandı. Hem de henüz ölülerin bedenleri yerlerde, enkaz altlarındayken bu söylenmeye başlandı. Bununla eş zamanlı olarak, birileri çıkıp Lübnan yeniden Fransa mandası altına girsin demeye başladı. Bu art niyetli yaklaşımlar, açık şekilde bu patlamanın bir sabotaj aracılığıyla gerçekleştirilmiş olduğuna işaret ediyor.

Daha dün gözümüzün önünde komşumuz Suriye’yi parçalamaya çalıştılar. Bugün ise hedefte Lübnan, hedefin ortasında Hizbullah var. İzzetini yitirmemiş her Müslüman’ın görevidir bugün Hizbullah’ı savunmak. Dualarımız güzel Beyrut’un barış şehri olarak kalabilmesi için. Lübnan için dualarımız…

Feyruz’un kulaktan girip kalbe işleyen sesiyle nağmelere döktüğü o dizelerle bitirelim yazımızı.

Beyrut’un olsun

Külden bir zafer Beyrut’un olsun

Elleri üstünde taşıdığı bir çocuğun kanıyla...

 

NELER SÖYLENDİ?
@
Gazete Manşetleri
E-Bülten Kayıt
ARŞİV ARAMA
tempobet