Muhammed Acar
Muhammed Acar
Giriş Tarihi : 04-05-2020 20:00
Güncelleme : 11-05-2020 07:09

Savrulmalar

İnsan git gide yalnızlaşıyor, git gide bir şeylerden uzaklaşıyor. İlkokula başladığınızda bir sınıf dolusu arkadaş ediniyorsunuz. Ortaokulda arkadaş sayısı yirmiye, lisede üçe-beşe iniyor. Üniversitede eski tanıdıklardan biri, en çok ikisiyle dost kalabiliyorsunuz. Fakülte bittiğinde çoğu kere dostluklar ve hâtıralar da küllenmeye başlıyor. Herkes bir yana savrulmuş oluyor. Bilmediğiniz illerde askerlik, tanımadığınız iklimlerde memurluk yapıyorsunuz.

Hayat savrulmaktan mı ibaret dersiniz? Kaybediyorken "kaybolmanın" adı yaşamak mı? Kaybettiğiniz her arkadaş sizden bazı şeyleri götürüyor. Eksilmeleri, azalmaları hissediyorsunuz. Eksile-azala bir mücadeleyi sürdürmek zorundasınız.

Dost yüzler acaba bizlere bir şeyler mi fısıldamakta? Onlar bizi ikaz ile mi görevli? Ne kadar şaşırtıcı! Dostlar ve arkadaşlar sanki bizim aynamız. Onları yaş almış görünce, hayatın hızını daha iyi anlıyoruz. Onların hastalanışı, tedbire işaret. Onlardaki dirâyet ve azim, bize de güç-kuvvet oluyor. Belli ki: dostlar ve arkadaşlar birbirlerinin pusulası, birbirlerinin kılavuzu.

Devir değiştikçe, bilim ilerledikçe, yalnız kalışlar ve darmadağın oluşlar hızlanır mı? Yeni rüzgârlar çıkar mı? Belli ki çıkabiliyor. Gözle görülmeyecek kadar küçük bir virüs, koca bir dünyayı içinde barındıran insanı yerle yeksan edebiliyor.

Salgının bize öğrettiği şeyler var. İnsanlar durup dinlenmeyi de özlemeli. Hayatı dolu dolu yaşamak için tutunduklarımız çoğu zaman bizi yoruyor. Sıkıntımızı gidermek için yeni oyuncaklar arıyoruz kendimize. Edindiğimiz her oyuncak canımızı daha çok sıkıyor. Huzuru maddede aramaktan vazgeçmeliyiz artık. Bir dost sıcaklığına, sıcak bir gülümsemeye, içten bir sarılmaya ne kadar da ihtiyacımız varmış, bugünlerde daha iyi anlıyoruz.

Kendimizle kalmaya, düşünmeye ihtiyacımız var ama insanlarla olan yakınlığımızı da kaybetmemiz lazım. İnsanlar arasında ne kadar yakınlık varsa, toplum o kadar diri ve dinamik oluyor. İnsanların konuşması, fark etmesi lâzım. Gençliği sportif ve kültürel faaliyetlerle bir araya getirmek gerekir. Gençleri birbirinden saklamanın, "birbirinden uzaklaştırmak" demek olduğunu anlamak zorundayız.

Yaşadığımız salgın sonrası daha dijital bir çağa geçiş yapacağız, bu doğru. Bu dijitalleşme, zaten zayıf olan insan ilişkilerini daha da zayıflatabilir. Şimdi doğaya ve insana dokunmak yasak! Bitkilerle bile aramıza mesafe koyuluyor. Geçtiğimiz günlerde devreye alınan Dijital Tarım Pazarı projesi ile, artık görmeden ve dokunmadan sebze-meyve alınabileceği duyuruldu. Oysa, insanın dokunması lazım toprağa, yağmura ve yerden bitenlere. Dokunsun ki, katılaşan kalbi yumuşasın..

Birbirimizden uzak kalınca kalbimiz katılaştı. Kalbimiz katılaşınca birbirimizi anlayamadık. Anlayamayınca sevemedik. Sevemeyince yakın olamadık. Nihayetinde, yakın olamayınca da, birbirimize girdik.

“Nazar kıldım şu dünyâya, kurulmuş tuzağa benzer” diyen Yunus, ne de güzel demiş.

NELER SÖYLENDİ?
@
Gazete Manşetleri
E-Bülten Kayıt
ARŞİV ARAMA