Ayşegül Akdeniz
Ayşegül Akdeniz
Giriş Tarihi : 21-06-2020 13:12
Güncelleme : 24-06-2020 09:15

Halka Merhamet Etmeyene Hak Merhamet Etmez.

   Geçen haftadan beri -sosyal medyada gördüğüm bir haber sebebiyle-  mahzun ve kederliyim. O kadar ki, aklıma geldikçe huzurum da, uykum da kaçıyor. Şu yaklaşık 30 milyon civarında tuttuğu iddia edilen (resmî bir açıklama yapılmadığı için tam rakam bilinmeyen) konserden bahsediyorum. Sosyal medyadaki tepkilere bakıyorum. Bazıları milletten hâlâ mesajla 10 lira yardım talep edilirken seyircisiz konserler için bu kadar para harcanır mı diyerek eleştirmiş haklı olarak. Üstelik megastar sanatçıların bile doğru dürüst izlenmediğini dile getirmişler. Demek ki milletin vicdanını rahatsız etmiş ki bu hadise, çoğu kişi tepki olarak izlemek bile istememiş konserleri. 
   Bazı yazarlar da tiye almışlar meseleyi. Mesela muhafazakâr bir yazar, facebook hesabında, Arif Nihat Asya'nın 'Dua' isimli şiirini konser konusuna uyarlamış:
   "Biz kısık sesleriz, konser alanlarını, Sen Ajda Pekkan'sız bırakma Allahım! 
   Savaşta çağır İslâmcıları,  Barışta sen bizleri Sibel Can'sız bırakma Allahım!"      Bir diğer gazete yazarı da yine facebook hesabında şunları yazmış:   
   "Her gün onlarca ölümle yüzleştiğimiz, âdeta ölüm sırası beklediğimiz şu salgın günlerinde imanımızı Ajda ve Sibel gibi şarkıcılarla güçlendiren yöneticilerimize çok teşekkür ederim. Az daha imansız ölecektik!"    
   Bu hiciv mahiyetindeki yazıların altındaki yorumlara göz atıyorum. Kimi gülen emoji koyup dalga geçmiş, kimi üzgün ve kızgın emojiler koyup tepki göstermiş. "Bir daha bizden oy yok bunlara" yazan da var, "O paralar ihtiyaç sahiplerinin hakkıydı, ben hakkımı helal etmiyorum." şeklinde tepki gösteren de var. Velhasıl seçmen tepkili, kızgın ve üzgün... Büyük bir hayal kırıklığı içinde... 'Kızgınlığım geçer de, kırgınlığıma çare bulamadım.' diyordu ya merhum Üstat Necip Fazıl... Belki kızgınlıklar zaman içinde geçer, ama kırgınlık ve hayal kırıklıkları ne olacak sahi?..    
   Gençlerin sesine kulak veriyorum. Onlar da daha önce güvenip oy verdikleri iktidar partisine tepkililer. Söz ve icraatı farklı olanlar bize güven telkin etmiyorlar artık diyorlar.     
   Facebook'ta konuyu tiye almak suretiyle bahseden ve böylece hayran kitlesinin gazını da alan  gazete yazarının gazetedeki köşesine bakıyorum konuyla ilgili ciddi bir uyarı yazısı var mı diye. Ama yok malesef... Bir uyarı yazısı yazsa, kendisinin de, siyasette yer alan yakınının da menfaatine halel gelir sonra...Olacak iş mi? Oysa 'Dost acı söyler' demişlerdi bir zamanlar atalarımız. Ah, işte o dostlara o kadar ihtiyaç var ki günümüzde...     

 *     *     *   

    "Haksızlık karşısında susan dilsiz şeytandır." sözü hadis mi yoksa kelam-ı kibar mı diye araştırırken internette, ülkemizin sevilen hocalarından Sayın Nihat Hatipoğlu'nun konuyla ilgili güzel bir yazısına rastladım. Çok hoşuma giden bu yazının en çarpıcı kısımlarını aktarmak istiyorum:    
   • Herhangi bir hak sahibinin hakkı gaspedilirken, buna seyirci olarak duran kişi dilsiz şeytandır.     
   • Mağdur ve yoksul insanlar açlıkla kıvranırken, tıka basa yemek yiyen ve bu yoksul insanları asla önemsemeyen kişi dilsiz şeytandır.     
   • Gücün yanında yer alan ve zulüm altında inleyen insana destek vermeyen kişi dilsiz şeytandır.  
   • Hak sahibine hakkını vermeyen, vermeye aracı olmayan, bunun için mücadele etmeyen kişi dilsiz şeytandır. 
   • Zalim ve diktatör olanlara sen zalimsin demeyen kişi dilsiz şeytandır.  
   • Atacağı her adımda menfaatini düşünen, yarının endişesiyle zulme karşı sessiz duran ve sürekli kıvıran, renksiz, karaktersiz ve kişiliksiz her kişi dilsiz şeytandır. 
   • Elindeki imkânın bir kısmını fakir ve mağdurla paylaşmayıp, onun perişan hâlini geniş karnıyla seyreden kişi dilsiz şeytandır.
   • Aleyhine de olsa, adaletin ve haklının yanında yer almayan kişi dilsiz şeytandır.    
   Hoca çok güzel açıklamış 'dilsiz şeytan' tabirini. Ben de bu ifadelerin altına imzamı atıyorum ve alkışlıyorum. 

