Ayşegül Akdeniz
Ayşegül Akdeniz
Giriş Tarihi : 11-06-2020 07:26
Güncelleme : 11-06-2020 11:38

Camide Yatan Evsiz ve Kafamdaki Soru İşaretleri...

İstanbul'da soğuk ve yağışlı bir gündü... Evsizler yararına çorba dağıtımı gibi faaliyetleri olan bir derneğin toplantısından dönüyordum.

Oralarda park sorunu olur diye aracımla değil de vasıtayla gitmeyi tercih etmiştim. Dönüşte de

Taksim'den dolmuşa bindim. Biraz yağmur yağınca hemen trafik yoğunlaştığı için ikindi namazı geçmesin diye Aksaray'da inip namazımı kılayım, sonra tekrar binip eve gideyim diye düşündüm ve Aksaray'da inip bir camiye girdim alelacele. Girerken kenarda yatan bir adam dikkatimi çekti. Hanımlar kısmına girip namazımı kıldım. Meğer hanımlar kısmının da ayrı kapısı varmış; ama aceleden farketmemişim. Aklım o yerde yatan adamda kaldığı için tekrar aynı kapıya yöneldim çıkmak için. Bu arada adama dikkat ettim. Üzerine eski bir palto atmış, ama ayağında çorap bile yok. Kıvrılmış  bir kenara... 

Orada bulunan cemaate bir göz gezdirdim. Kimi oturmuş Kur'an okuyor, kimi tesbih çekiyor. Muhtemelen namazı bekliyorlar. Bir Allah'ın kulu da kalkıp bu gariban adamla ilgilenmiyor. İmam zaten görev odaklıdır, namaz vakti gelip namaz kıldırır gider. 

Adam kimbilir kaç saattir orada yatıyordu?..
Bu soğukta niye çorabı yoktu acaba? Çorap alacak parası mı yoktu, yoksa zihinsel özürlü biri miydi? Belki de soğuktan zatürre olmuştu, orada can cekişiyordu. Kimbilir?..
Cemaatin ilgi alanına girmiyordu bu adam. 
Fetih suresindeki ayette Allahu Teâlâ 'İman edenler birbirlerine karşı gayet merhametlidirler.' (Fetih 29) buyursa da, onlar o anda kendi yaptıkları ibadeti daha önemli görüyorlardı. 

Belki de Kur'an okuyan adam o anda 'Onlar, mallarında isteyenler ve (isteyemeyip) mahrum kalanlar için belli bir hak bulunan kimselerdir.' 
(Mearic 24-25) ayetini okuyordu da, anlamını bilmeden okuyup geçiyordu. 

Gözünün önündeki yardıma muhtaç evsiz insanı görmezden gelip yok sayan şu cemaat, günümüz muhafazakâr insanının bir temsili miydi acaba?..

Gidip dışarıdaki dükkânlarda bir erkek çorabı aradım. Pazar günü olduğu için bazı dükkânlar da kapalıydı. Neyse ki bir tane erkek çorabı bulabildim. Aldığım çorabı, yiyecek ve meyve suyuyla birlikte adamın yanına bıraktım. Uyuyordu. Karşı tarafta Kur'an okumakta olan bir adam bana doğru baktı. 'Uyanınca onun için  bıraktığımı söylersiniz' dedim. Başını salladı.

Tekrar bindim vasıtaya ve eve doğru yol almaya başladım. Ama aklım o adamda kalmıştı. Hâlâ da hatırlarım zaman zaman. Özellikle de geceleri kimsesiz-sahipsiz insanları düşünürken zihnime pek çok soru üşüşür.

Acaba kimdi o camideki adam?       

Nasıl bir hayat hikâyesi vardı?           

Neden orada yatıyordu?

Allah'ın evi olan camiler yatsıdan sonra kapandığına göre gece nerede yatıyordu? Şimdi yaşıyor muydu acaba? Yoksa sağken bu garibanlara sahip çıkmayan belediye yetkilileri, bir köşede cansız bedenini bulup kimsesizler mezarlığına mı defnetmişlerdi?..

