Mehmet Deveci
Mehmet Deveci
Giriş Tarihi : 16-07-2020 21:06

Hiçbir Şey Anlatmayan Şiirler...

Hiçbir şey anlatmayan şiirlerden geliyorum. İçinde dağ, taş, ova ve nehirler olan hayallerin hemen yanından, bulutların başucundan... Gidilmemiş yollar kalmıştı zihnimin sokaklarında. Onların en derinlerinden, yorulmuş adımlardan geliyorum.

Gittikçe uzaklaşıyorum kalabalıklardan ve somut gerçeklerin çok uzağında kendime yeni başlangıçlar arıyorum.

Sabah oluyor ve sonra akşam. Geceye denk geliyor insanın kırgınlıkları ve sabaha kadar sürüyor beklentileri. Durup düşünüyor, susup düşlüyor ve bulamadığı soruların sonuna vardır bir hayır ekleyip gözlerini yumuyor.

Vardı bir hayır. O hayrın ne olduğuna yaşarken denk geleceğiz muhtemelen. Fark edeceğiz mi peki?

Üzüldük çok. Sebebi kaçıncı sayfada yazacak?

Vefa bekledik sevdikçe. Gelmedi o son otobüs ve kaldık tüm duraklarda. Unutulduk bir kışa çevrilmiş hayallerde ve saçaklarda buzlar donup kaldı bizim bu kırgınlığımıza.

Kadere iman ettik. Bu imanın gereğince sahiplenip yolda koymadık sırtımızdaki ince yükleri. Omzumuzdan indirmedik bizim bildiğimiz sesleri. Kıymık gibi battı yaşanmışlık ve içimiz burkulup kaldı tüm mazi dolu resimlerde.

Bunların hepsi ne zaman geçecek?

Umursamaz bir efkârı var hüznümün. Nerde olursa olsun gelip buluyor beni ve aklım ermiyor onun bu ilgisine. Dünya böyle ya: Kaçtıkların kovalar ve beklediklerin umursamaz ömrünün bitişini. Dünya yarım hikâyelerin sahnesidir ama ben bu oyunu kaldıramıyorum artık. Yarım kalmış her şeye takılıp kalıyor kişisel gelişimim. Kalıyor ve aklımın ucundan içime kadar giriyor. Beynime, yüreğime ve hislerime kadar dokunuyor kırgınlıklarım.

Oturup dinlenilmedik konu kaldı mı diye düşünüyorum kısacık yaz gecelerinin sabahı geç olan karanlıklarında. Damlamasın diye avuç içlerime aldığım sevmelerim geliyor aklıma. Kıyamadığım incecik sesler geliyor içimin başköşesine. Hüzün dolu şeyler geliyor gözlerimin dolusuna. Yummaya kıyamadığım gözlerimin dolusuna. Gelen bunca şey içinde artık kendimi bulamıyorum.

Susmaktan yorulmuş kelimeleri ha gayret deyip dışarı salıyorum. Ağır aksak bir savaşçının adımları gibi düşüyorlar boşluklara. Zor da olsa seslerini rüzgâra bırakıyorlar. Ama yankısı yok artık hevesimin. Kuşlara bakıyorum sonra. Gagalarındaki yemlerden taşıyorlar yuvalarına. Yağan yağmura aldırış etmeden emek veriyorlar sabaha. Bu ertesi sabah yine devam ediyor kaldığı yerden. Vazgeçmiyor sevimli serçe. Kumrular hakeza. Kuşların sevmesinden istiyorum, diyorum büyük boşluğa. Ne zaman olur?

Az kaldı vazgeçeceğim istemekten. İstemek insanı yorar ve beklentisiz hayatlar seni çağırır, haydi gel diye. Olmazsa gideceğim.

Tüm hayretleri bitirdim. İnsan hayret ediyor diye bir cümlem kalmadı artık. Bak ellerime: Parmak aralarından ne damlıyor? Kıyamadığım ne varsa onlardan birer zerre var şimdi yere düşenler arasında.

Ben bu esen rüzgârlar kırıp dökmez sanırdım. Eser, kırp döker, durulup yine yerine döner sanırdım. Rüzgârlar kuruturmuş tazecik umutları ve dallarını kırarmış ağaçların. Kırılan dal yerine gelmezmiş, bu sıradan bir cümle değil elbette. Kırılmak, ölmek demektir bir dal için. Bir dal için bile üzülüyor insan. İnsana ağlar.

Şuna eminim:

İnsan ne kadar öğrenirse öğrensin hayret etmeyi öğrenemiyor tam olarak. Her seferinde daha çok, daha büyük hayretler çıkıyor karşısına. İnsan hayret ediyor diye başlayan tüm cümleler beni artık şaşırtmıyor. Hayretini gizleme gereği duyarken bu içinde duramayıp kelime olarak çıkabiliyor. Bu da hayret edecek bir şey değil midir? Konuşmaya bile gerek duymayacağı şeylere ne diye hayret eder ki? Etmese iyi. İnsan bir de yazıyor bunca hayreti. Bu daha da vahim değil mi?

 

NELER SÖYLENDİ?
@
Advert
Gazete Manşetleri
E-Bülten Kayıt
ARŞİV ARAMA
bettilt