     *     *     *    

   O kadar çok ihtiyaç sahibi mağdur aile var ki çevremde... Kiminin işi yok, kimi aylardır çalışmadığı için kirasını ödeyemeyecek durumda, kimi zaruri ihtiyaçlarını karşılayamıyor. Sadece birinden bahsedeyim biraz: Yaklaşık 3 aydır yardım talebi için başvurmuş olmasına rağmen yolunu gözlediği 1000 lirası bir türlü gelmeyen Yasemin hanıma sordum geçen gün para hâlâ gelmedi mi diye. Geçen hafta geldi dedi. 3 aydır beklediği para nihayet eline ulaşan bu hanım, hem çalışmayıp hem de kendisine maddî-manevî eziyet veren eşinden boşanmış, temizliğe giderek 3 çocuğunu okutmaya ve evini geçindirmeye çalışan çilekeş bir insan. Daha önce kirasını ödeyemediği için oturduğu evden atılmış, 9 ay boş bir dükkânda kalmış. Bir süre önce de belinden ameliyat olunca birkaç ay çalışamamış ve hem kira, hem de fatura borçları birikmiş. İnsafsız ev sahibi de hemen mahkemeye vermiş. Bana ulaşıp hâlini arzedince, duyarlı arkadaşlarla dayanışma içinde yardımcı olmaya çalıştık, kira ve fatura borçları ödendi. Yakın zamana kadar bu ailenin doğalgazı bile kesikti. Mutfakta küçük tüp kullanıyorlar ve komşularının evinde yıkanıyorlardı. Yasemin hanım, bu derece zor durumda olduğu ve yardım için her yere başvurduğu hâlde herhangi bir yardım yapılmamış. Geçen sene kaymakamlık tarafından 3 ayda bir 400 lira yardım yapılırken bu sene o da kesilmiş. Gerekçe olarak da kızın özel üniversitede okuyor demişler. Oysa özel bir üniversiteyi yüzde elli bursla kazanan kızının okul ücretini de hayırseverlerin desteğiyle ödüyor. Şimdi de pandemi döneminde kimse işe çağırmadığı için çalışamamış. 3 aylık dönemde belediyeden 2 hafta kadar yetebilecek 1 koli gıda yardımı, -kadının isim ve adresini ulaştırdığımız Kızılay'dan- 600 tl yardım ve nihayet 1000 tl devlet desteği gelmiş. Bu kadının zaten her ay 1000 tl kira ve bunun yanısıra fatura masrafları var. Eline ulaşan toplamda 1600 tl ile hangi masrafını karşılasın? Böyle kardeşlerimize elimizden geldiğince destek olmaya çalıştık, ama o kadar çok kişi var ki çevremizde benzer durumda, hangi birine yetişelim?    
   Öte yandan yıllardır hayat mücadelesi veren bu insanlar bir de duyuyorlar ki, onlar devlet babadan yardım beklerken şarkıcılara bir konser için 100 bin, 200 bin gibi rakamlar ödeniyor. Haklı olarak büyük kırgınlık yaşıyorlar ve hakkımızı helal etmiyoruz diyorlar. İçlerinde parti üyeliğini sildirenler de var.     "Falanca partinin belediyesi de konserler için şu kadar para ödedi" diyerek savunmaya geçenler de oluyor bazen. Oysa bizim ölçümüz falanca veya filanca parti değil ki... Bizim ölçümüz, Kur'an, sünnet ve adalet timsali Hz. Ömer (r.a.) gibi şahsiyetler...    
   Kendilerine destek olunan ve memnun edilen şarkıcılar zaten geliri ve yaşam standardı gayet iyi olan insanlar. Müzisyenlere gelince, onlara da halka yapılan yardım neyse aynısı yapılmalıydı destek mahiyetinde. Şarkıcı ve müzisyenlerin ne gibi bir ayrıcalığı ve üstünlüğü var ki bu kadar yüksek bir ödenek ayrıldı?..   