Şefkat-Der Başkanı Hayrettin Bulan'ın hatıralarını anlatırken bahsettiği o çöpten yiyecek arayan, 'Bacım, onlar pis, mikroplu. Ben sana temiz bir yiyecek alayım.' diye teklif ettiğinde ise kızıp tersleyen, 'Sadece 1 lira istiyorum' diyen kadın şimdi nerededir acaba? Yine çöplerden yiyecek toplamaya devam mı ediyordur?..

O 1 lirayla ne yapmak istiyordu acaba? Simit ya da çay mı almak istiyordu?.. 10 yıl sokaklarda ve parklarda yaşayan, daha sonra Şefkat Der'e yönlendirilen 80 yaşındaki Abdurrahman dede gibi başka yaşlılar da var mıdır acaba sokakları mesken edinen?

Güzel İşler Derneği'nin güzel gönüllü insanlarının hafta sonu çorba ve yemek dağıtımı yaptıklarında elleriyle yemek yedirdikleri o engelli amca da ortalarda yoktu. Acaba organ mafyası mı kaçırdı onu?.. Zaten en kolay ulaşabilecekleri insanlar sokaklardaki engelliler ve kimsesizler değil mi?..
Bir başka dernek yetkilisinin bahsettiği 'Caddenin kenarında bir genci yatmış vaziyette gördüm. Yetkilileri aradım, akşam iş dönüşü yine aynı genci  aynı yerde yatarken gördüm.' dediği sahipsiz genç şimdi nerelerde acaba?..
Bizim sahip çıkamadığımız gençlere ya mafya sahip çıkarsa?..
Ya hırsız, arsız olup hem kendi dünya ve ahiretlerini mahveder, hem de başkalarına zarar verirlerse?..

Tüm bunların sorumlusu kim?..        

Topyekûn bu insanları yok sayan toplum değil mi?..

Ramazanlarda biz iftar ve sahurda türlü türlü nimetlerle donatılmış sofralarda yemek yerken, birileri hâlâ çöpten yemek topluyorsa, sahurda yiyecek bir şey bulup oruç tutamıyorsa, acaba orucun hikmetini tam olarak kavramış oluyor muyuz? Sadece zekât-fitre vermekle Müslümanlık ve kardeşlik vazifemizi ifa etmiş oluyor muyuz? Orucumuz kabul oluyor mu acaba? Mağdur insanlara sahip çıkmak için, sahabenin yaptığı gibi maddî- manevî her fedakârlığı yapan kardeşlerimizi yalnız bırakmanın bir vebali yok mu acaba?..

Ashab-ı Suffa'nın, yoksul ve düşkünlerin hamisi olan
Rasûlullah Efendimiz ( s.a.v ), bir müddetliğine aramıza gelip misafir olsaydı, sokaklarda yaşam mücadelesi veren kardeşlerimizin hâlini görseydi, mahzun olmaz mıydı? Bizden razı olur muydu acaba?.. Ya Rabbimiz de bizden razı değilse?..

Keşke böyle yardıma muhtaç insanları gördüğümüzde haber verebileceğimiz şefkat külliyeleri olsaydı her ilimizde ve çoğunluğu Müslüman olan  bir toplumda böyle manzaralara rastlanmasaydı...

*   *   *
Bakıyorum da herkeste bir meşguliyet, bir yoğunluk... Bu işlerle ilgilenmeye vakitleri yok malesef... Tasavvuf ehli bir alimin sohbetinde dinlediğim, bir Allah dostuna talebesinin gelip gurur ve iftiharla kitap yazdığını söylemesi, Allah dostunun ise 'Keşke kitap yazacağına bir gönül kazansaydın' diye cevap vermesi geldi aklıma. Bazen ilim sahibi olmanın, kitap yazmak vb. işlerin nefiste gurur, kibir ve enaniyete yol açabildiğine, oysa gönül kazanmanın Allah katında çok daha ulvi ve rıza-yı ilâhîyi kazanmaya vesile olduğuna işaret etmek istemiş Allah dostu. 

Sanırım bu husus üzerinde çok düşünmemiz ve Hz. Ömer'e atfedilen 'Hesaba çekilmeden önce kendinizi hesaba çekin!' sözü mucibince, ciddi bir nefis muhasebesi yapmamız gerekiyor.

NELER SÖYLENDİ?
@
Gazete Manşetleri
E-Bülten Kayıt
ARŞİV ARAMA
tempobet