   Bir konserden 100 bin lira alan bir şarkıcıya, 1000 lira olan kirasını bile ödemekte zorlanan ve ev sahibi tarafından mahkemeye verilen Yasemin hanımın 100 kira bedeli kadar ücret ödenmiş oluyor. Bu adalet mi? Sosyal devlet böyle mi olmalı?      Çok açık ortada olan bu haksız ve hatalı tutum, adalet ve merhametten yana olan tüm vicdanları kanattı. Üstelik hâlâ hem virüs tehlikesi hem de hastalık ve ölüm vakaları  devam ediyorken , kimi hastalıkla mücadele ederken, kimi yakınının hastalık haberiyle sarsılmış, kimi de ani ölüm haberiyle yıkılmışken, binlerce evsizin de sığınacak yeri yokken, konserin hiç sırası değildi. Eskiden komşumuzun bir acısı varsa televizyon bile açmazdık. Büyüklerimiz 'ayıp' derlerdi bize. Böyle öğrenmiştik. Bize ne oldu böyle?..    
   Vakit, yardıma muhtaç vatandaşa, dula, yetime, düşküne, evsize yardım zamanıydı. Dolayısıyla tüm siyasiler ve bilhassa da idareciler bilmelidir ki, bir ülkede tek bir aç ve muhtaç varken yapılan israfın hesabı çok şiddetli olur. Hangi partiden olursa olsun, hangi makam tarafından yapılırsa yapılsın, gerekli olmayan tüm harcamalar israftır, kul hakkıdır. Zira devletin parası ve malı emanettir. Yüce Rabbimiz, hayat kitabımız Kur'an'da şöyle ikazda bulunuyor:    "Allah size emanetleri ehline vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğinizde adaletle hükmetmenizi emreder. Allah bununla ne de güzel öğüt veriyor. Şüphesiz Allah, her şeyi işiten ve görendir." (Nisa 4 / 58)   
   "Ey Davud! Biz seni yeryüzünde halife yaptık. Sen de insanlar arasında adaletle hükmet! Nefsinin hevesine uyma ki, seni Allah yolundan saptırmasın. Doğrusu, Allah yolundan sapanlara, hesap gününü unutmalarına karşılık çetin bir azap vardır." (Sa'd 38 / 26)   
   "Emrolunduğun gibi dosdoğru ol! Onların heveslerine uyma ve şöyle de: Allah'ın indirdiği kitaba inandım ve aranızda adaletle hükmetmekle emrolundum." (Şura 42 / 15)   
   "Akrabaya, yoksula, yolda kalmışa hakkını ver. Sakın israf ederek saçıp savurma! Çünkü saçıp savuranlar şeytanların kardeşleridir. Şeytan ise Rabbine karşı çok nankördür." (İsra 17 /26-27)   
   "Yiyiniz, içiniz; fakat israf etmeyiniz. Çünkü Allah israf edenleri sevmez." (A'raf 7 / 31)    
   İsraf; her konuda haddi aşmak, saçıp savurmak demektir.     
   Bir nehrin kenarında abdest alırken bile suyu israf etmeyi yasaklayan Şefkat Âbidesi Peygamber Efendimiz (s.a.v.) ise bu konuyla alakalı şöyle buyuruyor:   
   "Müslümanlar'ın başına idareci olarak geçen kimse, kendisi için istediği şeyleri diğer Müslümanlar için istemez, onlara karşı şefkat duygusu taşımazsa, cennetin kokusunu duyamaz." (Camiu's-sağîr)    
   "İnsanları idare etmeyi üzerine alan bir kimse, kendisini ve ailesini düşündüğü gibi yönettiği kişileri de düşünmedikçe, kıyamet günü cennetin kokusunu bile alamaz." (Buhârî)       "Kim bu ümmetin başına idareci olarak geçtikten sonra adaletten şaşarsa, Allah onu yüzüstü cehenneme atacaktır." (Camiu's-sağîr)    
   "Halka merhamet etmeyene, Hak merhamet etmez." (Beyhakî / Taberanî)    
   "Her biriniz birer çobansınız ve yönetiminizde bulunanlardan sorumlusunuz. İmam (devlet reisi), çobandır ve yönettiği kişilerden sorumludur......" (Buhârî)    
   O hâlde, Allah katında hesabının ve cezasının  şiddetli olmasını istemeyen tüm idareciler, yönettikleri yerde geçimini sağlamakta zorlanan bir tek dul kadın, sokakta yaşayıp da çöpten yemek arayan bir tek aç ve yardıma muhtaç insan varken, israf etmek şöyle dursun, -nefis muhasebesi sebebiyle- rahat bir şekilde uyumamalıdır. 

NELER SÖYLENDİ?
@
Gazete Manşetleri
E-Bülten Kayıt
ARŞİV ARAMA
tempobet